TopMenu

18 Eylül 2011

Dil Bilgisi Akademik Çalışma


DİL NEDİR?

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, Kendisine özgü yasaları olan ve ancak bu yasalar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, Temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli anlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş sosyal bir kurumdur.

Bir sesli işaretler sistemi olan dil, aynı toplulukta yaşayan veya aynı milletten olan insanların anlaşabilmelerini sağlayan en gelişmiş iletişim aracıdır. Dilin kaynağı çok eskilere dayanır ve dilin kendinden doğma kuralları vardır. Dil, toplumun ortaklaşa meydana getirdiği ve kullandığı canlı bir varlık, sosyal bir kurumdur.


İnsan, canlılar içinde düşünen, duyan, anlayan, öğrenen, üreten bir varlıktır. Bu niteliklerden dolayı, öteki canlılardan daha üstündür.İnsan bir toplum içinde yaşamak, ihtiyaçlarını karşılamak için çevresindekilerle konuşmak, anlaşmak mecburiyetindedir.Bu mecburiyeti insanoğlunu, duyup düşündüklerini kendinden başkalarına da duyuracak bir anlatım aracı bulmaya itmiştir. Böylelikle ilk başta ilkel, sonraları gittikçe gelişen anlaşma yolları bulunmuştur.
İnsanların, önceleri çeşitli işaretlerle sağladıkları anlaşmalar daha sonra basit seslenmelere ve ünlemlere dönüşmüştür. Bu ünlemler aşama aşama duygu, düşünce ve dileklerimizi belirtebileceğimiz konuşmaya ulaşmıştır.
Medeniyette gelişme hızlandıkça anlatılacak olan kavramlar çoğalmış, kullanılan sesler gitgide özel anlamlar kazanmış, kelimeler ortaya çıkmış ve ilkel bir konuşma dili oluşmuştur.İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan en gelişmiş bildirim aracı dildir. Dil, dilbilimciler tarafından bir toplumu oluşturan kişilerin düşünce ve duygularının o toplumda ses ve anlatım bakımından geçerli ortak ögeler ve kurallardan faydalanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü ve gelişmiş bir sistem olarak tanımlanmıştır.

Ana dil
Bugün ses yapısı, şekil ve anlam bakımından birbirinden az ya da çok farklılaşmış bulunan dil veya lehçelerin, kök bakımından bilinmeyen bir tarihte birleştikleri ortak dil: Ana Türkçe, Ana Moğolca, Ana Altayca, Lâtince vb. İnsanın doğup büyüdüğü aile ve soyca bağlı bulunduğu toplum çevresinden öğrendiği, bilinç altına inen ve kişilerle toplum arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dil.

DİLİN ÖZELLİKLERİ

1. Dil canlı bir varlıktır:
Dil, kalıplaşmış, değişmez, durgun bir yapıya sahip değildir.Aksine kendi yapı ve işleyişinin gerektirdiği özelliklere, tarih, sosyal ve kültürel şekillenmelere bağlıdır. Zaman içinde az veya çok değişerek yol alan sürekli bir akış halindedir.Dil kelimeye dayanır ve kelime hayatın akışı içinde çeşitli yönleriyle değişikliğe uğrar.

Bunu, dilimizdeki bazı kelimelerin zamanla yok olmasıyla (budun), bazı kelimelerin anlam değişikliğine uğramasıyla (yavuz: kötügyiğit), başka dillerden kelimeler alınmasıyla (misafir), sonradan türetme yoluyla yeni kelimeler oluşturulmasıyla (bilgisayar) açıklayabiliriz. Öyle ki, artık Türkçenin lehçeleri arasındaki ortaklıklar fark edilemeyecek kadar azalmış, Türkçenin kolları anlaşılmaz derecede büyük değişikliklere uğramıştır.

2. Dil sosyal bir kurumdur:
Dil, insanın iç dünyası ile dış dünyası arasında bağlantı kuran bir araçtır. Bu da öncelikle konuşma ile gerçekleşir. Ancak, konuşmanın gerçekleşebilmesi için insanın tek olarak bulunması yeterli değildir. Bir kimse düşünce ve duygularını konuşma yoluyla başkalarına aktarabildiğine göre dilin varlığı, insan topluluklarının varlığına bağlıdır. Dil, tek bir insan varlığının olduğu kadar toplumun varlığının da ayrılmaz bir parçası ve temel taşlarından biridir. Dilin toplumla olan bu yakın bağı onu sosyal bir kurum haline getirmiştir.İnsanlar, konuştukları dilin temel kavramları üzerinde anlaşmışlardır. Kelime ile karşıladığı kavram arasındaki çağrışım ilişkisine dayanan bu anlaşmayı, dağ, pınar, yol kelimeleriyle örneklendirebiliriz. Bu kelimeler, hepimizin zihninde aynı kavramları canlandırır. Dilin bağlı olduğu kurallar ve kanallar vardır. Bunlar da onun sosyal bir varlık olduğunun katıdır.


3. Dil, düşüncenin göstergesidir.
Dil ve düşünce birbiriyle uyumlu bir gelişme gösterir.İnsanın dili geliştikçe düşünce ufku da gelişir.İnsanın düşünce ve zekası dilinde ve dil ürünlerinde karşımıza çıkar. Bir insanın düşünce dünyasını konuşmasından anlayabiliriz; biz de konuşmalarımızı düşünce dünyamızın el verdiği ölçüde ayarlayabiliriz


DİLİN ÖNEMİ

Dil, gelişmiş bir iletişim aracıdır.
Dilin varlığı, ancak insanın varlığıyla mümkündür.
Dil, seslerden oluşmuş bir anlaşma sistemidir.
Tam anlamıyla anlatma ve anlaşma; seslerden örülü kurallar bütünü olan “dil” ile sağlanır.
Dil, düşünce ve zekânın bir göstergesidir.
Dil, canlı bir varlıktır. (adak, ayıg, sarıg, edgü, gök [kök], uçmak, yanıt, yabız vb.)
Dil, sosyal bir varlıktır.
Dil, bir ortaklıktır.
Dil, sadece iletişim kurmakla kalmaz, aynı zamanda bu iletişim sonucu doğan kültür unsurlarının da nesilden nesle aktarılmasını sağlar.

Dilin önemiyle ilgili sözler

“Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç şüphesiz dilini gözden geçirmek olurdu.Çünkü, dil kusurlu ise kelimeler düşünceyi iyi ifade edemez.Düşünce iyi ifade edilemezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Görev ve hizmetin gerektiği şekilde yapılamadığı yerlerde âdet, kural ve kültür bozulur. Âdet, kural ve kültür bozulursa, adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez.İşte, bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”
                                                    KONFÜÇYÜS

“Ülkesini ve yüksek istiklâlini  korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
 “Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir.Çünkü, Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza  olunduğunu görüyor.
 “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
                                                         ATATÜRK
DİLİN MİLLET HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

Dil birliği, milleti oluşturan özelliklerin başında gelir.
Bir milletin dili; onun tarihi, dini ve kültürüyle iç içedir.
Millet için gerekli olan her şey, dilde saklanır.
Dil; milletin manevî ve kültür değerlerini, millet olabilme özelliklerini bünyesinde sımsıkı muhafaza eder.
Dil, milleti meydana getiren bireyler arasında ortak duygu ve düşünceler meydana getirir.
Dil, milletin birlik ve bütünlüğünü sağlayan en güçlü bağdır.
Dil, milletin kültürünü ve tarihini gelecek nesillere aktararak tarih bilinci oluşturur.
Milletin özellikleri dil kullanılarak yeni nesillere öğretilir
            Dil, geçmişi bugüne, bugünü yarına bağlar.
            Sanat (özellikle edebiyat) eserleri dille oluşturulur ve milletin estetik anlayışını ortaya kor.
            Dil kendi canlılığı ve sosyal oluşu ile milleti de canlı ve bir arada tutar.



DİL - KÜLTÜR İLİŞKİSİ

KÜLTÜR
Sözlük anlamıyla “1. Tarihî, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddî ve manevî değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere ilet­mede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin, 2. Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü, 3. Muhakeme, zevk ve eleştirme yetenekle­rinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi, 4. Bireyin kazan­dığı bilgi, 5. Uygun biyolojik şartlarda bir mikrop türünü üretme, 6. Tarım” şeklinde tanımlanan kültürün farklı alanlar için değişik tanımları ve yorumları da vardır. Atatürk’ün ifadesiyle kültür; okumak, anlamak, görebilmek, görebil­diğinden anlam çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekayı terbiye etmektir.
Prof. Dr. Zeynep Korkmaz kültür konusunda şunları söyler: “Kültür, insanı öteki yaratıklardan ayıran, dolayısıyla da yalnızca insana vergi olan bir özelliktir. En ilkel topluluklardan başlayarak en gelişmiş insan topluluklarına varıncaya kadar, bütün toplumların kendilerine göre birer kültürlerinin bulunduğu inkâr kabul etmez bir gerçektir. Ne var ki, toplumların hayat karşısındaki tutum ve davranışları biribirinden farklı olduğu, yaşayışlarında, eğitim ve düşünce tarzlarında, yaratıcılıklarında biribirini tutmayan başkalıklar bulunduğu için bu başkalıklar, kültürleri toplumdan topluma değişik ve çeşitli yapılarda karşımıza çıkarmıştır. Bir kültür için vazgeçilmez önem taşıyan unsurlar, başka bir kültür için önemsiz sayılabilir. Toplumların ve dünyadaki milletlerin mozayik hâlindeki farklı görünümleri de genellikle kültür yapılarındaki bu farklılıktan kaynaklanmaktadır.”
Kültür, milletin fertleri arasında sosyal akrabalık bağını oluşturan (başta dil olmak üzere, tarih, din, örf ve âdetler, hukuk sistemi, müzik, güzel sanatlar, ekonomi, ahlâk anlayışı ve dünya görüşü... gibi) maddî ve manevî değerlerin tümüdür ve bu değerler kültürün başlıca unsurlarını oluşturur. Bunlar o milletin fertlerini birbirine bağlarken, diğer milletlerden ayırır; içeride birleştirici, dışarıya karşı ayırıcı rol üstlenir.
Bu açıklamalardan sonra kültürün özellikleri şöyle özetlenebilir:

Kültürün özellikleri

Kültür;
1. Millîdir,
2. Tarihîdir,
3. Özgündür,
4. Milletin ortak malıdır,
5. Canlı ve tabiî bir varlıktır,
6. Ahenkli bir bütündür,
7. Özü değiştirilemez.

Devletler; milletlerin kendilerini korumak, yaşatmak ve yükseltmek için kurdukları sosyal organizasyonlardır. Devletin varlığı milletle mümkündür. Milleti ayakta tutan, ona dinamizm ve ruh veren temel güç ise millî kültürdür. Bu tarihî ve sosyal gerçek, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.” özdeyişinde veciz ifadesini bulmuştur.
Kültür, bir değerler bütünü, bir yaşama tarzıdır. Yüzyıllar içerisinde, bir milletin diğer milletlerden farklı olarak geliştirdiği duygu, düşünce ve hayat görüşü, kültür’dür. Kültür; gelenek ve görenekleri, hukuk sistemini, ahlâk anlayışını, dünya görüşünü içine alır.

DİL VE KÜLTÜR
Dil, millî kültürün temel unsuru ve taşıyıcısıdır. Maddî-manevî kültürel değerlerin oluşmasında ve aktarılmasında dilin inkar kabul etmez bir rolü vardır. Edipler, kendi dönemlerindeki olayların, anlayışların, geleneklerin... izlerini ister istemez, yazılı veya sözlü olarak ortaya koydukları eserlerine yansıtırlar. Bu eserleri okuyan yeni nesil, kendi kültürünü, kendi değerlerini öğrenir ve sosyal bir miras olarak kendinden sonra gelenlere aktarır. Bütün bunlar dil sayesinde gerçekleştiği için dil ve kültür birbirini tamamlayan birbirinden ayrılmayan unsurlardır. Dil olmaksızın kültür aktarımı sınırlı kalır. Dil, geçmişi bugüne, bugünü yarına bağlar.

 Ziya Gökalp. dili kültürün temel unsuru sayar. 0, bu görüşünde haklıdır. Zira dil, duygu ve düşüncenin âdeta kabıdır. Bir milletin bütün duygu ve düşünce hazinesi, dil kabına veya kalıbına dökülür ve bu dil kabı ile yerden yere, nesilden nesle aktarılır. Yazı, dilin sesini kaydeden bir vasıta olarak dilin bir parçasıdır. Fakat kültür. söz ile de bir millet arasına     yayılır .
Dil kültürün temeli olduğuna göre, bir milletin dil ile ifade ettiği sözlü. yazılı her şey kültür kavramına girer. Sabahtan akşama kadar evde. sokakta. çarşıda, iş yerinde konuşan halk, farkında olmadan dil tarlasını eker, biçer. Dilin duygu ve düşünce ile dolmasının sebebi, günlük hayata çok yakın olmasıdır.
Aslında dili yaratan hayat, daha doğrusu sosyal hayattır. Anne çocuğuna bir oyuncak verir: ” Bak sana otomobil getirdim “ der. Böylece çocuk. oyuncak otomobil ile beraber “ otomobil “ kelimesini öğrenir. Fakat dil her zaman böyle bir eşya gösterilerek  öğrenilmez. Bebek etrafında mânâsını anlamadığı birtakım sesler duyar. Zamanla onların bir şeye tekabül ettiğini öğrenir.
Dil deyince, konuşulan ve yazılan bütün kelime  ve cümleleri anlamak lâzımdır.Halk günlük hayatında kelimeleri menşelerine göre ayırmaz. Onu ilgilendiren, kelimelerin mânâsı, işe yaramasıdır. Bir bakkal dükkânında on dakika oturup halkı dinleyerek hangi kelimeleri kullandığını tespit edebilirsiniz.
İlle öztürkçe yazılmamış,” normal “, “ tabii “  yazılı bir mahsulde, bir gazete veya kitapta da bu işi yapabilirsiniz. ” Normal “  ve “ tabii “  konuşan halk gibi, “ normal “  ve “ tabii “ yazan bir yazar da kelimelerin menşeine değil mânâsına, nüansına ve işe yararlılığına önem verir .
Konuşma veya yazı dilinde kelimeleri, Türkçe, yabancı diye ayırmak “ normal “ veya “ tabii “ konuşma ve yazmaya aykırı bir davranıştır. Bu yapma tutumu kırıtkan kadınların hâl ve tavrında olduğu gibi derhal fark edersiniz. Böyle yapanlar dikkatlerini bahsedecekleri şeye verecekleri yerde belli kelimelere verirler. Onlar için önemli olan eşya, duygu ve düşünce değil, öztürkçe kelimelerdir. Bir yazan değerlendirirken, fikirlerine değil, kullandığı kelimelere bakarlar. Onlara göre öztürkçe kelime kullananlar iyi, kullanmayanlar kötüdür. Bu ölçüyü öztürkçeden önce yazılmış eserlere tatbik ederseniz, hepsi kötüdür. Fuzuli, Baki, Nedim, Şeyh Galib, Fikret, Akif, hattâ Yahya Kemal, Reşat Nuri bile... Böyle bir davranış tarzının ne kadar barbarca  olduğunu buna göre ölçebilirsiniz.
Her millet dilini ve kültürünü yüzyıllar boyunca yoğurur. Bu esnada o, akan bir nehir gibi, içinden geçtiği her topraktan bazı unsurları alır. Her medenî milletin konuşma ve yazı dili, karşılaştığı medeniyetlerden alınma kelime ve deyimlerle doludur. Bu bakımdan her milletin dili, o milletin çağlar boyunca yaşadığı tarihin âdeta özetidir. Dile bu gözle bakılırsa mânâ kazanır.
Batılı dil âlimleri, filologlar yazılı veya sözlü kültür  eserlerini incelerken, bir arkeolog gibi hareket ederler. Bir nevi “ dil arkeolojisi “ yaparlar. İlkin inceledikleri metnin tarihini tespite çalışırlar. Zira, her metin dil tarihinin bir kesitini verir. O kesitte, o anda bulunan ve o ana kadar dile girmiş olan her kelimenin, yerli, yabancı ayırmaksızın yazılışı, söylenişi, mânâsı dikkatle tespit edilir. Zira en küçük bir işaret, bir ses değişmesi, o kelime hatta bütün metnin, mânâsını değiştirebilir. Eğer Sümerce bir metinde Tanrı ve at kelimeleri Türkçe Tanrı ve at mânâlarına  geliyorsa, bu, bütün insanlık tarihine yeni bir gözle bakmayı gerektirir. Bundan dolayı dil âlimleri, filologlar eski metinleri incelerken kılı kırk yararlar .  Kelimelerin menşeleri onları dil ve kültür tarihi bakımından ilgilendirir. Göktürk harfleriyle yazılmış bir mezar taşında görülen Çince, Hintçe bir kelime, dil ve kültür tarihi bakımından önemli bir mânâ taşır. Türklere ait eski metinlerde sade Türkçe kelimelere önem vererek, yabancıları bir kenara atmak hem kültür kavramına, hem de ilmî düşünceye aykırıdır. Dili bir milletin medeniyet tarihinin aynası olarak inceleyenler, onda pek çok şey görürler.
Dil ile tarih ve kültür arasındaki münasebeti bilen bir kimse, dili tek başına almaz. Zira dilde her kelimenin yazılış, ses, şekil ve mânâsını tayin eden, tarih ve kültürdür. Yunus Emre'nin şiirlerinin dilini, yazıldığı devir ve çevreden ayrı  ele alamazsınız. Zira ağacın kökleri gelenek ile beraber , yetiştiği topraklara sımsıkı bağlıdır. Bu da gösterir ki, filolog sadece dilci değil, geniş kültürlü, kafası dil gibi hayatın bütün imkânlarına açık bir insan olmalıdır.
Kültür eserleri, dilin belli bir yer ve anda donmuş şekilleridir. Bu bakımdan onların abidelerden farkları yoktur. Kütüphaneler dil abidelerini toplayan müzelerdir. Dil, bir kap olduğuna göre onlara ” duygu, düşünce, hayal müzeleri “ demek gerekir. Biz eskiden yaşamış insanların hayat tecrübelerini, inanç ve değerlerini bu eserlerden öğreniriz. Aslında dili hem şekil, hem muhtevasıyla inceleyen filolojinin gayesi, insan kültürünü tanımaktır. Fakat bu görüşe ancak dil ile kültür arasındaki bağlantıyı görenler ulaşabilirler.







DİL BİLGİSİNİN BÖLÜMLERİ

Ses, hece, kelime, kelime grubu, cümle gibi birimlerden oluşan dilde bu unsurları inceleyen, dilin özellikleriyle konuşmada ve yazmada uyulması gereken kuralları belirleyen bilim dalına dil bilgisi denir.
Dil bilgisinin bölümleri:

1. Ses bilgisi (fonetik): Sesler, seslerin oluşması, sınıflandırılması, heceler, ses değişmeleri, ünlü ve ünsüz uyumları, ünlü-ünsüz ilişkileri, ses olayları vb. konular ses bilgisinin konularıdır. Örnek: a, ba, a-ra-ba, kaşık>kaşığı, yegâne vb.

2. Kelime bilgisi (morfoloji): Şekil bilgisi de denir. Dil biliminin, kelimeleri, kelime yapılarını, anlam ve görev yönünden kelime türlerini, kelimelerin şekil ve anlam bakımından gösterdikleri değişmeleri inceleyen koludur. Örnek: basit, türemiş, birleşik kelimeler; isimler, sıfatlar, zamirler, edatlar; adlaşmış sıfatlar vb.

3. Cümle bilgisi (sentaks): Cümleleri, söz dizimini, cümle kuruluşunu, cümle öğelerini ve cümle türlerini ele alır. Örnek: devrik cümle, kurallı cümle, basit cümle, kesik cümle, özne, yüklem, nesne vb.

4. Anlam Bilgisi (semantik): Kelimelerin tarihî süreç içerisinde geçirdikleri anlam değişmelerini ve türlü anlam özelliklerini inceler. Örnek: gerçek, yan, mecaz anlamlı kelimeler; eş sesli, eş anlamlı, zıt anlamlı kelimeler; deyim, terim, argo anlam; anlam daralması, anlam genişlemesi, mecaz-ı mürsel, güzel adlandırma vb.

5. Köken bilgisi (etimoloji): Kelimelerin kökenini, yani başlangıçta nasıl olduğunu, sonradan ne gibi değişmelere uğradığını, bir kelimenin Türkçe mi yoksa başka dilden mi olduğunu vb. inceler. Örnek: geliyorum < kele yorır men, ev < eb...


DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI

YERYÜZÜNDEKİ DİLLER
Her milletin, her kavmin kendine göre bir anlaşma sistemi olduğu gerçeğinden yola çıkarak, dünyada ne kadar kavim varsa o kadar dil vardır diyebiliriz. Nitekim, bugün ölü olan dillerle birlikte yeryüzünde yaklaşık olarak üç bin civarında dilin varlığından bahsedilmektedir. Ancak nüfus itibariyle yüz milyondan fazla kişi tarafından konuşulan dilleri saymak istersek bu sayının parmakla sayılabilecek kadar azalacağı görülecektir.
Dilin nasıl doğduğu ve konuşmanın nasıl ortaya çıktığı konusunda dil bilimciler tarafından birtakım teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazılarına göre konuşma, insanın tabiattaki sesleri taklidinden ortaya çıkmıştır. Bazılarına göre ise bütün dünya dilleri tek kaynaktan doğmuştur. Bu ve bunun gibi teorilerin her birinin kendine göre bazı mantıklı gerekçeleri olmakla birlikte dil araştırmaları için gerekli olan metinlerden en eski yazılı belgelerin günümüzden ancak 5500 yıl kadar öncesine ait olması, ilk insanların ise bundan binlerce, belki de milyonlarca yıl önce yaşamış olmaları, dillerin doğuşu hakkında kesin bir yargıya varılamayacağını gösteriyor.
Yeryüzündeki diller söz dizimi, zaman, yapı, canlı olma – ölü olma, kaynak olma ve türeme , edebî dil, konuşma dili gibi çeşitli prensiplere göre sınıflandırılmaktadır. Biz burada dilleri yapı ve köken akrabalığına göre sınıflandırma geleneğine uyarak iki başlık altında inceleyeceğiz:


I. KÖKEN BAKIMINDAN DİLLER
Köken bakımından birbirine yakın, aynı kaynaktan çıkan akraba diller  dil ailelerini oluşturlar. Dillerin birbirleriyle bir dil ailesi oluşturacak şekilde akrabalıklarının saptanmasında o dillerin ses yapısı, şekil yapısı, cümle yapısı, köken bilgisi ve ortak kelimeleri bakımlarından benzerlikleri araştırılır. Bir dil ailesindeki dillerin kökenini oluşturan ana dile ait metinler pek bulunmasa da  gruptaki diller arasında yukarıda sayılan noktalar bakımından benzerliklerin bulunması, zamanla birbirinden uzaklaşan dillerin, bilinmeyen bir yerde ve zamanda konuşulan ana dilden ortaya çıktığını göstermektedir. Bir ana dile ait metinler olmasa bile, bu ana dilin bir çok özelliğini, kendisinden türeyen, ailedeki dilleri birbirleriyle karşılaştırarak tespit etmek mümkündür.
Dil ailesi ifadesi, dillerin köken akrabalığını belirtmeye yarar. Bu terim, akraba dilleri konuşan milletlerin aynı soydan geldikleri anlamını taşımaz. “Aynı soydan gelen ve dilleri akraba olan milletler bulunduğu gibi, ırk bakımından birbirleri ile hiçbir ilişkisi bulunmayan fakat aralarında kültür ilişkisi ve kültür bağı görülen milletler de vardır. Nitekim, Hint – Avrupa dil ailesi içinde yer alan diller, birbirleri ile soy bağı bulunmayan birçok millet tarafından konuşulmaktadır. Bu diller herhangi bir soy ve ırk birliğine bağlı olmaksızın, temelde ortak bir ana dile dayanan, birbirinden türemiş; fakat zaman içinde değişip başkalaşmış olan dillerdir. Fransız ve Rumen dillerinin Lâtinceden türemiş olmaları gibi.
Aynı dil ailesinden gelen diller arasındaki akrabalık da derece derecedir. Bir ana dilin ayrı ayrı kollarından gelen diller, İngilizce ile Farsçada olduğu gibi uzak akrabalardır. Aynı ana dilin aynı dalından gelen kollar ise Almanca ve İngilizcede olduğu gibi yakın akrabalardır.”
Köken akrabalığına dayanan belli başlı dil aileleri şunlardır:

1. Altay dilleri
A. Türkçe
B. Moğolca
C. Mançuca - Tunguzca
D. Korece
E. Japonca

2. Ural dilleri
A. Fin -Ugor dilleri
A) Fince
B) Macarca
C) Ugorca
B. Samoyedce
3. Hint - Avrupa dilleri
A. Asya kolu: Hintçe, Farsça, Ermenice, Hititçe
B. Avrupa kolu:

A) Lâtin dilleri: Lâtince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Rumence
B) Slav dilleri: Rusça, Bulgarca, Sırpça, Boşnakça, Hırvatça, Lehçe, Makedonca
C) Germen dilleri: Almanca, İngilizce, İsveççe, Norveççe, Felemenkçe, Danca
Hiçbir gruba girmeyen bağımsız Avrupa dilleri (yunanca, Arnavutça, Litvanca, Keltçe)

4. Hami - Sami dilleri
A. Arapça
B. İbranice
C. Berberî dilleri
D. Akadca
E. Aramca

5. Çin - Tibet dilleri
A. Çince
B. Tibetçe

6. Bantu dilleri (Afrika’nın orta ve güney bölgelerinde yaygın olarak konuşulan dillerdir.)

7. Kafkas dilleri
A. Güney Kafkas kolu: Gürcüce
B. Kuzeybatı Kafkas kolu: Çerkez, Abhaz, Ubıh
C. Kuzeydoğu Kafkas kolu: Çeçen - Lezgi, - Dağıstan, Hazar


II. YAPILARINA GÖRE DİLLER

Dünya dilleri, dili oluşturan kelimelerin, eklerin, bu eklerin kuruluş ve işleyişleri gibi yapı bakımından gösterdikleri benzerliklerine göre üç gruba ayrılır:

1. Tek heceli diller
Bu gruptaki dillerde, kelimeler, bir heceden oluşmaktadır. Cümleyi meydana getiren kelimeler, ek almazlar ve şekil değişikliğine uğramazlar. Bu dillerde kelimenin görevi cümle içindeki sırasından ve vurgusundan anlaşıldığı için çok zengin bir vurgu ve tonlama sistemi vardır. Kelime çeşitleri özel seslerle ayırt edilmediği için aynı kelime yerine göre hem isim , hem sıfat, hem fiil, hem edat,... olabilmektedir. Çince ve Tibetçe bu grubun tipik dillerindendir. Bazı Himalaya ve Afrika dilleriyle Endenozya dilleri ve Vietnam dili de bu gruba dahil edilir.
Bu dillerde “birleşik kelimeleri oluşturan kelimeler bile biri birinden ayrı yazılır: Vo yav kan şu. Çince bu cümle kelime kelime şöyle çevrilebilir: Ben istemek bakmak kitap. Bu cümleyi Türkçe olarak söyleyecek olursak şöyle düzenleriz: Ben kitap okumak istiyorum. Dien sı ci: Elektrik görme cihaz. Bu üç kelimeden kurulmuş söz  televizyon  anlamındadır.”


2. Eklemeli diller
Bu gruptaki dillerde tek veya çok heceli kelime kökleriyle ekler vardır. Bu dillerde, kelime köklerinden yeni kelimeler türetilirken veya kelimelerin geçici durumları yapılırken kelime köklerine ekler getirilir. Türetme veya çekim sırasında kökte bir değişme olmaz. Köklerle ekler birbirinden kolaylıkla ayrılabilir. Anlam ve görev değişikliği yapan ekler kelime sonuna getirildiği gibi kelime başına getirilen ekler de vardır. Türkçemiz bu grubun en belirgin örneğidir. Dilimizde ön ekler olmadığı hâlde kelime sonuna getirilen eklerde bir zenginlik ve çeşitlilik vardır. Bu özelliğiyle dilimiz, sondan eklemeli bir dildir. Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Macarca, Fince ve Samoyetçe bu grupta yer alan diğer dillerdendir.

3. Çekimli diller
Çekimli dillerde de kelime kökleriyle ekler vardır. Fakat yeni kelimeler türetilirken veya çekim yapılırken kelime kökünde değişiklikler olur. Hint-Avrupa dillerinde kelime kökünde görülen değişiklik kökü tanınmayacak bir şekle sokar, ortaya çıkan yeni kelimede kökü hatırlatacak bir ses, bir işaret bulunmaz. İngilizce’deki uzanmak fiilinin lie / lay / lain,  yapmak fiilinin do / did / done, gitmek fiilinin go / went / gone; Almanca’daki atmak, fırlatmak fiilinin werfen / warf / geworfen; sein yardımcı fiilinin bin, ist, sind, war, waren... şekillerine girmesi gibi.
Arapça gibi çekimli dillerin bazılarında ise kökteki ünlüler değişirken türetilen yeni kelimeyle kök arasındaki ilgiyi koruyan bir bağ, kendisini hissettirir. Çekimli dillerin tipik bir örneği olan Arapçada, kelimenin çekirdeğini oluşturan ünsüzler değişmezken belli kalıplarla yeni kelimeler türetilir. Aynı kökten olan ders, medrese, müderris, tedrisat kelimelerinde d, r, s ünsüzleri sabit kalırken ünlüler ve bazı gramer unsurları değişmektedir.


1. Eklemeli diller: Türkçe, Macarca, Moğolca, Fince, Japonca, Korece...
2. Çekimli (bükümlü) diller: Arapça, Farsça, Lâtince, İngilizce, Fransızca, Rusça...
3. Tek heceli diller: Çince, Tibetçe...


TÜRKÇE’NİN DÜNYA DİLLERİ
ARASINDAKİ YERİ

Türkçe, dünya dilleri arasında yapı yönüyle sondan eklemeli diller grubunda; köken bakımından da Ural – Altay dil grubunun Altay dilleri ailesinde yer almaktadır.
Ural – Altay dilleri, diğer dil aileleri gibi sağlam bir aile oluşturmazlar. Bu gruptaki diller arasındaki yakınlık, köken akrabalığından ziyade yapı yönüyle benzerlik şeklinde ortaya çıktığı için sınıflandırmanın dil ailesi yerine dil grubu olarak yapılması görüşü benimsenmektedir.
Ural grubu dilleri konusunda derinlemesine yapılan araştırmalar, bu gruptaki dillerin akrabalığını kesinleştirmektedir. Doerfer, Nemeth, Bang, Clauson gibi bilginler, Altay dil ailesine giren dillerin köken akrabalığından ziyade kültür akrabalığı üzerinde dururken Menges, Poppe, Räsänen ve Ramstedt gibi bilginler araştırmalarına dayanarak bu diller arasındaki köken akrabalığını ispatlanmış sayarlar.
Son yıllarda Altaiystik başlı başına bir araştırma alanı olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Ural – Altay dilleri teorisi ve Altay dilleri teorisi hakkındaki araştırmalar geliştikçe bu konuda daha detaylı ve tutarlı bilgilere ulaşılacaktır.

Altay dil ailesinin ortak özellikleri şöyle özetlenebilir:
1. Bu gruptaki dillerin hepsi yapı yönüyle eklemeli dildir.
2. Ön ekler (artikeller) yoktur.
3. Kelime türetme ve çekim son eklerle yapılırken köklerde değişme olmaz. Eklerdeki zenginlik ve çeşitlilik dikkat çekicidir.
4. Söz diziminde yardımcı unsurlar (tamlayanlar, belirtenler) önce, asıl unsurlar (tamlananlar, belirtilenler) sonra gelir: insanlık hâli, sözün doğrusu. Mustafa, türkü söylerken kendinden geçiyordu.
Sıfatlar isimlerden önce kullanılır. yeşil ördek, anlayışlı öğrenci, kahraman ordu.  Sayı bildiren kelimelerden sonra çokluk eki kullanılmaz:, beş kardeş, üç kafadar, bin konut.
Cümleler, cümleyi oluşturan unsurların ilgisi bakımından, gelişmekte olan düşüncelerin akla geliş sırasına göre değil, tamamlanmış bir düşüncenin düzenli bir hiyerarşisi şeklinde kurulur.
5. Bu dillerde gramatik cinsiyet yoktur. Bu  sebeple cümlelerde cinsiyet farkından kaynaklanan değişiklik yapılmaz: Müdür – müdire, memur – memure, Halit – Halide; he – she gibi.
6. Soru eki vardır.
7. Aynı şekilden kaynaklandığı saptanan ortak ekler vardır. Türkçe ile Moğolca arasında bu ortaklık daha belirgindir.
8. Altay dilleri ses özeliklerine göre karşılaştırıldığı zaman birtakım ortaklıklar görülmektedir. Bunlardan en belirgin olanı, ünlü uyumudur. Kelime başında l, r  ve ñ ünsüzlerinin bulunmaması diğer bir ortaklıktır.

Hülasa;
1.Türkçe, köken bakımından Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna mensuptur.
            2.Türkçe, yapı bakımından eklemeli diller grubundandır. Değişmez kökler, yapım ve çekim ekleri vardır. Öncelik yapım eklerinindir. Yapım ekleri anlam; çekim ekleri de görev  belirler.
3.Türkçe, sondan eklemeli bir dildir.
4.Türkçe’de kalınlık-incelik ve düzlük-yuvarlaklık uyumları vardır. Ünsüzler arasında da sertlik-yumuşaklık uyumu vardır.
5.Söz diziminde kelimeler yardımcı öğelerden ana öğeye doğrudur.



TÜRKÇENİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ

1.Türkiye Türkçesinde uzun ünlü yoktur.
2. “o” ve “ö” sesleri Türkçe kelimelerin sadece ilk hecesinde bulunur.
3.”j” sesi Türkçe kelimelerde yoktur.
4.Türkiye Türkçesinde “c, g, l, m, n, r, v, j, f” sesleri pekiştirmeli kelimelerle ses taklidi (yansıma) kelimeler dışında başta bulunmazlar.
5. Yumuşak ve süreksiz olan “b, c, d, g” sesleri, bazı istisnalar dışında sonda bulunmazlar.
6. Bir hecede iki ünlü yan yana bulunmaz.Birleşik kelimeler bu kuralın dışındadır.
7. Türkçe kelimelerin köklerinde birkaç istisna dışında iki ünsüz yoktur.(anne, elli)
8.Türkçe kelimelerin başında çift ünsüz bulunmaz.
9.Türkçe kelime ve hece sonunda bütün çift ünsüzler bulunmaz.
Ancak şu çift ünsüzler bulunur:”-lç, -lk,-lp,-lt,-nç,-nk,-nt,-rç,-rk,-rt,-rs,-rp,-st.”
10. Türkçe kelimelerin başında ve sonunda üç ünsüz bulunmaz. Kesime ortasında üç ünsüz bulunur. Bunların hepsi aynı hecede değildir.
11.Türkçe kelimelerde genelde ses uyumları vardır.

TÜRK YAZI DİLİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ

Türk dilinin tarih içindeki gelişimini şu şekilde sınıflandırabiliriz:
1.Eski Türkçe
Türk yazı dilinin başlangıçtan 13. yy. başlarına kadar süren dönemdir. Eski Türkçe, ayrı yazılara dayandığı halde aynı dil geleneğini sürdüren Göktürk, Uygur, Karahanlı yazı dillerini içine alır.
 2.Kuzey Doğu Türkçesi
Türklerin Orta Asya’dan çıkıp geniş bir alana yayılmaları yazı dilinin dallanmasına yol açmıştır.Kuzey Doğu Türkçesi, Eski Türkçe’den sonra bir geçiş dönemi niteliği taşımıştır.
 3.Çağatay Türkçesi
Doğuda Harezm Türkçesinden gelişen Çağatayca, XV. Ve XIX. Yy.da Türkistan ve Altınordu alanında alanında kullanılmıştır.
4.Batı Türkçesi
Genel olarak Hazar denizinin güneyi ile Balkanlar arasında yaşayan Türklerin yazı diline verilen addır. Güney-Batı Türkçesi adı verilen bu yazı dili XIII. yy. başlarından beri kullanılmaktadır.


Türkçe kelimelerin etimolojik gelişimine örnekler
E.t. e.a.t. - os. T. - t.t.
Adak > ayak
- d - > - y -
E.t. e.a.t. - os. T. T.t.
Adıg > ayu > ayı
- d - > - y - - u > - ı
E.t. e.a.t. - os. T. T.t.
Edgü > eyü / eyi > iyi
- d - > - y - -ü > -i - e > - i
E.t. e.a.t. - os. T. T.t.
Sarıg > saru > sarı
- ı - > - u - - u > - ı
E.t. e.a.t. os. T. - t.t.
Yabız > yabuz > yavuz
- ı - > - u - - b - > - v -




TÜRKLERİN KULLANDIĞI ALFABELER
         
Türklerin kullandığı alfabeler tarih sırasına göre şunlardır:

            1- GÖKTÜRK ALFABESİ
Türkçe'nin yazıldığı il alfabe, bugünkü bilgilere göre Batı'da "runik" diye tanınan Göktürk alfabesidir. Bu alfabenin eski Türk damgalarından doğduğu, dolayısıyla Türkler tarafından icat edildiği kabul edilmektedir. Türkler arasında VII-IX. yüzyılla arasında yaygın olarak kullanılmıştır. Bu yazıya Batı'da runik denmesinin sebebi harflerinin eski İskandinav yazıtlarında kullanılmış ve runik alfabe diye adlandırılan yazınız harflerine benzemesidir. Bu alfabe Danimarkalı William Thomsen tarafından çözülmüştür. Göktürk alfabesiyle yazılan 732 yılında yazılan Kültigin abidesi Türk edebiyatının yazılı ilk eseri sayılmaktadır.
38 harften oluşan alfabenin 4'ü sesli, 26'sı sessiz, 8'i ise bitişken harftir. İçinde yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) bulunan sözleri doğru okuyabilmek için o sözleri önceden bilmek ve kestirmek gerekir. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya doğru yazılır. Harfler birbiriyle bitişmez; taş ve eşya üzerine kazınmaya elverişlidir.

2- UYGUR ALFABESİ
Türkler'in Göktürk alfabesinden sonra ve Arap alfabesinden önce kullanmış oldukları yazı sistemleri içinde en önemli alfabedir. VIII. yüzyıldan XVIII. yüzyıla kadar Doğu Türkistan'dan İstanbul'a kadar geniş bir alanda kullanılmıştır. Bu alfabe Ârâmî kökenli Soğd alfabesinden çıkmıştır. Genellikle Uygur yazısı olarak bilinen bu yazınız diğer Türkler'ce de kullanılmış olması mümkündür. Uygur alfabesi Türkçe^nin yazımı için elverişli olmadığı halde 1000 yıl gibi uzun bir süre kullanılmıştır. Uygur alfabesiyle yazılmış eserlerin çoğunu Budizm, Maniheizm ve Hristiyanlık'a ait metinler meydana getirir. Bu alfabe Türkler İslâmiyet'i kabul ettikten sonra da kullanılmıştır. Kutadgu Bilig denilen eserin üç nüshasından biri Uygur harfleriyle yazılmıştır.
18 harften oluşan alfabenin 4'ü sesli 14'ü sessiz harftir. Arap alfabesinde olduğu gibi harfler başta, ortada ve sonda farklı biçimde yazılmaktadır.

3- ARAP ALFABESİ
Tarih boyunca Türk diline uygulanan yazılar arasında en uzun sürelisi, aynı zamanda en yaygın olanı ve muhtemelen Türkler'in İslâm'a girmeye başladıkları IX. yüzyıldan itibaren kullanılmıştır. Hâlâ bu alfabeyi kullanan Türk halkları vardır. Türkçe'yi Arap harfleriyle ilk defa yazanlar Karahanlılar olmuştur. Mevcut bilgilere göre bu alfabeyle  yazılan ilk metin Divanü Lûgati't-Türk adlı eserdeki yazılardır.

4- LATİN ALFABESİ
1928'de Atatürk'ün yaptığı harf inkılâbıyla Türkiye Türkçesi'nin yazımında kullanılan en son alfabe Latin alfabesidir. Bu alfabe bugün Türkiye'den başka Kıbrıs ve Yugoslavya'daki Türkler'ce de kullanılmaktadır.
29 harften oluşan bu alfabenin 21'i sessiz, 8'i sesli harftir. Sağdan sola doğru yazılır. Harfler birbiriyle bitiştirilerek de bitiştirilmeyerek de yazılabilir. Bu alfabede yer alan harfler asıl Latin alfabesinden farklıdır. Asıl Latin alfabesindeki "q/Q", "x/X" ve "w/W" harfleri yoktur. Buna karşılık ı, ö, ü, ğ, ç ve ş harfleri vardır.

5- KİRİL (SLAV) ALFABESİ
Osmanlıca ve Türkiye dışındaki Türk dil ve lehçelerinin yazımında Arap alfabesinden sonra en geniş ölçüde kullanılan alfabedir. XVIII. yüzyıl başlarında Hristiyanlık'ı yaymak için Çuvaşlar'a giden Ruslar bu dili kendi harfleriyle (Kiril) yazdılar. Eski Sovyetler Birliği idaresindeki Türkler'ce 1937-1940  yılları arasında Stalin rejimi tarafından bu alfabe kabul ettirilmiş ve her Türk boyu için farklı alfabeler yapılmıştır. Bunun sonucunda Türkler arasında 20 ayrı Kiril alfabesi kullanılmıştır. Bugün de bu alfabeyi kullanmaya devam etmektedirler. Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra alfabe değiştirme eğilimleri kuvvetlenmiştir. Ayrıca Türk Cumhuriyetleri arasında kültür alışverişini daha sağlıklı yapmak için ortak alfabe çalışmaları devam etmektedir.
YAZI DİLİ - KONUŞMA DİLİ

Bir dilin konuşma dili ve yazı dili olmak üzere iki yönü vardır. Özel bir çalışmayla günlük dile ait konuşma metinleri tespit edilmediği sürece konuşma dilinin tarihî gelişimi, inceleme alanı dışında kalır. Ancak günümüzün teknik imkânlarıyla video kasetlerine, ses bantlarına, CD, VCD ve DVD’lere kaydedilen konuşmalar, ileri bir tarihte konuşma diliyle ilgili çalışmalara malzeme oluşturabilir. Yazı dilinin tarihî gelişimi ise, ancak o dile ait yazılı metinlerle takip edilebilir. Metinlerle takip edilemeyen dönemden öncesi için birtakım tahminlerde bulunmak mümkün olmakla birlikte kesin bilgi vermek zordur.

Konuşma dili
Konuşma dili, günlük hayatta diğer insanlarla iletişim kurmak için konuşurken kullandığımız dildir. Bu dil, doğal olduğu için konuşurken cümlemizin kurallı olup olmadığına, kelimelerin doğru sıralanıp sıralanmadığına, söyleyişin doğru olup olmadığına pek dikkat etmeyiz. Bu sebeple zaman içinde, bölgeden bölgeye değişen birtakım söyleyiş farklılıkları ve kelime farklılıkları ortaya çıkar. Bu farklılıkların tarihî süreç içinde, bölgelere göre geçirdiği maceradan o dilin lehçeleri ortaya çıkar.

Lehçe, bir dilin değişik bölgelerde, aynı dil grubuna dahil kişiler tarafından konuşulan değişik biçimidir. Lehçede kelime farklılıkları, ses ve yapı yönüyle ayrılıklar bulunur. Türkçe, diğer dillere göre oldukça geniş bir alanda çok hareketli bir macera geçirdiği için Türkçe’nin yirmi civarında lehçesi vardır. Türkçe’nin tarihî lehçeleri olan Yakutça ve Çuvaşça bugünkü lehçelerle -ayrı bir dil olduklarını düşündürecek kadar- çok büyük farklılıklar gösterirler. Türkmence, Özbekçe, Gagavuzca, Kazakça, vb. Türkçe’nin bugünkü lehçelerindendir.
Türk dili, lehçelerine göre;
a) Oğuz – Türkmen grubu (Güney – Batı Türkçesi),
b) Kıpçak grubu (Kuzey – Batı Türkçesi) ve
c) Karluk grubu (Kuzey – Doğu Türkçesi) olmak üzere üç ana grup oluşturur. Bu ana gruplara dahil lehçeler birbirlerinin yakın dalları oldukları için anlaşmada çok büyük farklılıklar görülmez. Aynı grupta yer alan Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesi buna örnek olarak gösterilebilir.

Ağız ise bir dil veya lehçenin yakın zamanda ayrılmış, bölgeden bölgeye veya şehirden şehire sadece söyleyiş farklılıkları gösteren küçük kollarıdır. Ağızlardaki ayrılıklar çoğu zaman söyleyişten öteye gitmez. Bölge ağzına özgü kelimelerin sayısı, dilin bütün söz varlığı düşünüldüğü zaman fazla bir yer tutmaz. Konuşmada görülen bu durum, zaten yazı diline de yansıtılmaz.
Konya şivesi, Erzurum lehçesi, Urfa şivesi gibi adlandırmalar yanlıştır. Doğrusu; Konya ağzı, Erzurum ağzı, Urfa  ağzı şeklindedir.


Yazı dili
Yazı dili, adından anlaşılacağı üzere yazıda kullanılan dildir. Dilde birliği, anlaşma kolaylığını sağlamak için kullanılan kitap dilidir, kültür dilidir, edebî dildir. Konuşma dilinin her bölgenin doğal, günlük dili olmasına karşılık yazı dili, okuma yazmada kullanılan ortak dildir.
“Bir dilin yazısı, o dilin lehçe veya ağızlarından birine göre yazılır ve bu yazılış, standart yazı dilini oluşturur. Yazı dili olma vasfını taşıyan ağız, bir memleketin kültür merkezi olarak gelişen yerinin ağzıdır ve konuşma dillerinin en gelişmişidir. Türkiye Türkçesinin yazı dili genellikle İstanbul ağzına dayanır. Bir ülkede çeşitli konuşma dilleri ve ağızlar bulunduğu halde bir tek yazı dili bulunur. Yazı dili muhafazakârdır. Normal şartlar altında özelliklerini kolay kolay kaybetmez. Ayrıca, lehçe ve ağızların alabildiğine farklılaşmasını da önler. Gereğinde, hepsinin zenginliklerinden yararlanır ve onları ortak bir kaynaktan zenginleştirerek birbirine yaklaştırır. Aydın kesimlerin kendi bölge ağızları ile değil, yazı dili temelindeki standart Türkçe  ile konuşmaları, yazı dilinin bu birleştirici ve ağız ayrılıklarını silici fonksiyonundan kaynaklanmaktadır.”
Türk dili derslerinin amaçlarından biri de konuşma diliyle yazı dilini birbirine yaklaştırmaktır. Kişi, edebî dille doğru konuşabilir fakat yazı dilinin özelliklerini ve kurallarını bilmezse doğru yazamaz. Bu sebeple ana dilin kuralları ve incelikleri iyi bilinmelidir ki dil, anlaşma aracı olma işlevini tam anlamıyla yerine getirebilsin.
Özellikle son zamanlarda sezgiye dayalı bir anlaşma yolu seçildiği için “Nasıl olsa ne demek istediğim, dinleyenler tarafından iyi kötü anlaşılıyor - daha doğrusu seziliyor - ” düşüncesiyle yazı dilinin kurallarını önemsememek yanlış bir tutumdur. Yazılı anlatımda, söylemek istediğimizle yazdığımızdan çıkan anlam karşılaştırılırsa konunun önemi daha iyi anlaşılacaktır.




TÜRKÇE’NİN ZENGİNLİĞİ VE BÜYÜKLÜĞÜ

Lehçe ve ağızlarıyla birlikte Türkçe; geniş bir coğrafyada konuşulan bir dildir.
Lehçe ve ağızlarıyla birlikte Türkçe konuşan insan sayısı; gayri resmî rakamlara göre, 250.000.000’dur.
Lehçe ve ağızlarıyla birlikte Türkçe’de, bulunan kelime sayısı; tahmini bir milyondur.
Türkçe, en eski yazılı metinlere sahip yaşayan dillerden biridir.
Bugün; Moğolistan’dan Çin’e, Afganistan’dan Makedonya’ya, Bosna -Hersek’ten Bulgaristan’a kadar pek çok yerde Türkçe konuşulmaktadır.
Türkçe’nin konuşulduğu yerlerin yüz ölçümü, yaklaşık 11 milyon km2 ’ dir.
1989 yılı resmî rakamlarına göre 142.500.000 kişi Türkçe konuşmaktadır.
TDK tarafından sürdürülen ve tahminî olarak 2020 yılında bitecek olan büyük Türkçe sözlüğü’nde bir milyon; büyük Türkiye Türkçesi sözlüğü’nde ise üç yüz bin kelime beklenmektedir.
Türkçe’nin olgunlaşmış ilk yazılı metinleri, m.s. 8. Yüzyılda dikilen Göktürk Anıtları’dır.
Türkçe’nin tarihini, altın elbiseli adam mezarı’ nda bulunan bir cümlelik yazı ile m.ö. 5. Yüzyıla götürmek de mümkündür.


TÜRK DİLİ İNKILÂBI
Türk dili için ilk bilinçli sadeleştirme girişimi, Tanzimat devri’nde yapılmıştır.
İkinci girişim; Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp’in öncülüğünde gelişen “Yeni lisan” hareketidir.
Üçüncü ve en köklü, en bilinçli girişim ise Atatürk’ün önderliğinde oluşturulan “Türk Dil İnkılâbı” dır.

Atatürk’ün dil inkılâbı ile ulaşmak istediği hedefler:

Dilimizi yabancı etkilerden kurtarmak.
Konuşma ve yazı dili arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmak.
Türk diline millî bir gelişme yolu çizmek.
Öğretim birliğine paralel olarak eğitimi millîleştirmek.
Öğretimi, millî bir eğitim diline kavuşturmak.
Türk dilini hak ettiği seviyeye getirmek için bilimsel çalışmalar yapıp, dilimizin güzellik ve zenginliklerini ortaya çıkarmak.
Türk dilini, millî kültürümüzün eksiksiz bir ifade vasıtası yapmak.
Türk dilini, işlek ve zengin bir kültür dili durumuna getirmek.


Türk dili ile ilgili Atatürk’ten özdeyişler
“Türk dili, Türk milleti için mukaddes bir hazinedir.Çünkü, Türk milleti; geçirdiği nihayetsiz badireler içinde ahlâkını, geleneklerini, hatıralarını, menfaatlerini; kısaca, bugün kendi milliyetini yapan her şeyi dili sayesinde koruduğunu görüyor.
Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
“Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilâtımızın dikkatli, alâkalı olmasını isteriz.”



TÜRKÇE’NİN ÖNEMİYLE İLGİLİ MAKALELER


1.TÜRKÇE BİLMEK

TÜRKÇE bilmeyen bir yabancıya birkaç hafta içinde, günlük hayatta çok kullanılan elli cümle ezberletilse, bunları elden geldiği kadar düzgün bir aksanla söylemesi sağlansa, bu adamla konuşan Türkler onun Türkçeyi iyi bildiğini zanneder.
Aslında bizim okur-yazarlarımızın durumu da bu adama benzemektedir. Edebî, yazılı, zengin Türkçeyi bilmiyoruz; birkaç yüz kelimeden, birkaç yüz cümleden meydana gelen bir iletişim ve konuşma Türkçesi ile konuşup anlaşıyoruz. Sonra da kendimizi iyi Türkçe biliyor sanıyoruz.
Türkiyeliler elbette ki, günlük konuşma Türkçesini, iletişim Türkçesini yitirmemişlerdir. Konuşma ve iletişim Türkçesinde de yozlaşma ve erozyon olmuştur ama yine de ihtiyacımızı görmektedir. Ancak bu konuşma Türkçesi bize ilim, irfan, kültür, sanat, edebiyat olarak yeterli değildir. Onun yanında, konuşulmayan, sadece yazılıp okunan ikinci bir Türkçe gereklidir. Asıl Türkçe odur. Fuzulî’nin, Baki’nin, Nedim’in, Şeyh Galib’in, Ziya Paşa’nın, Namık Kemal’in, Evliya Çelebi’nin, Ahmet Cevdet Paşa’nın Türkçesi...
Edebî ve yazılı Türkçe konusunda o kadar zavallı, o kadar fakir ve yoksul, o kadar âciz hale gelmişizdir ki, Hüseyin Rahmi’nin, Halid Ziya’nın, Halide Edib’in, Yakup Kadri’nin, Reşad Nuri’nin romanları bile artık “sadeleştirilerek” bastırılıyor. Yani, zengin ve edebî Türkçeden; fakir, sade, yozlaşmış sokak ve pazar Türkçesine tercüme edilerek... Bir topluluk için bu ne korkunç bir yıkımdır.
Konuşma ve iletişim Türkçesi için okula, üniversiteye gitmeye lüzum yoktur. Çocuklar onu evde, âile içinde, çevrede kulaktan öğrenirler, konuşa konuşa elde ederler. Konuşulmayan yazılı-edebî Türkçe okullarda öğrenilir. İşte biz okullarımızda, eğitim kurumlarımızda bunu öğretemiyoruz.
Lise ve üniversite mezunlarımız binlerce kelime ve kavramı bilmiyor. Kelimelerin mânasını öğrenmek oldukça kolaydır da, kavramları anlamak ve öğrenmek o kadar kolay değildir. Kavramları öğrenebilmek için iyi derecede felsefe (psikoloji, mantık, ahlâk, metafizik, estetik), sosyoloji, sanat tarihi ve kültürü, tarih, tarih felsefesi, edebiyat okumuş olmak gerekir.
Mimarlık kültürü ve sanatıyla ilgili birtakım kavramlar ve terimler vardır: Gotik, barok, roman... Anadolu’da Selçuklu, Beylikler, Osmanlı mimarî eserleri bulunmaktadır... Hat sanatımızda sülüs, nesih, tâlik, divanî, kûfî, reyhanî ve sair yazı üslupları ile eserler verilmiştir... Anadolu’muzda yüzlerce çeşit halı ve kilim dokunmuştur, herbirinin kendine mahsus bir adı vardır... Din, tasavvuf, felsefe, düşünce sahasında binlerce ana kavram ve terim bulunmaktadır... Bunları okullarda, bilhassa liselerde sıkı bir eğitim ile öğrenmeyen kimse lügata ve ansiklopediye bakarak anlayıp öğrenemez.
Türkiye’den, Türkiyelilerden korkan, onların gücünü kırmak isteyen dış düşmanlarımız birtakım gizli protokollarla dilimizi, kültürümüzü, tarihimizi, kimliğimizi, sanatımızı darbelemişler, darbeletmişlerdir.
İçeride veya dışarıda az buçuk tahsil görmüş, ağzı laf götüren birtakım okur-yazarlarımız yazılarında, konuşmalarında ilmî ve kültürel laflar etmektedir. Mesela meşruiyet kelimesini kullanmaktadırlar. Bu kelimenin bir lugavî, bir de ıstılahî mânası vardır. Sözlük mânasını bilenler olabilir ama, ıstılah olarak mânasını bilen kaç kişi çıkar? İstenirse bir imtihan yapılabilir. Yüksek tahsil yapmış, kültürlü sanılan yüz kişi toplanır, bunlar bir salona alınır, ellerine kağıt verilir ve “Sayınlar, bir saat vaktiniz var, meşruiyet kavramı üzerine birer kompozisyon yazacaksınız...” Sonra yazılı kağıtlar toplanır, uzman bir heyet tarafından okunur ve not verilir. Acaba kaç kişi geçerli not alacaktır?
Gazetelerde, dergilerde, kitaplarda, televizyonlarda zaman zaman birtakım kavramlar, terimler kullanılıyor. Bunların çoğu ayağa düşmüştür. Devlet diyoruz, cumhuriyet diyoruz, laiklik, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, yargı bağımsızlığı... daha yüzlerce kavram ve terim kullanıyoruz. Bunların ne olduklarını, ne olmadıklarını doğru dürüst, sağlam bir şekilde biliyor muyuz? Heyhat! Çoğumuz, yazımın başındaki elli Türkçe cümle ezberlemiş yabancı gibi, papağan gibi, bulut arkası, kulaktan dolma, dil alışkanlığı şeklinde bunları kullanmakta, anlamaktadır.
Satın aldığımız, çoğu yabancı dillerden tercüme edilmiş yüksek düşünce, ilim, kültür kitaplarını nasıl okuyacağız ki, onlarda geçen yüzlerce terimin ve kavramın mânalarını iyi bilmemekteyiz. Gerçek, gerçeklik, objektif, sübjektif, jakoben, Guenon’cu, asabiyet (İbn Haldun), sekülarizm (laiklikle arasında fark var mı?), paranoyak, şizofrenik.
İnsanlar cahilliklerini, kültürsüzlüklerini konuşma lisanı ile gizleyebilirler ama yazılı lisanda bütün ayıplar, eksiklikler meydana çıkar.
Televizyonda hararetli bir açık oturum yapılıyor, mangalda kül bırakılmıyor... Bu açık oturumun, konuşulanların ciddî, vasıflı, kıymetli olup olmadığını anlamak için onu yazıya çevirip yayınlamak gerekir. Kıymetli mi, ciddî mi, ipe sapa gelir mi o zaman iyice ve açık bir şekilde anlaşılır.
Bazen Türkçe metin kurtarır gibi görünür, lakin onu mesela İngilizceye tercüme ettirip bastırırsanız kemali, yahut sıradanlığı veya beş para etmezliği gün gibi tezahür eder.
İleri, medenî, güçlü ülkelerde vasıflı okullar ve liseler vardır. Bu liselerin yirmi beş otuz kişiyi geçmeyen sınıflarında en az beş öğrenci çok akıllı, çok çalışkan ve çok başarılıdır. İşte bu beşte birler ileride yetişir ve o ülkenin kültür, edebiyat, sanat, üniversite, medeniyet kadrolarını meydana getirirler. Bizde maalesef bu beşte birler yetiştirilmemektedir. Ender-i nâdirattan, istisna olarak birkaç insan yetişmektedir ki, onlar da şu yetmiş milyonluk ülkeye kâfi gelmemektedir.
İsterseniz bir imtihan daha yapalım: Lise son sınıflarda okuyan yüz çocuğumuzu, lisan ve edebiyatımızın en büyük şâir ve edibi olan Fuzulî konusunda sınava çekelim.
1. Fuzulî’den ezbere mısralar ve beyitler okuyunuz.
2. Fuzulî’den bir gazel okuyup, onu şerh ediniz.
3. Su kasidesinden ezberinizde olan mısra ve beyitler var mıdır?
Kaç kişi geçer not alır dersiniz?
Geçenlerde genç bir edebiyat öğretmeni ile tanıştım, kendisinden izin alarak ona “Fuzulî’den birkaç beyit ve mısra okuyunuz...” dedim. Hiçbir şey okuyamadı!
Evet okur-yazar câhillik toplumumuzu kara bulut gibi sarmıştır. İdeolojik mitolojilerin, hurafelerin kurbanı olmuşuzdur. Edebî ve yazılı dilimizi yitirince aklımız da güdükleşmiştir.
Gönül, özel dershâneler açılmasını, akıllı insanlarımızın buralara kayd olup, dersleri takip edip edebiyat, zengin Türkçe, mantık, sanat tarihi ve kültürü, sosyoloji, antropoloji, lisaniyat konusunda özet olsa da çok sağlam bilgiler edinmelerini temenni ediyor. Kimsenin böyle şeylerde gözü yok. Toplumumuzun şimdi en büyük değeri paradır, ranttır.
     MEHMET ŞEVKET EYGİ



2. AH TÜRKÇE VAH TÜRKÇE

Devlet Plânlama Teşkilâtı’nın ilk defa bindiğim asansöründe, insanları İngilizce olarak günaydın, iyi akşamlar gibi sözlerle karşılayarak; yine aynı dilde ayı, günü ve saati bildiren elektronik düzeneği görünce hayretler içinde kalmıştım. Ülkenin geleceğini “plânlayan” bir kuruluşun ana dil üzerinde göstermediği hassasiyeti kimden bekleyebiliriz? Türk Hava Yolları dergisinin adı bile İngilizce: “Skylife”. Yoksa bir süreden beri devletin resmî dili Türkçe değil de, bizim mi haberimiz yok!
Türkçe’yi “klas”larına yakıştıramayan tuhaf insanların sayısı büyük bir hızla artıyor. İki futbolcu; Ortaköy’de açtıkları bara, bu semtin eski adını vermişler: “Arkeon”. Güneye doğru inerseniz, eski Roma ve Yunan adlarının birer birer hortlatıldığını göreceksiniz. Özellikle turistik bölgelerde Türkçe konuşmak ve işyerlerine Türkçe adlar vermek âdeta ayıp görülmeye başlandı. Bu ne şaşkınlıktır! Bu ne gaflettir!
Suçlu Kim?
Eskiden “entel” taifesi çağdaşlığını “öztürkçe” kullanarak “kanıt”lardı. Şimdilerde çağdaşlığın göstergesi İngilizce. Meselâ adamlar tiyatro kurarlar, adı “Tiyatroskop”. Son zamanlarda “happening”ler, “workshop”lar gırla gidiyor. Düşünün bir kere, gözlerini Galleria’da açıp Fame City’de Pin Bowling, Skee Ball, Boom Ball, Whac-a -Mole, Hoop Shot, Galaksie, Beat the Clock ve benzeri oyunlarla vakit geçiren ve McDonald’s’ta yahut Kentucky Fried Chicken’da karınlarını doyuran bacaksızlar büyüdüklerinde hâlimiz ne olacak?
Peki suçlu kim? Yeni nesillere ana dil şuurunun kazandırılmasında ihmali olan herkes suçludur. Özellikle, Türkçe’nin eski kültürle bütün bağlantılarını keserek Greko-Lâtin temeline dayalı Batı kültürünün ve dünya görüşünün yüklenebileceği “nötr” bir dil meydana getirmek isteyen, bunun için eski kelimeleri, dolayısıyla kelimelerin geçmişten bugüne taşıdıkları kültürü ve ifade inceliklerini de satırdan geçiren aydınların günahı büyüktür. Devletin bütün imkânlarını kullanarak, insanlara uydurma kelimelerle konuşmanın “çağdaşlık”, “ilericilik” olduğunu telkin etmişlerdir. Bu yüzden, zamanla, sadece kelimeler değil, deyim ve atasözleri bile yeni nesillere bayat gelmeye başlamıştır. Hâlbuki dilin asıl zenginlikleri deyimler ve kelimelerin ardındaki tıpkı buz dağlarının görünmeyen tecrübe birikimidir. Öztürkçe yazdıklarını zanneden yazarlar şöyle bir gözden geçirilirse; Türkçe’nin deyimsiz, nüansları ifade etmekten âciz bir dil hâline geldiği görülecektir.
Türkçe Kıyımı
İşin gerçeği şudur: Birtakım aydınlar, Türkçe’yi zenginleştirmek, Türkçe’de bulunmayan kavramlara, terimlere karşılıklar bulmak yerine; yediden yetmişe herkesin anladığı ve kullandığı kelimelere yeni karşılıklar uydurmuşlardır. İmkân’ı, ihtimal’i, şart’ı, sebep’i ve daha yüzlercesini kitle iletişim vasıtalarını da arkalarına alarak dilden kovmuşlar. Atılan her kelime ile birlikte nüansları gösteren kelimeler, deyimler ve atasözleri de çöp sepetine gitmiştir. Şu anda çocuklarımıza verebildiğimiz Türkçe, esperanto gibi sun’î, mekanik, ifade gücü alabildiğine kısır, dudaklarımıza iğreti tutuşturulmuş, güç belâ konuştuğumuz bir dildir. Böylesine yetersizleştirilen bir Türkçe’nin, yabancı bir dili çok iyi öğrenmiş olanlara yetmemesi, yani yabancı kelimeleri davet etmesi tabiîdir. Bu bakımdan, düşüncelerini daha iyi ifade etmek için yabancı kelimelere ihtiyaç duyanlar olabilir. Ancak, Türk aydınlarının eski hastalıklarından birinin “Bihruz Bey”lik, yani yabancı kelimeler kullanarak üstünlük taslamak olduğunu unutmamak gerekir.
Amerikan Aksanı
Son 10 yılda, özellikle İngilizce kelimeler kullanmak, âdeta bir “statü” sembolü hâline getirildi. Kitle haberleşme vasıtaları bu hastalığı salgına dönüştürmüştür. Fakat hiçbir devirde böyle bir şuursuzluk yaşanmadı. Hatırlanacağı üzere, yabancı adlar önce dergilerde boy gösterdi: Argos, Rapsodi, Strech, Hey Girl vb. Daha sonraları yabancı adlı televizyonlar peydahlandı: Magic Box, Show TV, İnter Star, Flash TV vb. Yüksek tirajlı gazetelerde Film Guide, TV Guide, Pozitif, Star, Teleskop gibi adlarla ekler vermeye başladılar. Bu televizyonları seyredip bu gazeteleri okuyanlar, eğer Türkçe konusunda hassas değillerse, eğer Millî Eğitim’in okullarında tarih şuuru ve ana dil sevgisi edinmemişlerse ne yaparlar? Çocuklarına Melisa, Sem gibi isimler verirler. O çocuklar da büyüyünce şimdi bazı özel radyolarda konuşan ağabey ve ablaları gibi, kadük edilmiş bir Türkçe’yi üstelik Amerikan aksanıyla konuşurlar. Geçmiş ola!
Demek ki Âşık Paşa, altı yüz yıl önce değil de bugün yaşasaydı, yine aynı şeyi söyleyecekti: “Türk Dili’ne kimesne bakmaz idi!”
                                                                                                                               
                                         BEŞİR AYVAZOĞLU






AH TÜRKÇE, VAH TÜRKÇE!

BÜTÜN vatansever, akıllı, şuurlu Türkiyelilerin, hele bilhassa samimi Müslümanların "Güzel Türkçe Konuşma ve Yazma" dersleri almaları gerektiğini düşünüyorum. Anadilimiz bizim en büyük güç kaynağımızdır. Edebî zengin Türkçe bizim için sadece bir kültür meselesi değil, aynı zamanda bir din ve mukaddesat meselesi ve konusudur.
Düşmanlarımız bizi yıkmak, çökertmek, zayıflatmak, şuursuz hale getirmek, benliğimizden kopartıp yabancılaştırmak için edebî-yazılı lisanımızı tahrip ettiler; o güzelim zengin ve engin Türkçeyi bir kabile dili, bir Hotanto lehçesi haline getirmeye çalıştılar. Bizim gafletlerimiz yüzünden de hayli başarılı oldular.
Edebî, kültürel, yazılı zengin dilini kaybeden bir millet, millet olmaktan çıkar, yığınlaşır, sürüleşir ve sonunda binbir zaaf ve hastalık içinde sersefil olur, perişan olur; hürriyetini kaybeder, haysiyetini yitirir ve köleleşir.
Günlük iletişim ihtiyacımızı gidermek için kullandığımız birkaç yüz kelimelik konuşma Türkçesi değildir bizim dilimiz. Yazılı, edebî kültür Türkçesini bilmemiz, ona sahip çıkmamız gerekir.
Lise mezunu, üniversite mezunu, gerçekten "okur-yazar" milyonlarca Türkiyelinin elinde zengin, geniş birer Türkçe lügat kitabı bulunması gerekmez mi? Gerekir ama bizde böyle bir kitap yoktur.Düşmanlarımız, sömürgeciler, Hiksos'lar bizi lisansız, lügatsız bırakmışlardır.
Zengin bir Türkçe lügat kitabında en az yüz bin kelime olmalıdır. Bütün kelime ve kavramların, edebiyatımızdan seçilmiş, imzalı cümlelerle örnekleri verilmiş olmalıdır. Böyle bir lügata sahip Türkiyeliler sık sık bunlara bakarak lisan ve edebiyat bilgi ve kültürlerini tazelemeli, genişletmeli, ilerletmelidir.
Üç yüz kelimelik sokak ve pazar Türkçesiyle alışveriş olur, yarenlik olur, meram anlatılabilir ama böyle bir Türkçe ile medeniyet olmaz, kültür olmaz, edebiyat olmaz, incelik olmaz; köy olmaz, kasaba olmaz.
Türkiye'nin sokak Türkçesine değil, kitap Türkçesine ihtiyacı vardır.
Bu memlekette en az bir milyon vatandaşın güzel, zengin, edebî Türkçeyi bilmesi, bu lisanla zaman zaman güzel konuşmalar yapması, ahenkli yazılar yazması gerekir.
Bu ülkenin adı Türkiye'dir, burada yaşayan halk Türkiye halkıdır. Zengin, edebî, yazılı Türkçe yitirilirse Türkiye de elden gider.
Bizim ibadet dilimiz Arapçadır ama Türkiye'de din kültürü, din heyecanı, din duygusu, din aşkı ve şevki ancak güzel, edebî, zengin Türkçe ile yaşatılabilir, ayakta tutulabilir.
Türkiyeli din hocasının Arapçayı iyi bilmesi yetmez, Türkçe'yi de iyi bilmesi gerekir. Fuzulî'yi okuyup anlayamayan hocaya ben hoca demem. Ne Arapça'yı doğru dürüst biliyor, ne de Türkçe'yi... Böyle hocalarla din ilerlemez, ümmet ilerleyip kurtulmaz.
Medyadaki Türkçe Türkçe değildir; gerçek Türkçe'nin karikatürü veya müsveddesidir.
Yakup Kadri'nin, Halide Edib'in, Reşad Nuri'nin, Ömer Seyfeddin'in romanlarının, hikayelerinin on yılda bir sadeleştirildiği bir Türkiye batmış ve bitmiş bir Türkiye'dir.
Bu ülkeyi, bu halkı, bu devleti kurtarmak, yüceltmek mi istiyorsunuz? O halde önce Türkçe'yi kurtarmaya ve yüceltmeye bakınız.
Yeni ve iyi bir anayasa ile Türkiye kurtulur... Hayır kurtulmaz. İyi bir hükümet memleketi, milleti, devleti bataklıktan çıkartır... Hayır çıkartmaz. Önce lisan, sonra eğitim ve üniversiteler, vasıflı Türkiyeliler yetiştirmek, muhtaç olduğumuz aklı ve beyni bulmak... Bunlar hep lisanla olur.
Gencimiz fevkalade seviyede matematik ve fen biliyormuş... Yetmez, yetmez, yetmez... Türkçesi ne kadardır, önce ona bakınız.
Senin ne miktarda edebî, yazılı, zengin Türkçe bildiğini öğreneyim, ne mal olduğunu, dereceni ve rütbeni anlarım.
Çocuğum bilgisayar kursuna gitsin... Bilgisayar bilmek elbette bir hüner ve marifettir ama önce Türkçe, ille Türkçe...
Her taraf bilgisayar ve İngilizce dershaneleriyle dolu. Lakin bir tek Edebî Türkçe Dersanesi yok.
Televizyonlara bakınız. Koca koca adamlar, profesörler ıkına sıkına, bin zahmet ile konuşuyorlar. En kısa cümlelerde bile dilbilgisi hatası yapıyorlar.Sanki geri zekalılara mahsus ilkel bir Türkçe ile konuşuyorlar.
Bazı yazarlarımıza bakınız. Kısa kısa, adeta telgraf diliyle, şizofrenik ve kopuk kopuk yazabiliyorlar. Seviye düşük, çok düşük...
Geçen gün üniversite öğrencisi bir genç sordu:
– Hocam sizin isminiz "v" ile mi, "f" ile mi yazılıyor?..
Genç nesiller şefkati "v" ile okuyup yazıyor...
Gazetelerdeki ilanlara bakınız: "Her türlü konfora haiz..."
Ünlemlerle, homurtu ve böğürtülerle, iniltilerle ve sızıltılarla konuşmaya çalışan yığınlar...
Bir ülkeyi sömürgeleştirmek, bir milleti köleleştirmek için ille de ordularla saldırmak, onu kan ve ateşle yere sermek gerekmez. Dilini kesersin, lisanını yozlaştırırsın, yeter...
Yazık ki, milliyetçi, Türkçü, dindar, İslâmcı geçinen kesimin gündeminde "zengin, yazılı, edebî lisan" diye bir madde yok. Biz ucuz kurtuluş reçeteleri ile kendimizi aldatıyoruz.
Dünyada hangi devlet, hangi medeniyet, hangi kültür; arı, duru, sade suya tirit, özleştirilmiş, uyduruk, fakir, yüz bin kelimeden yirmi bine düşürülmüş bir dille ayakta kalabilmiştir?
Ülkemizde bir lisan kıyımı ve faciası olmuş da haberimiz yok, umurumuzda değil.
                                                                                                                             
                          MEHMET ŞEVKET EYGİ








































SES BİLGİSİ

SES

 Akciğerlerden çıkan havanın nefes borucu aracılığıyla yukarı çıkarak, gırtlaktaki ses tellerine çarpmasıyla oluşan titreşimlere ses denir. Bir dilin en küçük birimi sestir. Ses, hava titreşimlerinin kulakla duyulan derecesidir.Konuşma ses ile gerçekleşir.

Ciğerlerden gelen havanın ses yolunda meydana getirdiği titreşime dil sesi denir. Dil sesleri, konuşma organlarının (ağız, burun, boğaz boşluğu ve soluk borusu) uyumlu çalışmasıyla, anlamlı kelimeler oluşturacak biçimde meydana gelir.

Ses, dilin en küçük birimidir. Kelimelerin söylenip yazılması ses değerlerine bağlıdır.
 Sesler, anlam ayırt edici özelliğe de sahiptir.

ad/at, od/ot, sac/saç, hac/haç, hala/hâlâ, dahi/dâhi


SES YOLU

Sesler, ses tellerinin özelliklerine ve titreşim derecelerine göre ince- kalın; alçak ya da yüksek tonda olur. Ses, dil, küçükdil, dişler, çeneler, dudaklar yardımıyla çeşitlenir. Bu çeşitlemeyi sağlayan ve ciğerlerden dudaklara uzanan sisteme Ses yolu denir.
Konuşma birçok organın yardımıyla gerçekleşir. Ağız açılıp kapanmazsa, nefes alıp vermezsek konuşamayız. Nezle, grip gibi hastalıklara yakalandığımızda veya burnumuz tıkalı olduğunda konuşmamız değişir.

Konuşma ve Yazı : Düşünce, istek ve duyguların sözle anlatımı “konuşma”; harf, hece  ya da resimlerle anlatımı “yazı” ile gerçekleşir.



 HARF ve HARF SİSTEMİ (ALFABE)

Bir dilin başlıca seslerini yazıda göstermeye yarayan işaretlere harf denir. Yani harf, sesin yazıdaki karşılığıdır.
Bir dildeki harflerin bütünü o dilin alfabesini oluşturur.

Bir dildeki harflerin belirli bir sıraya dizilmiş bütününe alfabe denir. Alfabede bulunan harflerin dilin her sesini temsil edebilmesi önemlidir.

Türk alfabesi, Lâtin harfleri esas alınarak, 01.11.1928 gün ve 1353 sayılı kanunla tespit ve kabul edilmiştir. Bu kanuna göre, Türk alfabesinde 29 harf bulunmaktadır. Bunların 21 tanesi ünsüzleri, 8 tanesi de ünlüleri karşılar. Bu harfler Şunlardır:
A, B, C, Ç, D, E, F, G, Ğ, H, I, İ, J, K, L, M, N, O, Ö, P, R, S, Ş, T, U, Ü, V, Y, Z.

Lâtin alfabesindeki “q”, “x” ve “w” harfleri alınmamış; bu alfabeye “ğ”, “i”, “ş” sesleri eklenmiştir.

Türk alfabesi, her ses için ayrı bir harf ve her harf için ayrı bir ses ilkesine göre düzenlenmiştir. Buna göre dilimiz, yazıldığı gibi okunan, okunduğu gibi yazılan bir dildir.


SES-HARF İLIŞKISI

Harf ile ses terimlerini birbirinden ayırmak gerekir. Ses kulağa, harf ise göze hitap eder.

Önce ses vardı. Sonra yazının icat edilmesiyle sesler yazıda harflerle temsil edilmeye başladı.

Bir dilin sesleri farklı alfabelerle de yazıya aktarılabilir. Nitekim Türk dili sırayla Göktürk, Uygur, Arap, Lâtin ve Kiril alfabeleriyle yazılmıştır.


HECE

Bir dilin sesten sonraki en küçük birimi  hecedir. Heceler bir veya birden fazla sesten oluşabilir. Ağzımızın bir hareketiyle çıkan tek veya birleşik sese hece denir. Her hecede mutlaka bir sesli olur. Bir kelimede kaç sesli varsa o kadar hece vardır.

Türkçe’de heceler altı çeşittir :

1.Bir sesliden oluşan heceler :  a-dam, e-rik, o-dun...
2.Bir sesli + Bir sessizden oluşan heceler : al-çak, üz-gün
3.Sessiz+sesli : ba-lık
4.Sessiz+sesli+sessiz  : bal-çık
5.Sesli+sessiz+sessiz : alt
6.Sessiz+sesli+sessiz+sessiz : yurt

NOT : “O” , hem harf, hem hece, hem de kelime olarak kullanılabilir.

Harf ...hece...kelime...cümle...paragraf....edebi eserler  oluşur.


SES TÜRLERİ

Sesler, ses yolundan çıkışlarına göre ikiye ayrılır:

1. ÜNLÜLER (SESLİLER) VE ÖZELLİKLERİ

Ünlüler, ses yolundan hiçbir engele uğramadan çıkarlar. Tek başlarına okunur ve hece olabilirler.
8 ünlü vardır : a, e, ı, i, o, ö, u, ü. Bunlardan dördü ince (e, i, ö, ü), dördü kalın  (a, ı, o,u) ünlüdür.


Ünlüler söyleyiş özelliklerine, dilin ve ses yolunun aldığı biçimlere ve dudakların durumuna göre şu özellikleri gösterirler:

Ağzın açıklığına göre ünlüler:

Geniş Ünlüler : a, e, o, ö
Dar Ünlüler    : ı, i, u, ü

Dudakların durumuna göre ünlüler :

Düz Ünlüler : a, e, ı, i,
Yuvarlak Ünlüler : o, ö, ü, ü

Dilin durumuna göre ünlüler:

Kalın Ünlüler : a,ı,o,u
İnce Ünlüler  : e,i,ö,ü

Kalın ünlüler, dilin geriye çekilmesiyle; ince ünlüler, dilin ileri doğru itilmesiyle oluşur. Dudaklar düz durumdayken çıkan ünlüler düz; büzülüp yuvarlaklaşmış durumdayken çıkan ünlüler de yuvarlak ünlüdür. Alt çenenin açık ve ağız boşluğunun geniş durumunda çıkan ünlüler geniş; alt çene az açık ve ağız boşluğu darken çıkan ünlüler de dar ünlüdür.

Bu sınıflandırmaya göre her ünlünün üç özelliği vardır.

Dudakların durumuna göre
Düzler
Yuvarlaklar
Ağzın açıklığına göre
Genişler
Darlar
Genişler
Darlar
DDilin durumuna göre
Kalınlar

a
ı
o
u
İnceler
e
i
ö
ü

Buna göre hangi ünlünün hangi özelliğe sahip olduğuna tek tek bakalım:


a
düz, geniş, kalın
o
yuvarlak, geniş, kalın

e
düz, geniş, ince
ö
yuvarlak, geniş, ince

ı
düz, dar, kalın

u
yuvarlak, dar, kalın
i
düz, dar, ince

ü
yuvarlak, dar, ince

Ünlülerin bu özellikleri ünlü uyumlarında ve bazı ses olaylarında karşımıza çıkacaktır.

Ünlülerin kullanımıyla ilgili bazı kurallar:

„Türkçe’de iki ünlü yan yana bulunmaz. İki ünlünün yan yana olduğu kelimeler kesinlikle Türkçe değildir:
 Saat,kanaat, şecaat, maarif, aile, kaide, mail, miat, dair, Siirt, buut (boyut), fiil...

„Kökeni Türkçe olan kelimelerde uzun ünlü yoktur. Uzun ünlü, Arapça ve Farsça’dan dilimize giren kelimelerde vardır.
 şair, numune, iman (şa:ir, numu:ne, i:man)

Ancak Türkçe’de uzun ünlü bulunmadığı için birçok yabancı kelimedeki uzun ünlüler Türkçe’de kısa telâffuz edilir.

beyaz, hiç, rahat...

Bazen bu kelimelere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde uzunluk tekrar ortaya çıkar.
esas→esası, hayat→hayatı, kanun→kanunen... (esâsı, hayâtı, kanûnen)

Bazı örneklerde uzunluk ek getirildiğinde de ortaya çıkmaz.
beyaz→beyazı, can→canım...

Uzun ünlüler belli durumlar dışında gösterilmez.
Gösterilmeyenlere örn.: adalet, badem, beraber, şive, şube;
Gösterilenlere örn.:                  
âdet, yâr, âlem, şûra, hâlâ...

Eski yazıdan çeviri yapılan bilimsel metinlerde uzun ünlüler özel işaretlerle gösterilebilir.
 ā, ū

„Türkçe’de İngilizce by, gibi ünlü bulundurmayan kelime (kısaltmalar hariç) yoktur.
„Türkçe kelimelerde birinci heceden sonraki hecelerde o ve ö ünlüleri bulunmaz.






ÜNLÜ UYUMLARI

Türkçe’de ünlülerin kelime içerisindeki dizilişiyle ilgili olarak iki önemli kuralı vardır :

1.BÜYÜK ÜNLÜ (SESLİ) UYUMU
Türkçe’de sözcüklerde genel olarak, kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlü gelir. Türkçe’yi başka dillerden ayıran bu temel özelliğe büyük ünlü uyumu denir. Kalınlık-incelik uyumu da denir.  (Çocuklar, çiçekler, güzel). Bu durum, kelimenin Türkçe olup olmadığını bize gösterir.

Bu kurala göre Türkçe bir kelimenin ünlülerinin tamamı ya kalın ya da ince olmalıdır.

sevilmek, ince, denizden, kelebekler, göstermelik...;
satılık, kalın, oyun, uçurtma, aşağı, sorular...

Bazı kelimeler Türkçe olduğu halde büyük ünlü uyumuna uymayabilir:
Zamanla ses değişikliğine uğramış bazı sözcüklerde bu kurala aykırılık olabilir. Ana bu kelimeler Türkçe sayılır : kardeş (kardaş, karındaş), elma (alma), hangi (hangı, kangı), anne (ana), şişman (şışman),) inanmak (ınanmak,)dahi, hani (kanı-dakı), elma (alma)...


Tek heceli kelimelerde bu kural aranmaz.
Birleşik kelimelerde aranmaz. Kelimeler birleşikken uymaz, ayrı ayrı incelendiğinde uyarsa bu tür kelimeler Türkçe’nin yapısına uygundur. Hanımeli....hanım + eli

Kök veya gövde halindeyken büyük ünlü uyumuna uyduğu halde –yor, ki, -ken, -leyin, -imtırak, -taş -gil eklerini aldığında kurala uymayan kelimelerde özel durumdadır.
-yor      :geliyorum, üzülüyorum, siliyorum…
-ken     : alırken, koşarken, bakarken...
-leyin   : sabahleyin, akşamleyin
-(İ)mtırak : yeşilimtırak, mavimtırak, ekşimtırak...
-ki        : onunki, yukarıdaki, akşamki...
-taş      : meslektaş, ülküdaş...
-gil      : halamgil, dayımgil, baklagiller...

Ancak, bu eklerle yapılan bütün kelimeler büyük ünlü uyumuna aykırıdır denemez. Öyleyse bu eklerin ünlülerinin her zaman aynı özellikte (kalın veya ince) olduğunu, bu yüzden bazı kelimelerde uyuma girmediklerini söyleyebiliriz:

öğleyin, gelirken, sarımtırak, seninki, arkadaş, eniştemgil...


NOT : Bazı yabancı kelimeler tesadüfen uyuma uyabilir. Bunun Türkçe olup olmadığını diğer kurallara bakarak karar vereceğiz.  (Cennet : Türkçe’de kel. –c- harfi ile başlamaz)

Yukarıda belirtilen durumlar dışında, bir sözcük büyük ünlü uyumuna aykırı yapıda ise, o sözcük yabancı kökenlidir. Dünya, otomobil, kitap ...Bu kelimeler yabancı kökenli olduğundan b.ünlü uyumuna uymazlar.


Bazı yabancı kelimeler bu kurala uydurulmuştur.

divar→duvar, kalib→kalıp, brillante→pırlanta, suret→surat...


2.KÜÇÜK ÜNLÜ (SESLİ) UYUMU

Bir kelimenin ilk hecesinde düz sesli harf (a,e,ı,i) varsa, diğer hecelerinde de düz sesli harf olması gerekir. Kelimenin ilk hecesinde yuvarlak sesli harf (o,ö,u,ü) varsa, diğer hecelerinde ya düz-geniş (a,e), ya da dar-yuvarlak (u,ü) sesli harf bulunması gerekir. Buna küçük ünlü uyumu kuralı denir. Düzlük-yuvarlaklık uyumu da denir.


       (Kelimenin ilk hecesinde)        (Diğer Hecelerde)

a-e-ı-i

 a-e-ı-i

                                               

 a - e

 o,ö,u,ü

                                               

           




U – Ü
 





Örnek:
arkadaş, karanlık, kelime, merdiven, serilmek, ıslık, ılık, ırak, sıcaklık, incelik, iyi
kova, orak, oğlak, oğlan, gözlem, önem, uğrak, uygar, uğraşmak, üzer, üçer
okul, kuru, uygun, olumlu, bozulmuş, çocuk, oğul, okul, ölümlü, öküz, uğur, ululuk, üçüz, üzüm, süzgün...

„Küçük ünlü uyumunun büyük ünlü uyumundan bir farkı vardır:
 Büyük ünlü uyumunda kelimedeki bütün ünlülerin kalınlık ve incelik bakımlarından uyuşmaları gerekli iken, küçük ünlü uyumunda her ünlü kendinden önceki ünlüye uymak zorundadır.

Meselâ, “kolaylık” örneğinde olduğu gibi “ı” ünlüsü kendinden önceki “a” ünlüsüne uyarken “a”dan önceki “o” ünlüsüne uymayabilir.

Bu özellik, yuvarlak ünlüden sonra düz-geniş ünlü geldiği zaman karşımıza çıkmaktadır:
ufaklık, uzaklık, olası, önemli, üzerinde...

Bu kurala uymayan yabancı kelimeler:
alkol, daktilo, mönü, akordeon, rötar, radyo, tiyatro, otobüs, televizyon, horoz, kamyon, siroz...

Ancak bazı alıntı kelimeler bu kurala uydurulmuştur:
müdir→müdür,mümkin→mümkün,,müşkil→müşkül..

Bu kurala uymayan Türkçe kelimeler:
Avuç, avurt, kavurmak, kavuşmak, savurmak, kavun, karpuz, yağmur, çamur, tavuk, kabuk...

-yor ve -ki ekleri de çoğu zaman bu kurala uymaz:
geliyor, onunki...

Bazı kelimeler k.ünlü uyumuna uyduğu halde b.ünlü uyumuna uymayabilir: Kalem, kitap ...


Buna göre bir kelimenin Türkçe olabilmesi için her iki kurala da uyması gerekir.
Büyük Ünlü uyumu incelenirken kelimelerin tüm heceleri dikkate alınır. Yani dört heceli bir kelimede ilk üç hece büyük ünlü uyumuna uyarken, son hece uyumu bozuyorsa, bu kelimeler kurala uymamış olur.  Getiriyor, otururken...

Küçük ünlü uyumunda ise yan yana gelen her hece dikkate alınır. Örneğin,  “kolaylık” kelimesinin tüm hecelerine bakarsak ilk hecedeki yuvarlak sesli o’dan sonra ikinci hecede düz-geniş –a-, son hecede düz sesli –ı- yer almıştır. Birinci ve üçüncü heceyi dikkate aldığımızda yuvarlaktan sonra düz sesli geldiği için kelimenin k.ünlü uyumuna uymadığını sanabiliriz. Halbuki bu kelime k.ünlü uyumuna uymaktadır. Çünkü yuvarlaktan sonra düz-geniş, düzden sonra düz sesli harf kullanılmıştır.   Ko – lay – lık  (Yuv.-düz/geniş-düz)
Kuraldışı :  -o- sesinden sonra ikinci hecede b-m-v-p seslerinden biriyle başlıyorsa bu durumda ikinci hecede –u- olabilir. Bu tür kelimeler k.ünlü uyumuna uymamasına rağmen Türkçe’dir.
Örnek: Hamur, avuç, sabun, çamur, kavun, kalbur, çabuk, karpuz, tavuk, kabuk, kaput, yağmur, havuç, çaput, yamuk...


SONUÇ

„Bu uyumlar Türkçe’nin ayırt edici özellikleridir. Yani bu kurallara uymayan kelimeler çoğunlukla Türkçe değildir. Ama bu kurallar uyan kelimelerin tümü Türkçe’dir de diyemeyiz. O hâlde bu kurallar sadece Türkçe kelimelerde aranmalıdır.

„Ayrıca bu kurallar en az iki heceli kelimelerde aranmalıdır. Tek heceli kelimelerle bitişik kelimelerde aranmaz. Bitişik kelimeyi oluşturan kelimeler ayrı ayrı incelenebilir; birbirleriyle uyumlu olup olmadıklarına bakılmaz.

anaerkil, ataerkil, babayiğit, pisboğaz, büyükbaş, küçükbaş (hayvan), camgöz, cingöz, paragöz, hoşbeş, yüzgöz (olmak), düztaban, Karagöz, karagöz (balığı), önayak (olmak), kafakol, tepegöz, tıknefes, günaydın, hanımeli, aslanpençesi, keçiboynuzu, yeşilbaş (ördek), dilberdudağı, tavukgöğsü, baştankara (kuş), düşeyazdım, gidedurun, çıkageldi, alabilirsin, alabildiğine (kalıplaşmış), bakıver, düşmeyegör, ölmeyegör, çöpçatan, günebakan, ordubozan, oyunbozan, yelkovan, yolkesen, akımtoplar, amperölçer, barışsever, basınçölçer, bilgisayar, sanatsever, yurtsever, vatansever karıncaezmez, kuşkonmaz, külyutmaz, varyemez

„Yabancı kelimeler bu kurallara uyabilir de uymayabilir de...

kalem, müzik, merasim; serbest, delil, fakat...

„Kelimelerin bu kurallara uyup uymadıklarına bakılırken kelimeler tek başlarına değerlendirilir. Ancak “de” bağlacı ve soru eki kendinden önceki kelimeye uyarlar:

“mi” soru eki: geleyim mi, okudun mu
“de” bağlacı: sen de, o da, aldı da, özledim de...

Ek-fiilin çekimi olan “ise” kelimesiyle “ile” edatı (hem edat hem bağlaç), bitişik yazıldıkları zaman ünlü uyumlarına girerler:

alır ise→alırsa, konu ile→konuyla...

„Türkçe kelimeler bu kuralların her ikisine birden uyarlar (değişikliğe uğramış olanlar hariç). Ama Türkçe olsun olmasın, bir kelime bu kuralların her ikisine de uymak zorunda değildir; birine uyup diğerine aykırı düşebilir. Bu yüzden bu ünlü uyum kuralları ayrı ayrı ele alınmalıdır.

kavun, mönü: BÜU var, KÜU yok
mezar, nazik: BÜU yok, KÜU var




2.ÜNSÜZLER (SESSİZLER)

Sessiz harfler ses yolundan engele uğrayarak çıkarlar ve 21 tanedirler.

SESSİZ HARFLERLE İLGİLİ KURALLAR

1.Türkçe kelimelerin başında farklı dahi olsa iki sessiz yan yana bulunmaz.Bu tip kelimeler yabancı kökenlidir.
Spor, star, profesör…

2.Türkçe kelimelerin kökünde aynı sessizler (ikiz sessizler) yan yana bulunmaz.Böyle kelimeler dilimize yabancı dillerden girmiştir.
Millet, hürriyet, şiddet…

3.Türkçe kelimelerin sonunda yumuşak sessizler ( b, c, d, g ) bulunmaz. Bunların sertleri olan ( p, ç, t, k ) harfleri bulunur.
Yanlış             Doğru
Kitab              Kitap
Ahmed           Ahmet
Amac              Amaç

Ancak yabancı kökenli bazı kelimeler bu kurala uymayabilir.
Ad, hac, sac…
Dilimizdeki 29 harften 21’i ünsüzdür. (sessiz harf). Bunlar aşağıdaki tablo gruplandırılmıştır:


 Yumuşak
(Söylenişi yumuşak, ağızdan titreşimli çıkan)
Sert
(Söylenişi kuvvetli,sert,
ağızdan titreşimsiz

Sürekli


Ğ,J,L,M,N,R,V,Y,Z


F,H,S,Ş

Süreksiz


B,C,D,G

P,Ç,T,K



Sürekli Ünsüzler: Başlarına bir ünlü geldiğinde söylenişi uzayıp giden yani sürekli söylenebilen ünsüzlerdir.
Örn. : z sesi, ezzzzz...

Süreksiz Ünsüzler: Başlarına bir ünlü geldiğinde sürekli söylenemeyen ünsüzlerdir.
Örn.: k sesi, ek. (Ses kesiliyor, devam etmiyor.)



SES OLAYLARI

Kelimelerde zamana ve sahaya bağlı olarak sürekli değişmelerin, gelişmelerin olması dilin canlılığının bir göstergesidir. Dil durağan değil, dinamik bir yapıya sahiptir. Dilin söz varlığını oluşturan kelimelerdeki sesler, heceleri ve kelimeleri oluştururken tarihî süreç içerisinde düşerler, yer değiştirirler, türerler, başka seslere benzerler. İşte bütün bunlar, ses olayları başlığı altında incelenir. Dilde ses olayları, çeşitli sebeplerden kaynaklanır. Bunlardan başlıcaları aşağıda özetlenmiştir:

Ses olaylarının sebepleri
a) Dilin ses özellikleri: Türkçede kelime sonunda b, c, d, g sesleri olmadığı için Arapça kitâb kelimesi Türkçe’ye kitap şeklinde geçmiştir. Uzun ünlü olmadığı için de â ünlüsü kısalarak normal a’ya dönüşmüştür.
b) Başka seslerin etkisi: Bazı sesler, yanlarındaki diğer seslere etki ede­rek onları kendilerine benzetirler, değiştirirler. Meselâ, anbar kelimesindeki b sesi, yanındaki n’ye etki ederek onu, kendisi gibi dudak ünsüzü olan (m) yapmıştır. Böylece kelime, ambar şekline dönüşmüştür.
Yaşıl kelimesinin yeşil’e dönüşmesinin sebebi, y ve ş seslerinin inceltici etkisidir.
c) Vurgu: Türkçe’de orta hece vurgusu genellikle zayıf olduğu için bu hecedeki ünlüler bazen daralır bazen de düşerler: Tasarıla> tasarla, besileme> besleme, yalınız > yalnız vb. gibi.
ç) Zayıf sesler: ğ, h, ı, l, n, r, y, z sesleri zayıf sesler olduğu için bazı ses olaylarına sebep olurlar: ağabey > âbi, hastahane > hastane, pek iyi > peki, bir daha> bi daha, soğan> soan, uğur> uur, ınanmak > inanmak.
d) Söyleyiş güçlüğü ve kakofoni: Bazı seslerin yan yana gelmesi söyleyiş güçlüğüne veya kakofoniye sebep olur. Bu durumda bazı ses olayları olur: büyükcek > büyücek, küçükçük > küçücük, ufakcık > ufacık.
Ses olaylarının sebebini, dildeki en az emek yasasına bağlamak mümkündür.


a) Sözcük Sonlarında Kullanım
Türkçe kelimelerin sonunda b,c,d,g harfleri bulunmaz. Bu nedenle dilimize giren ve sonunda b,c,d,g harfi bulunan kelimelerin sonundaki bu harfler sertleşir.

(b – p , c – ç,  d – t, g – k  dönüşme olur. )

Örnek :
Harab →  harap

Özel Durumlar
1. Bu  kural,bazı tek heceli kelimelerde anlam değişmesine yol açacağı için uygulanmaz  Örn.: Ad : isim .... at : bir hayvan
(hac...haç, öd...öt, od...ot)

2.Dilimizde bazı tek heceli kelimeler –ğ ile bitebilir. Bunun dışında Türkçe sözcüklerin sonunda –ğ bulunmaz.
(Yağ, dağ, sağ, çağ, bağ....)




b) Ünsüz yumuşaması (sert sessizlerin yumuşaması)
                     
Kelime sonlarında bulunan sert süreksiz ünsüzler (p, ç, t, k ) ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında yumuşayarak “b, c, d, g (ğ)” ye dönüşürler. Bu kurala ünsüz yumuşaması denir.
Örnek :
kitap-ı→ kitabı
umut-u→umudu
            bayrak-ı→bayrağı
yaprak-ı→yaprağı
ahenk-e →ahenge
sağlık-ı→sağlığı

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere sert süreksiz ünsüzler ünlü arasında kalarak yumuşamışlardır.

NOT 2. Özel isimlerle yabancı kökenli bazı kelimeler bu kuralın dışındadır.

Hürriyet-i→Hürriyeti
Hukuk-a→Hukuka

Özel Durumlar
1.Tek heceli kelimelerin çoğunda yumuşama olmaz.
Örnek:
Çit-i→ çiti
Tek-i→ teki
Çöp-ü→ çöpü

2.Tek heceli kelimelerin bazısında ise yumuşama olur.
Örnek:
Kap-ın →kabın

3.Özel isimlerde kesinlikle yumuşama olmaz.
Örnek:
Ürgüp →e,
Zeynep-in→  Zeynep’ in

Yozgat-a→ Yozgat’a
Ahmet-a→Ahmet’e

4.Dilimize Batı ve Doğu dillerinden girmiş birçok kelimede yumuşama olmaz.
 Örnek :
Devlet →imiz,
Tank →ın              
 Hukuk →un
 Hürriyet →imiz
 Sanat →ın
 Millet →in

5.Fiil kök veya gövdelerine çeşitli yapım ekleri getirilerek türetilen bazı kelimelerde yumuşama olmaz.
Örnek:
Taşı-t →ımız
 Kon-u-t →un

DİKKAT : Ünsüz yumuşaması kuralına uymayan kelimeleri, yumuşatarak yazmak yanlıştır.
 Örnek:
Zonguldak →a gittik (Doğru)
Zonguldağ →a gittik. (Yanlış)

 c) Ünsüz benzeşmesi (ünsüz sertleşmesi)

f, s, t, k,ç, ş, h, p harfleri ile biten bir kelimeye c, d, g harfleri ile başlayan bir ek gelirse, ekin başındaki yumuşak harfler sertleşir. Buna göre; c-ç, d-t, g-k olur.  Yani, Türkçe’de sert ünsüzlerden sonra yumuşak ünsüzler gelmez. Sonunda sert ünsüz bulunan kelimelere yumuşak ünsüzle başlayan ek getirilemez.Bu kurala ünsüz benzeşmesi denir.

Örnek:
Kebap-cı→kebabçı
Yavaş-ca→yavaşça
Ayak-cak→ayakçak
Ayak-da→ayakta
Yurt-dan→yurttan,
Ses-deş→sesteş
Yap-dı→yaptı
Aç-dır→açtır
At-gı→atgık
Seç-gin→seçkin
Çalış-gan→çalışkan
Kıs-gaç→kıskaç...

NOT : Bu kural, sayıların rakamla yazılışlarında da geçerlidir. Buna göre rakamlar okunur ve okunuşu p, ç, t, k, f, h,s, ş harflerinden biriyle biterse, ekler de sertleşir. Buna uyulmazsa yazım yanlışı yapılmış olur.
Örnek :
Saat 3’de geldim. (Yanlış),
Saat 3’te geldim (Doğru)


Özel Durumlar
1.Bazı birleşik kelimelerin bu kurala uymadığı görülür : Dikdörtgen, Akciğer...
2.Bazı matematik terimlerinin bu kurala uymadığı görülür: Üçgen, beşgen..
3.–De, da bağlacı, başlı başına bir kelime olduğu için p, ç,t,k,f,h,s,ş harfleriyle biten kelimelerden sonra gelse bile sertleşme kuralına uymaz. Zaten de, da bağlacını –d, -d ekinden ayıran en önemli özelliklerden biri de budur.

Gitsek de olur, gitmesek de..

Ç) Ünlü daralması (darlaşma)

Bir kelimede düz-geniş ünlülerden (a, e) sonra –yor eki gelirse, bu ünlüleri darlaştırarak –ı-i-u-ü ‘ye dönüştürür. Geniş olan ünlülerin daraldığı için bu kurala ünlü daralması denir.
Örnek :
Yazma-yor→yazmıyor
Anla-yor→anlıyor
Hopla-yor→hopluyor.
Bekle- yor→bekliyor

Dilimizde birçok yerde, yanlış ünlü daralması da yapıldığı görülür. Kaynaştırma harflerinden y’den önce gelen a, e ünlüleri konuşmada daralabilir. Ama bu daralma yazıda gösterilmemelidir.
Almayan (Doğru) → Almıyan (Yanlış),
Bekleyecek (Doğru) → Bekliyecek (Yanlış)

Özel Durumlar
Bazı kelimelerde –yor eki kullanılmadığı halde, ünlü daralması olabilir. de-  ve ye- kelimelerine ünlü ile başlayan ek geldiğinde araya –y- kaynaştırma ünsüzü girer ve bu

Kaynaştırma ünsüzü kelimelerin kökündeki e’leri i’ye dönüştürür.

Diye, diyen, yiyecek, yiyerek...

NOT : Ünsüzle biten kelimelere –yor eki geldiğinde, kelimenin kökü ile ekin arasına ı, i, u, ü yardımcı sesleri gelir. Bu, ünlü daralması ile karıştırılmamalıdır. Buna göre, aşağıdaki kelimelerde ünlü daralması yoktur:
Oturuyor, iniyor, bakıyor...


d) Ünlü düşmesi (hece düşmesi, ses düşmesi)

İki heceli bazı kelimelere ünlü ile başlayan bir ek getirildiğinde, kelimenin son hecesindeki ünlü düşer. Buna ses düşmesi denir. Ünlü düştüğünde hece sayısı da azaldığından bu kurala ünlü düşmesi yanında hece düşmesi, hece azalması da denir. Ses düşmesi genellikle kelime yapım ve çekimine bağlı olarak ortaya çıkar. Ünlü düşmesinden bir de başka bir ünsüz düşmesi vardır.


Türkçe’de hece düşmeleri aşağıdaki çeşitlere ayrılır:
1. İkinci hecesinde dar ünlü (ı,i,u,ü) bulunan bazı kelimelere, sesli harfle başlayan bir ek gelirse, ikinci hecedeki dar ünlü düşer.
sıyır-ıl→ sıyrıl
savur-ul→savrul
ağız-ı→ağzı

2. Sesli harfle biten bazı isim köklerinden –la, -le eklerini kullanarak fiil türetildiğinde ses düşmesi görülür.
Koku-lamak → koklamak

3. Bazı renk isimlerine –ar, -er ekleri getirilerek fiil türetildiğinde, ismin sonundaki ünlü düşer.
Sarı-armak → sararmak

Not: Kızarmak ve yeşermek kelimelerinde bir ünlü, bir ünsüz düşer.
Kızıl-armak → kızarmak

4. İkinci hecesinde dar ünlü bulunan bazı fiillere yapım eki getirilip isim yapıldığında ünlü düşmesi görülür.
Ayır-ım→ayrım

5. Bazı fiillerden fiil türetildiğinde ünlü düşmesi görülür.
Çevir-il → çevrilmek

6. Bazen iki kelime birleşirken ünlü düşmesi olur.
Kayıp-olmak → kaybolmak

Türkçe’de bazı kelimeler iki şekilde yazılabilir. Aşağıda verilen kelimelerin her iki yazılışı da doğrudur. İkinci tür yazılışta ünlü düşmesi vardır.

Ünlü Düşmesi Yok                    Ünlü Düşmesi Var

Nerede                                     Nerde
Nereden                                               Nerden
Burada                                     Burdan
Şurada, Şuradan                                    Şurda , Şurdan
Orada, Oradan                          Orda, Ordan
İçeride, içeriden, dışarıda                        İçerde, içerden, dışardan
İleride, ileriden, yukarıda                        İlerde, ilerden, yukardan


e) Ünlü türemesi (Ses artması)
Bazı kelimelerin anlam yönünden küçültülmesi veya pekiştirilmesi sırasında kelimelerin kökü ile aldığı ekin arasına bir ünlü gelebilir. Buna ünlü türemesi denir. Ünlü türemesi hece sayısını artırır.

Az-cık → azıcık
Bir-cik→biricik
Dar-cık→daracık

f) Ünsüz türemesi

Bazı tek heceli kelimeler ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında veya “etmek, eylemek, olmak” yardımcı fiilleriyle birleştiklerinde asıl kelimenin sonundaki ünsüz ikizleşir. Buna ünsüz türemesi denir. Ünsüz türemesi hece sayısını değiştirmez.
Af + etmek→ affetmek
Ret + etmek→ reddetmek
His + etmek→ hissetmek


g) Ünsüz düşmesi
K  ünsüzü ile biten bazı kelimelere –cik, -cek   küçültme ve sevgi ekleri getirildiğinde kelimenin sonundaki –k sesinin düştüğü görülür. Buna ünsüz düşmesi denir.
Minik-cik → minicik.
Küçük-cük → küçücük
Büyük-cük → büyücük
Bazen –l, -msa  ekleri de ünsüz düşmesine neden olur.

Ufak-l→ufalmak
Küçük-mse →.küçümsemek.

h) İç ses benzeşmesi (ünsüz benzeşmesi)
Ünsüz sertleşmesine de benzeşme dendiğini biliyoruz. O ses olayı ekte meydana gelir. Türkçe’de bir de kelimenin içinde meydana gelen benzeşme vardır. Bunu şöyle anlatabiliriz:

Dudak ünsüzlerinden olan –b harfi, kendisinden önce gelen diş ünsüzü –n’yi dudak ünsüzü olan –m’ye dönüştürür. Buna göre bir dudak ünsüzü (b), bir diş ünsüzünü (n), kendisine benzetmiş olur. Bu durumda ünsüz değişimi de söz konusudur. Çünkü n ile m birbirlerinin yerini almıştır.

Çenber→çember
Tonbul→tombul

Not: Bu kural birleşik kelimelerde ve özel isimlerde uygulanmaz. Örnek: İstanbul, binbaşı...

k) Ünlü değişmesi
Daha önce belirtildiği gibi Türkçe’de kelimeler ek aldığında, köklerinde değişiklik olmaz. Bu kural iki kelime için geçersizdir. Buna göre, “ben, sen” sözcüklerine
ismin –e hali (yönelme durumu) eki getirildiğinde kökteki e sesleri a’ya dönüşür. Buna ünlü değişmesi denir.  Örnek: Ben-e...bana, Sen-e....sana

ÖNEMLİ NOT  :  Sınavlarda bazen “ses değişmesi” şeklinde sorular sorulmaktadır. Ses dendiğinde hem ünlü, hem ünsüz akla gelir. Bu nedenle “ses değişmesi” veya “ses değişikliği” ifadeleriyle karşılaştığımız zaman aklımıza aşağıdaki ses olayları gelmelidir:
Ünsüz yumuşaması : p-ç-t-k → b-c-d-g-ğ
Ünsüz sertleşmesi : c-d-g → ç-t-k
İç ses benzeşmesi : n → m
Ünlü daralması  : a→ı-i-u-ü
Ünlü değişimi  : e→a


l) Kaynaşma (kaynaştırma)
Türkçe kelimelerde iki sesli harf yan yana gelmez. Bu nedenle sesli harfle biten bir kelimeye, sesli harfle başlayan bir ek gelirse, iki seslinin arasına bir sessiz girer. Bu sessiz , iki sesliyi kaynaştırır. Bu sessiz harfe kaynaşma (kaynaştırma) harfi, bu olaya da kaynaşma (kaynaştırma) denir. Bazı kaynaklarda yardımcı ünsüz olarak da adlandırılan kaynaştırma harfleri –y-ş-s-n’ dir. Kaynaşma harfleri daha çok isim tamlamalarında kullanılır.

Kapı-y-ı
Akşam sefa-s-ı

Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi isim tamlamalarında  tamlayan –n, tamlanan –s kaynaşma harflerini alır. Türkçe’de sadece “su, ne” kelimeleri bu kurala uymaz .
Su-y-un tadı
Ne-y-in tadı

NOT : -ş kaynaştırma harfi, bazen sözcüğün sonundaki –ş ile karıştırılır. Buna dikkat etmek gerekir.
Altı-ş-ar, yedi-şe-er  (Kaynaşma var)
Beş-er  (Kaynaşma yok)

NOT : Kaynaşma harfinin olup olmadığını aranırken, iyelik eklerine de dikkat etmek gerekir.
Onun defter-i-n-i   (Kaynaşma var)
 Senin defter-in-i (Kaynaşma yok)
m) Ulama

Cümle içerisinde sessizle biten bir kelimeden sonra, sesliyle başlayan bir kelime gelirse, bu iki kelime okunuşta birleşir. Buna ulama denir. Ulamanın olabilmesi için kelimelerin arasında hiçbir noktalama işareti bulunmamalıdır. Aşağıdaki cümlelerde ulama vardır:
Sensiz olamam
Senden ayrılamam
Okullar açıldı.
Mehmet Akif Ersoy
Pencereden bir gül attığın zaman
Işıkla dolacak kalbimin içi

Not:Kelimeler arasında noktalama işareti olduğu zaman ulama yapılmaz.

Ulama söyleyişle ilgili bir kuraldır. Yazarken ulama yapılmaz.

NOT :  Sınav sorularında “ses olayı” sözüyle karşılaştığımız zaman, yukarıda açıkladığımız bütün ses olaylarını aklımıza getirerek soruyu cevaplamalıyız. Bazıları ulama ve kaynaşmanın ses olayı olmadığını zanneder. Halbuki bunlar da birer ses olayıdır.

NOT : Vurgu ve Tonlama da ses bilgisi ile ilgilidir. Bu nedenle bunları da bu bölümde ele alacağız:


TONLAMA

Cümleleri söylerken sözcükleri veya harfleri sert, yumuşak, uzun, kısa, alçak ve yüksek gibi değişik seslerle belirtmeye tonlama denir. Tonlama öfke, sitem, beğenme, umut vb. duygularımızı karşıdaki kişiye iletmemizi sağlar. Konuşmalarda özellikle topluluğa hitap ederken veya şiir okurken tonlamaya dikkat etmek gerekir. Şairlerin ve yazarların duygularını tonlamaya dikkat ederek daha iyi anlar ve karşımızdaki kişilere aktarmış oluruz.

Örnek :
Ne yapıyorsun? cümlesini kızgınlık anında başka, şaşma anlatırken başka, hâl hatır sorarken başka ses tonlarıyla sorarız.


VURGU
Kelime veya cümlelerde herhangi bir hecenin ya da sözcüğün diğerlerine göre daha baskılı yani kuvvetli söylenmesine vurgu denir. Vurgu anlam yönünden önemli heceleri ya sözcükleri öne çıkarmaya yarar. Türkçe’de iki çeşit vurgu vardır:

1.Kelime Vurgusu : Bir kelimede herhangi bir hecenin diğerlerine göre daha kuvvetli söylenmesidir. Kuvvetli söylenen hece olduğu halde bu olay kelimede meydana geldiği için kelime vurgusu olarak adlandırılır. Türkçe kelimelerde vurgu genellikle son hecelerdedir. Kelime vurgusu ile ilgili önemli özellikler  şunlardır:
Tek heceli kelimelerde vurgu bulunmaz.
Vurgu genellikle son hecede bulunur.
Kelimeye bir ek getirilirse, son hecedeki vurgu eke geçer. Çünkü bu durumda son hece ek’tir. Örnek: Kitap .... kitapçı
İki heceden oluşan yer adlarında vurgu genellikle birinci hecededir. Örnek : Konya
Pekiştirilmiş kelimelerin başına getirilen heceler vurguludur. Örnek: Masmavi

2.Cümle Vurgusu : Cümlede herhangi bir kelimenin diğerlerine göre daha kuvvetli söylenmesidir. Türkçe’de genellikle yüklemden bir önceki kelime vurguludur. Aşağıdaki cümlelerde sırasıyla özne, nesne, zarf tümleci e dolaylı tümleç vurgulanmıştır.
Dün okuldan defteri Ayşe aldı.     (Ayşe : Özne)
Ayşe, dün okuldan defteri aldı.    (Defteri : Nesne)
Ayşe, defteri okuldan dün aldı.    (Dün: Zarf T.)
Ayşe, dün defteri okuldan aldı.    (Okuldan : DT)

Sınav sorularında vurgu öğe şeklinde sorulabildiği gibi, “yer, zaman, kişi” şeklinde de sorulabilir.










































































































KÖK - EK- KELİME YAPISI


KÖK :  Bir kelimenin, daha küçük parçalara ayrılmayan,  anlamlı en küçük parçasına denir. Kelime kökü, kelimenin tamamı ile ilgili olmalıdır.
Örnek:
“Okul” kelimesinin kökü, “oku” fiilidir. Fakat bu kelimede “ok” kısmı da bir anlam taşır. Ama okul ile ok arasında bir ilgi yoktur.
Kökler dilin ana malzemesi olup bilemediğimiz zamanlardan beri vardır.Sonradan yapılmazlar.İhtiyaç duyduğumuz kelimeler bu köklerden faydalanılarak yapılır.

Kökler iki çeşittir:


1. İSİM KÖKLERİ
Bir varlığı, niteliği, ilgiyi veya duyguyu en kısa biçimde tanıtan köklere denir. Dört çeşittir:

a) Varlık kökleri  : Çöl, yol, sıra, ev...
b) Nitelik kökleri : İyi, güzel, kötü...
c) Duygu kökleri : Ah, vah, tüh, ey...
d) İlgi kökleri      : Ben, sen, o, ile, için...

İsim kökleri cümle içinde “isim, zamir, zarf, sıfat, edat, bağlaç ve ünlem” göreviyle kullanılabilir. Dilimizde isim kökleri en fazla üç heceden oluşur.
 Örnek: Karınca, kelebek, araba...

İsim kökü içine “yansıma kök” dediğimiz doğa ses ve görüntülerinden esinlenerek yapılmış kökler de girer.
fış – kır-
miyav-la-
çıt-ırtı
fıs- ılda-


2. FİİL KÖKLERİ
İş, oluş,hareket ve durum bildiren köklere fiil kökleri denir.
 Örnek: Gel-, otur-, ver- ...


Dilimizde hem fiil hem isim kökü olarak kullandığımız kelimeler de vardır. Bunlara “ ortak kök” denir.Bu kelimeler tek anlam taşımalarına rağmen diğer köklerin tersine hem isim hem fiil eklerini alabilirler.Bu kökleri sesteş (eş sesli) kelimelerle karıştırmamak gerekir.Sesteş kelimeler, iki ayrı kelimedir, ortak kök ise tek bir anlamı olan, kullanıldığı yere göre fiil ya da sim olan kelimedir.

Örnek:
                eski   - y – en  giysi
               fiil kökü
eski
        ortak kök        
                   
           
                    eski      -ci
               isim kökü




               
               ağrı  -  lar
             isim kökü
                   
ağrı
        ortak kök    


               ağrı   -  yor
             fiil  kökü



    taş-                     taş – kın su                  
fiil kökü                 fiil kökü  
                                                           
                       sesteş
                      kelimeler        
                                                 
    taş                       taş – lık arazi                
isim kökü                  isim kökü




GÖVDE
Bir dilde bulunan isim ve fiil kökleri varlıkların, kavramların, hareketlerin teker teker karşılığını verecek kadar çok değildir. Gerekli olan kelimeler bu köklere yapım ekleri getirilerek sağlanır. Bu yolla yapılmış kelimeler gövde denir.
Bir kelimenin gövde olabilmesi için en az bir yapım eki alması gerekir.
Örnek:
]     Uç     —    ak          → İsim gövdesi
Fiil  kökü  Yapım eki

]    Göz     —   le-         → Fiil gövdesi
İsim kökü     Yapım eki

]    Ev       —   ci           → İsim gövdesi
İsim kökü     Yapım eki

]    Uç       —ur-            → Fiil gövdesi
Fiil  kökü  Yapım eki









EKLER

Türkçe eklemeli (sondan eklemeli) bir dildir. Türkçe’de değişmez kökler, onlardan türetilen gövdeler ve kök ve gövdelere eklenen yapım ve çekim ekleri vardır.

¶Dilimizi kullanışlı hâle getiren; aynı kelimelerle farklı anlamlar ifade edilmesini, kelime haznesinin genişlemesini sağlayan, eklerdir.






EK

¶Kelimelerle cümleler kurmak, onlara cümle içinde görev yüklemek ve kelimelerden yeni kelimeler türetmek amacıyla onlara eklenen seslere/hecelere ek denir.

Kelimelere cümlede görev yüklenirken ve onlardan yeni kelimeler türetilirken öncelik yapım eklerinindir. Yapım eklerinin üzerine çekim ekleri gelir. Ama bir iki ek haricinde çekim ekinin üzerine yapım eki getirilemez.

Ekler kendilerinden önceki kelimelere bitişik yazılır. Yalnız, “mİ” soru eki her zaman ayrı yazılır; “ek-fiil”in kendisi, yani “i-(mek)” de ayrı ya da bitişik yazılabilir. Zaten ek-fiil bitişik yazıldığında düşer, sadece zaman eki kalır:
mi: Gelmedi mi?
i(mek): Gelecek idi, gelecekti

Ekler yapım ve çekim ekleri olmak üzere ikiye ayrılır. Yapım ekleri anlam; çekim ekleri de görev belirler.


EKLERLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER:
 

 İsim kökü
1)Türkçe’de dört çeşit –ı, -i, -u,-ü vardır. Bunların farkı cümlelerden anlaşılır.

Ev-i yandı (İyelik eki)
Ev-i yıktılar (Hâl eki)
Veli-nin ev-i (Tamlama eki)
 Gez-i, yaz-ı (Yapım eki)

2) İyelik ekleri ile kişi ekleri karıştırılmamalıdır. İyelik ekleri isimlere, kişi ekleri fiillere gelir.
Ev-i-m....İyelik eki , Geldi-m.....Kişi eki

3) Türkçe’de –ım, -im, -um, -üm ekleri hem iyelik eki, hem kişi eki, hem ek-fiil, hem de yapım eki olarak kullanılabilir:
İç-im kan ağlıyor (İyelik eki)
İstediğin parayı vereceğ-im (Kişi eki)
Bugün dünden daha iyiy-im (Ek-fiil)
Gözlerin bir iç-im su....(Yapım eki)

4) –lar, -ler ekleri bazen çoğul eki, bazen kişi eki, bazen de yapım eki olarak kullanılabilir:
Ev-ler şimdi daha güzel (Çoğul eki)
Dün bize geldi-ler (Kişi eki)
Bu millet nice Kemal-ler yetiştirdi. (Yapım eki)

NOT : -lar, -ler ekleri özel isimlere gelip onların anlamlarını değiştirirse yapım ekidir. Bu durumda kesme işareti kullanılmaz. Özel isme gelip çekim eki olursa kesme işareti kullanılır.
Dün gece bize Mehmetler geldi.....Yapım eki
Sınıftaki Mehmet’ler ayağa kalksı)...Çekim eki









5) Yapım ve çekim ekleri köklere getirilirken şu sıra izlenir:
Yaz-ı-s-ı –n -ı
 

                   Hal eki
                 Kaynaştırma harfi
 İyelik eki
          Kaynaştırma harfi
       
Yapım eki



     Fiil Kökü  

6) Aslında küçültme ve sevgi eki olan –cık bazen varlık isimleri yapar .
Tepe-cik, yavru-cuk

Bu örneklerde küçültme anlamı varken; (badem-cik) kelimesinde bir organın adı söz konusudur.

7) –ı, -i, -u, -ü yapım ekleri hem fiilden isim yapar, hem de fiilden fiil yapar.
Kaz-ı çalışmaları başladı...Fiilden isim yapma eki
Boyayı kaz-ı-dı..Fiilden fiil yapma eki

8. –ış, -iş ekleri bazen isim, bazen fiil yapar.
Tatlı bir bakışı vardı... Fiilden isim yapma eki.
Birbirlerine bakıştılar... Fiilden fiil yapma eki.





I. ÇEKİM EKLERİ

¶Kelimelerin çekimlenerek değişik yerlerde ve görevlerde kullanılmasını sağlayan eklere çekim eki denir.

Çekim ekleri, kelimelerin diğer kelimelerle bağ kurmasını, kelimelerin cümlede görev almasını, hâlini, sayısını, zamanını, şahsını belirtir. Kısaca çekim ekleri kelimelerin cümle içerisinde kullanılmasını sağlar.

Kök veya gövde hâlindeki kelimeler ancak çekim eklerini alarak diğer kelimelere bağlanır, zaman ve şahıs anlamı kazanır.

Kardeş kitap yer sor.”

Bu kelime dizisi bu hâliyle ancak bir kelime yığınıdır. Bir maksat, duygu, fikir, haber, bilgi ifade etmez. Ancak “bu kelimelerle ne söylenmek istenebilir”, sorusundan hareketle bir şeyler uydurulabilir ki bu yolla bu kelimelerin ne için söylendiği kesin olarak bilinemez.

Öyleyse bu kelime yığınını anlaşılır hâle getirmek için çekim eklerine ihtiyaç vardır. Çeşitli çekim ekleriyle bu kelimelerden anlamlı cümleler çıkarabiliriz:

Kardeşine kitabın yerini sor.
Kardeşimden kitapların yerini soracağım.
Kardeşin kitabının yerini sordu.

Çekim ekleri eklendiği kelimenin anlamını değiştirmez. Çekim ekleri yeni kelimeler türetmeye yarayan ekler değildir; yani bu ekler kelimenin anlam ve türlerini değiştirmeyen eklerdir. Yukarıdaki örnekte değişik çekimlere rağmen kelimelerin anlamlarının değişmediği görülür.

Çekim ekleri getirildikleri kelimenin türüne göre ikiye ayrılır:

İsim çekim ekleri ve Fiil çekim ekleri


A. İSİM ÇEKİM EKLERİ

¶İsimlerin ve isim soylu kelimelerin sonuna gelerek onları diğer isimlere, edatlara, fiillere bağlayan; cümle içindeki görevlerini belirleyen, ait oldukları kişileri belirten ve isimlerin çeşitli durumlarını bildiren eklerdir.

İsim çekim ekleri şunlardır:

Hâl ekleri: -i, -e, -de, -den, -in, -ce, -le
İyelik ekleri: -m, -n, -i, -si, -miz, -niz, -leri
Çoğul eki: -ler
Soru eki: mi
Ek-fiil: -dir, -idi, -imiş
Tamlama ekleri: -in,




1. HÂL (DURUM) EKLERİ

¶İsimleri isimlere, fiillere, edatlara bağlayan, diğer kelimelerle ilişki kurarak isimlerin cümlede görev kazanmasını sağlayan eklerdir.

İsmin hâllerinin başında yalın hâl (nominatif) gelir, ama bu hâlin eki olmadığı için sıralamaya dahil etmedik; isimler konusunda işlenmiştir.


a. Belirtme/Yükleme Hâl Eki (-i )

Fiildeki işten, hareketten, eylemden etkilenen varlığı belirtir. Yani bu eki alan isimler cümlede belirtili nesne görevinde bulunur.
ev-i gördüm, kapı-y-ı açtım, okul-u boyadılar, gül-ü koparmayın...

İsmi fiile bağlar.
Çocukları buradan kim alacak?
Babası çocuğu çağırdı.
Şimdi soruları cevaplayın.
Burada kimi bekliyorsunuz?


Not:Türkçe’de dört çeşit –ı, -i, -u,-ü vardır. Bunların farkı cümlelerden anlaşılır.

Ev-i yandı (İyelik eki)
Ev-i yıktılar (Hâl eki)
Veli-nin ev-i (Tamlama eki)
Gez-i, yaz-ı (Yapım eki)


b. Yönelme Hâl Eki (-e )
]İsimleri fiillere, bazen de edatlara bağlar.
 Yönelme hâlinde, ismin belirttiği kavrama yöneliş, dönme söz konusudur.
okul-a git, ev-e dön...

]Eklendiği kelimelere farklı anlamlar katar ve değişik anlam ilişkileri kurar.

]Yönelme, yaklaşma, ulaşma bildirir. Bu eki alan kelimeler cümlede dolaylı tümleç ve yüklem olabilir:
Bugün okula gitti.
Benim itirazım yapılan haksızlığa. (haksızlığadır: yüklem)

Fiyat, araç ile anlamı katar:
Kitabı bin liraya aldı. (karşılığında)
Bu iş kaç paraya olur?

]Zaman bildirir, zarf tümleci yapar:
Bu iş sabaha biter.
Haftaya size gelelim.

]Yer bildirir:
Bizi karşılamak için kapıya geldi.

]İsimleri edatlara bağlar:
Akşama kadar okulda ders çalıştık.
Sabaha karşı varırız.
Yaşına göre ağır bir işte çalışıyordu.

]Deyim kurar:
Ağzına geleni söyler.
İşleri yoluna koymak
Başına buyruk.
Başa gelen çekilir.
Çok cana yakın bir çocuktu.

]İçin, aitlik, amaç ilgisi kurar:
Bunu size aldık. (sizin için)
Sana bir iyilik düşünüyorlar. (senin için)
Annesini görmeye gitti.

]İkilemeler kurarak durum bildirir:
Otobüse nefes nefese yetiştiler.
İki ahbap kafa kafaya vermiş...

] “-an, -en” sıfat-fiil ekleriyle birleşerek abartma anlamı veren ikilemeler kurar:
Soran sorana,
geçen geçene,
giden gidene...

]Şekilce çekimli fiil olan fakat fiil özelliğini kaybetmiş söz gruplarına gelir:
Geçmiş olsuna gitti. (demeye)


c. Bulunma Hâl Eki (-de )

]İsimleri fillere bağlar.
ev-de oturma, okul-da öğren, yurt-ta kaldı, devlet-te bulunuyor...

]Cümlede dolaylı tümleç, zarf tümleci ve yüklem yapar:
Eski İstanbul'da ne güzel günler yaşanmış. (dolaylı tümleç)
Saat yedide mi gelecekmiş? (zarf tümleci)
Her şey yerli yerinde. (yüklem)

]Zaman bildirir:
Okullar bu yıl da eylülde açılacak. (zarf tüml.)

]Fiili durum yönüyle niteler:
Suyu bir yudumda içti. (zarf tüml.)
Siz ayakta kaldınız.
Çamaşırları elde yıkıyormuş.

]Zaman ve sayı bildiren kelimelere eklenerek ölçü, miktar bildirir:
Yılda yirmi gün izni var.
Haftada bir geliyor.
Yüzde yetmiş başarı vardı.

]İkilemeler kurar:
Ayda yılda bir uğrar oldu.
Elde avuçta ne varsa bitti.

]Eklendiği kelimeyi sıfat yapar:
Parmak kalınlığında yaprakları var.

]Yapım eki görevi görür:
Gözde sanatçılarımızdandı.
Peyami Safa'nın "Sözde Kızlar"ını okudun mu?
Sözde Ermeni soykırımı...



d. Ayrılma/Uzaklaşma Hâl Eki (-den )

]İsimleri fillere bağlar.
okul-dan çıktı, ev-den ayrıldı, yurt-tan geliyor, devlet-ten istedi...

]Eklendiği kelimeyi dolaylı tümleç yapar; yer, ayrılma, uzaklaşma bildirir:
Ali, evden yeni çıktı.
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.

]Edat tümleci ve yüklem de yapar.
Gönüldendir şikâyet. (yüklem)
Bebek gürültüden uyandı (edat tümleci)
Yalnızlıktan sıkıldım. (edat tümleci)

]Durum bildirir:
Yağmur hafiften yağıyor.
Ben onu yakından tanırım.

]Üstünlük, karşılaştırma bildirir:
Kıldan ince
baldan tatlı
Erzurum’dan soğuk şehir yok.
Bundan iyisi bulunmaz.

]Bütünün parçasını, bütünden ayrılmayı ifade eder:
Verilen pastadan bir dilim yedi.
Soruların cevabını sözlerimden çıkaracaksınız.
Canından can vermek istiyordu.

]İsimleri edatlara bağlayarak edat grubu ve edat tümleci oluşturur:
Akşamdan beri seni arıyoruz.
Yemekten sonra çayı nerede içeceğiz?

]Sebep bildirir:
Soğuktan tir tir titriyordu.
Yorgunluktan uyuyuverdi.

]İsim tamlamalarında tamlayan ekinin (-in) yerine kullanılır:
Geçen gün öğrencilerden biri yanıma geldi.
Bu ürünlerden hangisini istediğinizi söyleyin.

]Yapım eki özelliği kazanarak eklendiği kelimeyi sıfat yapar:
Sıradan insanlarla düşüp kalkma diyordu.
Sudan sebeplerle buradan ayrılıp gitti.
Toptan satış
Uzaktan akraba
En içten duygular

]İkilemeler kurar:
Zavallı çocuk günden güne eriyor.
Baştan başa bizim bu topraklar.
Durumumuz yıldan yıla kötüye gidiyor.
Dünden bugüne ne değişti ki...

]Varlıkların neden, hangi maddeden yapıldıklarını bildirir:
Üstüne yünden bir kazak almıştı.
Tahtadan kılıçlarla oynuyorlardı.
Ayı derisinden post; Rus’tan dost olmaz.

]Zaman anlamlı kelimelere gelerek zaman anlamı katar:
Bu işi dünden halletmeliydik.
Yarın geceden yola çıkmayı düşünüyoruz.



e. Eşitlik Hâl Eki (-ce )

]İsimlere ve isim soylu kelimelere eklenerek çeşitli anlamlar katar. Türkçe'nin işlek eklerinden biridir. Bu eki alan kelimeler cümlede zarf tümleci ve yüklem olarak kullanılır. Tür olarak da isim, sıfat ve zarf türetir.
ben-ce, okul-ca, yurt-ça, sert-çe...

]Gibi, benzerlik anlamları katar:
Çocukça davranışları vardı.
İnsanca hareket etmeliyiz.

]Yüklem yapar:
Onun davranışları çok zaman delicedir.

]Bakımında, yönüyle anlamı katar:
O sizden kiloca biraz daha düşük.
Akılca birbirinizden farkınız yok.

]Göre anlamı katar, edat gibi kullanılır:
Sence bu yaptığın doğru mu?
Bence bu doğru.

]Çokluk, abartma anlamı katar:
Evinde yüzlerce kitabı var.

]Zaman bildiren isimlere gelerek eşitlik, süresince, boyu anlamı katar:
Bu okulda yıllarca çalıştım dedi.
O gün sizi saatlerce bekledik.

]Birliktelik, beraberlik anlamı katar:
Bu kararı sınıfça aldık.
Bugün milletçe sevinçliyiz.

]Durum bildirir; zarf tümleci yapar:
Anlatılanları sessizce dinledi.
Düşüncelerini açıkça dile getirdi.
Elazığ'dan gizlice ayrıldık.

]Küçültme, sınırlandırma anlamı katar:
Oralarda yaşlıca bir adam dolaşıyordu.
Fatih, büyükçe bir taşı alıp denize atıverdi.



f. Vasıta Hâl Eki  (-le )

] “ile” edatı kaynaklıdır; “i” düşürülerek kullanılır.
]Ünlüyle biten kelimelere eklenirken araya y kaynaştırma harfi girer:
masa→masa-y-la.

]Ünsüzle biten kelimelere eklendiğinde –la, -le şeklindedir:
kalem→kalemle.

]İsim ve isim soylu kelimelere eklenerek değişik anlamlar katar. Bu eki alan kelimeler cümlede zarf tümleci, edat tümleci ve yüklem olarak kullanılır.

]Edat tümleci yapar:
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan. (edat tüml.)

]Durum bildirir; zarf tümleci yapar:
İşi kolaylıkla başardı.
Ayağına gelen topa hızla vurdu.
Babasını sevinçle karşıladı.

]Yüklem yapar:
O artık bizimledir.

]Birliktelik anlamı katar:
Öğrencileriyle geziye gitmişti.

]Araç, alet bildirir:
Arabasıyla evimize kadar getirdi.
İğneyle kuyu kazıyorsun.

] “ve” bağlacı görevinde kullanılır:
Annemle kardeşim buraya geldiler.
Baki’yle Fuzuli, 16. yy. şairleridir.

]Sebep ve zaman bildirir:
Rüzgârın etkisiyle dallar sallandı.
Sonbaharın gelmesiyle soğuklar artmıştı.
Zilin sesiyle yarışma bitti.




g. İlgi Hâl Eki (tamlayan eki)   (–(n)in )

]İsimleri isimlere bağlayarak tamlama kurmaya yarar.

]Bu ek birinci tekil ve çoğul şahıs için “–İm” şeklindedir: ben-im, biz-im.

]İsimleri isimlere bağlar:
Benim elim kanadı
Kitabın yaprağı yırtılmış.
Yalancının mumu...
Gözlüğün camı...

]İsimleri, zamirleri ve sıfat-fiilleri edatlara bağlar:
Bunu senin için yaptım dedi.

]İsimleri ve zamirleri fiillere bağlar:
Birincilik ödülü Atilla'nın oldu.
En güzel ve mutlu yıllar sizlerin olsun.

Not: “-den” eki tamlayan ekinin yerini tutabilir:

öğrencilerin bazıları→öğrencilerden bazıları
onların biri→onlardan biri




2. İYELİK EKLERİ

İsimlerin ve isim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların sahiplerini, ait oldukları kişileri belirten eklerdir. Tamlayansız kullanıldıkları zaman bu eklere iyelik zamirleri de denir. İyelik ekleri şunlardır:

Tekil Kişiler:   Ben (-ım, -im, -um,-üm)  Kitab-ım
                    Sen (-ın, -in, -un, -ün)     Kitab-ın
       O  (-ı, -i, -u, -ü, -sı, -si, -su, -sü) Kitab-ı, araba-sı

Çoğul Kişiler: Biz (-ımız, -imiz, -umuz, -ümüz) Kitab-ımız
       Siz (-ınız, -iniz, -unuz, -ünüz)     Kitab-ınız
       Onlar (-ları, -leri)                   Kitap-ları

kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları
masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları
su-y-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları
ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri

]İyelik ekleri isim tamlamasında tamlanana gelir:
Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

Kapının kol-u,
işin baş-ı,
hayvan sevgi-s-i

]İyelik ekleri bazen yer bildiren zamirlerden (işaret zamirleri) sonra gelerek belirtme görevlerinde bulunur:
burası, ötesi, şurası...

]Sıfatlardan sonra gelerek zamir yapar:
doğrusu, böylesi, başkası...

]Bazen isimlerle ve sıfatlarla birlikte sevgi ve abartma ifade eder:
Camın İstanbul.
Güzelim çiçekler kurumuş

]İyelik eklerinden sonra hâl ekleri gelebilir:
Baba-m-a soracağım.
Kardeş-i-n-i arıyormuş.

]-ler ekiyle –i iyelik eki birlikte kullanılarak zaman bakımından genelleme yapılır:
akşamları, sabahları, gündüzleri...



3. İLGİ ZAMİRİ   (-ki )
]İlgi zamiri belirtili isim tamlamalarında tamlananın yerini tutabilir:
benim kalemim→benimki
onun eli→onunki

]Türkçe’de üç tane “ki” vardır: “ki”, “-ki”, “-ki”

a. “ki” Bağlacı

]Sadece “ki” biçimi vardır.
]Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
]Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
] “ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
Atatürk diyor ki: ...
Bir şey biliyor ki konuşuyor.
Ben ki hep sizin için çalıştım.
Sınavı kazanabilir miyim ki...
Baktım ki gitmiş.

b. “-ki” İlgi Zamiri

]Ek hâlindeki tek zamirdir.
]Eklendiği kelimeye -ki sadece isim tamlamasında tamlayana eklenir- bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.
]Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

senin kalemin→seninki, Ali’nin eli→Ali’ninki, onun düşüncesi→onunki...

c. “-ki” Yapım Eki

]İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.
]Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.
]Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...
masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...


4. ÇOĞUL EKİ (–ler / –lar )

]Cins isimlerine gelerek onların çoğul şekillerini yapar.
]Kelimeler arasında ilgi kurmaz:
dağlar, fikirler, idealler, öğrenciler, dertler...

]Özel isimlere getirildiğinde:

1. Aile anlamı katar; -gil ekinin yerine kullanılır, yapım eki görevinde olduğu için ayrılmadan yazılır
Yarın Ahmetlere gideceğiz.
İzmir’e, amcamlara/dedemlere/teyzemlere gideceğiz.  (burada özel isme getirilmemiş.)
Aliler bize gelecekler.

2. Benzerleri anlamı katar, kesme işaretiyle ayırarak yazılır:
Bu millet nice Fatih'ler, Kemal'ler yetiştirecektir.
Bu topraklarda ne Çaldıran’lar, ne Ridaniye’ler yaşandı.

3. Aynı ismi taşıyanları belirtir:
Sınıftaki Ali’ler ayağa kalksın.
Hüseyin’lerin hepsi buraya gelsin.

4. Abartma anlamı katar:
Çalışmak için ta Almanya’lara gitti.

5. Topluluk kavramı bildirir:
Türkler, Yunanlar, Adanalılar, Konyalılar...

Bunların dışında:

]İkilemeler yapar:
Yıllar yılı bekledik.

]Abartma anlamı katar, bazen “bir” kelimesiyle birlikte bu anlamı verir:
Ateşler içinde kıvranıyordu.
O gün dünyalar benim olmuştu.
Valizler dolusu kitapları ne zaman almıştı.
Bir kumaşlar almış, görmelisiniz.
Bir bahçeler var, sözle anlatılmaz.
Bir zamanlar ne kadar şendik.

]Çoğul zamirlere getirilerek tekrar çoğul yapar:
Bizler, sizler

]Saygı veya alay anlamı katar:
Dostumuz nedense bizi çağırmamışlar.
Müdür Bey döndüler mi?

]Her anlamı katar:
Akşamları erken yemek yeriz.
Sabahları geç kalkarım.

] “Yaş” kelimesine getirilerek yaşça yaklaşıklık bildirir:
O zaman henüz sekiz yaşlarında idi.

]İyelik üçüncü çoğul eki ve şahıs eki ile karıştırılmamalıdır.
Çocuklar (çoğul eki) annelerini (iyelik eki) bekliyorlar (şahıs eki).



5. SORU EKİ (mi)

]Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir:
Gelecek miydin? (fiile)
Sen misin? (isme)

]Her zaman kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır.

]Büyük ve küçük sesli uyumu kurallarına uyar:
Salı mı?
Sen mi?
O mu?
Ölü mü?

]Soru ekinden sonra gelen ekler kendisine bitişik yazılır.
Seni çağıran bu çocuk muydu?

]Vurguyu kendinden önceki kelimeye aktarır. Yani mi soru ekinden önce gelen kelime vurgulanan kelimedir:
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

]Soru anlamının dışında Pekiştirme görevinde  de kullanılır:
 Güzel mi güzel bir yer burası.




6. EK-FİİL

]İsim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların yüklem olmasını sağlayan, ek hâlindeki fiildir.

] “imek” fiilinin ek olarak kullanımıdır. Genellikle bitişik yazılır.

]Dört kipe göre çekimi vardır:

Geniş zaman
-di’li geçmiş zaman
-miş’li geçmiş zaman
Şart kipi

1. Geniş zaman

İsim soylu kelimelere kişi ekleri getirilerek yapılır. Bunlar geniş zaman eklerinin yerini tutar. Üçüncü kişilere “-dir” eki getirilir.

“insanım, insansın, insan(dır), insanız, insansınız, insan(dır)lar”

Ben bir küçük kelebeğim.                                
Üstümüze doğan bir güneşsin sen.        
Her taraf bugün bir başka güzel(dir).      

Bu ek fiillere getirildiğinde kesinlik veya olasılık anlamı katar.

Ulaş şimdi tatil yapıyordur. (olasılık)
Bu durumda işe gitmeyecektir. (kesinlik)

2. – Görülen geçmiş zaman

Ek-fiilin bilinen geçmiş zaman çekimi, kavramların ve varlıkların bilinen geçmişteki durumuna şahit olunduğunu gösterir.

“idim, idin, idi, idik, idiniz, idiler”

Bir güzelin hayranıydım. ←hayranı i-di-m
Dün daha heyecanlıydın. ←heyecanlı i-di-n
Merhametli biriydi.         ←biri i-di

3. -Öğrenilen geçmiş zaman

Ek-fiilin bilinmeyen (öğrenilen) geçmiş zaman çekimi, kavramların ve varlıkların öğrenilen geçmişteki durumunun başkasından duyulduğunu anlatır.

“imişim, imişsin, imiş, imişiz, imişsiniz, imişler”

Suçlanan ben-miş-im.                 ← ben imişim
Meğer sen ne çalışkan-mış-sın.    ← çalışkan imişsin
Adam yirmi yıldır evine hasret-miş.          ← hasret imiş

4. Şart

Eklendiği isimlerle yancümlecik kurar ve temel cümlenin şartını bildirir. Bazen karşılaştırma anlamı da katar.

“isem, isen, ise, isek, iseniz, iseler”

Elbise ucuzsa hemen alalım.       ←ucuz ise
Maaşlar düşük, giderlerse oldukça fazla. ←giderler ise  (karşılaştırma)

Dikkat

Ben iyi bir okurum.         Ek-fiilin geniş zamanı
Hep iyi kitaplar okurum.  Şahıs eki
Benim okurum anlayışlıdır.          İlgi eki ve iyelik eki
Öğrenciydi                    ek-fiil çekimi
Uyuyordu                      birleşik çekim
Öğrenciymiş                  ek-fiil
Uyuyormuş                    birleşik zaman
Öğrenciyse                    ek-fiil
Uyuyorsa                      birleşik zaman


Not: Ek-fiilin olumsuzu ek-fiilden önce “değil” kelimesi getirilerek yapılır:

birinci değilim, değildim, değilmişim, değilsem







7. TAMLAMA EKLERİ

Bu eklerden tamlayan eki (ilgi eki: -in: kalem-in), isim hâl eklerinde; tamlanan eki (-i: uc-u) de iyelik eklerinde anlatıldığından burada tekrarına lüzum görülmedi.







B. FİİL ÇEKİM EKLERİ

Dilimizde fiiller çekimli hâlde kullanılır. İkinci tekil şahıs emir çekimi hariç bütün fiiller çekim eki alarak kullanılır.

¶Fiil çekim ekleri, fiil kök veya gövdelerine eklenerek, fiillerin zamanını, yapılış şeklini ve şahsını belirtirler.

Dilimizdeki fiil çekim eklerini şu şekilde sınıflandırabiliriz:

Zaman ve şekil ekleri (haber ve dilek kipleri)
Şahıs ekleri
Soru eki
Ek-fiil

Şimdi bunları tek tek inceleyelim.


1. ZAMAN ve ŞEKİL EKLERİ

a. HABER KİP EKLERİ

Dilimizde üç temel zaman vardır:

Geçmiş zaman
Şimdiki zaman
Gelecek zaman

Ama bütün zamanları içeren tasnif şudur:

Geçmiş zaman (Bilinen geçmiş zaman ve öğrenilen geçmiş zaman)
Şimdiki zaman
Gelecek zaman
ve bunların hepsini kapsayan
Geniş zaman

Fiilde anlatılan işin, kılışın, oluşun, hareketin, durumun bağlı bulunduğu zamana fiilin zamanı denir. Haber kiplerinde de fiilin zamanı bildirilir. Yalnız aşağıda ele alınacak olan zaman ekleri bazen kendi zamanlarını belirtmeyebilirler; çekim eki olmaktan çıkabilirler veya anlam kayması sonucu başka bir zamanı belirtebilirler:

hünkârbeğendi, geçmiş (zaman), gelecek (zaman), okur yazar... (yapım eki görevinde)
Bir gün Hoca pazara çıkar. (çıkmış)... (anlam kayması)

Bu altı zamanı ifade eden ekler şunlardır:



1. Görülen Geçmiş Zaman Eki  (-di )

Fiil kök veya gövdesine gelerek görülen/şahit olunan ve bilinen geçmişe ait bir işin vb. anlatılmasını/hikâye edilmesini/haber verilmesini sağlar:
Geldim, okumadın, yürüdü, koştuk, söylediniz, ağladılar...

Diğer görevleri:

İkilemeler kurar:
Oldu bittiye getirdiler.

Zaman bildirme işlevini yitirip yapım eki olarak kullanılabilir; sıfat ve isim olarak kullanılan kelimeler türetir:
Mirasyedi (adam), şıpsevdi, külbastı, imambayıldı, gecekondu, kaptıkaçtı...

2. Öğrenilen Geçmiş Zaman Eki (-miş)

Fiil kök veya gövdesine gelerek görülmeyen/şahit olunmayan ve bilinmeyen geçmişe ait, başkasından duyulan bir işin vb. anlatılmasını/nakledilmesini sağlar:
Uyumuşum, konuşmuşsun, sevmemiş, durmuşuz, bilememişsiniz, almışlar...

Diğer görevleri:

Farz etme anlamı katar:
“Çay içen var mı?”, diyorlar. Ben de “evet, ben bir çay tiryakisiyim.” diyormuşum.

Sonradan fark etme anlamı katar; başkasından duyma söz konusu olmaz:
Dün çok yorulmuşum.
Teşekkür ederim, yemek güzel olmuş.

Anlam kayması sonucu –yor eki yerine de kullanılmakta:
Nasıl bir şey aramıştınız?

Zaman anlamını yitirip yapım eki (sıfat-fiil eki) olarak kullanılabilir; sıfat-fiiller türetir; bu sıfat-filler sıfat olarak kullanıldıkları gibi isimleşebilirler de:
Başlamış iş, verilmiş sadaka
geçmiş (zaman), ermiş (adam)...

3. Şimdiki Zaman Eki (-yor )

Fiil kök veya gövdesine gelerek hâlen yapılmakta olan bir işin vb. anlatılmasını/bildirilmesini sağlar:
Zil çalıyor.
Öğrenciler teneffüse çıkıyor.
Dünya dönüyor, zaman geçiyor, insanlık gelişiyor, ama Türkiye...

4. Gelecek Zaman Eki (-ecek )

Fiil kök veya gövdesine gelerek daha sonra yapılacak olan bir işin vb. bildirilmesini sağlar:
Oraya gideceğim ve onu göreceğim.
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Ömrüm böyle esrarlı geçecek ses vermeden.

Zaman anlamını kaybedip yapım eki olarak da kullanılır; sıfat-filler yapar; bu sıfat-fiiller isimleşebilir:
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Buralar yaşanılacak yerler değil.
Geleceğini garantiye almalısın.
Alacaklı gibi duruyorsun.
Soğuk içecekler satılır mı burada?
Yakacakları yazdan hazırlamalı.

5. Geniş Zaman Eki (-r, -ar, -er)

Fiil kök veya gövdesine gelerek söz konusu olan işin vb. geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanların tümüne ait olduğunun, yani her zaman tekrarlandığının bildirilmesini sağlar:
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Her duvar, her kovukta şimdi niye
Bir büyük göz niyaz eder, ağlar
"Bitsin artık bu gizli şüphe!" diye?

Bu ek zaman anlamını yitirip yapım eki olarak da kullanılarak sıfat-fiiller yapar; bu sıfat-fiiller de isimleşebilir:
Benzer soruları daha önce cevaplamıştım.
Seninki çekilir dert değil.
Okur yazar oranı sürekli artıyor.
Uyurgezer, uçaksavar, yanardöner, benzerleri...

Geniş zamanın olumsuz çekiminde bu ekin kullanımı biraz izah gerektirir. Bazı şahıslarda olumsuzluk ekinden sonra geniş zaman eki gelmezken bazılarında da “z” olarak kullanılır:
Gel-i-r-im→gel-me-m                  ek yok
Gel-i-r-sin→gel-me-z-sin              z
Gel-i-r→gel-me-z                                   z
Gel-i-r-iz→gel-me-y-iz                 ek yok
Gel-i-r-siniz→gel-me-z-siniz          z
Gel-i-r-ler→gel-me-z-ler               z

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.




b. DİLEK KİP EKLERİ

Dilek kipleri, iş, oluşu, kılışı, durumu ve hareketi zamana bağlı olmadan, tasarı ve dilekle ilgili olarak bildiren kiplerdir.

Dilek kipleri dörde ayrılır:

Dilek-şart kipi
İstek kipi
Gereklilik kipi
Emir kipi

Bu kiplere ait ekler şunlardır:



1. Dilek-şart kipi eki (-se)

Fiil kök veya gövdesine gelerek söz konusu olan işin dileğe ve şarta bağlı olduğunun bildirilmesini sağlar:
Ağlarsa anam ağlar
İsterse, veririz.
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azîmetten
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına
Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!

2. İstek kip eki (-e)

Fiil kök veya gövdesine gelerek istek anlamı katar.
Bana sor sevgili kaari, sana ben söyleyeyim
Sonra bir yer bulup oturdum. Hadi bir sigara içeyim dedim
Bunu böyle bilesiniz.
 Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim!


3. Gereklilik eki (-meli)

Fiil kök veya gövdesine gelerek işin olması gerektiği anlamını katar:

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kere öpmeli..

Ya şevk içinde harap ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yahut gül.

 Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim


4. Emir kipi eki (-sin, -in(iz), -sinler)

Fiil kök veya gövdesine gelerek ikinci ve onların aracılığıyla da üçüncü şahıslara emir verilmesini sağlar.

Birinci şahısların emir çekimi olmadığı gibi ikinci tekil şahsın da çekimi olduğu hâlde eki yoktur:

Ağla ağla Sakarya!
Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et!
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Bu yazıyı acele yazsınlar!
Alın, bunları da okuyun!





2. ŞAHIS EKLERİ

¶Şahıs ekleri, fiili şahsa bağlayan; fiildeki işi, kılışı, hareketi yapanı; oluşa ve duruma sahip olanı bildiren eklerdir.

Şahıs eklerinin tekil ve çoğul şekilleri vardır.

Kiplere göre şahıs ekleri değişiklik gösterir; fiil kök veya gövdesinin ünlüyle veya ünsüzle bitişine göre iki çeşit şahıs eki vardır:

1.Şimdiki, gelecek, geniş ve -Öğrenilen geçmiş zamanlarla gereklilik ve dilek kiplerinde kullanılan kişi ekleri:

-im, -sin, ---, -iz, -siniz, -ler

bilir-im, bilir-sin, bilir, bilir-iz, bilir-siniz, bilir-ler
geliyor-um, alacak-sınız, olmuş-lar, bilmeliy-iz, gide-sin

2.–Görülen geçmiş zamanla dilek-şart kipinde kullanılan kişi ekleri:

-m, -n, ---, -k, -niz, -ler

aldı-m, aldı-n, aldı, aldı-k, aldı-nız, aldı-lar
alsa-m, alsa-n, alsa, alsa-k, alsa-nız, alsa-lar

Emir çekimi de ayrı eklerle yapılır:
git-sin, gid-in(iz), git-sinler




3. OLUMSUZLUK EKİ  (-me)

Fiil kök veya gövdelerine gelerek olumsuz çekimlerini yapar. Fiilin yapılmadığını, işin olmadığını bildirir. Bütün fillere gelebilir:
Gel-me-di, al-ma-dı, ver-mi-yor, ol-mu-yor, bil-me-meli, söyle-me!, dinle-me!

Bazı durumlarda ekin ünlüsü daralır:
Gel-mi-yor, oku-mu-yor, sev-mi-yor...



4. SORU EKİ  (mi)

]Soru eki isimlerden ve fiillerden sonra kullanılabilir. Eklendiği kelimeden ayrı yazılır. ünlü uyumlarına girer.
Aldık mı?
Geldi mi?
Okudun mu?
Gördün mü?

]Soru anlamının dışında başka görevlerde de kullanılır:

]Seçenek sunar:
Alır mı almaz mı bilemem.

Şart, koşul bildirir:
Buraya geldi mi tepesi atıyor.
Derslerine çalıştı mı kazanır.
Yollar kapandı mı gelemez.

]Zaman anlamı katar:
Hava bulutlandı mı yola çıkın, dedi.
Buraya geldi mi size de uğrar.

]Şaşırma, hayret, beklenmezlik bildirir; ünlem ifade eder:
Bir de onu karşımda görmeyeyim mi!
Aniden babasına rastlamasın mı!

]Tehdit, korkutma bildirir:
Sopayı elime aldım mı görürsün.

]Fiile kesinlik anlamı katar:
Bakarsın buraya uğrar mı uğrar.
Sizin işinizi yaptı mı yaptı.





5. EK-FİİL

Fiillerin birleşik zamanlı çekimlerini yapmayı sağlar:

“imek” fiilinin ek olarak kullanımıdır. Genellikle bitişik yazılır.
çalışmış i-di-k→çalışmıştık
okuyor i-se→okuyorsa
okuyor i-miş-ler/okuyorlar imiş→okuyorlarmış

-Görülen geçmiş zamanın hikâyesi, şartı; -Öğrenilen geçmiş zamanın hikâyesi, rivayeti, şartı; şimdiki zamanın hikâyesi, rivayeti, şartı; gelecek zamanın hikâyesi, rivayeti, şartı; geniş zamanın hikâyesi, rivayeti, şartı; dilek-şart kipinin hikâyesi, rivayeti; istek kipinin hikâyesi, rivayeti; gereklilik kipinin hikâyesi, rivayeti ve şartı ek-fiil alabilir. Bunlar filler konusunda ayrıntısıyla işlenecektir.






II. YAPIM EKLERİ

¶Yapım ekleri, mevcut kelimelerden (isim ve fiil köklerinden) farklı ve yeni anlamlı kelimeler türetmeye yarayan eklerdir.

Nesneleri karşılayan isimlerle hareketleri karşılayan fillerin kökleri farklıdır:
Gel-(-mek,-dim, -miş...)
Baba(-m, -lar, -dan)

Birbirine yakın olan nesne ve hareketlere ait kelimeler aynı kökten türeyen kelimelerdir. ¶ Bu bakımdan türemiş kelimelerin kökleriyle mutlaka bir anlam ilişkileri olmalıdır:
baş, baş-la-, baş-ar-, baş-ar-ı
sev-, sev-il-, sev-dir, sev-in, sev-inç, sev-gi
göz, göz-lük, göz-cü, göz-cü-lük, göz-lük-çü-lük...

Yapım ekleri isim ve fiil köklerine gelerek yeni isimler ve filler türetirler. bu ekler kökten hemen sonra gelirler. ¶ Çekim ekleri yapım eklerinden sonra gelir:
bil-gi-ler, bil-dir-di;
göz-le-meliyim, göz-lük-ten...

Bu türemiş kelimelerden de tekrar yeni kelimeler türetilebilir:
bil-gi-li,bil-dir-i
göz-lük-çü, göz-lük-çü-lük...

Bu bakımdan yapım eklerini iki başlık altında inceleyebiliriz:

İsim yapan yapım ekleri:            İsimden isim yapan ekler ve Fiilden isim yapan ekler
Fiil yapan yapım ekleri:   İsimden fiil yapan ekler ve Fiilden fiil yapan ekler



1. İSIM YAPAN YAPIM EKLERI

İsim veya fiil kök ve gövdelerinden yeni isimler türeten eklerdir. Türkçe’mizde sıkça kullanılan yapım ekleri şunlardır:

a. İsimden isim yapan ekler

-lik
]Yer isimleri yapar:
kömürlük, kitaplık, tuzluk, odunluk, ağaçlık, zeytinlik, çöplük...

]Alet ve araç isimleri yapar:
başlık, kulaklık, gecelik, gözlük, önlük...

]Topluluk isimleri yapar:
gençlik, insanlık, Türklük...

]Soyut isimler yapar:
gençlik, insanlık, Türklük, çocukluk, hanımlık, kardeşlik, Müslümanlık, kulluk, erkeklik, bilgelik...

]Sınırlama, ayırma, ölçü tahsis anlamı taşıyan isimler yapar:
bayramlık, kışlık, akşamlık, gömleklik, hediyelik, ömürlük, haftalık, aylık...

]Sıfatlara gelerek durum bildiren isimler yapar:
iyilik, güzellik, küçüklük...

]Meslek isimleri yapar:
öğretmenlik, doktorluk, veterinerlik, eczacılık, arıcılık, demircilik, kılavuzluk, rehberlik...

]Bu ekle türetilen ekler sıfat olarak da kullanılabilirler. İsimle sıfat arasında tür farkı olduğu için bu yönde soru sorulabilir:
kışlıklar, kışlık odun;
günlüğüm,        günlük masraf;
elbiselikler,        elbiselik kumaş;
turşuluklar,        turşuluk biber;
kiralıktan,          kiralık daireden,
satılıklar,           satılık arsalar...

-ce
]Dil isimleri yapar:
Türkçe, Almanca, Arapça, Farsça..

]Yer isimleri yapar:
Çatalca, Yenice, Çamlıca, Taşlıca, Ilıca...

]Hayvan ve bitki isimleri yapar:
delice, karaca, kokarca, yumuşakça...

-ci
]İsim, sıfat, zarf türetir:
sanatçı, kiracı, inşaatçı, yolcu, çaycı, şakacı, duacı, milliyetçi, Türkçü, halkçı, sözcü, tiyatrocu, kemancı...
gazeteci çocuk, şakacı insan...
akılcı (davranmak), Atatürkçü (geçinmek)

-li
]Soyut ve somut isimler ve sıfat türetir. Özel isimlere getirildiğinde kesme işaretiyle ayrılmaz.

]Kişinin nereli olduğunu bildirir:
Ankaralı, Konyalı, köylü, kentli...

]Bir şeyin içinde daha çok ne bulunduğunu bildirir:
Tuzlu, şekerli, acılı, tozlu...

]Soy, devlet bildirir:
Osmanlı, Karahanlı, Selçuklu...

]Durum (medenî hâl) bildirir:
Sözlü, evli, nişanlı...

]Renk bildirir; ikileme kurar:
Mavili, yeşilli, kırmızılı, allı yeşilli, sarılı kırmızılı...

]Kişinin sahip olduğu özelliği bildirir:
Bilgili, tecrübeli, akıllı, görgülü, saygılı, kültürlü, akıllı uslu...

]Diğerleri:
Gönüllüler, gönüllü (kişiler)...
İrili ufaklı, kadınlı erkekli...

-siz
-li ekinin olumsuzunu yapar. Ama –li ekini almış her kelimenin –siz ile olumsuzu yapılmaz:
akıllı X akılsız                 doğru
bilgili X bilgisiz   doğru
nişanlı X nişansız            yanlış
köylü X köysüz   yanlış  
mavili X mavisiz yanlış  

]İsim, sıfat ve zarf türetir:
Korkusuz (çocuk), akılsız, susuz (topraklar), tatsız, güçsüzler, ölümsüz, eşsiz, yersiz yurtsuz (kaldım), kimsesiz, tarafsız (davranmalı)...


-ki
]Zaman ve yer bildiren kelimelerden sıfat yapar. Bu sıfatlar isimleşebilir. –ki ve –kü şekillerinde kullanılır.
bugünkü (maç), akşamki (fırtına), geceki (soğuk), bugünkünü, yarınkinden...

]Yer bildiren kelimelerde –de hâl ekiyle birlikte kullanılır:
Aşağıdaki (sorular), aşağıdakiler, sınıftaki (öğrenciler), sınıftakiler, raftaki (eşyalar), yuvadaki (yavrular)...

-ti
]Yansımalardan isim türetir:
çıtır-tı, cızır-tı, şakır-tı, şıkır-tı, homur-tu, gıcır-tı…




Diğer ekler:

-e: göze (kaynak)...
-cil: etçil, otçul, insancıl, evcil, bencil, ölümcül...
-daş: vatandaş, yurttaş, gönüldaş, anlamdaş, meslektaş...
-gil: Aligil, Yaşargil, ancamgil...
-leyin: geceleyin, akşamleyin, sabahleyin, gündüzleyin...
-nci: birinci, üçüncü, sonuncu...
-er: üçer, beşer, yedişer, dörder, altışar...
-cik: gelincik, kızılcık, elmacık, kulakçık, karıncık...


b. Fiilden isim yapan ekler

Fiil kök ve gövdelerinden isim türetirler.

Mastar ekleri

-mek
]Bütün fiil kök ve gövdelerine getirilebilir. Fillerin isimlerini türetir. Bu yüzden bu eklere isim-fiil (mastar) eki; bu kelimelere de isim-fiil (mastar) denir.
gel-mek, oku-mak, ye-mek, iç-mek, çalış-mak...
         
]Bu ek kalıplaşarak kalıcı nesne isimleri de türetebilir; bunlar isim-fiil değil, doğrudan isimdirler:
yemek, çakmak, ekmek, ilmek, kaymak,

-me
]-mek eki gibidir. Ama  –mek kullanılan her yerde –me kullanılamaz. Bu ek de bütün fiil kök ve gövdelerine gelerek; onlardan fiil ismi türetir (isim-fiil yapar):
başlama, okuma, yazma, nakletme, hasta olma, danışma, sevme, inanma...

]Bu ek de –mek gibi kalıcı nesne isimleri yapar:
Asma (yaprağı), bölme (işlemi), danışma (memuru), dondurma (külâhı), kavurma, işletme, bağlama (:saz)...

]Bu ek niteleme sıfatı da türetir:
Karma (liste), süzme (yoğurt), yazma (eser), saçma (bir fikir), yapma (çiçek), asma (köprü), asma (kat)...

-iş
]Bu da mastar ekidir. Diğerleri gibi bütün fiil kök ve gövdelerine getirilebilir. Kalıcı nesne isimleri yapabilir:
Gülün açılış-ını seyret.
Kapının kapanış-ı çok ses çıkarıyor.
Adam oturuş-undan bellidir.
seziş, biliş, alış, veriş, anlayış...

]Kalıcı nesne isimleri:
Bu görüşü benimsemedim.
Bir buluş yapmış ki sorma
Alış verişe çıkacağız.
Sende hiç anlayış yok mu?...
Çıkış ne taraftaydı?







Sıfat-fiil ekleri

Sıfat-fiil ekleri de mastar ekleri gibi fiilden isim ve sıfat yapan işlek eklerdir:

-an
]Fiili yapanı, edeni bildirir. İsim ve sıfat yapar:
Gülen, bakan, gelen, giden, gezen, yazan, bozan, çalışan, kazanan...

-ası
]Sıfat ve isim yapar:
Ölesi-m gelir,
Yok olası adam, kırılası eller
Öpülesi, geberesi, ölesi, bakılası...

-mez
]Olumsuzluk bildirir. –°r’nin olumsuzunu yapar, ama her zaman değil:
Çıkmaz sokak, olmaz iş, yaramaz çocuk, bilinmez yerler...
Yılmaz, korkmaz, çıkmaz...
Ne geçmez zamanmış!

-r
]İsim ve sıfat yapar:
Okur yazar, yazar kasa, bilir kişi, gelir gider, keser, güler yüz...

-dik
]İsim ve sıfat yapar:
Tanıdıklar, tanıdık kişiler, olmadık iş, beklenmedik bir anda, sevin-diğ-imiz...

-ecek
]İsim ve sıfat yapar:
alacak(lı), yakacak, yiyecek, giyecek, içecek(lerimiz), gelecek zaman, içecek su, akacak kan, gelecek(ten haber ver-), olacak iş mi?...

-miş
]İsim ve sıfat yapar:
Geçmiş, çok bilmiş, okumuş çocuk, dolmuş, yemiş...


Diğer ekler:

-im
]Eklendiği fiille ilgili hâl, durum, iş ifade eder. O işle ilgili, o işten doğan varlık, eşya, yer isimleri yapar.
Alım, satım, atım, yatırım, seçim, ölüm, yıkım, verim, biçim, giyim, kuşam, takım, kavram, üretim, bölüm, çözüm, uyum, çekim, (bir) yudum (su) ...

-gi
]Fiilin bildirdiği hareketle ilgili çeşitli nesneleri karşılayan isimler yapar:
Sevgi, saygı, görgü, bilgi, duygu, örgü, sergi, vergi, övgü, algı, tutku, uyku, biçki, baskı, içki, atkı, keski...

-gin
]Anlama büyüme ve aşırılık katar; yapanı, olanı bildirir; yapılan nesneyi veya işi karşılar. Sıfat, isim ve zarf türetir:
Dalgın, azgın, kızgın, kırgın, salgın, baygın, bilgin, ergin, bezgin, durgun, olgun, soygun, vurgun, baskın, seçkin, pişkin, yetişkin, tutkun, küskün...
Keskin sirke, olgun davrandı, soygun yapılmadı...

-i
]İsim ve sıfat türetir:
Yazı, sıkı, yapı, ölü, korku, batı, gezi, bölü, koşu, doğu, artı, tartı, sürü, örtü, çeki, duru, sayı...
Korkunun ecele faydası yok.
Doğuyu, batıyı karıştırdık.
Ölü balıklar suyun yüzündeydi.
Yurdun batı tarafı soğuyacak.

-ici
]Çokluk, aşırılık, devamlılık bildirir; -en sıfat-fiil eki gibi failin niteliğini bildirir. Sıfat, isim ve zarf yapar:
Kalıcı, vurucu, bilici, alıcı, satıcı, dinleyici, görücü, bakıcı, yırtıcı, geçici, kurucu, yüzücü, gidici, öğren(i)ci, dilen(i)ci...
Eskiden iyi yüzücü imiş.
Okuyucu sayısı günden güne artıyor.
Bunlar üzücü hareketler.
Satıcı kadınlar dolaşıyorlar.
Pek yırtıcı görünüyor/davranıyor.


-k
]Fiilde bildirilen harekete uğramış olan veya o hareketten ortaya çıkmış nesneleri karşılayan isimler yapar; bunlar sıfat ve zarf olarak da kullanılır:
Açık kapı, çürük diş, karışık işler,
hava soğuk,
açık konuşur,
bölük toplandı...

-ken
]İsim ve sıfat yapar:
Çalışkan, üretken, alıngan, atılgan...


-ti: kızartı, karartı, bağırtı...
-ek: konak, durak, yatak, dönek, ürkek, korkak, bıçak...
-ç: inanç, sevinç, usanç...
-ntı: alıntı, akıntı, söylenti, toplantı, yaşantı, sarsıntı
-e: dize, süre
ù



2. FIIL YAPAN YAPIM EKLERI

Bu ekler isim ve fiil kök ve gövdelerinden fiil gövdeleri türetirler:
göz→göz-le(mek)
bilgi-→bilgi-len(mek)-dir(mek)
sev-→sev-dir(mek)
bildir-→bildir-il(mek)

Fiil yapan ekler, isime veya fiile getirilişine göre ikiye ayrılır:

İsimden fil yapan ekler
Fiilden isin yapan ekler

a. İsimden fiil yapan ekler

Bu ekler isim kök ve gövdelerinden fiil gövdeleri türetirler:
İsim-len-dir-
Ad-lan-dır
İki-le-
Durgun-laş-

En çok kullanılan isimden fiil yapan ekler şunlardır:

-le
]Çok kullanışlı bir ektir. Birçok isimden fiil yapabilir:
Baş-la-, suç-la, su-la, taş-la-, av-la-, kış-la-, çın-la-, in-le-, ter-le-, gece-le-, hafif-le-, karış-la-, kurşun-la-, perçin-le-, yuvar-la-...

-el
]Genellikle sıfatlardan fiil yapar:
Çoğ-al-, dar-al-, az-al-, boş-al-, düz-el-, dik-el-...

-l
]Bazı sıfatlardan oluş filleri yapar:
Kısa-l-, doğru-l-, sivri-l-, duru-l-, ince-l-...

-e
]Fazla işlek değildir:
Yaş-a-, kan-a-, boş-a-, tün-e-, oy(u)n-a-...

-r
]Daha çok renk isimlerinden sonra gelir:
Kara-r-, yaş-ar-, boz-ar-, ağ(k)-ar-, sar(ı)-ar-...

-de
]Yansımalara getirilir:
Çıtır-da-, şırıl-da-, horul-da-, fısıl-da-, gürül-de-...

-mse
]Fazla işlek değildir:
Az-ı-msa-, küçü-mse-, ben-i-mse-, öz-ü-mse-, kötü-mse-...

-se
]Fazla işlek değildir:
su-sa-, garip-se-, önem-se-, mühim-se-...

-leş
]Bazı isimlere getirilir:
Sert-leş-, taş-laş-, kötü-leş-, iyi-leş-, katı-laş-, sağlam-laş-...

-len
]Bir şeye sonradan sahip olma anlamı katar:
Ev-len-, can-lan-, hoş-lan-, us-lan-, iç-len-, dert-len-...






b. Fiilden fiil yapan ekler

Fiil kök ve gövdelerine getirilerek fiil gövdesi türeten eklerdir:

-t
]Çatı ekidir; geçişsiz fiilleri geçişli (oldurgan) yapar; geçişli fiillerin de geçişliliğini artırır (ettirgen yapar). Genellikle ünlüyle biten fiillere gelir:
Yürü-t-, acı-t-, ak-ı-t-, oku-t-, anla-t-, ağla-t-, ara-t-, kızar-t-...

-r
]Çatı ekidir. “-t” ile aynı görevdedir; oldurganlık ve ettirgenlik görevi vardır. genellikle ünsüzle biten fiillere gelir:
Çık-a-r-, kop-a-r-, kaç-ı-r-, uç-u-r-, bat-ı-r-, düş-ü-r-, iç-i-r-...

-dir
]Çatı ekidir; geçişsiz fiilleri geçişli (oldurgan) yapar; geçişli fiillerin de geçişlilik derecesini artırır (ettirgen yapar):
Yaz-dır-, sor-dur-, aç-tır-, çiz-dir-, sök-tür-, as-tır-, koş-tur-...

-l
]Çatı ekidir; edilgen ve dönüşlü fiil yapar:
At-ı-l-, soy-u-l-, yaz-ı-l, çiz-i-l-, ay(ı)r-ı-l-, gid-i-l-...

-n
]Çatı ekidir; edilgen ve dönüşlü fiiller yapar:
Başla-n-, tara-n-, yıka-n-, bil-i-n-, sil-i-n-, sür-ü-n-, taşı-n-, al-ı-n-...


]Çatı ekidir; işteş fiil yapar:
Döv-ü-ş-, at-ı-ş-, tart-ı-ş-, gör-ü-ş-, uç-u-ş-, bekle-ş-, it-i-ş-, selâmla-ş-...

-ele
]Devamlılık, anlatılan işin art arda yapıldığını bildirir:
Kov-ala-, it-ele-, silk-ele-, dur-ala-, tep-ele-...





YAPILARINA GÖRE KELİMELER


1.Basit Kelimeler: Hiç ek almayan veya yapım ekleri dışındaki ekleri almış olan sözcüklere denir.
Ev, yol, git, otur, evler, evi....

2.Türemiş Kelimeler : İsim veya fiil köklerine çeşitli yapım ekleri getirilerek oluşan sözcüklerdir.
Evli, yolluk, gergin, başla, .

3.Birleşik Kelimeler :İki veya daha fazla kelimenin birlikte kullanılmasıyla oluşan sözcüklerdir.
 Dedikodu, mirasyedi, Karaköy...

Bunları birleşik isim, birleşik sıfat ve birleşik fiil başlıkları altında inceleyebiliriz:

A) BİRLEŞİK İSİMLER

Birleşik isim:
Kelime + kelime =  Birleşik isim      
Yapısında olur.

1. İsim tamlaması şeklinde
Tamlayan + tamlanan = Birleşik isim
Aslan       + ağız ı       = Aslanağzı

2. Sıfat tamlaması şeklinde
Sıfat + isim = Birleşik isim
Sarı  + yer  = Sarıyer

3.Bir isimle çekimli fiilin veya fiilimsinin yan yana gelmesi şeklinde
İsim + fiil veya fiilimsi = Birleşik isim
Gece + kondu            = Gecekondu
Can + kurtaran          = Cankurtaran

4.İki çekimli fiilin yan yana gelmesi şeklinde
Fiil    +   fiil       = Birleşik isim
Biçer + döver    = Biçerdöver
Çek   +  yat      = Çekyat


B) BİRLEŞİK SIFAT

Kelime + kelime =  Birleşik sıfat

Yurtsever bir milletin kalbinde yaşıyorsun.
Yurt + sever → Yurtsever

Kan kırmızısı elma
Birleşik sıfat

Yağlı boyalı oda
Birleşik sıfat

Yalan yanlış sözler
Birleşik sıfat



C) BİRLEŞİK YAPILI FİİLLER
 İki ya da daha fazla kelimenin bir araya gelerek oluşturdukları fiillerdir. Üç yolla yapılır:

a)Yardımcı fiille kurulan birleşik fiiller
 
İ S İ M
Yardımcı Fiil
et-
ol-
eyle-
kıl-

Yardım      et-
Başarılı      ol-
Not: Ol-  yardımcı fiili tek başına da fiil olarak kullanılabilir. Ben hep sizin yanınızda olacağım.

Örnek Soru: “Olmak” fiili aşağıdaki cümlelerin hangisinde yardımcı fiil olarak kullanılmıştır? (1996 – FL / AÖL)

A)Gideli iki yıl oluyor.  (Zarf Tümleci)
B)Her şeyden önce insan olmalı.  (Yüklem)
C)Evimizin bir de bahçesi olmalı. (Özne)
D)Bu yaz ekinler erken oldu.  (Zarf Tümleci)           CEVAP: B

Çözüm: ol- kelimesi tek başına yüklem olduğu zaman, yanındakini fiilleştirmek yerine onları özne, nesne veya tümleç olarak alır.
NOT: Yardımcı fiille oluşturulan birleşik fiillerde ses düşmesi veya ses türemesi oluşuyorsa fiil bitişik yazılmalıdır. Eğer ünlü düşmesi veya ünsüz türemesi olmuyorsa ayrı yazılır.
Sabır-et-     sabret-  (Ses düşmesi)
Af-et-         af-f-et- (Ses türemesi)
Terk et-
Namaz kıl-
Hasta ol-

Örnek Soru: Hangi cümlede birleşik fiil yoktur? (1993 EML)
A) Bahçede çalışan komşumuza yardım edelim.
B) İnsanları fikirlerinden dolayı küçümsemeyin.
C) Sabahtan beri içimde bir  eziklik hissediyorum.
D)Dayıma, sabah erkenden telefon ettim.

b)Anlamca Kaynaşmış Birleşik Fiiller ( Deyim Halindeki Birleşik Fiiller)

            Kelimelerin gerçek anlamlarından sıyrılmasıyla yani mecaz anlamda kullanılmasıyla oluşan birleşik fiillerdir. –mek. –mak mastar ekinin alabilen deyimler bu gruba girer.  Veya ; isim soylu kelime ya da kelimelerle bir fiilin bir araya gelmesiyle oluşur.

Memleketim gözümde tütüyor ! Başka nereye başvurdunuz? Çok eziyet çekmiş.
(Göz gezdir-, kafa patlat-, kapı dinle-, kulak asma-, akıl ver-...)


c) Kurallı Birleşik Fiiller
En az iki kelimenin belli bir kurala göre birleşmesiyle oluşan birleşik fiillerdir. Dilimizde çok değişik  kurallı birleşik fiil vardır. Bunların en yaygın olarak kullanılanları dört çeşittir.


1) Tezlik Fiili
 Fiil kök ve gövdelerine –ı, -i, -u, -ü ekleri getirilir. Ortaya çıkan kelime “vermek” fiiliyle birleştirilir. Tezlik fiilleri daima bitişik yazılır. Geliver-, yapıver-, okuyuver-, seçiver...
Tezlik fiillerinde genellikle “çabukluk, beklenmezlik, kolaylık, önem vermeme” anlamları görülür.
Gazeteyi yere atıverdi. (Önem vermeme)
Fiil Tabanı         -(i) ver (mek)
Bak                  (ı)ver-
         
Tezlik fiilinin olumsuzu iki şekilde yapılır: Geliver...gelmeyiver  veya  geliverme

2) Yeterlilik Fiili
 Fiil kök veya gövdelerine –a, -e ekleri getirilir. Ortaya çıkan kelime “bilmek” fiiliyle birleştirilir. Bu fiillerde bir işin yapılmasına gücün yetmesi, işi başarma anlamları vardır. Daima bitişik yazılır.  Yapabil-, gezebil-, okuyabil-...
Yeterlilik fiillerinde genellikle olasılık anlamı görülür. Bu nedenle yeterlilik fiillerinin bulunduğu cümlelerde olasılık zarflarının kullanılması dil yanlışlığına yol açar.
Belki yarın köye dönerim. (Doğru)
Yarın köye gidebilirim. (Doğru)
Belki yarın köye gidebilirim. (Yanlış)

Yeterlilik fiilinin olumsuzu üç şekilde yapılır: Alabilirim... (Alamam) (Almayabilirim) (Alamayabilirim)
Yukarıdaki üç olumsuz yeterlilik fiilinin aralarında  anlam farkı vardır. Birincide kesinlik, ikincide kişinin kendisine bağlı olumsuzluk, üçüncüde ise kişinin elinde olmayan nedenlerden doğan olumsuzluk söz konusudur.



3) Sürerlilik Fiili
İki şekilde yapılır.
Fiil kök veya gövdelerine –a, -e ekleri getirilir. Ortaya çıkan kelime “durmak, kalmak, gelmek” fiilleriyle birleştirilir. Bu tür sürerlilik fiilleri daima bitişik yazılır. Uyuyakal-, gidedur-, süregel-...

Fiil kök veya gövdelerine –ıp, -ip, -up, -üp ekleri getirilir. Bu kelimelerden sonra “durmak, kalmak, gelmek” fiilleri kullanılır. Bu tür sürerlilik fiilleri ayrı yazılır. Konuşup dur-, gidip dur-, donup kal-, sürüp gel-...

Bu fiillerde, işin belli bir süre devam ettiği anlamı vardır. Sürerlilik fiillerinin olumsuzu yoktur.


4) Yaklaşma Fiili
Fiil kök veya gövdelerine –a, -e ekleri getirilir. Ortaya çıkan kelime, “yazmak” fiiliyle birleştirilir. Yaklaşma fiilleri bitişik yazılır. Düşeyaz-, öleyaz-...
Bu fiillerde “olmadı ama az daha olacaktı, az kalsın oluyordu” anlamları vardır. Yaklaşma fiillerinin anlamı olumsuzdur. Bu nedenle yaklaşma fiilleri ayrıca olumsuz yapılamaz. Yani bu fiillerin görünümü olumlu, anlamı olumsuzdur.

NOT : Türkçe’de en çok kullanılan kurallı birleşik fiiller bunlardır. Bunlar iki fiilden oluşmuştur. Ayrıca bir fiilimsi, bir fiilden (ağlayacağı tut-, göresi gel-..) ; bir fiil , bir yardımcı fiilden  oluşan (hazırlanmış ol-, gider ol-, söyleyecek ol-...) kurallı birleşik fiiller de vardır.



Birleşik kelimelerin yazılışı
İki kelime birleşirken ses türemesi veya ses düşmesi oluyorsa; iki kelime birleşirken kelimelerden biri veya ikisi de anlamını kaybediyorsa, böyle birleşik kelimeler bitişik yazılır.

Pazar + ertesi = Pazartesi (Ses düşmesi)
His + etmek = Hissetmek (Ses türemesi)
Hanım + eli  = Hanımeli (İki kelime de anlamını kaybetmiş.)














KELİME BİLGİSİ

KELIME (SÖZCÜK)

Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.

KELİMEDE ANLAM

Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.

Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:

A. ANLAM BAKIMINDAN KELİMELER

Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.

1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)

Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "temel anlam" da denir.

Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.

Soğuktan su boruları patlamış.
Ayağında eski bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir yola girdik.
Kanadı kırık bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı şişmişti.
Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.
Dün gece erken yattım.
Sıcak çorbayı içince rahatladım.
Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.
Ahmet’in burnu iyi koku alır.
Ağzında yaralar oluşmuştu.
Elini hırsla masaya vurdu.
İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.
Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.


2. YAN ANLAM

Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.

Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.

Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.

Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.
Uçağın kanadı havada parçalanmış.
Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.
Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.
Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.
Yokuşun başına kadar koştuk.

Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.

Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb


3. MECAZ ANLAM

Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.

Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
Derdim çoktur, hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya bayılıyorum.
Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş patlayacak.
Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.
İnce işlere aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken kolum koptu.
İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.
Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.

Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.

“Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya”     (açık istiare)

“Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.”   (kapalı istiare)

İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını kestir demedim mi?
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
Orhan Veli’yi okur musun?


4. DEYİM ANLAM

Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.

Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne dudak büküyordu.
Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
İki genç adam boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice çenesi düştü.
Göze girmek için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı, şurada duralım.

Deyimlerin özellikleri

a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.

Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,
"ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,
"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,
"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,
"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.

Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.

b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”

c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.

1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:

ağzı açık,                                
kulağı delik,                
eli uzun,                                
kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-,          
dikiş tutturama-,          
can kulağı ile dinle-,                
köprüleri at-,    
pire için yorgan yak-,    
pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-,                              
aklı alma-,
akıntıya kürek çek-,                  
ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-,                              
çenesi düş-,
göze gir-,                                
dara düş-,

2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.

Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar'ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..

d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.

e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?

Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..

f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:

Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)

g) Kafiyeli deyimler de vardır:

Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı




5. TERİM ANLAM

Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.

Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.
Örnek: kök, mısra, muson.

“yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.

Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.

Örnek: "Budala" kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.

Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.

Boğaz’ı geçip Karadeniz’e ulaştık.
Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
Ağacın kökleri çok derinde.
Üçgenin iç açıları toplamı 180’dir.




6. ARGO ANLAM        

Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.
Argo, dil içinde bir dil gibidir.
Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.
Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.
Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.
Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.
Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.
“Canına yandığımın dünyası” gibi.

abdestini vermek: azarlamak
aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek
röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek
piliç gibi: güzel ve sevimli kız
mektep çocuğu: acemi, toy
zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal, beyinsiz
torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak...


7. SOYUT ANLAM

Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.

Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik...


8. SOMUT ANLAM

Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.

Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak...

Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.

“Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum.”
“Adam yıldızlara basa basa yürüyordu.”


9. GENEL ve ÖZEL ANLAM

Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.

VarlıkÒcanlıÒinsanÒAhmet
MetinÒparagrafÒcümleÒkelimeÒheceÒharf










B. KELIMELER ARASINDAKI
ANLAM İLIŞKILERI

1. EŞ ANLAMLI KELİMELER

Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.

kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç...

Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: “kara bahtlı” kelime grubunda “kara” kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.

Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:

deprem-yer sarsıntısı-zelzele,
kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen



2. YAKIN ANLAMLI KELİMELER

Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.

göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,

Kardeşim sana küsmüş.
Kardeşim sana kırılmış.
Kardeşim sana gücenmiş.
Kardeşim sana darılmış.

Birinci cümlede bir "kesinlik ve aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta hoşgörü" anlamı, üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede "gücenip görüşmez olmak" anlamı vardır.

Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)
Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)
Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)
Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)



3. ZIT ANLAMLI KELİMELER

Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.
Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,

Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.
“sevinmek” karşıtı sevinmemek değil “üzülmek”tir.

Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.
“doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir.

İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki “ağır” kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “hafif”le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.


4. EŞ SESLİ KELİMELER

Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.

Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir
Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz
Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi

Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:

Siyah anlamındaki “kara” ile “kar-a” (-a: yönelme hâl eki) gibi

“Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar”
“Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar”

Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya

“hala” ve “hâlâ”, “kar” ve “kâr”,  “adet” ve “âdet” kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.


5. İKILEMELER

Sözün anlamını pekiştirmek, onu zenginleştirmek ya da değişik anlam ilgileri oluşturmak için iki sözün bir araya getirilmesiyle oluşan söz öbeklerine ikileme denir.
İkilemeler aynı sözcüğün tekrarıyla, yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla, karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla, biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle yapılabilir.

ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya ...

Yapı Yönüyle İkilemeler:

a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost
b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak...
c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ....
d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş ...
e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl ...
f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü
g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur ...

İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.


6. YANSIMALAR

Doğada duyulan seslerin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklere yansıma denir.

 tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır...

Suyun şırıltısı insanı dinlendirir.
Kedinin acı miyavlaması ile uyandım.
Şu cızırtıyı durdurun artık.

 Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.
“miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı”


7. ATASÖZLERI

[Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
[Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
[Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler
[Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
[Çoğu mecazlıdır.
[Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.
[Genel bir yargı bildirir.
[Öğüt verme amacı taşır.

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Damlaya damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk solar.


8. DOLAYLAMA

Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya dolaylama denir. Dolaylamaların temelinde halkın benimsemesi vardır.
Örneğin bizler nasıl oluştuğuna pek bakmadan “aslan” için “ormanların kralı” deriz. Çünkü insanlar arasında bu, öyle benimsenmiş, kabul görmüştür.

Yavru vatan: Kıbrıs,
Büyük kurtarıcı: Atatürk,
Derya kuzuları: balık,
İnsanlığın iftihar kaynağı: Hz. Muhammet,
Türkiye’nin kalbi: Anakara
File bekçisi:  Kaleci
Bacasız sanayi: Turizm
Kara elmas: Kömür...


9. ANLAM GENIŞLEMESI

(yan anlam)



10. ANLAM DARALMASI

] “oğul” kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.


11. ANLAM IYILEŞMESI

] “kötü” anlamındaki yavuz kelimesinin artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.


12. ANLAM KÖTÜLENMESI

] “canlı” anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.


13. GÜZEL ADLANDIRMA

] “verem” kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık” ile karşılanması gibi.
]Yabanî hayvan adı olan “börü”nün atılıp yerine “kurt” kelimesinin kullanılması gibi.


14. AD AKTARMASI
Benzetme ilgisi kurmadan bir sözün, başka bir sözün yerine kullanılmasına ad aktarması denir.

“Seni şirketten aradılar."
cümlesinde “şirket” sözcüğünde ad aktarması vardır. Burada şirkette görevli birinin, örneğin sekreterin araması söz konusudur. Ama cümlede “şirketten” sözü ile genel söylenip, özel anlam anlatılmak istenmiştir.

Ben ortaokulda Akif'i çok okudum.
Öğretmen içeri girince sınıf ayağa kalktı.
Batı teknolojide ileridir.
Türkiye sizinle gurur duyuyor.
Soba yanınca oda ısındı.









KELİME GRUPLARI

Yan yana dizilen kelimeler, ya yargı bildirerek cümleyi, ya da varlık ve hareketleri karşılayarak kelime gruplarını meydana getirirler. Bu diziliş, Türkçenin söz diziminin bazı kurallarına bağlıdır. Türkçe söz diziminin en belirgin özelliği, ana unsurun genellikle sonda bulunmasıdır.

Kelimelerin, bir varlığı, kavramı, niteliği, durumu, hareketi karşılamak üzere, belirli kurallar içinde yan yana gelerek oluşturdukları kelime topluluklarına kelime grubu denir.

Varlıklar, kavramlar, nitelikler, durumlar, hareketler birer kelimeyle de karşılanır. Ama bir kelime bunlardan birini karşılamaya yetmiyorsa, yani bir varlığı, kavramı, niteliği, durumu, hareketi ancak birden fazla kelimeyle karşılayacaksak kelime gruplarını kullanırız.

Kelime ile kelime grubu arasındaki fark, kelime grubunun belli kurallar dahilinde bir araya gelen kelimelerden oluşuyor olmasıdır. Yani kelime grubunun birden fazla kelimeden oluşması.

Kelime Gruplarının Görevleri ve Özellikleri

]Tek kelime ile karşılanmayan varlık, kavram, nitelik, durum ve hareketleri karşılar. Kelime grupları, kavramları en verimli şekilde dile getirmede kullanılan kolaylıklardır.

Meselâ, “ipek” ve “böcek” kelimeleri tek başlarına birer varlığı karşılarlar. Ama “ipek böceği” kelime grubunun karşıladığı varlığı tek kelime ile karşılayamayız.

Bunun gibi “telefon etmek, kör olmak, fotoğraf makinesi” kavramlarını da tek kelime ile karşılamak mümkün değildir.

] Kelime gruplarının en küçüğü iki kelimeden oluşur.

]Varlık, kavram, nitelik, durum ve hareketleri, anlamlarını genişleterek, belirterek, pekiştirerek, niteleyerek karşılar.

Meselâ, “Çocuk çiçeği arkadaşına uzattı.” cümlesini, “Küçük çocuk, elindeki kır çiçeklerini çok sevdiği arkadaşına uzattı.” şeklinde, varlıkların nitelik ve niceliklerini de bildirerek ifade edebiliriz.

]Cümle ve diğer kelime grupları içinde, tek kelime gibi (isim, sıfat, zarf ve fiil) görev yapar.

Küçük çocuk, / elindeki kır çiçeklerini  / çok sevdiği
                 İsim                  İsim                         İsim
arkadaşına / uzattı.
        fiil

Dallarda uzanan hışırtılar, / ağaçtan ağaca
                       İsim                              zarf
sürüklenerek, /  ormanın kızıl
            isim                                                              
derinliklerinde / kayboluyordu.
                       fiil


elindeki / kır çiçeklerini
                       isim

çok sevdiği / arkadaşına
     sıfat

Dallarda uzanan / hışırtılar,
            sıfat

ağaçtan ağaca / sürüklenerek,
      ikileme

ormanın / kızıl derinliklerinde
                       isim


]Ana unsur grubun sonundadır.

Yemyeşil ovalar  ana unsur: ovalar
Kuş sesleri         ana unsur: sesler


]Fiile dayalı gruplarda hareketin oluş sırası gösterilir.

Gülü koparıp koklayınca            
önce koparma, sonra koklama


]Birleşik fiille edat grubunda ana unsur başta bulunur.

Gelebilmek        ana unsur: gelmek
Adam gibi         ana unsur: adam

]Kelime gruplarında unsurların sırası, konuşma ve şiir dilinde değişebilir, araya gruba dahil olmayan kelimeler girebilir.

Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl.
Gönlümü, Maraşlı’nın yaktı kara haberi.
Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak.

Kandilli yüzerken uykularda,
Mehtabı sürükledik sularda.

Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur.
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin.

]Kelime gruplarının diğer kelimelerle ve kelime gruplarıyla ilişkisi, grubun sonundaki çekim ekleriyle sağlanır. Bu çekim ekleri sadece grubun son kelimesine değil, o gruba aittir.

Çalışkan insan, kendi varlığında hüküm süren bir aheng-i bütün kâinat-a nakleder.

]İkiden fazla kelimeden oluşan gruplarda içe içe geçmiş, birbirini tamamlayan başka kelime grupları da bulunur.

Küçük oda
soluk ışık
mumun soluk ışığı
Küçük odadaki mumun soluk ışığı
]Kelime gruplarının vurgusu grubun yapısına göre değişir.

Küçük odadaki mumun soluk ışığı
bütün kâinat


Türkçe’deki kelime grupları şunlardır:


1. İSİM TAMLAMALARI

Annem belediye doktoruydu. Penceresinden kavak ağaçları görünen bir sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada tek çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, yanaklarımı pembeleştiren makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, uçuşan pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Kavakları silkeleyen rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Koca bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır bense onu tasasız gözlerle izlerdim. Annemin masasında, güzel çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Kocaman bir masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim başka bir boyut kazanırdı.
                       (Murathan Mungan; Pamukçuklar)

Yukarıdaki parçada en az iki kelimeden oluşan ve koyu harflerle yazılmış olan kelime gruplarının ilk kelimelerinin yazılmadığını düşünelim:

Annem doktordu. Penceresinden ağaçlar görünen bir ocakta çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada krallık yaşar, oyalanır; kolaylıklardan fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, yanaklarımı pembeleştiren makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, uçuşan pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Kavakları silkeleyen rüzgâr arkadaşım olurdu. Koca bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır bense onu tasasız gözlerle izlerdim. Masada, içte, resim dururdu. Gurur duyardım. Kocaman bir masası ve koltuğu vardı. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim başka bir boyut kazanırdı.

Öncesindeki kelimeler çıkarıldığında altı çizili olanların anlamları eksilmiş oldu. Kelime anlamı olarak değil de cümleye kattığı anlam bakımından eksilme oldu.

Annem doktordu.                      Ne doktoru?
Penceresinden ağaçlar görünen Ne ağaçları?
bir ocakta çalışır                        Ne ocağı?
Orada krallık yaşar                    Neyin ya da nerenin krallığı?
kolaylıklardan fazlaca yararlanır Neyin ya da nelerin kolaylıkları?
rüzgâr arkadaşım olurdu.           Ne arkadaşı?
Masada,                                   Ne ya da kimin masası?
içte,                                         Neyin içinde?
resim dururdu.                          Neyin ya da kimin resmi?

İşte, dilimizde, kullandığımız kelimelerin (asıl unsur olan kelimelerin) tam olarak anlaşılması ve tanınması için onlardan önce bazı kelimeler getirerek anlamlarını tamamlarız.
Tanımı

Aralarında anlamca ilgili bulunan ya da sonradan ilgi kurulan, birinin diğerini iyelik yönünden bütünlediği iki isimden oluşan kelime gruplarına isim tamlamasıdenir.

Özellikleri

İsim tamlamalarında birinci kelimeye tamlayan; ikincisine de tamlanan denir. Tamlayan, tamlananın anlamını bütünler. Tamlayan başta gelir, tamlanan sonda (şiirde yer değiştirebilir). Bu, “Türkçe’de yardımcı unsur başta; asıl unsur sonda bulunur” kuralına göre açıklanabilir. Asıl unsur tamlanandır. Ama vurgu tamlayandadır. Çünkü tamlayan sonradan eklenerek tamlananın anlamını bütünlemektedir.

“kenar” dendiğinde ne kenarı, neyin kenarı olduğu anlaşılmamaktadır. “deniz kenarı” diyerek “kenar”ın “deniz”e ait olduğunu belirtmiş oluruz. Bu durumda “deniz” vurgulu söylenir.

İnsanlar-ın vefasızlığ-ı     vefasızlık, insanlara ait
Yalancı-n-ın mum-u        bu mum, yalancıya ait
Köprü üst-ü                   bu üst (kısım), köprüye ait
Masa örtü-s-ü                bu örtü, hem masaya ait, hem de masa üzerine sermek için kullanılır

Kumaş boya-s-ı              bu boya, kumaş için kullanılır
Tahta fırça-s-ı                bu fırça, tahta temizlemek içindir
Sabrın acı meyvesi         bu acı meyve sabra ait, sabrın eseri.

Erik ağaçlarının pembe, beyaz çiçekleri
Bu pembe ve beyaz çiçekler erik ağaçlarına ait.

]İsim tamlamasına özgü iki tane ek vardır:

Tamlayan eki ya da ilgi hâl eki: -(n) in
Tamlanan eki, daha doğrusu iyelik ekleri: -(s/y) i

Tamlayan, ek alsa da almasa da ilgi hâlindedir. Tamlayan zamir ise ilgi hâl ekini alır; isimse alır veya almaz. Tamlanan ise daima iyelik eki alır.

Tamlayan eki, isimleri isimlere bağlayarak tamlama kurmaya yarar.

Kitab-ın yaprağı yırtılmış.
Yalancı-n-ın mumu...
Gözlüğ-ün camı...

İyelik ekleri, isimlerin ve isim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların sahiplerini, ait oldukları kişileri belirten eklerdir. Tamlayansız kullanıldıkları zaman bu eklere iyelik zamirleri de denir.

kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları
masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları
su-y-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları
ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri

İyelik ekleri isim tamlamasında tamlanana gelir:

Kapının kol-u,
işin baş-ı,
hayvan sevgi-s-i
 Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

]İsim tamlamaları cümlede isim gibi kullanılır, isme getirilen ekleri alabilir, ismin aldığı görevleri yüklenebilirler: Cümle ve kelime grupları içinde isim, sıfat, zarf olarak kullanılırlar.

İsim, özne: Grubun lideri, arkadaşları adına bir konuşma yaptı.
İsim, yüklem:Beni üzen unutulmak değil dostlarımın vefasızlığıdır.
İsim, d.lı tüml.:Bu çiçekleri pencerenin önüne götür, lütfen.
İsim, nesne:Bu müzik sesi baş ağrılarımı bir anda dindirdi.
Sıfat                 Fatih’in geçtiği kapı
Sıfat                 El yayması eserler
Zarf                  Bütün aile pazar günleri bir araya gelirdi.

]Tamlayan, tamlanan veya her ikisi birden kelime grubu olabilir.

Aşkın / şeref diyarı
Hısım akrabanın / sözleri
Gurbet duygusunun / hem kaynağı hem de sembolü
Göğün ve denizin / gözleri ve ruhu alabildiğine çeken mavilikleri

]Birden fazla tamlayan ve tamlanan bulunabilir.

Evin / kapısı, penceresi
Göğün, ovanın / rengi
Savaşın, kızıl ve korkunç facianın / nasıl olduğu
Yirmi senenin / yazları, kışları, fırtınaları, güneşleri

]Tamlayan cümle hâlinde de olabilir:

“Ben başaramam” sözünü bir tarafa bırak.
Ortalık bir anda “isteriz” nidalarıyla inledi.

Not: Günümüzde bu tür tamlamalar, tamlanansız kullanılmaktadır ki bu, yanlış bir tutumdur.

“Ben başaramam”ı bir tarafa bırak.
Ortalık bir anda “isteriz”lerle inledi.
Herkes birbirine “şimdi ne yapacağız”ı soruyordu.

]Belirtili isim tamlamasında vurgu her iki unsurda da eşittir, ama belirtisiz isim tamlamasında tamlayan vurguludur.

Vapurun düdüğü
Vapur düdüğü

İyelik ekleri takısız isim tamlaması ve bazı istisnalar hariç bütün isim tamlamalarında tamlananda bulunur. Ama bir kısmında tamlayan eki (ilgi eki) bulunmaz. İşte, tamlayanın ilgi eki alıp almamasına göre isim tamlamaları ikiye ayrılır:

a. Belirtili İsim Tamlaması

Tamlayanı ilgi eki; tamlananı da iyelik eki almış isim tamlamasıdır. Tamlayan tamlananın kime ya da neye ait olduğunu kesin olarak bildirir. Tamlayanda veya tamlananda belirsizlik yoktur. Yani belirli bir şey yine belirli bir şeye aittir. Ama bu aitlik geçicidir. Yani aynı tamlanan başka isimlerle de tamlanabilir.

“Sınıfın kapısı” dediğimizde nerenin kapısı, hangi kapı olduğu kesin olarak bilinmektedir. Ama “sınıf kapısı” tamlamasında nerenin, neyin kapısı, hangi kapı olduğu kesin olarak bilinmemektedir.

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,

Baka kalırım giden geminin ardından.

Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmışım, kalmışım yaylının şiltesine,

Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı

]Belirtili isim tamlamalarında tamlayanla tamlanan arasına kelime(ler) girebilir. Bunların bir kısmı karma tamlama olarak bilinir:

Oğlumun yıllar önce alınan kazağı
Çocuğun minik elleri
Şehrin günlerdir akmayan suları
İhtiyarın bir kış gecesi ölümü
Üsküdar’ın dost ışıkları
Kocaman bir masası ve koltuğu vardı annemin.
Arkadaşımın bitmek bilmeyen aile sorunları beni üzüyor.
Serinliğini hissettin mi rüzgârın?


]Belirtili isim tamlamasında, tamlayanla tamlanan şiir ve konuşma dillerinde yer değiştirebilir:

Cevabı yok geçmişime yönelttiğim sorularımın.
Kocaman bir masası ve koltuğu vardı annemin.
Serinliğini hissettin mi rüzgârın?
Su mudur sadece derdi milletin?
Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur.
Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Kimse duymaz çilesini tütmeyen ocakların.
Bıraktım ardını yıllarca koştuğum hevesin.
Tahsilin ticarette yeri yok.

]Tamlanan sıfat-fiil veya sıfat-fiil grubu da olabilir. Tabi bu isim tamlamaları ya isim olarak kullanılacaklardır ya da bir simin sıfatı olarak.

Bingöl çobanlarının / koyun otlatırken çaldıkları
            Tyn.                             Tnn.
Asabî bir ağırlığın / göğsümden yükseldiği            (an)
            Tyn.                             Tnn.
Çılgın fırtınaların / döve döve yosunlattığı (kayalar)
            Tyn.                             Tnn.
Parçaların  /  hızla kayarak etrafa yayıldığı(nı)
            Tyn.                             Tnn.

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: İlgi eki almış olan bütün kelimeler ve kelime grupları tamlayan, iyelik eki almış bütün kelimeler ve kelime grupları da tamlanandır.

]Tamlayan ya da tamlanan söylenmemiş olabilir.

Genellikle tamlayanı zamir olan tamlamaların tamlayanı düşer. Bu yüzden iki isimden de zincirleme tamlama oluşabilir:

Konuşması herkesi rahatsız edersi.
Yürüyüşünde de bir asalet vardı.
Kalemimin ucu bitti.                
Benim kalemimin ucu

Karşılıklı konuşmalarda tamlayan da tamlanan da düşebilir:

─Şu gelen kimin kızı?
─Hüseyin’in (kızı)

─Bu bey Ali’nin nesi?
─(Ali’nin) Amcası.

Tamlanan tekrardan kaçınmak için söylenmeyebilir.

Bu ev bir zamanlar bizim(evimiz)di.

]Bazen tamlayan bir şeyin değil de bir niteliğin kime ait olduğunu bildiriyor olabilir:

öğrencinin çalışkanı,
sporcunun zekî, çevik ve ahlâklı olanı...

]Senli benli konuşmalarda “koca, karı, oğul” gibi kelimeler ve iyelik ekleri düşebilir:

Emine’nin oğlu Duran→Emine’nin Duran.
Asımoğulları’nın Ali(si)
Bizim evimiz→bizim ev

]“-den” eki tamlayan ekinin yerini tutabilir:

öğrencilerin bazıları→öğrencilerden bazıları
onların biri→onlardan biri

]Tamlayan ekinin ikiden fazla tekrarı anlatım bozukluğuna yol açar.

Masanın ikinci çekmecesinin kulpunun koptuğunu biliyorum.
Pencerenin kenarının tamirinin yapılması gerekli.



b. Belirtisiz İsim Tamlaması

Tamlayanın ek almadığı, tamlananın da belirtili isim tamlamasında olduğu gibi iyelik eki aldığı isim tamlamasıdır.

Tamlayan ek (ilgi eki) almadığı için, yani tamlananın kime ya da neye ait olduğu tam olarak bilinmediği için belirtisiz denmiştir. Ama tamlanan ile tamlayan arasındaki ilişki daimidir.

“Sınıfın kapısı” dediğimizde nerenin kapısı, hangi kapı olduğu kesin olarak bilinmektedir. Ama “sınıf kapısı” tamlamasında nerenin, neyin kapısı, hangi kapı olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Herhangi bir kapı var elimizde; bu kapının hangi sınıfa ait olduğunu bilemiyoruz; bilinen tek şey bu kapının genel anlamda sınıfla ilgili olduğudur. Kapı herhangi bir kapıdır; sınıf da herhangi bir sınıf... Yani bir genelleme söz konusudur.

Çoban çeşmesi, hayal iklimleri, ahududu şerbeti...

]Belirtisiz isim tamlamasında tamlayan ile tamlanan arasına kelime girmez. Aşağıdaki gibi kurulan tamlamalar yanlıştır.

Konya eski milletvekili, Millî Eğitim eski Bakanı...

]Tamlayan ile tamlanan yer değiştirmez.

]Belirtisiz isim tamlamasında tamlayanın çeşitli görevleri vardır:

Tamlananın türünü, kime ya da neye özgü olduğunu bildirir:
misafir odası, kömür sobası, ev terliği, çiçek saksısı, masa örtüsü...
otobüs bileti, coğrafya kitabı, kadın çorabı...

Tamlananın neden yapıldığını belirtir:
kök boyası, biber dolması, gül kurusu, pirinç pilâvı, peynir tatlısı...

Tamlananın çıktığı, yetiştiği, ait olduğu yeri belirtir:
Bursa şeftalisi, Amasya elması, İzmir üzümü, Bağdat hurması, yer elması, ağaç mantarı, su yılanı, dağ keçisi...
Sokak çocuğu...

Tamlananın neye benzediğini belirtir:
dil peyniri, parmak üzümü, dil balığı...

Tamlananın mesleğini ve görevini belirtir:
kayıt memuru, temizlik işçisi, fizik öğretmeni, ev kadını, okul müdürü, daire başkanı...

Tamlananın nedenini belirtir:
sel felâketi, deprem yıkıntısı, kaza kurbanı...

Tamlananın zamanını bildirir:
yaz yağmuru, sabah kahvaltısı...

Tamlananın yapıldığı aracı bildirir:
telefon görüşmesi, çöp kebabı...

]Belirtisiz isim tamlaması şeklinde özel yer adları vardır:

Konya Ovası, Topkapı Garajı, Taksim Meydanı, Boğaziçi Köprüsü, Çanakkale Köprüsü, Ankara Kalesi...

Birinci unsuru özel isim olan tamlamalar, şekil bakımından belirtisiz oldukları hâlde, anlam bakımından belirtili isim tamlaması özelliği taşır.

“İstanbul şehri, Türk Dili, Tuz Gölü”

Birinci unsuru cümle olan tamlamalar da anlam bakımından belirtili sayılırlar.

“Ben başaramam” sözünü bir tarafa bırak.
Ortalık bir anda “isteriz” nidalarıyla inledi.
Kiralıktır levhası
Birleşme aşkın mezarıdır iftirası

Not: Günümüzde bu tür tamlamalar, tamlanansız kullanılmaktadır ki bu, yanlış bir tutumdur.

“Ben başaramam”ı bir tarafa bırak.
Ortalık bir anda “isteriz”lerle inledi.
Herkes birbirine “şimdi ne yapacağız”ı soruyordu.

]Kimi belirtisiz isim tamlamaları bitişik yazılır:
hanımeli, yüzbaşı, aslanağzı, yavruağzı...

]Bazılarında da tamlayan çoğul eki alabilir:
öğretmenler odası, erkekler hamamı, kadınlar hamamı, karılar koğuşu...

]Bazı belirtisiz isim tamlamaları belirtili yapılabilirken bazıları yapılamaz.

Kapı kolu           →kapının kolu                olur
Telefon görüşmesi→telefonun görüşmesi olmaz
Yaz yağmuru     →yazın yağmuru                        olabilir
Çöp kebabı        →çöpün kebabı              olmaz
Misafir odası      →misafirin odası                        olmaz

]Belirtisiz bir isim tamlaması, belirtili isim tamlamasında tamlanan olarak görev yaptığında, kendi iyelik ekini değil, ana tamlamanın iyelik ekini taşır.

Çamaşır makinesi           →benim çamaşır makinem
Şiir dünyası       →onun şiir dünyası

]Bazı belirtisiz isim tamlamaları, iyelik eki olmadan kullanılır. Bu durum Türkçe’ye aykırıdır.:

Şiş kebap(kebabı), Gönül Sokak(Sokağı), kestane kebap(kebabı), Çiçek Otel(Oteli)...

İsim tamlamalarını, tamlayanın ilgi eki alıp almamasına göre belirtili ve belirtisiz olmak üzere ikiye ayırmıştık. Bunların dışında üç isim tamlaması çeşidinden daha bahsedilebilir:

Takısız isim tamlaması
Zincirleme isim tamlaması
Karma tamlama



c.Takısız isim tamlaması

Tamlananın da tamlayanın da ek almadığı isim tamlamalarıdır.

Takısız isim tamlamasında tamlayanın görevi, tamlananın neden yapıldığını (aslını, ham maddesini) belirtmektir:

Çelik kasa, cam kavanoz, kâğıt mendil, taş duvar, bakır tepsi, naylon torba, tahta köprü, altın bilezik...

Not: Tamlayan tamlananın neye benzediğini belirtiyorsa sıfat tamlamasıdır.

Badem göz, sırma saç, aslan çocuk, kurt adam, ölü deniz, altın başaklar...

ipek gömlek:     takısız isim tamlaması
ipek saçlar:       sıfat tamlaması
altın yüzük:        takısız isim tamlaması
altın kalp:          sıfat tamlaması
ölü deniz:          sıfat tamlaması
ölü hayvan:       sıfat tamlaması



d. Zincirleme isim tamlaması

Başlı başına bir isim tamlaması çeşidi değildir.

Bu tür isim tamlamalarının tek özelliği, bazen tamlayanın, bazen tamlananın, bazen de her ikisinin birden herhangi bir isim tamlaması olmasıdır. Yani ikiden fazla isimden oluşmasıdır. Bu durum bu kelime grubunun belirtili veya belirtisiz bir isim tamlaması olma özelliğini değiştirmez.

Zincirleme denmesinin sebebi de, önceden oluşturulmuş olan bir isim tamlamasına yeni bir unsur (tamlayan ya da tamlanan) daha ekleniyor olması veya iki isim tamlamasının birleştirilmesidir:

[çocuk + (sırt + çanta)] = çocuğun sırt çantası
[(su + ses) + nağme] = su sesinin nağmesi
[(şehir + hava) + kirlilik] = şehrin havasının kirliliği
[(hava + tahmin) + rapor] = hava tahmin raporu
[dünya + (kadınlar + gün)] = Dünya kadınlar günü
[(çelik + tencere) + marka] = çelik tencere markası
[(çocuk + edebiyat) + dizi] = çocuk edebiyatı dizisi
[(Ali + kardeşi) + (günlük + harçlık)] = Ali’nin kardeşinin günlük harçlığı


e. Karma tamlama

Özelliği şudur: Bir isim tamlamasının tamlayanının, tamlananının veya her ikisinin birden bir sıfat tarafından nitelenmesi ya da belirtilmesi. Başka bir deyişle, tamlayan, tamlanan ya da her ikisi birden sıfat tamlamasıdır:

Issız sokakların hüznü
Buraların eski hâli
Yorgun köylülerin nasırlı elleri



3. İSİM-FİİL GRUBU

Bir isim-fiil (mastar) ile ondan önce gelen ve ona bağlı olan kelimelerin veya kelime gruplarının oluşturduğu yeni gruba isim-fiil grubu denir.

Grubun ana unsuru isim-fiildir ve sonda bulunur. Vurgu isim-fiilden önceki unsurdadır.

Mastar, grupta yüklem görevi yapar. Ondan önce gelen kelimeler de cümlede olduğu gibi özne, nesne, tümleç olurlar.

Onu / biraz sonra çekeceği acıya /           hazırlamak...
Nesne               DT                    Yüklem

Suda, rüzgârda, kuşta senin sedanı duyup /
                 Zarf
Seni / beyaz çiçekli dallar içinde / sanmak
Nesne               DT                    Y

Halk sanatına, halk ağzına, halk hayatına / daima /
Dolaylı tümleçler                                               zarf
açık olma...
Yüklem

Uzun bir ayrılıktan sonra / sılaya / dönüş...
Zarf T.                          DT        Y.

Etrafına / bir keklik gibi ürke ürke / bakış(ından
DT                               ZT                    Y.

anladım.)

]Bu grup, cümle ve kelime grubu içinde isim olarak kullanılır.

Etrafına bir keklik gibi ürke ürke bakışından anladım.
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Bir faciadır, böyle bir âlemde uyanmak.


4. SIFAT-FİİL GRUBU

Bir sıfat-fiil ve bu sıfat-fiile bağlı unsur veya unsurlardan kurulan kelime gruplarına sıfat-fiil grubu denir.

Grubun ana unsuru sıfat-fiildir ve sonda bulunur. Cümleler öğelerine ayrılırken sıfat-fiil ve ondan önce gelen ve ona bağlı olan kelimeler ayrılmaz.

Sıfat-fiil, grupta yüklem görevindedir. Vurgu, sıfat-fiilden önceki unsurdadır.

]Sıfat-fiilden önce gelen kelimeler, cümlede olduğu gibi, özne, nesne, zarf tümleci ve dolaylı tümleç olarak adlandırılırlar. Bu yüzden sıfat-fiillerle ve sıfat-fiil gruplarıyla birleşik cümleler yapılır.

Eski İstanbul'un güzel semtlerini yaratan / Türklük
            Sıfat                                         İsim
Eski İstanbul'un güzel semtlerini / yaratan
                       Nesne              Yüklem

Bütün hayalleri yıkılmış / insanlar
            Sıfat                 İsim
Bütün hayalleri / yıkılmış
            Özne     Yüklem

Her içine girdiği odaya bir şefkat                                    
Sıfat
serinliği getiren / bu kız
            İsim
                                                                      Her içine girdiği odaya / bir şefkat serinliği / getiren
            DT                            N                 Yüklem

]Bu grup, kelime grubu içinde sıfat ve isim; cümlede, özne, nesne, zarf ve yer tamlayıcısı olarak kullanılır.

Mısralarında nağme hissedilmeyen / bir manzume
Sıfat                                 İsim

 Bu eseri tamamlamak için ne kadar çabaladığını / hiç kimse bilmiyordu.
Sıfat-fiil grubu, isim, nesne                                          

Sabrından saray yapan / sultanları bilirim.
Sıfat                 İsim

]Birleşik isim olarak kullanılan sıfat-fiiller vardır:

Vatansever, cankurtaran, çöpçatan...


5. ZARF-FİİL GRUBU

Bir zarf-fiil ve bu zarf-fiile bağlı unsur veya unsurlardan kurulan kelime gruplarına zarf-fiil grubu denir.

Grubun ana unsuru zarf-fiildir ve sonda bulunur. Cümleler öğelerine ayrılırken zarf-fiil ve ondan önce gelen ve ona bağlı olan kelimeler ayrılmazlar.

Zarf-fiil, grupta yüklem görevindedir. Vurgu, zarf-fiilden önceki unsurdadır.

]Zarf-fiilden önce gelen kelimeler, cümlede olduğu gibi, özne, nesne, zarf tümleci ve dolaylı tümleç olarak adlandırılırlar. Bu yüzden zarf-fiillerle ve zarf-fiil gruplarıyla birleşik cümleler yapılır.

Son gülün karşısında / son bülbül / ah ederken...
DT                    Özne       Yüklem

Bu yaman dağların hayalini / hatırımdan / silince...
Nesne                                 DT             Y.

Kanatlarını açan kocaman bir kartal gibi / kollarını /
Edat T.                                               Nesne
açarak...
   Y.

Pembe hayaller / kura kura
Nesne                   Y.

]Hâl ekleriyle çekime girmiş bazı sıfat-fiiller, cümlede zarf görevi yaparlar. Bunlar da birer zarf-fiil grubudur.

Müzik başladığında / bütün salon bir sessizliğe gömüldü.
Sudur, akar / kendi bildiğince.

Pencere, en iyisi pencere
Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa
Dört duvarı göreceğine.

]“-r, -mez”, “-di mi”, “-di, -eli” ile kurulan gruplar da birer zarf-fiil grubudur.

Bir pırıltı gördü mü / gözle hemen dalıyor.

Ben bu gurbet ele düştüm düşeli
Her gün biraz daha süzülmekteyim.

Çamlıca’nın bu asıl çevresine girer girmez, artık eniştemizin köşkünün tılsımlı duygularını tatmaya koyulurduk.

]Bu grup, kelime grubu ve cümle içinde zarf olarak kullanılır.

Bahar geleli / kargalar sınırsız bir neşe içinde.
Dargınlığını unutup / onunla barışmak istiyor.
Yokuşu çıkar çıkmaz, /  kurumuş başak tarlalarıyla karşılaştık.

Kardan, yağmurdan, rüzgârdan sora sora /
Bir yol bulup / giderdim anılara.

]Zarf-fiil grubu yüklem olarak da kullanılabilir.

Âlemde gündüz gönlümüze işkencedir
Bence bayram ufukta gün bitincedir.


6. TEKRAR GRUBU (İKİLEME)

Bir nesneyi veya hareketi karşılamak için eş görevli iki kelimenin meydana getirdiği kelime grubudur.

Grupta her unsur kendi vurgusunu taşır; kelimeler arasına virgül konmaz.

Eğri büğrü, çoluk çocuk, er geç, senli benli, ezildi büzüldü, delidolu,
Vah vah, oh oh, fısıl fısıl, şırıl şırıl, zıp zıp, yavaş yavaş, sabah sabah,
Baka baka, gide gele, olmaz olmaz, bitmez tükenmez, demet demet, öbek öbek...

Yapılış şekillerine göre çeşitleri

a. Aynı kelimenin tekrarı
Mışıl mışıl, yavaş yavaş, koşa koşa, ılık ılık, koca koca...

b.Yakın veya eş anlamlı kelimeler
Doğru dürüst, eğri büğrü, kılık kıyafet, dayalı döşeli, güle oynaya...
Okul mokul, çanta manta, halı malı...

c. Zıt anlamlı kelimeler
Bata çıka, irili ufaklı, ölüm kalım, dosta düşmana...

]Tekrarlar anlamı kuvvetlendirir; nesneye ve harekete çokluk, süreklilik ve beraberlik anlamları katar.

Mini mini çocuklar
Diyar diyar dolaştım.
Yaza yaza usandı.
İyi kötü bir şeyler yaptı.

]Grubu oluşturan kelimeler çekim eki alabilir.

evi barkı, evini barkını, sağa sola, işinde gücünde, varını yoğunu, dereden tepeden...



]Çoğunda kelimelerin yeri değiştirilemez.

Eğri büğrü         →büğrü eğri

]Tekrar grupları, cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

Sürü sürü kargalar, hisarın üstünden uçarken acı acı bağırıyordu.
Kahve mahve yapmam sana ben.
Dişi aslan bu mini miniyi kendi yavruları arasında görünce, onu da doğurduğunu sandı.
Yorgun argın dönüyorum her akşam eve.
Çamurlara bata çıka yürüdü.
Havuzda su şırıl şırıldır.
Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer.

Takınsan kanat manat
Kuş muş olsam seğirtsem

Maviliğin çeşmesi gürül gürül
Ardından bir ses kopar. Artık durul.

Dallarda tomurcuk tomurcuk, çiçek çiçek;
Boşlukta kuş kuş, böcek böcek;
Kovuklarda arı arı, petek petek;
Kuytularda menekşe menekşe, çilek çilek;
Gül gül, zambak zambaksınız. (Arif Nihat)

Gök mavi mavi gülümsüyordu.
Yeşil yeşil dallar arasından.


7. EDAT GRUBU

Bir isim unsuru ile bir çekim edatından oluşan kelime grubudur.
 “ile, için, kadar, göre, diye, rağmen, karşı, doğru, gibi, dolayı...” edatları ile yapılır.

Yaşadığım gibi, çocuklar için...

]İsim unsuru başta, edat sonda bulunur.
 İnsan gibi, çalışmasına rağmen, bir demet çiçek ile...

]Birleşme ismin ve edatın türüne göre ekli veya eksiz olur.
Yaşamak için
Sen-in gibi
Deniz-e doğru
Bun-dan dolayı
bu kadar-ı-n-ı
senin gibi-s-i

]isim unsuru kelime grubu olabilir.

Hür maviliğin bittiği son hadde kadar
Bozulup dağılmak üzere
İlk uçuştan sonra yuvaya dönmeyi başaran yavru serçeler gibi

]Birden fazla isim unsuru bulunabilir.
Yorgunluğuna, uykusuzluğuna rağmen
Bir avuç buğday, bir tutam ot, bir karış toprak için

]Edat grubu cümlede ve kelime grubu içinde sıfat, zarf ve isim olarak kullanılır.

Bu paranın ne kadarı sizin?      
(iyelik eki almış, isim gibi kullanılmış, nesne olmuş)

Her şey bıraktığım gibiydi.
(ek-fiilin “di”li geçmiş zaman çekimi ile isim gibi kullanılmış, yüklem olmuş)

Keskin bir ışık, etrafımızda bir zafer borusu gibi çınlıyor.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’na doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüdüm.
Vücudum, büyük bir korku ile, öne doğru eğildi.
Derenin sağ tarafındaki sırtta on beş yirmi kadar çadır vardı.
Bizim perişanlığımız, gönülleri toplamak içindir.

O anda utançtan ölecek gibiydi. (isim, yüklem)
Onun gibisi nerede bulunur?       (isim, özne)

]Cümlede çoğunlukla zarf veya edat tümleci olur.

Sabaha kadar ders çalıştık. (zarf tümleci)
Eve doğru yürüdüm.       (edat tümleci)

]Grubun vurgusu isim üzerindedir.
 ]Edat grupları cümleye çeşitli anlamlar katar.

Ders çalışmak için odasına çekildi.           (amaç)
Sıkıldığı için dışarı çıktı.               (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)
Bu ayakkabıyı babam için aldım   (özgülük)
Bu iş için kaç lira ödedin?                       (karşılık)
Senin için sorun yok tabi.                       (görelik)
Bizim için ne diyorlar?                 (hakkımızda)
Sizin için üç kişilik yer ayrıldı.       (aitlik)
Tüm bu hazırlıklar bizim içindi.     (isim, yüklem)

Kurt gibi acıkmıştım.                   (benzerlik)
Kurşunlar, yağmur gibi yağıyordu.            (zarf, benzetme)
Uyandığı gibi yataktan fırladı.      (zarf, anında, zaman anlamı katmış)

Konuşmak üzere ayağa kalktı.     (amaç)
Acele edin, güneş batmak üzere.             (zamanda yakınlık)

Bizi boş vaatlerle kandırdılar.       (araç)
Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu.            (beraberlik)
Arabanın gürültüsüyle irkildi.       (neden)

Biz de onlar kadar başarılıyız.       (eşitlik, benzerlik, ölçüsünde)
Gül kadar güzelsin.                    (benzerlik)
Mektubu okuyunca köyünü görmüş kadar sevindi.  (gibi)
Bir ton kadar kömür almış                       (ölçü, aşağı yukarı)
Ne kadar güçlü bir adam...         (zarf)
Evin deniz kadar havuzu var.       (sıfat)
Vefasızlığın bu kadarını da görmemiştim. (isim, ad tamlamasında tamlanan)
Dershaneye kadar gidelim.         (edat tümleci)

Başbakana göre enflâsyon düşük.            (açısından)
Ayağını yorganına göre uzat.       (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
Allah dağına göre kış verir.          (uygunluk)
Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş.  (bakılırsa, yönünden)
Siz bana göre daha gençsiniz.     (karşılaştırma)

Edebiyata karşı ilgim vardı.         (hakkında, yönelik)
Denize karşı bir balkonu var.        (yönelik)
Yağmur sabaha karşı yeniden başlamıştı.  (doğru)
Sabaha karşı uyuyabildim.                      (zarf öbeği)

Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)

Ormana doğru yürüdük.
Akşama doğru geldiler. (zarf öbeği)

Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.
Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.

Çok uğraşmama karşın başaramadım.
Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.

Okuldan beri hiç susmadı.
Kar, sabahtan beri yağıyor.


8. BAĞLAMA GRUBU

Bağlama edatları (bağlaç) ile birbirine bağlanmış iki veya daha fazla isim unsurundan meydana gelmiş kelime gruplarıdır.

“ve, veya, veyahut, ya da, yahut, ama, fakat, ancak, de.....de, gerek....gerek(se), ha........ha, hem, hem de, hem.....hem (de), ile, ilâ, ister.....ister(se), kâh..........kâh, lâkin, ne......ne (de), ya....ya (da), değil.”

]Bağlama grubunda her unsur kendi vurgusunu taşır.

]Bağlama grupları cümlede ve kelime grubunda isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

]Bağlama edatı (bağlaç), isim unsurlarının arsında bulunur. İsimler grubun kuruluşuna eşit olarak katılırlar.

Kırmızı ve Siyah, babalarla oğulları, olmak veya olmamak, olmak ya da olmamak, Ayaşlı ve Kiracıları, üç ilâ beş, çalışkan fakat şanssız, para değil mutluluk, güzel ama vefasız, ne sevinç ne üzüntü, ne mendil ne de bir kol, eli de ayağı da, ne yer ne yâr;
hem annem, hem babam, hem de kardeşim
zengin mi fakir mi;
ya bunu, ya. şunu,  ya da onu...

]İçinde ikiden fazla isim bulunan bağlama gruplarında “ve” bağlacı son iki ismin arasında yer alır.

Okumak, anlamak ve uygulamak
Ufak tefek, sinirli ve inatçı
Dağ, deniz ve ova...

]Bu grupta sim unsuru, kelime grubu olabilir.

Hicranla ağaran bu saçlar değil, sevgisiz kalan kalp ihtiyarlarmış
Ne gülen, ne el sallayan, ne de bir çift lâf eden oldu.
İçeri girmek ve annesinin niçin kovulduğunu sormak istedi.
Gelenekler, arkasından başkaları geldiği için ve kendilerine ihtiyaç kalmadığı için giderler. (Beş Şehir)


9. AİTLİK GRUBU
..........................


10. UNVAN GRUBU

Bir şahıs ismiyle, bir unvan veya akrabalık isminden meydana gelen kelime gruplarıdır.

Bilge Kağan, Bayındır Han, Osman Gazi, Mehlika Sultan, Hasan Paşa, Ali Bey, Ahmet amca, Şinasi Efendi, Kemal Ağa, Nigâr Hanım...

]Şahıs ismi başta, unvan ve akrabalık ismi sonda bulunur.
]İki unsur eksiz birleşir.

]Şahıs ismi birleşik isim olabilir.

Mehmet Âkif Bey, Halide Nusret Hanımefendi, Kâzım Karabekir Paşa...

]Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim olarak kullanılır.

Zafer yolunda unutamayacağım yüzlerden biri, Hatice Nine’nin yüzüdür.
Perviz Efendi cevap vermedi.

]Grubun vurgusu birinci unsur üzerindedir.

]Birinci unsuru unvan veya akrabalık ismi olan “Sultan Süleyman, Şah İsmail, Doktor Ömer, Profesöz Muharrem Ergin, Bay Mustafa, Prens Sebahattin, Mareşal Fevzi Çakmak, Şair Eşref, Onbaşı Mehmet, Öğretmen Salih” gibi tamlamalar unvan grubu değil birleşik isimdir.


11. ÜNLEM GRUBU

Bir ünlemle bir isim unsurundan oluşan kelime gruplarıdır.
 Ey Türk gençliği

Ünlem başta, isim unsuru sonda bulunur. Vurgu ünlem üzerindedir.

a canım!, be kardeşim!, bre yalan dünya!, hey çocuklar!

İsim unsuru, bir kelime grubu olabilir.

Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları
Ey Türk istikbalinin evlâdı!
A benim keleş oğlum!
Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü!
Ey âlemi donatan ışık, toprağa can verev el!

]Cümle kuruluşuna katılmayan bu grup hitaplarda kullanılır.

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
İlâhî bir kudretin, ebedî bir feyzin var, ey Türk!
Ey tatlı ve ulvî gece, yıllarca devam et.

“Ey sevgi dalımda ilk açan tomurcuk,
Kanımın akışını yenileştiren damar,
Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar,
İçime yeni bir fecir gibi dolan çocuk.” (Orhan Veli)


12. SAYI GRUBU
Basamak sistemine göre sıralanmış sayı isimleri topluluğudur.
Sayılar sondan başa doğru büyür. Küçük sayı sonda bulunur.
]Genellikle ara sayılar sayı grubudur.

Bir, beş, on, yüz, bin, milyon       isim
İki yüz, beş bin, otuz milyon        sıfat tamlaması
On bir, doksan iki, yüz elli dört    sayı grubu

]Sayı grupları en az iki kelimeden oluşur. İkiden fazla kelime bulunduran sayı gruplarında her unsur kendi içinde bir kelime veya kelime grubudur.

Yedi / yüz                                             sıfat tamlaması
Yedi yüz / elli                                        sayı grubu
Yedi yüz / elli iki                                     sayı grubu

Yedi yüz elli iki / bin                               sıfat tamlaması
Yedi yüz elli iki bin / altı                          sayı grubu
Yedi yüz elli iki bin / altı yüz                    sayı grubu
Yedi yüz elli iki bin / altı yüz / on dör        tsayı grubu

]Sayı grubunun sıfat tamlamasından farkı:

1.      Sayı grubunda en küçük sayın sonda bulunur:
on / altı,           elli iki bin / dört yüz / kırk iki
2.      Sıfat tamlamasında ilk sayı ismi sondaki sayı isminin adedini gösterir:
Elli / bin,           beş / yüz,          beş yüz / milyon

]Sayı grupları cümlede isim ve sıfat olarak kullanılır.

Yaptığı sarayların adedi kırk iki idi.
Kalede yüz elli asker kalmıştı.

]Bütün sayı isimleri birbirinden ayrı yazılır. Ancak senet vb. evraklarda araya rakam sığdırılmasın diye bitişik yazılabilir.

]Grubun vurgusu küçük sayı ismindedir.


13. KISALTMA GRUPLARI

Bu gruplar genellikle isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil gruplarının kısalması ve kalıplaşması sonucu oluşmuşlardır

Bu grupların ortak özelliği, iki isim unsurundan meydana gelmeleri ve vurgunun ikinci unsurda olmasıdır.

a. İsnat Grubu

Sıfat-fiil ve zarf-fiil grubundan kısalmıştır

Karnı tok olan adam→    karnı tok adam
Başı açık olarak  →         başı açık

İsim,  sıfat ve zarf olarak kullanılır.
Birleşik sıfatlar arasında da anlatıldı.

gözü tok (insan), eli açık (arkadaş), sohbeti tatlı (insanlar), cebi dolu (adam)...
iki düğmesi kopuk (palto)...

Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını

Kaç gözü yaşlıyı teselli etti.
Şu çenesi düşüğe sen aldırma
Gurbet akşamlarının bağrı yanık yolcusuyum.
Bekir önce anlamadı, ağzı açık bir süre baktı.

b. Yükleme Grubu

Sıfat-fiil ve isim-fiil grubundan kısalmıştır

Yüzü aşkın olan  →yüzü aşkın
Kitabı tetkik etmek→kitabı tetkik

Birinci unsur belirtme hâl eki alır.

İnsanı takdir, memuru teftiş, küçük çocukları af, evi iyice tamir..

Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim ve sıfat olarak kullanılır.

Yüzü aşkın insan meydanda toplanmıştı.
Kitabı tetkik için görevliden izin istedi.


c. Yaklaşma Grubu

Yaklaşma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
Birinci unsur yaklaşma eki alır.
Birleşik sıfatlarda anlatıldı.

]Fiilimsilerden kısalmıştır

evine bağlı olan →evine bağlı
fikrine müracaat etmek→           fikrine müracaat
başına buyruk olarak→başına buyruk

Tatile düşkün (insanlar), cana yakın (arkadaş), geçmişe bağlı (bir yazar), sözüne sadık (dost), içe dönük (tehdit), dile kolay(işler)...
Güzel sanatlara meraklı (kız), geleneklere çok bağlı (adam)...

]Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve sarf olarak kullanılır.

Mehlika Sultan’a âşık yedi genç
Gece şehrin kapısından çıktı.

Yanında yirmiye yakın muhabir vardı.
Adam, sırıklara bağlı fasulyelerin küçük, ürkek çiçeklerini gördü.
Saatlerdir kapıya dönük oturuyordu.
Yemeği gece yarısına yakın yediler.

d. Bulunma Grubu

Bulunma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
Birinci unsur bulunma eki alır.

Haftada bir, dörtte üç, solda sıfır, yükte hafif, beş günde bir,

]Cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

Arada bir o meşhur kahkahasını atardı.
Ekmeğin dörtte birini yanındakine uzattı.
İşinde usta insanlarla bir arada çalışıyor.

e. Uzaklaşma Grubu

Uzaklaşma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
Birinci unsur uzaklaşma eki alır.

İçten pazarlıklı (adam), kendisinden emin (adımlarla), benden gizli (iş), gözden ırak (bir köşe), yandan çarklı (kahve), estetik endişeden uzak (eserler)...

]Cümlede ve kelime grupları içinde isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bir öğle paydosunda herkesten geç çıktı sınıftan.
Uzun bir yolculuktan sonra köye varmıştık.
Sakin ve kendinden emin çalışıyor.
Ondan daha idealistine rastlamadım.
Evde çekirgeden bol ne var!

f. Vasıta Grubu

Vasıta eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
Birinci unsur vasıta eki alır.

Seninle dost (insanlar), bayrakla süslü (sınıflar), sırmayla işli (cepken)...

Bu grup da sıfat-fiil veya zarf-fiil grubundan kısaltılmıştır.

Seninle dost olan (insanlar) → Seninle dost (insanlar),
bayrakla süslü olan (sınıflar)→ bayrakla süslü (sınıflar),
sırmayla işli olan (cepken) → sırmayla işli (cepken)
parayla yüklü olarak       →parayla yüklü

]Cümlede ve kelime grupları içinde isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

Garip çizgilerle dolu han duvarları
Annesiyle dargın gitti.

Bu kısaltma gruplarının dışında bazı kısaltma grupları daha vardır ki bunlar da çeşitli cümlelerden ve kelime gruplarından kısaltılmıştır.

Derinden derine ırmaklar ağlar
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi
Kokusuyla baş başa kaldı çiçekler
Bir nefes olmuşum Fatih’in ordusunda
Yürüyorum omuz omuza sipahilerle
Aynalar baştan başa tenha
Başka bir çerçevedir gitgide dünya artık.
El ele tutuşarak yola koyuldular.


14. BİRLEŞİK İSİM

Burada bahsedilecek olan birleşik isimler sadece özel kişi isimleridir.
Bir kişinin özel adı olmak üzere bir araya gelen kelimeler topluluğudur.

 Muharrem Ergin, Yavuz Sultan Selim, Ali Şir Nevai,  Yahya Kemal Beyatlı, Arif Hikmet Par, Ahmet Turan Alkan, Ömer Seyfettin, Ahmet Haşim, İkinci Kılıç Arslan, Kaşgarlı Mahmut, Yıldırım Beyazıt...

Unvan sıfatları, insanların sosyal seviyelerini, makamlarını, mevkilerini, rütbelerini, statülerini bildirmek için isimlerden önce kullanılan sıfatlardır. Unvan sıfatları isimden önce gelirse unvan grubu veya sıfat tamlaması değil birleşik isim oluşur.

Sultan Süleyman, Şah İsmail, Doktor Ömer, Profesöz Muharrem Ergin, Bay Mustafa, Prens Sebahattin, Mareşal Fevzi Çakmak, Şair Eşref, Onbaşı Mehmet, Öğretmen Salih...

Birinci unsuru sıfat, ikinci unsuru özel isim olan kelime grupları zamanla sıfat tamlaması olmaktan çıkmış, birleşik isme dönüşmüşlerdir. Sıfat tamlamasında başta bulunan vurgu da bu birleşik isimlerde ikinci unsura kaymıştır.

Ulubatlı Hasan, Deli Dumrul, İkinci Selim...












































































CÜMLEDE ANLAM VE ANLATIM

A) CÜMLEDE ANLAM İLİŞKİSİ

Cümle anlamı ile anlamlarına göre cümleler karıştırılmamalıdır. Bunlar birbirinden çok farklı konulardır. Anlamlarına göre cümleler konusunda olumlu, olumsuz cümleler; soru, ünlem cümleleri vb. vardır.

Cümle anlamı, verilen bir cümlenin anlamını bulup ifade edebilmekle ilgilidir. Yani bir cümleyi aynı anlama gelecek şekilde biraz daha farklı olarak, birkaç değişik ya da yeni kelimeyle söyleyebilmek cümledeki anlamı bulmak demektir.

Cümle anlamında verilen bir cümlenin anlamca özdeşi, karşıtı veya yerine konulabilecek cümle sorulur. Bu konu için ata sözü ve deyimler de kullanılabilir.

Örnek
“Konuyu oldukça genel yönleriyle ele almışsınız.” cümlesinin anlamca yerini tutabilecek uygun bir cümle:
Konuyu ayrıntılara inmeden işlemişsiniz.



Örnek
“Yazdıklarımda hep gerçeğe bağlı kalırım; çünkü ancak bu nitelikte bir yapıt yüzyıllar boyunca değerini koruyabilir.” cümlesine anlam bakımından en yakın cümle:
Beğenilen, kalıcı yapıtlar, her şeyi olduğu gibi yansıtanlardır.

Örnek
Kadınlar zayıftır, ama analar güçlüdür.  = Analık kadına güç verir.

Verilen bir cümleyle ilgili soruyu cevaplamadan önce o cümlenin anlamını iyi kavramak gerekir. Bir anlamda cümlenin ana fikrini tespit etmek... Ancak bu arada kişisel duygu, düşünce ve bilgilerimizi göz ardı etmeliyiz.

Örnek
“Sanat, başını bağlatmadığı sürece baş üstünde taşınacaktır.” cümlesinin konusu sanatın özgür olması gerektiğidir. Dolayısıyla bu cümlenin en uygun karşılığı şöyle olabilir:
Sanatın yüceltilmesi, bir görüşün emrinde olmamasına bağlıdır.

Örnek
“Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.” Tolstoy

Bu sözün iki yönü vardır:

1.Kişinin insanlığı değiştirmek istemesi
2. Ama kendini değiştirmemesi

O hâlde bu sözü daha farklı şekillerde dile getirebiliriz:

İnsanlığı değiştirmek isteyenler önce kendilerini değiştirmelidirler.
İnsanlar kendilerini değiştirmeyi düşünmeden insanlığı değiştirmeye kalkışmaktadırlar.

Bu cümleden hareketle ve bu cümleyi destekleyen başka cümleler de kurabiliriz:

İnsanlar demek ki kendilerini beğenmekte, insanlığı beğenmemektedirler ki kendilerini değil de insanlığı değiştirmeyi düşünüyorlar.
İnsanlığı beğenmeyenler önce kendilerini değiştirmelidirler; belki kendilerini değiştirdiklerinden insanlık da değişmiş olacaktır.vb


Cümle anlamı konusunda şu hususlar gözden uzak tutulmamalı, bu konularla ilgili soruları cevaplandırırken öncelikle bu kavramların ne oldukları bilinmelidir:

beğenme,
çaresizlik,
değerlendirme,
duygulara yer verme,
duyguları karıştırmama,
eşitlik,
gözlem,
ihtimal,
kararsızlık,
karşılaştırma,
karşıtlık,
korku,
koşula bağlılık,
nedenini belirtme,
nesnellik,
olabilirlik,
olasılık,
öneri,
öznellik,
sevinç,
şaşırma,
tahmin,
takdir etme,
tanımlama,
telâş,
uyarma,
varsayım,
yakınma,
yorumlama,
zorunluluk


1) CÜMLEDE EŞ  ANLAM

Aynı konuyu, aynı düşünceyi değişik kelimelerle ve söz dizimiyle anlatan cümlelerdir. Cümle hangi sözcüklerle ve nasıl kurulursa kurulsun, biz, verilen cümledeki düşünceyi aramalıyız. Bunun için o cümledeki anahtar sözcükleri doğru tespit etmek; ayrıca cümlede kullanılan edat ve bağlaçlara da dikkat etmek gerekir.

"Konuyu oldukça genel yönleriyle ele almışsınız." cümlesinin eş anlamlısı.
-Konuyu ayrıntılara girmeden işlemişsiniz.


2. CÜMLEDE YAKIN ANLAM
Anlatılmak istenen bir düşünce değişik biçimlerde ifade edilebilir. Bunu ifade ediş biçimi, içinde bulunulan durum, seslenilen kişi gibi birçok etkene göre değişir. Söyleyişleri farklı, anlatılmak istenenin aynı olduğu bu tür cümlelere yakın anlamlı cümleler denir.
"Hiçbir suçlu, kendi yargıçlığından kurtulamaz."cümlesini biz aynı anlamı koruyacak şekilde farklı sözcüklerle oluşturabiliriz:
-Suçlular yaşamları boyunca kendilerini yargılar.
-Suç işleyen her insan bu suçu başkaları bilmese de bu suçun vicdanındaki baskısından kurtulamaz.

 "Eskiden çok vakti yoktu, onun için uzun yazılar yazardı, şimdi vakti bol; daha kısa ve güzel yazılar yazıyor."
-Kısa ve özlü yazmak için uzun zamana ihtiyaç vardır.

"Şiire yaşlı bir şair gibi başlamak, genç bir şair gibi onu sürdürmek gerekir."
-Şiir, deneyim ve coşkunun ürünüdür. (?)

"Kimi genç şairler, şiirin kendileriyle başladığını, kimi yaşlı şairler ise şiirin kendileriyle bittiğini sanırlar."
- Şairlerin genci de yaşlısı da şiirde güzelliğin ve başarının ölçüsünü kendi şiiriyle sınırlar.



3) NEDEN-SONUÇ İLİŞKİSİ

Neden-sonuç cümleleri iki bölümden oluşur. Birinci bölüm neden (sebep), ikinci bölüm ise sonuç bildirir. Bu tür sorularda eylemin hangi nedenle maydana geldiği bizim için önemlidir. Daha çok "için, -den, -diğinden, ile" gibi edatlarla sağlanır.

Malzeme yetersizliğinden inşaat yarım kaldı.
Seni ziyaret edemedim, çünkü hastaydım.
Yağmurun yağmasıyla herkes içeri kaçıştı.
Yorgun olduğu için işi erken bıraktı.
Kazanamama korkusuyla gece gündüz çalışıyor.
Maddi imkansızlık yüzünden okuyamamış.
Fazla ışık gözlerime dokunduğundan perdeyi kapattım.
Büyükbaba öldü, sonra üzüntüsünden büyükanne öldü.
Müdür, yaşlı adama ters ters baktı. Adamcağız utancından büzüldükçe büzüldü.
Saha çamur olduğu için maç ertelenmiş.
Çocukların susuzluktan dudakları çatlamıştı
Şiddetli soğuklardan elleri ince ince yarılmıştı.


4) AMAÇ-SONUÇ İLİŞKİSİ
Eylemin hangi amaca bağlı olarak gerçekleştiği vurgulanır. Bu tür cümlelerde de "için, diye, üzere" gibi edatlardan yararlanılır.

Öfkesini yenmek için dışarı çıktı.
Yoksulluktan kurtulmak için şehre göç etmiş.
Kardeşi iyileşsin diye Allah'a dua ediyor.
Bildiklerini anlatmak üzere karakola başvurdu.
Bu sıkıntılara sınavı kazanalım diye katlanıyoruz.
Yabancı dil öğrenmek için kursa gidiyor.

5) KARŞITLIK İLİŞKİSİ

Anlam bakımından birbirinin zıddı olan sözcüklerin kullanıldığı cümlelerdir. Bu tür cümlelerde konu genellikle aynı, fakat konuya bakış açısı farklıdır.

Adamın yüzündeki yumuşak ifade bizimle konuşurken birdenbire sertleşmişti.
Dışarısı günlük güneşlik, sımsıcak, halbuki burada paltolarımız bile bizi ısıtmaya yetmiyor.
Derin boğazlara girdiğinde coşup köpüren ırmaklar, düze inince miskinleşiyor.



6) KOŞUL-SONUÇ İLİŞKİSİ

Bazı cümlelerde temel yargının gerçekleşmesi bir şarta bağlanır. Buna göre birinci bölüm (yan yargı) koşul, ikinci bölüm ise o koşula bağlı olarak ortaya çıkan sonuçtur (temel yargı).
Türkçede koşul anlamı asıl olarak “-sE” şart ekiyle sağlanır. “ise”, “-dİkçE”, “mİ”, “ama”, “üzere”, “yeter ki” ile de koşul anlamı sağlanır.

Lodos eserse hava temizlenir.
Ne demek istediğimi, bu kitabı okursan anlarsın.
Yardım edersen işimi çabuk bitiririm.

Babanı gördü mü olanları anlatır.
Sizin için izin alırım, ama erken döneceksiniz.
İki saat sonra dönmek üzere gidebilirsin.
İstediğin arabayı alırım, yeter ki sınavı kazan.
Okula gideceksin ama otobüsle.
Onu gördükçe seni hatırlıyorum.

Bazı cümlelerde aslında istek anlamı vardır, ama yine de ikinci yargının gerçekleşmesi birinciye bağlıdır:

İzin verse de görüşlerimizi açıklasak.
Kar yağmasa da otobüsle gitsek.

Bazen yukarıda belirtilen ekler olmadan da cümlenin kendisinden bu anlam çıkarılabilir:

Konuşma, patlatırım.



7) KARŞILAŞTIRMA  İLİŞKİSİ

İki kavram, nesne, eser, kişi arasında yapılan kıyaslamaya karşılaştırma denir. Karşılaştırmada benzerlik, farklılık, üstünlük gibi değişik durumlar ifade edilir. Yani karşılaştırmanın hangi yönden yapıldığı ortaya konur. Bu durumda benzetme ve karşılaştırma edatları kullanılır.

Adnan yaşça Ahmet’ten büyük(tür).
Yeni şiirler eski şiirlere göre daha anlaşılır bir dille; ama daha anlaşılmaz imgelerle yazılmaktadır.
Sağlığım geçen haftaya göre daha iyi.
Televizyon da sinema kadar etkilidir.
Bu konuda senden daha bilgilisi yok.
Bu çalışmayla daha iyi bir puan alabilirdin.
Dinlemek de konuşmak kadar önemlidir.
Öğretmen, sınıfın en çok konuşanını öne oturttu.
Öykülerini de okudu; ama bunları şiirleri ve oyunları kadar beğenmedi.



8) TAHMİN, İHTİMAL, OLASILIK İLİŞKİSİ

İhtimal, olasılık ve tahmin, bazı verilere dayanarak gelecekteki bir şeyi, bir olayı kestirmek, onun olabilme ihtimalini göz önünde bulundurmaktır.
Bu tür cümleler, gerçekleşme şansı, ihtimali, tehlikesi olan bir durumu veya olayı ifade ederler.
Tahmin cümlelerinde olayların akışından hareketle sonuç görülmeye çalışılır. Kesinlik taşımayan, öznel yargılardır; cümleyi söyleyenin kendince ulaştığı bir sonuçtur.

Bu kış, şiddetli geçebilir. (bir ihtimal, belki)
Dün beni arayan Hakan olmalı. (büyük ihtimalle odur)
Adnan Bey’in yanındaki kardeşi olacak. (galiba)
Dün evde değildim, Fikret beni aramıştır. (aramış olmalı, büyük ihtimalle)

Ek-fiilin geniş zamanında kullanılan “-dir” eki fiillerden sonra kullanıldığında cümleye ihtimal, olasılık, tahmin veya kesinlik, kuvvetlendirme anlamları katar.

Bizin eller yeşillenmiştir. (tahmin)
Yurt dışına gidince bizleri unutmuştur. (tahmin, ihtimal)
Sınav iki basamak hâlinde uygulanacaktır. (kesinlik)

Bu eklerin dışında, “belki, galiba, sanırım,sanıyorum, zannederim, sanki, gibi” vb sözcüklerle ve “-ebil-” ekiyle de cümlelere olasılık anlamı katılabilir.

Yarın sizi ziyarete gelebiliriz.
Bu akşam geç kalabilirim.
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.
Sanıyorum o konu anlatılmadı.
Zannederim bu konuyla ilgileniyorsunuz.
Geç kaldık; sanırım o gitmiştir. (88-ÖYS)


“-e-bil-” yeterlilik bildiren yardımcı fiil olarak olasılık değil gücü yeterlik bildirir:
Öyle deme, ben de ağır işlerde çalışabilirim.(çalışmaya gücüm yeter)


9) CÜMLENİN KONUSU
Bir yazının olduğu gibi cümlenin de konusu vardır. Cümlenin genelinde üzerinde durulan duygu ya da düşünceler o cümlenin konusunu oluşturur. “Bu cümlede neyden söz ediliyor?” sorusu, bize o cümlenin konusunu verecektir.

"Çocuğa ana dilini, bir işçi elindeki âlet gibi nasıl kullanıldığını ilk öğreten, ona bu dilin türlü hünerlerini; kıvraklığını, zenginliğini, inceliğini ilk öğreten masaldır." Bu cümlenin genelinde “masal” ın ana dil eğitimindeki yerinden söz edilmektedir. O hâlde bu cümlenin konusu “masalın dil öğrenimine katkısı”dır.

"Küçüklükte öğrenilen taş üzerine yazı yazmaya, yaşlılıkta öğrenilen ise su üzerine yazı yazmaya benzer."
Konu: Eğitimin yaşı

"İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur."
Konu: Alışkanlık.


B) ANLATIM YÖNÜNDEN CÜMLE

1) NESNEL ANLATIM

Nesnel: Objektif.

Gerçekliği kanıtlanabilir, bilimsel, ölçülebilir, herkese göre aynı olan; göreceli olmayan; kişilerin duygularına dayanmayan anlatım nesnel anlatımdır.
Nesnel anlatımda ölçülebilir, kanıtlanabilir ve yorumlara meydan vermeyen bir anlatım vardır. Nesnel anlatımda "bence" ve "bana göre"ye yer yoktur:

Yahya Kemal 20. yüzyılda yaşamış bir edebiyatçıdır.
İstanbul Türkiye’nin en büyük şehridir.

Nesnel anlatım sorularında her zaman “aşağıdakilerin hangisinde nesnellik vardır?” gibi soru kökleri olmayabilir. Kimi zaman da “aşağıdakilerden hangisi söyleyenin kişisel düşüncelerini içermemektedir?” veya “yukarıdaki cümlelerin hangilerinde düşünce eksiksiz ve belirli bir kesinlikle anlatılmıştır?” gibi sorular nesnelliğe aittir.

Kitaptaki ilk öykünün konusu köy yaşamıdır.
Oyundaki olaylar bir çiftlikte geçiyor.
Yazar, bu romanından sonra peş peşe altı oyun yazdı.
Romanın sonunda kahramanların hiçbiri umduğunu bulamıyor.
Bu, sanatçının en son çıkan şiir kitabıdır.
Öyküdeki kişilerin dördü kadın, üçü erkektir.
Romanda anlatılanlar Kurtuluş Savaşı yıllarında geçiyor.
Oyundaki olaylar, üç bin kişilik bir kasabada, bir çiftlikte geçiyor.


2) ÖZNEL ANLATIM

Öznel: İzafî, sübjektif, göreli, göreceli...

Öznel ifadeler, doğruluğu ve yanlışlığı kişilere göre değişebilen, kanıtlanamayan, tartışmalı, öznel, ölçülemeyen, duygulara bağlı, yorumlanabilir, bilimsel olmayan yargılardır.
Bu tür cümlelerde izlenimler, yorumlar, duygular, beğeniler ve kişisel görüşler anlatılır.

Yahya Kemal, 20. yüzyılın en başarılı şairidir.
İstanbul Türkiye’nin en güzel şehridir.
Karadeniz insanı çok inatçıdır.
En güzel kış meyvesi portakaldır.

Hikâyeciliğimizdeki en başarılı dönem o yıllardı.
En güzel yıllarımı o köyde geçirdim.
Şehirde yaşamak köyde yaşamaktan daha zordur.
Öykülerinde bir kuruluk, bir tekdüzelik görülüyor.
Oyundaki dekorlar, seyirciyi o günün ortamına götürerek oyunun etkisini büyük ölçüde artırıyor.

Öznel cümleleri varsayım ve olasılık; yorumlama, yakınma, eleştiri ya da beğeni içeren cümleler gibi gruplara ayırmak mümkündür.




a. VARSAYIM

Varsayıma bir olayın gerçek olup olmadığını bilmeden gerçek saymaya varsayım denir .Kimi cümleler gerçekte olmadığı hâlde varmış gibi kabul edilen durumları anlatabilir. Bu tür cümlelere varsayım cümleleri denir. Varsayım anlamı “diyelim (ki), farz edelim (ki), tut ki, tutalım (ki), kabul edelim (ki)” gibi sözcüklerle sağlanır.

Diyelim ki cüzdanını kaybettin..
Farz edelim okulu bıraktın, ne yapacaksın?
Böyle olduğunu kabul edelim, gururuna yedirebilecek misin?
Tut ki karnım acıktı.
Diyelim ki bu olay gerçek değildir.
Diyelim ki bu sınavı kazandın.
Tut ki yüz elli yıl yaşadın.
Diyelim ki insanlar uzaya şehirler kurdu.


Dikkat edilirse bu cümleler devamı olan cümlelerdir; tamamlanmamış ya da cevap beklenen cümleler... Eğer “Dileyelim ki bu iş anlatıldığı gibi olmasın.” gibi bir cümle kurulursa, bu varsayım cümlesi olmaz.


b. YORUMLAMA

Bu tür cümlelerde gizli veya hayali şeylerden anlam çıkarma söz konusudur.

Son günlerde hiç konuşmuyor, sanki bana gücenmiş.
Kimse beni dinlemiyor, sanki herkes bana cephe almış.
İkide bir karşıma çıkıyor, sanki beni izliyor.(93-ÖYS)
Sanki suçlu benmişim gibi surat asıyorsun.


c. YAKINMA

Bu tür cümleler insanı pişman edecek şekilde sonuçlanmış olaylardan şikayeti dile getirir. "keşke, bari, hiç değilse, hiç olmazsa" gibi sözcüklerle ve "ki" bağlacıyla kurulan cümlelerdir.

Keşke o gün evden çıkmasaydık.
Hiç olmazsa son sınavdan iyi not alsaydın.
Beni düşünmüyorsun bari kendini düşün.
Yüz kere söylesen de anlamaz ki!
Hiç değilse bir kez geç kalma.
Bu kadar fırsat verdik değerlendirmedi ki!


d. ŞAŞIRMA

Şaşırma anlamı soru ekiyle de sağlanabilir:

Biraz sonra bir batağın içine dalmayayım mı?
Bizim Ali orada da karşımıza çıkmasın mı?

e. TAHMİN
Bir kişinin sonucunu bilmediği bir olay ya da durum ile ilgili nasıl sonuçlanacağına dair kendi görüşünü bildirmeye tahmin denir.
"Geç kaldık, sanırım Selim gitmiştir."cümlesini düşünelim. Burada henüz Selim'in gidip gitmediği bilinmiyor. Sadece "gitmesi" ile ilgili bir tahminde bulunulmuştur.

Kardeşim bu soruların hepsini çözer.
Bizim oralara bahar gelmiştir artık.

f. ÖNERİ

Herhangi bir şeyde görülen eksikliğin nasıl giderilebileceğini bildiren cümlelere öneri denir.
"Kitabın sonuna yararlanılan kaynaklar eklenirse, okuyucuya daha yararlı olur."cümlesinde kitabın sonunda kaynakların olmaması bir eksiklik olarak görülmüş ve bunun giderilmesi için öneride bulunulmuştur.

g. YORUM
Söyleyenin bir konu ile ilgili düşüncelerine, sözlerine kendi duygu ve görüşlerini kattığı anlatıma yoruma dayalı anlatım denir. Yorumlar kişinin kendi beğenisini, kendi görüşünü anlattığından özneldir, kişiye özeldir.

"Evimin balkonundan bakınca Boğaz'ın muhteşem güzelliği beni mest ediyor." cümlesinde "muhteşem güzellik" sözleri kişinin manzarayı beğendiğini bildirir. Bu manzarayı herkesin beğenmesi gerekmez ve bu muhteşemliğin kanıtlanmasına da gerek yoktur. Çünkü bu, benim Boğaz'a bakışımın ifadesidir. Benim Boğaz'ı değerlendirişimdir. O hâlde bu cümlede yorum söz konusudur.
"Taraftarlar, şampiyonları havaalanında karşıladı." cümlesinde görülenler anlatılmış, şampiyonların gelişi ile ilgili kişi kendi görüşünü belirtmemiştir. Bu nedenle bu cümlede yorum yapılmamıştır.

Plânınızın yeniden gözden geçirmenizin doğru olacağı düşüncesindeyim.
Günün belli saatlerinde, belli aralıklarla ders çalışırsan daha iyi olur.
Sanatçı, kişisel konuların yanında toplumsal konulara da yer vermelidir.


3) DOĞRUDAN ANLATIM

Başkalarına ait sözleri söylendiği gibi aktarmaktır.

Ali: "Bu kitabı iki kez okudum." dedi.
Öğretmen:" Bu test sorularını evde çözeceksiniz." dedi.
Dersten sonra etüt yapacağız, dediler.
Başbakan: "Kıbrıs, bizim toprağımızdır." dedi.
Öğretmen, Ali'ye: "Arkadaşına söyle, yarın ödevini mutlaka getirsin!" dedi.

4) DOLAYLI ANLATIM

Başkalarına ait sözleri değiştirerek, sadece içerik olarak aktarmaktır.

Ali, bana bu kitabı iki kez okuduğunu söyledi.
Yazar, roman kahramanının gerçek hayatta da yaşadığını söyledi.
Annem, akşam eve erken gelmem gerektiğini söyledi.


5) ÜSLUP

Üslûp, sanatçının yazım tekniği (yöntem, tarz, metot), kelime seçimindeki ve cümle kuruluşundaki kendine özgülük; görüş, duyuş ve anlatış özelliğidir.

Sanatçının dili kullanma biçimi, anlatım şekli üslûbu oluşturur. Bir eserin cümlelerin uzunluğu, kısalığı; sanatçının sözcük seçimi, sanatlı ya da yalın anlatımı üslûp ile ilgilidir.

"Yazar, öykülerinde anlattığı yörenin konuşma dilini kullanmayı tercih etmiş."
cümlesi üslûpla ilgilidir. Çünkü bu cümlede yazarın öykülerinin dilinden; yani anlatımdan söz edilmiştir. Bu da üslûpla ilgilidir.

"Sanatçı, bu öyküsünde gerçekleri kısa, yalın cümlelerle dile getirmiş."
sözü üslûpla ilgilidir. Çünkü bu cümlede yazarın eseri oluşturuş şeklinden söz edilmiştir. Bu da üslup ile ilgilidir.


Sanat eserinde konu, anlatılan nesneyi; üslûp da bunun nasıl anlatıldığını ifade eder.
Kısacası, sanatçının dili ve anlatım özellikleri onun üslûbunu meydana getirir.

Aşağıdaki cümleler bir sanatçının üslûbuyla ilgili cümlelerdir:

Yazarın sade dili, parlak kelimelerle anlatımı bizi esere yaklaştırıyor.
Romancı, roman kişilerinin karakterlerini çizerken onların diliyle konuşmak zorundadır.
Bu ilk öykülerinde sıfatlardan, söz sanatlarından kaçınan yalın dili ve ayrıntıları gözlemlemedeki ustalığıyla dikkati çekti.


6) KİNAYELİ ANLATIM

Cümlede ifade edilen düşüncenin, genellikle alaycı biçimde, tersini kasteden anlatım biçimidir.

Takımımız bu haftaki maçında muhteşem bir oyunla 4-0 mağlup oldu.
Çocuk o kadar çalışkandı ki her dönem en az beş zayıf getirirdi.


7) TANIMLAMA

Bir varlığın veya kavramın ayırt edici özelliklerini belirli bir kesinlikle ifade etmektir. Tanım cümleleri, "Bu nedir?" sorusuna cevap verir.
Gelgit, ayın çekim kuvvetinin tesiriyle denizin karaya yaklaşması ve karadan uzaklaşmasıdır.
Kafiye, mısra sonlarındaki ses benzerliğidir.
Sanat, hayatı yüceltme ve daha anlamlı kılma çabasıdır.
İsimlerin özelliğini belirten sözcüklere sıfat denir.

            8) ATASÖZLERİ
Atasözleri, geniş halk yığınlarının yüzyıllar boyunca geçirdikleri denemelerden ve bunlara dayanan düşüncelerden doğmuş özlü sözlerdir.
Ulusun ortak düşünce, kanış ve tutumunu belirtir, bize yol gösterir atasözleri. Atasözleri kalıplaşmış sözlerdir. Her atasözü, belli bir kalıp içinde, belli sözcüklerle söylenmiş olan donmuş bir biçimdir.
Sözcükler değiştirilip yerlerine -aynı anlamda da olsa- başka sözcükler konulamayacağı gibi söz diziminin biçimi de bozulamaz.
Örneğin,
"Derdini söylemeyen derman bulamaz."sözündeki "derman" yerine "ilâç" getirilemez.

"Çalma elin kapısını, çalarlar kapını."sözü de, sözcüklerin sırası değiştirilerek:
"Elin kapısını çalma, kapını çalarlar."biçiminde söylenemez.

Atasözleri kısa ve özlüdür; az sözcükle çok şey anlatır:
Dikensiz gül olmaz.
Alet işler, el övünür.
Taşıma su ile değirmen dönmez."


Atasözleri çoğunlukla mecaz anlamlıdır.
Balık baştan kokar.
Ak akçe kara gün içindir.

Gerçek anlamını koruyan atasözleri de vardır.
Son pişmanlık fayda etmez.
Dost ile ye iç, alış veriş etme.



9) ÖZDEYİŞ (VECİZE)

            Özdeyişler, ünlü kişilerin , devlet adamlarının, sanatçıların söylemiş oldukları kısa fakat anlamca  zengin olan sözlerdir.
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” (Atatürk)
“Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar.” (Hz.Mevlana)


10) DEYİM

            Bazen bir olay veya durumu ifade etmek için, o olay veya durumu birebir karşılayacak kelimeler kullanmayız da; çağrışım yaptıracak söz grupları kullanırız. Bunu da ifademize sanat ve akıcılık kazandırmak için yaparız.  Örneğin: Bir insanın telaşlı olduğunu anlatmak için “telaşlıdır” demeyiz de “Etekleri tutuşmuş” ifadesini kullanırız , ama herkes bu kişinin telaşlı olduğunu anlar.
            Deyimlerin Özellikleri:
1.Deyimler en az iki kelimeden oluşur.
Kalp kırmak

2.Birden fazla kelimeden oluşan, hatta cümle halinde olan deyimler de vardır.
Taşı gediğine koymak
Atı alan Üsküdar’ı geçti.)

3.Deyimleri oluşturan sözcükleri çoğu zaman gerçek (sözlük) anlamlarından uzaklaşarak mecazlı bir anlatım kazanırlar.  (İşler böyle giderse hapı yutarız.) Ama şunu da unutmamalıyız; bazı deyimler sözlük anlamlarıyla da uzak yakın bir ilişki taşırlar. (Etekleri zil çalmak.) Etekleri tutuşmuş birinin halini göz önünde canlandıralım. Telaş içindedir değil mi?
4.Deyimler genellikle iş, oluş, hareket yani bir fiili bildirirler ve fiil gibi çekimlenebilirler.
Kalbimi kırıyorsun ama
Çocuğun kalbini kırdık anlaşılan
Kimsenin kalbini kırmamalısın oğul.





3. CÜMLE OLUŞTURMA


A)Karışık Olarak Verilen Sözcüklerle Cümle Kurma


Bu tür sorularda bir cümleyi oluşturan sözcükler karışık olarak verilir. Daha sonra bu sözcüklerle anlamlı veya kurallı bir cümle oluşturulması istenir, veya sözcüğün sırası sorulur.
DİKKAT: Bu tip sorularda ilk işimiz; önce yüklemi bularak cümlenin sonuna getirmek sonra da sırasıyla öznenin bulunması ve tümleçlerin önem ve görevlerine göre cümlede uygun yerlere konmasıdır.

B) Karışık Olarak Verilen Cümle Parçacıklarının Sıraya Konması

Bu tür sorularda cümleyi oluşturan tamlamalar ya da cümlecikler karışık halde verilir. Bizden istenen bu parçacıkları anlamlı ve kurallı bir cümle durumuna getirmektir. Şıklardan hareket ederek, yargı bildiren kelime grubunu sona yerleştirip sıralama yapabiliriz.

C) Eksik Cümlenin Tamamlanması


Bu konuyla ilgili sorularda, boş bırakılan yerlerin cümlenin anlamı ve yapısına göre uygun kelimelerle tamamlanması istenmektedir. Böyle sorularda yapacağımız ilk iş, seçeneklerdeki sözcüklerin, cümledeki boşlukları en anlamlı ve kurallı şekilde tamamlanmasına dikkat etmektir. Bunun için de cümlede boş bırakılan yerlere söz dizimi kuralına uygunluk gösteren sözcükler konulmalıdır. Kelimelerin çekim durumlarına, tamlamaları parçalamamaya, kelimenin anlam özelliğine dikkat edilmelidir ki cümle en anlamlı ve kurallı bir yapı kazansın.

Kendi içinde tamamlanması gereken cümlelerde anlam bütünlüğü ve teknik yapı önemlidir.

"Bu durumu ona anlatıncaya kadar..." cümlesi aşağıdakilerden hangi sözle tamamlanırsa, anlatılanların güçlükle kabul ettirildiği anlamı oluşur?
Burada yapacağımız, cümleyi düşünmek ve cümleyi hangi sözlerle tamamlarsak istenen anlamı oluşturacağımızı ortaya çıkarmaktır.
Cümlede bir durumun zor kabul ettirilmesi anlamı olacağına göre, bu cümle "akla karayı seçtim" sözleri ile tamamlanabilir. Çünkü bu sözler, cümleye "bir şeyin güçlükle kabul ettirilmesi" anlamı katmaktadır.






































































PARAGRAF

Paragraf, bir düşünceyi tam olarak anlatabilmek için bir araya getirilen cümleler topluluğudur. Bir satır başından diğer satış başına kadar devam eder.  Tanımdan da anlaşılacağı gibi paragrafın iki özelliği vardır; cümlelerden oluşması ve konu bütünlüğünün bulunmasıdır.Paragrafın bütün cümleleri aynı konuyu işler ve aynı düşünceyi açıklar ya da destekler. Tek bir düşünce etrafında oluştuğundan kendi içinde bir bütünlük gösterir; kendinden önceki ya da sonraki paragraflara bir bağlılık göstermez.

Paragraf konusunu üç başlık altında işleyebiliriz:
A) Paragrafın anlam yönü
B)Paragrafın yapı yönü
C)Paragrafın anlatım yönü

Bu konuları incelemeden önce, bütün paragraf sorularının çözümünde yararlı olabilecek birkaç hususu bilmek gerekir:
1.Önce  soru okunur.
2.Daha sonra parça (metin) okunur.
3.Parça okunurken, önemli yerlerin altı çizilir. (Önemli yer, sorunun cevabı olabilecek olan yerdir)
4. Cevap bulunurken, yazıda anlatılanlar dikkate alınmalıdır. Kendi görüş ve düşüncelerimize göre hareket edilmemelidir.

Doğru seçenek bulunurken yanlış seçenekler elenmelidir.

A) PARAGRAFIN ANLAM YÖNÜ

PARAGRAFIN KONUSU
Paragrafta hakkında söz söylenen düşünce, olay ya da durumlar konuyu verir. Konuyu bulmak için "Parçada neden söz ediliyor?" diye sorabiliriz. Yani üzerinde durulan neyse konu da odur. Bununla ilgili sorular değişik soru kökleriyle karşımıza çıkar.

"Aydın karşılaştığı her meseleyi yeniden irdeleyen insandır. Fikirler, üzerinde düşünülmeyince basmakalıp hâle gelir; bir nevi batıl inanç şekline girer. Aydın, başkalarından önce kendine karşı hür olan insandır. Onun için hakikat, en üstün kıymettir."

Parça neyi anlatıyor? sorusunu bu parçaya yönelttiğimizde alacağımız cevap: "Aydın"ı anlatıyor olacaktır. Peki "Aydın"ın neyini anlatıyor? dediğimizde "Özelliklerini..." cevabını veriyoruz. Öyleyse bu parçanın konusu "Aydının Özellikleri"dir.
Bazen konu soruları şiir şeklinde de karşımıza çıkabilir.
Tema : Şiire hâkim olan duygu veya şiirde bahsedilen konuya tema denir.

Burda güneş
Orda yağmur
Güneşte de güzel dünya
Yağmurda da
Şükürler olsun tanrım
Şükürler olsun sana
Verdiğin hayat pırıl pırıl

Şimdi bu şiirin temasını bulalım.
Şair güneşi ve yağmuru anlattıktan sonra ikisinin de güzel olduğunu söylüyor. Sonra bunların güzelliğini genelleyerek yaşamın pırıl pırıl, yani güzel olduğuna değiniyor.Memnun olduğu bu güzel yaşamı bahşettiğinden dolayı da Allah'a şükrediyor. Şair yaşamı güzel bulduğuna ve şiirde bunu anlattığına göre şiirin teması "Yaşama Sevinci" dir diyebiliriz.

ÖRNEK: Çalışkan insan her yerde kendini kabul ettirir. Değil dostları, düşmanları bile ona hakkını teslim eder. Çalışkan insan elbette miskin miskin oturanla bir tutulmaz. Bu ne vicdana ne insafa sığar. Çalışkan insan başkalarına muhtaç yaşamaktan da kurtulmuştur. Her insan çalışmayı ibadet bilmelidir.

Paragrafın konusu aşağıdakilerden hangisidir? DPY 6-2003)
     
A)İnsan ilişkileri                B) Çalışmanın önemi
C)İnsanın üstünlüğü         D)Saygınlık
                CEVAP:B

PARAGRAFIN ANA DÜŞÜNCESİ

Ana fikir bir parçada esas vurgulanmak istenen düşüncedir. Yazarın okuyucusuna vermek istediği mesaj ana fikri oluşturur. Konu  araçtır; ana fikir de amaçtır.
Buna yazarın paragrafı yazma amacı da diyebiliriz. Her paragrafın belli bir ana düşüncesi vardır. Bu düşünce bazen paragrafın herhangi bir yerinde bir cümle hâlinde verilir. Diğer cümleler bu düşünceyi açıklar ya da destekler. Bazen ise belli bir cümleyle verilmez, paragrafın bütününe sindirilir.
Paragrafın ana düşüncesini bulabilmek için kendimize "Yazar bu parçayı hangi amaçla yazdı?", "Bize ne demek istedi?" gibi soruları sorabiliriz.

Ana fikir soruları çözülürken şunlara dikkat edilmelidir:
1. Ana fikir paragrafın tamamını kapsar.
2.Bazı paragraflarda ana fikir cümle halinde metnin başında veya sonunda verilebilir. Bazı paragraflarda ise direkt verilmez. Okuyucu “anlam bütünlemesi” yaparak ana fikri bulur.
3. Ana fikir bulunurken kendi düşüncelerimiz değil, paragrafta yazılanlar dikkate alınmalıdır.
4. Ana fikir bulunurken; yazar bu yazıyı niye yazmış? Veya yazarın vermek istediği mesaj nedir? Soruları sorulabilir.
5.Şiirlerin konusu ve ana fikri olmaz. Şiirlerin teması vardır.

Oyun, çocukların ruhi eğitiminde önemli bir yer tutar ve gelişmelerini sağlar. Oyundan ve oyuncaklardan mahrum bazı çocukların, gelecekte asık yüzlü, somurtkan ve çekilmez kişiler oldukları görülmüştür. Oyunlar, aşırı olmadığı sürece, çocuklar için vazgeçilmez eğlence kaynaklarıdır.
Bu parçanın bütününde işlenen düşünce "Oyun ve oyuncağın, çocuğun ruhsal gelişimi için gerekli olduğu" fikridir.
Yazar bu ana düşünceyi zaten ilk cümlede "Oyun, çocukların ruhi eğitiminde önemli bir yer tutar. Ve gelişmelerini sağlar." Sözleriyle vermiştir. Daha sonraki cümlelerde ise bu düşüncesini açıklayıcı ve destekleyici yargıları vermiştir. Bazen ana düşünce şiirle de sorulabilir.

İnsan vardır fark edilmez süsünden,
Kimi farksızdır koyun sürüsünden.
Her gördüğün şekle aman kapılma.
İnsan belli olmaz görüntüsünden.
Bu parçada insan ve hayvan karşılaştırılmış. İyi bir hayvanın dıştan bakılarak anlaşılabileceği, insanın tanınmasının ise zor olduğu dile getirilmiştir. Anlatılan "İnsanın ne düşündüğü, ne yapmak istediği, kısaca içyüzü belli değildir." sözleri ile özetleyebiliriz.

ÖRNEK: Beğenilen bir elbise dikmek nasıl ustalık gerektiriyorsa şiir yazmak da ustalığı gerektirir. En zengin kavramlar ve sözcükler kötü bir ozanın elinde yok olup gider; tıpkı iyi bir kumaşın kötü bir terzi elinde çarçur olması gibi. Sanat, terzilikte olduğu gibi makası kullanabilme işidir. (LGS-2002)

Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sanatın da, zanaatında iyi ürünleri ustalarının elinden çıkar.
B) Kullanılan araç ve gereçlerin nitelikli ve çok sayıda olması gerekir.
C) Sanatın kaynağında yaratıcılık ve özgünlük vardır.
D) Her uğraşın kendine özgü kuralları vardır.
         
CEVAP:A

ÖRNEK: Vatan sevgisi, sevgilerin en yücesidir. Çocuğa bu sevgi anne kucağındayken ailede verilmeye başlanmalı, okul eğitimiyle zenginleştirilerek ve pekiştirilerek geliştirilmelidir. Çünkü vatan, onu seven insanlarla ileriye daha ileriye gidecektir.

Bu parçada, vurgulanan ana düşünce aşağıdakilerden hangisidir?(ÖOS-2001)

A) Vatana hizmet onu sevmekle başlar.
B) Diğer sevgiler vatanı sevmekle başlar.
C) Vatan sevgisi insanı yaşama bağlar.
D) Bilgili insanlar vatana daha çok hizmet ederler.

            CEVAP:A


BAŞLIK
Paragrafta anlatılanları en iyi özetleyen kelime ya da kelime öbeğidir.Yazıda anlatılanlara ve yazının amacına uygun olmalıdır. Başlıkta şu özellikler bulunmalıdır:
1.Başlık paragrafın tamamını kapsamalı.
2. Ana fikirden izler taşımalı, ana fikirle uyum içinde olmalı.
3.Birden çok başlık, seçeneklerde doğru gibi görünebilir. İçlerinden en uygun olanı seçilmelidir.

ÖRNEK: Bu sergimde ilk kez doğanın karşısında insan, hayvan, sanatçılar, işçiler, Pazar yerleri gibi konulara ağırlık verdim.Sanatçı her türlü konuyu işlemeli, hepsini de aşama aşama resimlerinde göstermeli. Kimi insan ögesine kimi de benim gibi doğa konusuna ağırlık veriyor.Bana göre, konulara esir olunmamalıdır.

Bu paragrafa en uygun başlık aşağıdakilerden hangisidir?

A)Anlatımın özgürlüğü  
B)Doğa sevgisi
C)Konu çeşitliliği            
D)İnsanın tükenmezliği

CEVAP:C



DUYULAR
İnsanın beş duyusu vardır. Cümlelerde bu beş duyu  organından herhangi birisiyle algılanan bir ayrıntıya yer verilebilir. Görme, tatma, duyma, dokunma ve koklama beş duyuyu oluşturur.

ÖRNEK: Şaşırdım ne söyleyeceğimi, hiçbir şey diyemedim. Hiçbir şey gelmedi o an aklıma. Kendime geldiğimde odada kimseler yoktu.Yalnızca ablamın yüzünde şaşkın bir huzur ve sevinç vardı.

Bu parçanın anlatımında hangi duyudan yararlanılmıştır?

A) Görme                           B) Dokunma
C) Tatma                           D) İşitme

CEVAP:A



DUYGULAR

Duygu beş duyu organıyla algılanmayan (kalben algılanan) hislerdir. Genellikle; sitem, ümit, ümitsizlik, coşku, sevinç, korku, merak, endişe vb. kavramlardır.

ÖRNEK:Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir “yakınma” söz konusudur?

A) Duygu ve düşünce bakımından güçlü bir kişiliği vardı.
B) Yazılarını kaleme alırken dikkatli ve titiz davranırdı.
C) Bazı yayınların, gençleri toplumsal değerlere saygısızlığa  yönlendirmesi bizi üzüyor.
D) Her kitabı okumaz, kitap seçiminde belli ölçütleri vardır.

CEVAP:C

ÖRNEK: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “küçümseme” anlamı vardır?  (LGS-2002)

A) Bu maçı kazanıp da şampiyon olacaklarmış.
B) Eline geçen fırsatları değerlendirmeliydin.
C) Ne sen, ne de ben ona bu durumu anlatamadık.
D) Ne yazık ki bu konuyu her ikisi de biliyorlarmış.

CEVAP:A




PARÇADAN ÇIKARILACAK SONUÇLAR
Paragraftan çıkarılabilecek, çıkarılamayacak sonuçlar, paragrafta işlenen yan konularda bulunur. Bu tip sorular eleme yöntemiyle çözülürse sonuca daha kolay ulaşılır.

ÖRNEK: Dil, pek çok işlevi olan bir iletişim aracıdır. Dil, bir yandan eskiyi bize taşıyarak, içinde bulunduğumuz topluma uyum sağlamamızı, diğer yandan, onu kullandığımız sürece düşüncelerimizin oluşmasını ve bunları geleceğe taşımamızı olanaklı kılar.

Parçadan dil ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz? (ÖOS-2003)
A) Düşünce yaşamının en önemli aracı olduğu
B) Kendine özgü kuralları olduğu
C) Toplumsal kişiliğin gelişmesini sağladığı
D) Toplumsal ilerlemeyi hızlandırdığı

CEVAP:B



PARAGRAFIN YARDIMCI DÜŞÜNCELERİ
Her paragraf tek bir konu üzerinde durur ve bir ana düşünceyi işler.
Paragrafta bunun dışında, ana düşüncenin daha iyi açıklanmasını sağlayan, onu daha belirgin hâle getiren, işlediği konunun sınırlarını çizen düşünceler de vardır. Bu düşüncelere de paragrafın yardımcı düşünceleri denir. Bir paragrafta ana düşünce bir tane iken yardımcı düşünce sayısı birden fazla olabilir.
Yardımcı düşünceyle ilgili sorular çoğu zaman olumsuz biçimdedir. Bir parça üzerinde yardımcı düşünceleri inceleyelim.

            "İyi yazmak ya da güzel konuşmak, kültürlü her insanın edinmek istediği erdemlerin başında gelir. Bu erdemlere sahip olmanın yolu, okumak ve okuduğunu anlamaktan geçer. Okuma, kültürün temeli olduğu kadar bilginin de başlıca kaynağıdır."

Şimdi bu parçadan bazı yardımcı düşünceler belirleyelim.
Parçanın son cümlesindeki "Okuma, kültürün temeli olduğu kadar bilginin de başlıca kaynağıdır." cümlesinden "Okumakla bilgi hazinemizin genişlediğinden" ifadesi;
Parçadaki "...güzel konuşmak.... Bu erdemlere sahip olmanın yolu, okumak ve okuduğunu anlamaktan geçer." sözlerinden "İfade güzelliğinin okumakla elde edileceğinden" ifadesi;
Parçadaki "Okuma, kültürün temeli olduğu kadar bilginin de başlıca kaynağıdır." cümlesinden "Okumanın, bilgi kaynaklarının en önemlisi olduğundan" ifadesi çıkarılabilir.
Ancak böyle bir parçadan "Bilgili insanların toplumda saygı gördüğünden" yargısı çıkarılamaz. Çünkü parçada bundan hiç bahsedilmemiştir.

ÖRNEK:Bir insan, kendisi için istediğini, diğer insanlar için de istemedikçe olgunlaşmış sayılmaz. Toplumda, bu olgunluğa erişmiş insanların sayısı arttıkça; esenlik ve mutluluk yaygınlaşacak, dostluklar daha sağlam temeller üzerine kurulacak ve kalıcı olacaktır.

Parçadan aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılamaz? (ÖOS-2001)

A) Dostluğun temelinde özveri ve paylaşım bulunmalıdır.
B) İnsan ilişkileri ile mutluluk arasında güçlü bir bağ vardır.
C) kendine güveni olmayan bireylerin dostlukları geçicidir.
D) Bencil insanlar, toplumsal mutluluğa katkıda bulunamazlar.

CEVAP:C



B)PARAGRAFIN YAPI YÖNÜ


PARAGRAFIN YAPISI
Paragrafın; bir makalenin, denemenin ya da başka bir yazının küçültülmüş biçimidir. Nasıl bu tür yazıların giriş, gelişme ve sonuç bölümleri varsa, bir paragrafın da bu tür bölümleri vardır. İşte paragrafın yapısıyla ilgili sorular böyle bir bölümlemeyi ortaya çıkarmak için sorulur.

Giriş bölümü
Paragraftaki konuyu, bakış açısını belirten cümle ya da cümlelerdir.Genelde tek cümleden oluşan giriş bölümünde parçada anlatılacak konu verilir.Çoğu kez bir cümledir.
“Sanatçı, toplumun sorunlarına duyarlı olmalıdır.”
cümlesi giriş cümlesi olabilir.

Giriş bölümü cümlesinde, sanki giriş cümlesinden önce bir cümle varmış anlamını verebilecek olan "bu yüzden, bundan dolayı, kaldı ki, yine de, ama, fakat, oysa, çünkü, bunun için, ise..." gibi bağlayıcı ifadeler yer almaz.

Örneğin;
"Demek ki bizden gizlediği bazı şeyler var."
"Ağaç sevgisi de bizim önemli değerlerimizden biridir.”
"Çünkü kitabın kıymetini okuyan bilir."
"Şimdi de ağaç üzerine bir şeyler söyleyelim."
Yukarıdaki cümlelerden hiçbiri, bir parçanın giriş, yani ilk cümlesi olamaz. Çünkü bu cümlelerin hepsinde kendilerinden önce başka cümlelerin de olduğunun işaretlerini veren bağlayıcı ifadeler bulunmaktadır. Bu ifadelerin altı çizilmiştir.

Gelişme bölümü
Konunun örnek, alıntı, karşılaştırma gibi yöntemlerle geliştirildiği, düşüncenin somutlaştırıldığı kısaca konunun her yönüyle ortaya konduğu bölümdür. Düşüncenin açılması için anlatım yollarından yararlanılır.

Sonuç bölümü
Gelişme bölümünde anlatılan olay, düşünce ya da duyguların bir sonuca bağlandığı bölümdür. Çoğu zaman ana düşünceyi veren cümle ya da cümlelerdir. Paragraf tamamlama soruları bu bölümle ilgilidir.





PARAGRAF TAMAMLAMA
Parçanın son cümlesi bir bitiş bildirir. Ya anlatılanlardan bir sonuç çıkarılır ya da bir olayın bitişini gösterir. Bu soruların çözümünde cümlelerin anlamca bağlılığı yanında yapısal olarak bağlanmalarına da dikkat edilmelidir.

"Kalemi elime aldığım zaman bir şey yazmadan kalıyorum diyorsanız, bilgi tokluğu ve duygu zenginliğine sahip olmak için bol bol okuyunuz. Küçük yaşlardan itibaren kitaplarla dost olunuz. Kitapların o geniş dünyasına kulaç açtığınız zaman kendinizi daha mutlu ve güvenli hissedeceksiniz. Okudukça yazmaya karşı ihtiyacınız artacak ve ..."

ÖRNEK: Yabani hayvanları çok sever ve yakından tanırım.Çocukluğum dağlık bir yörede geçti.Orada biz çocuklara oyuncak yerine ayı yavrusu, kokarca, tavşan, tilki ya da sincap getirilirdi. ….
Parçadaki düşüncenin akışına göre, son cümle aşağıdakilerden hangisi olmalıdır? (LGS-2000)

A) Oyuncak zevkini pek tadamadık.
B) Onlarla zevkle oynayıp, eğlendirdik.
C) Pahalı oyuncaklarla oynamadık.
D) Büyük kentlerin özlemiyle yanardık.

CEVAP:B



ÖRNEK: Aşağıdaki cümlelerle bir paragraf oluşturulduğunda, hangisi son cümle olur? (LGS-2003)

A) Hava henüz karanlıktı.
B) Odanın içine karanlığın serinliği doldu.
C) Önce hoşa gidiyor, sonra üşütüyordu insanı.
D) Pencereyi ardına kadar açtım.

CEVAP: C




 PARAGRAF OLUŞTURMA
Bir paragraf oluşturabilecek cümleler dağınık olarak verilir ve öğrencinin bunlardan bir paragraf oluşturması istenebilir. Bu tip sorularda cümlelerin anlamca ve yapıca birbirine bağlanabilmesi aranmalıdır. Burada dikkat edilecek noktalar şunlardır:
Öncelikle cümlelerin hepsi okunarak bu cümlelerin ne anlattığı belirlenmeye çalışılmalıdır.
Eğer bir olay anlatılıyorsa olayın gerçekleşme sırası belirlenmelidir. (Zaman akışı)
Eğer bir fikir işleniyorsa bu düşüncenin mantık sırası belirlenmelidir.

Aşağıdaki karışık cümlelerle bir paragraf oluşturalım.
I. Çanakkale sırtlarını bombardıman ettiler.
II. Bir topçu bölüğünde yalnız Seyit ve Ali adlı iki topçu eri kaldı.
III. Oradan geçip İstanbul'u almaya çalışıyorlardı.
IV. 1915 yılında düşman gemileri Çanakkale Boğazı'na gelmişlerdir.
V. Oradaki askerlerimizin çoğu şehit düştü.

Bu cümlelerin hepsini okuduğumuzda Çanakkale Savaşı ile ilgili bir olayın hikâye edildiğini görmekteyiz. Yapacağımız iş olayın gerçekleşme sürecini belirlemek.
"Önce boğaza gemilerin gelmesi anlatılmalı. (IV) Gemilerin geliş amacı verilmeli. (III) Sonra bombalama anlatılmalı.(I) Bombalamadan sonra anlatılması gereken olay askerlerimizin şehit düşmesi olacaktır. (V) Yalnız şehit düşmeyen iki topçumuz vardır.(I) " Olay mantıken böyle sıralanmalı. Çünkü eylemlerden birinin gerçekleşmesi diğerine bağlı.
Bu parçadan bir paragraf oluşturulduğunda sıralama "IV - III - I - V - I" şeklinde olmalıdır.


ÖRNEK:1.Bu sebeple, gerçek bilgiye asıl ulaşabilecek kişi bilgiden ziyade sanatkardır.2.Ayrıca, aklın gücü, mutlak hakikati tanımaya yetmez.3.Bilim bize dışı öğretir.4.Sezgi daima aklın önünde yürür.5.Edebiyat ise öğretmez, sezdirir.

Yukarıdaki cümlelerle bir paragraf oluşturulduğunda sıralama nasıl olur? (DPY 8-2003)

A) 5-1-3-2-4                                   B) 3-5-4-2-1
C) 4-5-1-2-3                                   D) 4-2-3-1-5


CEVAP:B


DÜŞÜNCENİN AKIŞINI BOZAN CÜMLE
Paragrafı oluşturan cümlelerin hepsi aynı düşünce etrafında örgülenir, aynı konuyu anlatır.Bazen parçalarda bir konu anlatılırken farklı bir düşünce veya konunun farklı bir yönü bir cümle hâlinde araya girer. Düşüncenin akışını bozan cümlelerin sorulduğu sorularda bizden istenen işte bu farklı cümleyi bulmaktır.
Bu soruların çözümünde yapılacak iş; her bir cümlenin ne anlattığını, bir iki kelimeyle tespit etmektir. Sonra bu tespitlerimizi karşılaştırmaktır. Görülecektir ki bir cümle haricinde hepsi aynı konudan veya konunun aynı yönünden bahsediyor. Farklı şeylerden bahseden cümle düşüncenin akışını bozan cümledir.
"(1) Ne güzel de süzülüyor martılar gökyüzünde. (2) Hep onlar gibi özgür olmak istemişimdir. (3) Her şey gözlerinde küçücük .... (4) Altlarında mavi deniz, üstlerinde masmavi gökyüzü..."
Bize yukarıdaki parçadan hareketle: "Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?" şeklinde bir soru sorumuş olsunlar.
Yapacağımız ilk iş cümlelerde ne anlatıldığını birer kelimeyle belirlemektir. Parçadaki 1., 3. ve 4. cümlelerde "martıların uçuşundan" bahsedilirken 2. cümlede yazarın "martılara öykünmesinden" bahsedilmektedir. Öyleyse farklı olan, yani düşüncenin akışını bozan cümle 2'dekidir.


PARAGRAFIN BÖLÜNMESİ
Düşüncenin akışıyla ilgili bir diğer soru tipi de, parçanın iki paragrafa bölünebilmesiyle ilgilidir. Bu tip parçalarda, parçanın bir bölümünde bir düşünce, ikinci bölümünde başka bir düşünce işlenir.
Yazar konuyu işlerken her bir paragrafta konunun farklı bir yönünü işler. Anlattığı bir şeyden farklı bir şeye geçiş yaptığında yeni bir paragrafa da geçmesi gerekir. Sınavlarda iki ayrı düşüncenin işlendiği bölümler bir paragraf olarak verilir ve bizden bu paragrafı bölmemiz istenir.
Bu tip sorularda yapılacak iş her bir cümlede anlatılanı bir iki kelimeyle belirlemektir. Daha sonra belirlenen bu ifadeler karşılaştırılmalıdır.
Görülecektir ki bir kısım cümlelerde bir konudan bahsedilirken diğer cümlelerde ise başka bir konudan bahsediliyor. Yapılacak en son iş; yeni, farklı konuya geçilen ilk cümleyi veya konuyla ilgili bakış açısının değiştiği ilk cümleyi tespit etmektir.
"(I) Kitap okumak için yaz, daha uygun mevsimdir. (II) Havalar ısınmaya başlayınca, doğanın her köşesi bir okuma yeri olur. (III) İstediğiniz yeri seçebilirsiniz. (IV) Parkta, deniz kıyısında, bir ağaç altında gönlünüzce okuyabilirsiniz. (V) Okuma biçimi ve yöntemi kişiden kişiye değişir. (VI) Kimileri beş on kitabı birden okumayı sever. (VII) Kimileri de bir kitabı bitirmeden ötekine başlamaz."
Bize bu parçayla ilgili "Bu parça açıklanan düşünceler bakımından ikiye bölünürse ikinci parça hangi cümleyle başlar?" şeklinde bir soru yöneltilmiş olsun.
Parçadaki cümleleri tek tek incelediğimizde I., II., III. ve IV. cümlelerde "kitap okumanın zaman ve zemininden" bahsedilirken V,VI ve VII. cümlelerde "kitap okuma biçiminden" bahsediliyor. Demek ki bu parçada iki düşünce işlenmiş ve ikinci düşünceye geçilen cümle, yani bölündüğünde ikinci paragrafın ilk cümlesi olacak olan cümle V. cümledir.



C)PARAGRAFIN ANLATIM YÖNÜ

ANLATIM TEKNİKLERİ
Paragrafın dört temel anlatım tekniği vardır. Bunları sırası ile görelim.


Açıklayıcı Anlatım
Bilgi vermek amacı ile oluşturulan yazılarda kullanılan anlatım tekniğidir. Bu tür yazılarda amaç okuyucuyu bilgilendirmek, ona bir şeyler öğretmek olduğundan sade ve anlaşılır bir dil kullanılır.
"Yakup Kadri Karaosmanoğlu edebiyatımızın önde gelen sanatçılarından biridir. Roman, hikâye, anı gibi değişik alanlarda eserler vermiş olan sanatçı daha çok romanları ile tanınmaktadır. Romanlarında önceleri kişisel konuları işleyen sanatçı daha sonra toplumsal konulara yönelmiştir. "Kiralık Konak"ta nesiller arası duygu ve düşünce farklılıklarını işleyen sanatçı, "Yaban" romanında Kurtuluş Savaşı yıllarında köy yaşamını, köylü - aydın çatışmasını işlemiştir."
Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi parçada "Yakup Kadri" okuyucuya tanıtılmış, sanatçının eserleri ile ilgili bilgiler verilmiştir. İşte öğreticiliği esas alan bu tür anlatıma açıklayıcı anlatım denir.




ÖRNEK: Bulutlu ve yağışlı  günde fotoğraf çekmeye çıkarsanız ışık, güneşli bir güne göre daha az olacaktır. Bu durum film çekimini etkiler. Normal bir filme göre biraz daha duyarlı olan “200 asalık” bir film çoğu zaman bu havalar için yeterlidir.Güneşli bir havada da 50 veya 100 asa film idealdir.
Paragrafta aşağıdaki anlatım yollarından hangisi kullanılmıştır?
A) Betimleyici anlatım
B) Öyküleyici anlatım
C) Açıklayıcı anlatım
D) Tartışmacı anlatım

CEVAP:C



Tartışmacı Anlatım
Tartışma, kişinin kendisinden farklı düşünen kişi ya da kişileri kendi düşüncesine inandırma çabasıdır. Farklı düşünceler, farlı kişiler olacak ki kişi, karşısındakine kendi düşüncesini anlatma, onu kendi görüşüne inandırma çabası içinde olsun. Demek ki tartışmacı anlatımda farklı konular işlenir ve bu farklı konulardan birinin daha doğru, daha güzel olduğu kanıtlanmaya çalışılır.
"İyi konuşmasını bilen iyi yazmasını da bilirmiş. Konuştuğumuz gibi yazmak olacak iş midir? Yazıda hani bizim konuşmamızın ateşi? Sesimizi de kâğıt üzerinde gösterebilir miyiz? Yazı hiçbir zaman konuşmanın tıpkısı olamaz. Konuşurken karşımızdakine başımız, ellerimizin hareketleriyle sesimizin türlü yükselmeli, alçalmaları ile anlatabildiğimiz şeyleri yazı ile anlatamaz, duyuramayız."
Bu paragrafta "iyi konuşmasını bilenin iyi yazıp yazmayacağı" konusu tartışılmıştır. Yazar yer yer sorular sorarak ve bu sorulara yine kendi cevaplar vere-rek biri ile konuşuyormuş izlenimini uyandırmış ve düşüncelerini bu şekilde anlatmıştır.



Öyküleyici Anlatım
Bir konunun, bir olayın bir ya da daha çok kahraman etrafında, belirli bir zaman ve yer içinde anlatıldığı anlatım tekniğidir.Öyküleyici anlatım olay kaynaklı bir anlatım tekniğidir. Öyküleyici anlatımın olabilmesi için bir kişinin başından geçen bir ya da daha çok olayın olması gerekir. Bir kişinin başından geçenler, bir trafik kazası, bir futbol karşılaşması, geçmişte yaşadığı bir takım olaylar... öyküleyici anlatımın sınırlarına girmektedir.
"Karanlık bir kış gecesi saat üç sularıydı. Bilmem nereden eve dönüyordum. Herkes derin bir uykudaydı. O duruma gelmiştim ki kendisini dinleye dinleye kapılan insanlar gibi "Ah, bir polise rastlasam!" diyordum. Birden bire iki gölge gördüm. Biri hızlı hızlı sert adımlarla doğuya doğru giden ufak tefek bir adamdı. Diğeri sekiz on yaşlarında bir kız çocuğu."
Öyküleyici anlatımda her şey hareket hâlindedir. Varlıklar hayatın akışı içinde devamlı bir hareketlilik ve değişme içinde ele alınır. Yukarıdaki parçada bu görülmektedir.


ÖRNEK: Bir zamanlar bakırcılar, bakırı ateşe tutarlar, çekiçle döverek tencere, tava, güğüm yaparlardı.Ketenler, ahşap tezgâhlarda elle dokunur, mekikleri göz nuruyla sarılırdı.Taş, elle yontulurdu. Kireç taşı, odun ateşi ve insan emeğiyle yakılıp kireç yapılırdı; tuğlanın çamuru ayakla çiğnenirdi.

Paragrafın anlatım biçimi aşağıdakilerden hangisidir? (LGS-2003)

A) Öyküleyici               B) Betimleyici
C)  Tartışmacı              D) Açıklayıcı

CEVAP: A


Betimleyici Anlatım
Yazarın dış dünya ile ilgili gözlemlerini okuyucunun gözünde canlanacak şekilde anlatması ile oluşan anlatım tekniğine betimleyici anlatım denir. Görselliğin daha ağır bastığı bu anlatıma tasvir de denmektedir.
Betimlemede bir doğa parçası, bir bahçe, bir ev, bir dağ, hatta iç ve dış özellikleri ile bir insan ayırt edici yönleri ile anlatılabilir. Varlıkların değişik yönleri anlatıldığından betimlemelerde sıfatlar çokça kullanılır.
"Güneş dağların arkasından çekilirken, son aydınlığını denize bırakıyor. Hava rüzgârsız. Deniz ince ince dalgalanıyor. Mavi sular biraz uzakta pembe oluyor, kırmızılaşıyor. Renkler yumuşak hatlarla birbirinden ayrılıyor. Karanlık bastırmadan önce renklerin denizdeki valsi bu, büyüsü..."
Betimlemelerin insanı konu alan kısmına portre denir. Portrede insanın dış özellikleri ya da iç özellikleri yani karakteri ele alınabilir. Bazen ikisi de bir parçada iç içe olabilir.
"Kapıda yaşlı bir adam belirdi. Üzerinde biraz eski, açık mavi bir takım elbise vardı. Ceketin üst cebinde üçgen şeklinde kıvrılmış mendil, kravatıyla aynı renkteydi. Yer yer ağarmış saçlarını sol tarafa yatırmış, hâlâ siyahlığını koruyan bıyıklarını üst dudağının üzerini kapatacak şekilde bırakmış. Ayağında yıllar önce gençlerin oldukça rağbet ettiği ucu sivri ucu küt biçimli ayakkabılar vardı."

Yeşil dağlar arasında Manisa, akşamları morararak susar; ince rüzgarla dağılan ezan seslerin sonra belde, derin bir sessizliğe dalar, karanlık basınca yamaçtaki evlerde cılız gaz lambalarının titrek ışıkları görülür.



ÖRNEK:Burgaz’dan kalkar, İstanbul’a gelirdi.Köprüde biraz eğleşir, sonra bir kahveye oturup çay içerdi, simitle.Simidin masaya dökülen susamlarını avucuna doldurup atıverirdi ağzına.Sırtında o eski paltosu yahut balıkçı ceketi, başında keten şapkası…Beyoğlu’na çıkar; Nisuaz Pastenesi’nde yahut Cumhuriyet’te dokunulmayan yalnızlığı içinde, otururdu, buraların adamı olmayan biri gibi.

Yukarıdaki parçada aşağıdaki anlatım biçimlerinden hangileri kullanılmıştır?
A) Açıklama-betimleme    B) Betimleme-öyküleme
C) Tartışma-betimleme     D) Karşılaştırma-benzetme

CEVAP:B


Düşünceyi Geliştirme Yolları

a) Tanımlama : Bir kavramın kendine has özelliklerini anlatmaya yarayan, “anlatılan nedir?” sorusuna cevap veren anlatımdır.
Müzik, duyguların notalarla ifadesidir.
Düşünen kişi, düşünme yetisini elinde bulunduran, başkalarının düşüncelerine öykünmeyen ama onlara değer veren ve akıl gücüne dayanarak, bilgilerinden, yeteneklerinden, deneyimlerinden yararlanıp amacını gerçekleştirmek için azimle çalışan kişidir.

b) Tanık Gösterme : Bir düşünceyi ünlü kişilerin sözlerinden yararlanarak, inandırıcı kılmaktır.
Yunus “Benim işim sevgi için” mısraını sanki bugün için söylemiş gibidir.

Jean-Paul Sartre, “Sözcükler” adlı yapıtında, yazarlığa yöneliş dönemini anlatırken büyük babasının kendisine verdiği şu öğüdü anıyor ve özenle şunları söylüyor: “Yalnız gözlerinin olması yetmez, onlardan yararlanmayı da öğrenmeli insan.”

c) Benzetme: Anlatılan düşünceye güç ve güzellik katmak, bir şeyin niteliğini anlatmak için; o niteliği, tam olarak taşıyan bir şeyle göstermektir.
Salıncak, sonbaharda yere düşerken sallanan bir yaprak gibi sallanıyordu.

ÖRNEK: Çok zaman ölümü düşündürür
                        İnsana, küçük istasyonların hali
                        Garip yolcuları titrer öksürür
                        Telgraf tellerinde kuşlar misali

Dörtlükte aşağıdakilerden hangileri arasında benzetme ilgisi kurulmuştur? (DPY 8- 2003)

A)Zaman-ölüm               B)Yolcu-kuş
C)İstasyon-yolcu            D)Telgraf telleri-kuşlar

CEVAP:B



d)Örneklendirme: Düşünceye inandırıcılık kazandırmak için düşünceyi örneklerle açıklamaktır. Müzeler, medeniyetleri günümüze kadar taşır. Ankara’daki Etnoğrafya Müzesi de onlardan biridir.

e) Karşılaştırma: Birden fazla varlık ya da kavram arasındaki benzerlik ve farklılıklardan yararlanarak düşünceyi geliştirmektir. Edebiyatın konusu insan; eleştirinin konusu ise eserdir.

ÖRNEK: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde karşılaştırma söz konusudur?(LGS-2002)

A) Van Gölü’nün büyüklüğü karşısında büyülendim.
B) Çalışkanlığıyla herkesin dikkatini çekiyor.
C) Mektubunu betimlemelerle süslemiş.
D) Karacaoğlan’dan güzel yazan halk ozanı var mı?

CEVAP: D



ÖRNEK: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “karşılaştırma” yapılmıştır?  (LGS-2003)

A) Yalnızlığımızı kimseyle paylaşamayız.
B) Baharın habercisi olan çiğdemi çok severim.
C) Kendisine güvenen insanlar başarılı olurlar.
D) Bu işin nereye varacağını kestirmek çok zor.

CEVAP:C


f) Nesnel Anlatım: Yazar, kendi duygularına ve düşüncelerine yer vermez, ispatlanabilir yargılardır. İstanbul, Türkiye’nin nüfus yoğunluğu en fazla olan şehridir.

ÖRNEK:Aşağıdaki cümlelerin hangisinde nesnel bir anlatım söz konusudur? (LGS-2003)

A) Göreceksiniz, bu maç berabere bitecek.
B) Kutuplardaki buzların erimesiyle denizlerin seviyesi yükseliyor.
C) Yaşamın temelinde, karşılıklı sevgi ve saygı vardır.
D) Beyaz, diğer renklerden güzeldir

CEVAP:B

g) Öznel Anlatım: Yazarın kişisel duygularının ve düşüncelerinin yer aldığı anlatımdır. Yazarın yorumunu içerir. Evin yeni boyası eve yeni bir renk ve neşe katmıştı.

ÖRNEK:Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “öznel bir anlatım” vardır? (ÖOS-2001)

A) Yağmur yağdı mı her taraf toprak kokar.
B) Onlar benden çok size inanırlar.
C) Yüzünde derin bir yara izi vardı.
D) Gazeteler yazım yanlışlarıyla doluydu.

CEVAP:B












































































































İSİMLER

Tanım

Canlı cansız bütün varlıkları, kavramları,  hatta fiilleri de karşılayan, onları anmaya, tanımaya, birbirinden ayırmaya yarayan kelimelere isim (ad) denir:

ağaç, su, deniz, Hasan, Anadolu, gidiş, dönüş vb.


İsimler çeşitli yönlerden sınıflara ayrılır.


A. VARLIKLARA VERİLİŞLERİNE GÖRE

İsimler ait oldukları varlığın veya kavramın eşi benzeri olup olmamasına göre ikiye ayrılır: Varlık veya kavram özelse (eşsiz, benzersiz) onun ismi de özel isim; cins ise (aynısından birden fazla) onun ismi de cins ismidir.


1. Özel İsim

Kâinatta tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan kelimelere denir.
Bu varlıklar zaten özel oldukları için adlarına da “özel” denir. “Mehmet” kelimesi milyonlarca insana ait olabilir, ama bütün “Mehmet”ler tek tek özel oldukları için adları da özeldir.
Özel isim adından da anlaşılacağı gibi özeldir, yani bir şeyin kendisine aittir.
Özel isimler, etiket isimlerdir; varlıklara sonradan takılmış hususî adlardır. Cins isimlerdeki gibi nesne ile kelime arasında tam bir ilişki yoktur. Özel isimlerin sahipleri tanınmazsa zihinde bir varlık, kavram oluşmaz.
Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler.

Yavuz, Hasan, Kayseri, Acıpayam, Akdeniz, Alanya, Ulu Cami, Sultan Selim, Hatice, Küçük Ağa, Türkçe, Türk Dil Kurumu...

 Başlıca Özel İsimler

1. İnsan isimleri:
Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Barkın...
Binbaşı Ömer, Doktor Kenan, Mütercim Asım, Ankaralı Âşık Ömer...
Fatih Sultam Mehmet, Mimar Sinan, Nedim, Mustafa Kemal, Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Yavuz Bülent Bakiler, Kâmuran İnan...

2. Kurum, kuruluş, müessese, makam, üniversite isimleri:
Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Mamak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü...

3. Millet, kavim, din, mezhep isimleri:
Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar...
Müslüman, Musevî, Hıristiyan...
İslâm, İslâmiyet, Musevîlik, Hıristiyanlık...
Hanefî, Hanefîlik, Şafiî, Alevî...

4. Dil isimleri:
Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe...

5. İl, İlçe, Semt, mahalle, cadde, bulvar, sokak  isimleri:
Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Dikimevi, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak...

6. Ülke ve bölge isimleri:
Türkiye, Afganistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara...

7. Kıta isimleri:
Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.

8. Deniz, okyanus, göl, akar su, boğaz, geçit isimleri:
Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Fırat, Nil, İstanbul Boğazı,Panama Geçidi, Süveyş Kanalı ...

9. Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:
Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası...

“Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır.

10. Gezegen ve yıldız adları:
Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı...

11. Dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:
Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.

Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)

12. Kitap, gazete, mecmua, eser isimleri:
Tercüman (gazetesi), Zaman (gazetesi); Nokta (dergisi), Aktüel (dergisi); Türk Dili (dergisi), Virgül; Yaprak Dökümü, Semerkant; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi...

13. Hayvanlara takılan özel isimler:
Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş, Pamuk...
2. Cins İsmi

Aynı cinsten olan varlıkların ortak isimleridir. Dilin temel kavramları cins (tür) isimleridir.

taş, yol, ağaç, ırmak, kitap, dergi, yaprak, ev, çocuk, su, sıra, hayal, düşünce, sıla, özlem, taraf, ceza...

Cins isimlerinde kelime ile ifade edilen anlam arasında sıkı bir ilişki vardır: İsim, tanıttığı varlığı veya kavramı çağrıştırır. Cins isimleri herkes tarafından tanınır ve bilinir.

Tür adı olan her kelime, o türden tek varlığı anlattığı gibi; biçimce çoğullanmadığı hâlde o türün tümünü ya da bir bölümünü de anlatabilir:

İnsan, düşünen, konuşan bir varlıktır. (bütün insanlar)
Çiçek, susuzluktan kurumuş. (herhangi bir çiçek)

Başlıca Cins İsimleri

1. Vücudun bölümleri ve organ isimleri:
baş, kol, el, ayak...
2. Akrabalık isimleri:
ana, baba, kardeş, dayı, hala, teyze...
3. Araç, eşya isimleri:
kaşık, makas, bardak, iplik, iğne...
4. Hayvan ve bitki isimleri:
kedi, kartal, fındık, ceviz, kiraz...
5. Kavramlar:
düşünce, hedef, zekâ, temenni...
6. İş, meslek; meslek sahibi simleri:
öğretmenlik, öğretmen, avukat, işçi, memur, profesyonel, futbolcu...
7. Giyecek isimleri:
ceket, ayakkabı, gömlek, eldiven...
8. Yiyecek isimleri
elma, yemek, ekmek, biber...
9. İçecek isimleri:
su, meşrubat, gazoz...
10. Sayı isimleri:
on, beş yüz, bir...
11. Renk isimleri:
sarı, kıpkırmızı, mor...
12. Nitelik isimleri:
büyük, kocaman, dairesel...
13. Zaman isimleri:
ay, saat, dakika, yıl...
14. Soru. Kelimeleri:
ne, kim, hangi...

Bazı cins isimlerin özel isim olarak kullanıldığı görülür:

tırmık: bir ziraat aleti.
Tırmık: bir kedinin özel adı
ozan: şair
Ozan: erkek ismi
hürriyet: bağımsızlık
Hürriyet: gazete adı

Dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olur:
Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.
Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)



B. MADDELERİNE GÖRE İSİMLER

İsimler, karşıladıkları varlıkların beş duyu organından herhangi biriyle algılanıp algılanamamasına göre ikiye ayrılırlar.

 1. Somut İsim
Beş duyudan herhangi biriyle algılayabildiğimiz, kavrayabildiğimiz varlık ve kavramların isimleridir. Yani somut varlıkları karşılayan isimlere somut isimler denir. Bu isimler, herkes tarafından görülen, bilinen, hissedilen, cismi olan, varlığı kişiden kişiye değişmeyen varlıkları karşılarlar.

su, toprak, ağaç, ses, televizyon, rüzgâr, sarı, mavi, duman, koku...

 2. Soyut İsim
Beş duyudan herhangi biriyle algılanamayan, madde hâlinde bulunmayan ve zihnimizle kavradığımız veya var olduğuna (akla, ruha, sezgiye, inanca bağlı olarak) inandığımız varlıkların isimleridir.

sevinç, şüphe, tezat, Allah, cesaret, keder, korku, aşk, melek, ruh, şeytan...


C. VARLIKLARIN SAYILARINA GÖRE İSİMLER

1. Tekil isim
Tek varlığı belirten ve karşılayan, yapıca tekil olan (topluluk isimleri hariç) kelimelerdir.

kendi, ben, çocuk, kalem, defter...

Not: Tür adı olan her kelime, o türden tek varlığı anlattığı gibi; biçimce çoğullanmadığı hâlde o türün tümünü ya da bir bölümünü de anlatabilir. Bu durumda da tekil sayılırlar.

İnsan, düşünen, konuşan bir varlıktır. (bütün insanlar)
Çiçek, susuzluktan kurumuş. (herhangi bir çiçek)

2. Çoğul isim

Yapısında, anlamında birden çok varlığı barındıran, çokluk eki almış isimlerdir. Cins isimlerinin çoğulu yapılır.

Biz, siz, onlar, evler, fikirler, merkezler, dünyalar, kuşlar, böcekler, kelebekler, arılar...


Not: Şekil yönüyle çoğul olmadığı, çokluk eki almadığı hâlde anlamca çoğul olan kelimeler vardır.

Seçmen, tercihini yarın ortaya koyacak.
Asker, sınırları bekliyor.
Genç yaşta saçı dökülmüş.

Bu cümlelerde seçmen, asker ve saç kelimeleri tekil oldukları hâlde anlamca çokluk bildirmektedirler. Bunlar, topluluk isimleri değildir.

Not: Bazı durumlarda özel isimlere de çoğul eki getirilir:
 1. Aile anlamı katar; -gil ekinin yerine kullanılır, yapım eki görevinde olduğu için ayrılmadan yazılır
Yarın Ahmetlere gideceğiz.
İzmir’e, amcamlara/dedemlere/teyzemlere gideceğiz.  (burada özel isme getirilmemiş.)
Aliler bize gelecekler.

2. Benzerleri anlamı katar, kesme işaretiyle ayırarak yazılır:
Bu millet nice Fatih'ler, Kemal'ler yetiştirecektir.
Bu topraklarda ne Çaldıran’lar, ne Ridaniye’ler yaşandı.
 3. Aynı ismi taşıyanları belirtir:
Sınıftaki Ali’ler ayağa kalksın.
Hüseyin’lerin hepsi buraya gelsin.

4. Abartma anlamı katar:
Çalışmak için ta Almanya’lara gitti.

5. Topluluk, soy kavramı bildirir:
Osmanlılar, Türkler, Yunanlar, Adanalılar, Konyalılar...


3. Topluluk İsmi

Yapıca tekil, ancak anlam bakımından çoğul olan; aynı türe dahil birden çok varlığı anlatan isimlerdir. Teklerden oluşan topluluğu, çokluğu bildiren kelimelere denir.

ordu, sürü, orman, sınıf, okul, millet...

Not: Topluluk isimleri de çokluk eki alabilir. Bu durumda aynı topluluktan birden fazla olduğu ifade edilmiş olur.
 Ordular, ormanlar, sürüler.



D. YAPILARINA GÖRE İSİMLER

İsimler kaç kelimeden oluştuklarına ve yapım eki alıp almadıklarına göre de sınıflandırılırlar.

 1. Basit İsim
Herhangi bir yapım eki almamış, kök hâlindeki isimlere denir. Çekim eki almış hâlde kullanılabilirler. Türemiş ve birleşik kelimeler yaparken bunlara yapım ekleri getirilir.

İnsan, kelebek, gölge, yaprak(lar), kağıt(ta), kuş(u), çiçek(ler), dağ(dan), bir(de), ...

Basit isimlerimizin çoğu tek hecelidir, ama bütün basit isimler tek heceli zannedilmemeli.

Basit isimler, daha küçük ve anlamlı parçalara ayrılamazlar. Meselâ “kelebek kelimesini kel-ebek şeklinde ikiye ayırıp “kel” diye anlamlı bir kelime bulabiliriz gibi bir düşünce yanlıştır. Çünkü parça ile bütün arasında her zaman -az ya da çok-bir anlam ilgisi bulunmalıdır.


2. Türemiş isim
İsim veya fiil kök ve gövdeleriyle yansıma kelimelere bir yapım ekinin getirilmesiyle oluşturulmuş, şekil ve anlam olarak yeni isimlere denir.

İsimden türeyenler
kömürlük, kitaplık, tuzluk, başlık, kulaklık, gecelik, gençlik, insanlık, Türklük, çocukluk, hanımlık, kardeşlik, Müslümanlık, kulluk, erkeklik, bilgelik, bayramlık, kışlık, akşamlık, gömleklik, iyilik, güzellik, küçüklük, öğretmenlik, doktorluk, veterinerlik, eczacılık, arıcılık, demircilik, kılavuzluk, rehberlik...
Türkçe, Almanca, Arapça, Farsça, Çatalca, Yenice, Çamlıca, Taşlıca, Ilıca, delice, karaca, kokarca, yumuşakça...
sanatçı, kiracı, inşaatçı, yolcu, çaycı, şakacı, duacı, milliyetçi, Türkçü, halkçı, sözcü, tiyatrocu, kemancı...
Ankaralı, Konyalı, köylü, kentli, Osmanlı, Karahanlı, Selçuklu, Sözlü, evli, nişanlı...
etçil, otçul, insancıl, evcil, bencil, ölümcül...
vatandaş, yurttaş, gönüldaş, anlamdaş, meslektaş...
Aligil, Yaşargil, ancamgil...
geceleyin, akşamleyin, sabahleyin, gündüzleyin...
birinci, üçüncü, sonuncu, üçer, beşer, yedişer, dörder, altışar...
gelincik, kızılcık, elmacık, kulakçık, karıncık...

Yansımalardan türeyenler:

çıtır-tı, cızır-tı, şakır-tı, şıkır-tı, homur-tu, gıcır-tı…


Fiilden türeyenler
gel-mek, oku-mak, ye-mek, iç-mek, çalış-mak...
yemek, çakmak, ekmek, ilmek, kaymak,
başlama, okuma, yazma, nakletme, hasta olma, danışma, sevme, inanma...
Asma (yaprağı), bölme (işlemi), danışma (memuru), dondurma (külâhı), kavurma, işletme, bağlama (:saz)...
Gülün açılış-ını seyret.
Kapının kapanış-ı çok ses çıkarıyor.
Adam oturuş-undan bellidir.
seziş, biliş, alış, veriş, anlayış...
Bu görüşü benimsemedim.
Bir buluş yapmış ki sorma
Alış verişe çıkacağız.
Sende hiç anlayış yok mu?...
Çıkış ne taraftaydı?
Okur yazar, yazar kasa, bilir kişi, gelir gider, keser, güler yüz, tanıdıklar,
alacak(lı), yakacak, yiyecek, giyecek, içecek(lerimiz)...
Geçmiş, çok bilmiş...
Alım, satım, atım, yatırım, seçim, ölüm, yıkım, verim, biçim, giyim, kuşam, takım, kavram, üretim, bölüm, çözüm, uyum, çekim...
Sevgi, saygı, görgü, bilgi, duygu, örgü, sergi, vergi, övgü, algı, tutku, uyku, biçki, baskı, içki, atkı, keski...
Yazı, sıkı, yapı, ölü, korku, batı, gezi, bölü, koşu, doğu, artı, tartı, sürü, örtü, çeki, duru, sayı...
Korkunun ecele faydası yok.
Doğuyu, batıyı karıştırdık.
Ölü balıklar suyun yüzündeydi.
Yurdun batı tarafı soğuyacak.
kurucu, yüzücü, gidici, öğren(i)ci, dilen(i)ci...
Eskiden iyi yüzücü imiş.
Okuyucu sayısı günden güne artıyor.
kızartı, karartı, bağırtı...
konak, durak, yatak, dönek, ürkek, korkak, bıçak...
inanç, sevinç, usanç...
alıntı, akıntı, söylenti, toplantı, yaşantı, sarsıntı


3. Birleşik İsim
Birleşik isimler, birden fazla kelimenin bir araya gelip yeni bir varlığı veya kavramı karşılayacak şekilde kalıplaşarak oluşturdukları, anlam ve şekil bakımından yeni isimlerdir.

Birleşik ismi oluşturan kelimeler arasına herhangi bir ek veya kelime giremez; girerse bu kelime grubu birleşik isim olmaktan çıkar, belirtili isim tamlaması veya başka bir kelime grubu olur.

Bu isimler anlam bakımından tam bir kalıplaşmaya uğradıkları için tek bir kelime olarak kabul edilir ve bu şekilde kullanılırlar.

Türkçe’de üç yolla birleşik isim yapılır:

Anlam kayması yoluyla
Ses kaynaşması yoluyla
Kelime sınıfı kayması yoluyla

a. Anlam kayması yoluyla

Birincisi: Birleşik ismi oluşturan kelimelerin tamamı (genellikle iki kelimeden oluşurlar) anlam kaybına uğrar.

Hanımeli, aslanağzı, katırtırnağı, devetabanı, suçiçeği, demirbaş, denizaltı, kuşpalazı...

İkincisi: Kelimelerden sadece birincisi anlam kaybına uğrar:

Adamotu, yayınbalığı, incehastalık...
Akçaağaç, akçakavak, akciğer, karabiber, alageyik...
Başbakan, başyazar, başhekim... ?

Üçüncüsü: İkinci kelime anlamını kaybeder:

Karatavuk, yerelması, karafatma...

b. Ses kaynaşması yoluyla

cumartesi, pazartesi, kahvaltı, çörotu, peki...

c. Kelime sınıfı kayması yoluyla

kaptıkaçtı, külbastı, mirasyedi, dedikodu, hünkârbeğendi, albastı, gecekondu...
örtbas, sıkboğaz, alaşağı, ateşkes, kapkaççı...
giderayak, bilirkişi, vatansever, hacıyatmaz, cankurtaran...
elverişli, rasgele, albeni, çalçene...

Birleşik isimlerin bir kısmı ayrı, bir kısmı da bitişik yazılır. Bu sebeple birleşik isimler ayrı yazılanlar ve bitişik yazılanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Birleşik kelimelerin ayrı veya bitişik yazılmalarında birleşik kelimeyi oluşturan kelimelerin uğradıkları anlam kaybı ve ses olayları göz önünde tutulur.


a. Bitişik Yazılan Birleşik İsimler

Aralarına ek giremeyecek kadar kalıplaşmış olanlarda kelimelerden en az biri anlam değişikliğine uğradığı için bunlar bitişik yazılır. Kelimelerden biri veya her ikisi birden anlam değişikliğine veya kaybına uğradıkları için bitişik yazılırlar:

Sivrihisar, Kırşehir, dedikodu, hanımeli, aslanağzı, keditırnağı, cumartesi, Ulucami...


Yapılışlarına Göre Birleşik İsimler

İsim + isim: İsim tamlaması

içgüdü, aslanağzı, hanımeli, Çanakkale, Pamukkale, tahtakurusu, Çatalçeşme, cumartesi, pazartesi, Topkapı(sı)...

Sıfat + isim: Sıfat tamlaması

Acıpayam, Ulukışla, anayasa, Sivrihisar, Karagöz, Altıparmak, sütlaç, başsavcı...

Fiilimsi + isim:

bilirkişi, yazarkasa...

İsim + çekimli fiil / fiilimsi:

hünkârbeğendi, imambayıldı, mirasyedi, kuşkonmaz, kediboğan, gecekondu, tanksavar, dalgakıran, tozkoparan, cankurtaran...

Çekimli fiil /Fiilimsi + çekimli fiil / fiilimsi:

dedikodu, uyurgezer, kaptıkaçtı, vurdumduymaz, oldubitti...

Yansımalarla:

çıtçıt, şakşak, patpat...


]Birleşik isimler oluşturulurken ses değişmeleri meydana gelebilir:

Cuma +erte = cumartesi
Pazar + erte = pazartesi
Sütlü+ aş = sütlaç
Top + kapı = Topkapı(sı)

]Birleşik isim olarak kullanılan bir kelime grubuyla, aynı kelimelerden oluşup da birleşik isim olmayan bir kelime grubu (meselâ bir isim tamlaması), bir eki aynı şekilde almazlar. Birleşik isimle diğer kelime gruplarını bu şekilde de birbirinden ayırabiliriz.

hanımeli-y-i                   birleşik isim, bitki adı
hanım eli-n-i                  isim tamlaması

denizaltı-y-ı                  
deniz altı-n-ı

b. Ayrı Yazılan Birleşik İsimler

Buraya kadar yapılan tasnife göre her kelimenin birden fazla özelliği vardır:

Varlıklara verilişine göre              : özel isim, cins ismi
Maddelerine göre                                   : soyut, somut
Varlıkların sayılarına göre                        : tekil isim, çoğul isim, topluluk ismi
Yapılarına göre                          : basit, türemiş, birleşik

el                     : cins ismi; somut, tekil, basit isim
düşünce                        : cins ismi; soyut, tekil, türemiş isim
kitaplıklar          : cins ismi; somut, çoğul, türemiş isim
ayakkabı                       : cins ismi; somut, tekil, birleşik isim
ordu                 : cins ismi; somut, topluluk ismi, basit isim
Ankara              : özel isim; somut, tekil, basit isim
Çanakkale         : özel isim; somut, tekil, birleşik isim.


 İSİMLERDE KÜÇÜLTME

Bir varlığın, bir ismin küçüklüğü genel olarak, başına getirilen “küçük, mini, ufak” gibi sıfatlarla ifade edilir:

Küçük köy, ufak el, mini kasa...

Bazen bu sıfatların yerini “cik, -ceğiz” ekleri tutar. Bu ekler isimlere küçültme anlamı katar.

küçük tepe→tepecik
küçük çocuk→çocukcağız

Not: Bu ekler her zaman küçültme anlamı katmayabilir; acıma ve sevgi; zavallılık ve küçümseme anlamları da katabilir:

Serçecik daldan dala atlıyor.                   (acıma)
Adamcağız korka korka ayağa kalkar.       (acıma)
Bebeciğimi çok özledim, diyordu.                        (sevgi)
küçük insan→insancık                            (zavallılık)
zavallı kelimeler→zavallı kelimecikler       (küçümseme)

“-cik” eki sıfata da getirilebilir:

genç adam→gencecik yaşta

“k” sesi ile biten sıfatlara –cik eki getirildiğinde sıfatın sonundaki “k” düşer:

küçük→küçücük
ufak→ufacık
alçak→alçacık
minik→minicik

“-cik” eki somut isimler de türetir:

karın→karıncık, badem→bademcik

“-cik” ekinin “k” ile biten isimlere getirilerek somut isim türettiği durumlarda kelime sonundaki k düşmez:

kulak→kulakçık, kapak→kapakçık...

“-ce, -imsi, -imtrak” ekleri de küçültme anlamı katar:

küçük→küçükçe
büyük→büyükçe
iri→irice
yeşil→yeşilimsi
sarı→sarımtırak



İSMİN HÂLLERİ

İsimleri isimlere, fiillere, edatlara bağlayan, diğer kelimelerle ilişki kurarak isimlerin cümlede görev kazanmasını sağlayan eklere isim hâl ekleri denir. İsimlerin bu ekleri alarak yüklendikleri görevlere ismin hâlleri denir.

1. Yalın  Hâl (Nominatif)

Eki yoktur.

İsimlerin hiçbir hâl eki almamış hâlleridir. Çoğul, iyelik ve bildirme eki almış olabilir. Bu durumda da yalın hâlde sayılırlar.

ev, okul, yol, çocuk, fikir, baba(sı), defter(ler), çalışkan(dır)...

Yapım ekleri de ismin yalın durumunu değiştirmez.

kalemlik, bilgili, susuz, meslektaş...

Birleşik isimler de hâl eki almamışlarsa yalındırlar:

dershane, tanksavar, gecekondu, bilirkişi...

Yalın hâldeki isimler cümlede özne, yüklem (ek-fiil yardımıyla), zarf tümleci ve belirtisiz nesne olarak kullanılabilirler.

Çocuk ağlıyordu.
Biraz sonra çay içelim.
Edebiyatın en mükemmel ürünü şiirdir.
Akşam size geleceğiz.



2. Belirtme (Yükleme) Hâli

“-i” ekiyle yapılır.

İsmin, fiildeki işten, hareketten, eylemden doğrudan etkilenme ve onunla ilgili olma hâlidir.

Bu eki alan isimler cümlede belirtili nesne görevinde bulunur.

ev-i gördüm, kapı-y-ı açtım, okul-u boyadılar, gül-ü koparmayın...

Belirtme durumundaki isim, yani belirtili nesne yükleme sorulan “neyi, kimi” sorularının cevabıdır. Tabi belirtili nesne bir soru kelimesi ise bu soru sorulmaz.

Çocukları buradan kim alacak?
Babası çocuğu çağırdı.
Şimdi soruları cevaplayın.
Burada kimi bekliyorsunuz?

Uyarı: Türkçe’de iki tane –i eki vardır: iyelik eki ve belirtme hâl eki. Bunlar iyi bilinirse cümledeki belirtili nesne ile isim tamlamasındaki tamlanan birbirine karıştırılmaz. Bu, cümlenin anlamından da çıkarılabilir.

–i: iyelik eki: (onun) kalem-i
–i: belirtme hâl eki: kalem-i (kim aldı?)



3. Yönelme Hâli

“-e” ekiyle yapılır.

Yüklemin yöneldiği yeri, nesneyi ya da kavramı gösterir.

Yönelme hâlinde, ismin belirttiği kavrama yöneliş, dönme, yaklaşma, ulaşma söz konusudur. Yönelme hâlindeki kelimeler cümlede dolaylı tümleç ve yüklem olabilir. Dolaylı tümleç, yükleme sorulan “neye, kime, nereye” sorularının cevabıdır.

Sinema-y-a git, ev-e dön...
Bizi karşılamak için kapıya geldi.
Bugün okula gitti.
Benim itirazım yapılan haksızlığa. (haksızlığadır: yüklem)

“-e” yönelme ekinin bunun dışında başka görevleri de vardır:

Fiyat, araç ile anlamı katar:
Kitabı bin liraya aldı. (karşılığında)
Bu iş kaç paraya olur?

Zaman bildirir, zarf tümleci yapar:
Bu iş sabaha biter.
Haftaya size gelelim.

İsimleri edatlara bağlar:
Akşama kadar okulda ders çalıştık.
Sabaha karşı varırız.
Yaşına göre ağır bir işte çalışıyordu.

Deyim kurar:
Ağzına geleni söyler.
İşleri yoluna koymak
Başına buyruk.
Başa gelen çekilir.
Çok cana yakın bir çocuktu.

İçin, aitlik, amaç ilgisi kurar:
Bunu size aldık. (sizin için)
Sana bir iyilik düşünüyorlar. (senin için)
Annesini görmeye gitti.

İkilemeler kurarak durum bildirir:
Otobüse nefes nefese yetiştiler.
İki ahbap kafa kafaya vermiş...

“-an, -en” sıfat-fiil ekleriyle birleşerek abartma anlamı veren ikilemeler kurar:
Soran sorana,
geçen geçene,
giden gidene...

Şekilce çekimli fiil olan fakat fiil özelliğini kaybetmiş söz gruplarına gelir:
Geçmiş olsuna gitti. (demeye)



4. Bulunma Hâli

“-de” ekiyle yapılır.

Eylemin yapıldığı yeri, nesneyi ya da soyut kavramı bildirir.

ev-de oturma, okul-da öğren, yurt-ta kaldı, devlet-te bulunuyor...

Bulunma hâlindeki bir isim, cümlede dolaylı tümleç, zarf tümleci veya yüklem olabilir. Dolaylı tümleç olduğunda, yükleme sorulan “nerede, nede, kimde” sorularının cevabıdır.

Eski İstanbul'da ne güzel günler yaşanmış.           (DT)
Okullar bu yıl da eylülde açılacak.             (zarf tüml.)
Suyu bir yudumda içti.                (zarf tüml.)
Siz ayakta kaldınız.                     Zarf tüml.
Çamaşırları elde yıkıyormuş.        Zarf tüml.
Saat yedide mi gelecekmiş?        (zarf tümleci)
Her şey yerli yerinde.                  (yüklem)

“-de” bulunma ekinin bunun dışında başka görevleri de vardır:

Zaman ve sayı bildiren kelimelere eklenerek ölçü, miktar bildirir:
Yılda yirmi gün izni var.
Haftada bir geliyor.
Yüzde yetmiş başarı vardı.

İkilemeler kurar:
Ayda yılda bir uğrar oldu.
Elde avuçta ne varsa bitti.

Eklendiği kelimeyi sıfat yapar:
Parmak kalınlığında yaprakları var.

Yapım eki görevi görür:
Gözde sanatçılarımızdandı.
Peyami Safa'nın "Sözde Kızlar"ını okudun mu?
Sözde Ermeni soykırımı...





5. Ayrılma (Uzaklaşma, Çıkma) Hâli

“-den” ekiyle yapılır.

Eklendiği kelimeyi dolaylı tümleç yapar; “çıkma, ayrılma, uzaklaşma” bildirir. İsmin ayrılma hâli, yani dolaylı tümleç, yükleme sorulan “nereden, kimden, neden” sorularının cevabıdır.

okul-dan çıktı, ev-den ayrıldı, yurt-tan geliyor, devlet-ten istedi...
Ali, evden yeni çıktı.
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.

“-den” ekinin bunun dışındaki görevleri:

Edat tümleci ve yüklem de yapar.
Gönüldendir şikâyet. (yüklem)
Bebek gürültüden uyandı (edat tümleci)
Yalnızlıktan sıkıldım. (edat tümleci)

Durum bildirir:
Yağmur hafiften yağıyor.
Ben onu yakından tanırım.

Üstünlük, karşılaştırma bildirir:
Kıldan ince
baldan tatlı
Erzurum’dan soğuk şehir yok.
Bundan iyisi bulunmaz.

Bütünün parçasını, bütünden ayrılmayı ifade eder:
Verilen pastadan bir dilim yedi.
Soruların cevabını sözlerimden çıkaracaksınız.
Canından can vermek istiyordu.

İsimleri edatlara bağlayarak edat grubu ve edat tümleci oluşturur:
Akşamdan beri seni arıyoruz.
Yemekten sonra çayı nerede içeceğiz?

Sebep bildirir:
Soğuktan tir tir titriyordu.
Yorgunluktan uyuyuverdi.

İsim tamlamalarında tamlayan ekinin (-in) yerine kullanılır:
Geçen gün öğrencilerden biri yanıma geldi.
Bu ürünlerden hangisini istediğinizi söyleyin.

Yapım eki özelliği kazanarak eklendiği kelimeyi sıfat yapar:
Sıradan insanlarla düşüp kalkma diyordu.
Sudan sebeplerle buradan ayrılıp gitti.
Toptan satış
Uzaktan akraba
En içten duygular

İkilemeler kurar:
Zavallı çocuk günden güne eriyor.
Baştan başa bizim bu topraklar.
Durumumuz yıldan yıla kötüye gidiyor.
Dünden bugüne ne değişti ki...

Varlıkların neden, hangi maddeden yapıldıklarını bildirir:
Üstüne yünden bir kazak almıştı.
Tahtadan kılıçlarla oynuyorlardı.
Ayı derisinden post; Rus’tan dost olmaz.

Zaman anlamlı kelimelere gelerek zaman anlamı katar:
Bu işi dünden halletmeliydik.
Yarın geceden yola çıkmayı düşünüyoruz.


6. Eşitlik Hâli

“-ce” ekiyle yapılır.

Bu hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci ve yüklem olarak kullanılır.

Onun davranışları çok zaman delicedir.
Bu okulda yıllarca çalıştım dedi.
O gün sizi saatlerce bekledik.
Bu kararı sınıfça aldık.
Bugün milletçe sevinçliyiz.
Anlatılanları sessizce dinledi.
Düşüncelerini açıkça dile getirdi.
Elazığ'dan gizlice ayrıldık.

Ekin bundan başka görevleri:

Bu ek isim, sıfat ve zarf türetir.
ben-ce, okul-ca, yurt-ça, sert-çe...

Gibi, benzerlik anlamları katar:
Çocukça davranışları vardı.
İnsanca hareket etmeliyiz.

Bakımında, yönüyle anlamı katar:
O sizden kiloca biraz daha düşük.
Akılca birbirinizden farkınız yok.

Göre anlamı katar, edat gibi kullanılır:
Sence bu yaptığın doğru mu?
Bence bu doğru.

Çokluk, abartma anlamı katar:
Evinde yüzlerce kitabı var.

Küçültme, sınırlandırma anlamı katar:
Oralarda yaşlıca bir adam dolaşıyordu.
Fatih, büyükçe bir taşı alıp denize atıverdi.


7. Vasıta Hâli

“ile” edatı kullanılarak yapılır. “i” düşürülerek kullanılır.

Bu hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci, edat tümleci ve yüklem olarak kullanılır.

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan. (edat tüml.)
İşi kolaylıkla başardı.
Ayağına gelen topa hızla vurdu.
Babasını sevinçle karşıladı.
O artık bizimledir.
Öğrencileriyle geziye gitmişti.
Arabasıyla evimize kadar getirdi.
İğneyle kuyu kazıyorsun.
Rüzgârın etkisiyle dallar sallandı.
Sonbaharın gelmesiyle soğuklar artmıştı.
Zilin sesiyle yarışma bitti.

Ekin diğer görevleri:

“ve” bağlacı görevinde kullanılır:
Annemle kardeşim buraya geldiler.
Baki’yle Fuzuli, 16. yy. şairleridir.


8. İlgi Hâli (Tamlayan Hâli)

“-(n)in”, “-den” ekleriyle yapılır ya da yalın hâldedir.

Bir isimin başka bir isme tamlayan olduğu biçimdir.

Kitabın yaprağı yırtılmış.
Ceket düğmesi
Öğrencilerden biri

“-(n)in” ekinin diğer görevleri

İsimleri, zamirleri ve sıfat-fiilleri edatlara bağlar:
Gözlerin için ölürüm, dedi.
Bunu senin için yaptım dedi.
Gelmediğin için payını aldılar.

İsimleri ve zamirleri fiillere bağlar:
Birincilik ödülü Atilla'nın oldu.
En güzel ve mutlu yıllar sizlerin olsun.



































































































SIFATLAR

Annem belediye doktoruydu. Penceresinden kavak ağaçları görünen bir sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada tek çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, yanaklarımı pembeleştiren makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, uçuşan pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Kavakları silkeleyen rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Koca bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu tasasız gözlerle izlerdim. Annemin masasında, güzel çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Kocaman bir masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim başka bir boyut kazanırdı.              
                           (Murathan Mungan; Pamukçuklar)

Yukarıdaki parçada en az iki kelimeden oluşan ve koyu harflerle yazılmış olan kelime gruplarının ilk kelimelerinin yazılmadığını, son kelimelerin kaldığını düşünelim:

Annem belediye doktoruydu. Sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu gözlerle izlerdim. Annemin masasında, çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim boyut kazanırdı.

Öncesindeki kelimeler çıkarıldığında kalanların anlamları eksilmiş oldu. Kelime anlamı olarak değil de cümleye kattığı anlam bakımından eksilme oldu.

Sağlık ocağı                  nasıl bir sağlık ocağı?
Çocuk               kaç çocuk? nasıl bir çocuk?
Makaslar                       nasıl makaslar?
Pamukçukları                 hangi pamukçuklar?
Rüzgâr                          nasıl bir rüzgâr?
Bahçe                           nasıl bir bahçe?
gözlerle                                    nasıl gözler?
çerçeveler                     nasıl çerçeveler?
Masası ve koltuğu          nasıl masa ve koltuk?
Boyut                kaç boyut, hangi boyut, ne boyutu?

Bu kelimelerin (asıl unsur olan kelimeler, isimler) tam olarak anlaşılması ve tanınması için onlardan önce bazı kelimeler getirerek anlamlarını nitelik ve nicelik yönünden tamamlarız.

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir / sağlık ocağı
Tek / çocuk
yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
uçuşan / pamukçuklar
Kavakları silkeleyen / rüzgâr
Koca / bahçe
Tasasız / gözler
Güzel / çerçeveler
Kocaman / bir / masası ve koltuğu
Başka / bir / boyut

İşte, isimlerden önce gelerek onların anlamlarını sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlayan; onları niteleyen ve belirten kelimelere sıfat denir. bu iki kelimenin (sıfat ve isim) oluşturdukları kelime grubuna da sıfat tamlaması denir ki bütün sıfat çeşitleriyle sıfat tamlaması oluşturulabilir.

Kolay iş, bu sorular, küçük çocuk, hangi ev, iki elma, üçüncü sınıf...



A) SIFATLARIN ÖZELLİKLERİ

1. Sıfatlar isimlerden önce gelerek onları sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlar; onları niteler veya belirtir:

“O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor... Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyla yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.”

o zaman, küçük çocuk, minimini yavru, temiz vagon pencereleri, güneşli mavi gök

2. Tek başlarına kullanıldıkları zaman isim değerindedirler. Çünkü ancak bir isimden önce geldikleri zaman sıfat oldukları anlaşılabilir:

Yeşil elbise(sıfat)                                
Yeşili severim (isim)
İhtiyar kadın (sıfat)                  
İhtiyarlara iyi davranmalıyız (isim)
Büyük park (sıfat)                    
Parkların en büyüğü (isim)

3. Tek başlarına kullanıldıklarında isim değerinde oldukları için alabildikleri isim çekim eklerini, yani hâl eklerini, iyelik eklerini ve çoğul ekini, bir isimden önce gelerek onu niteledikleri ya da belirttikleri zaman, yani sıfat olarak kullanıldıkları zaman alamazlar:

Bir basamak yukarı çık.   sıfat
Birler basamağı             isim
Yürüyen merdiven          sıfat
Yürüyenler ve koşanlar    isim

4. Bir sıfatla onun nitelediği ya da belirttiği bir isim arasına noktalama işareti (özellikle virgül) konmaz. Virgül konursa ilk kelime tek başına kalmış olur, dolayısıyla isimleşir.

Genç adama gülümseyerek baktı. (genç: sıfat)
Genç, adama gülümseyerek baktı. (genç: isim, özne)

5. Birkaç sıfat, arka arkaya sıralanarak bir ismi niteleyebilir veya belirtebilir:

Karanlık, büyük, korkutucu ve nemli bir evdi.

6. Sıfatın varlığından bahsedildiği her yerde mutlaka sıfat tamlaması vardır; o sıfatla (soru sıfatı da olsa) bir tamlama oluşturulmuştur.




B) SIFAT ÇEŞİTLERİ

1) NİTELEME SIFATLARI

]İsimlerin şeklini, durumunu, hareketini, rengini, kısacası kalıcı özelliklerini gösteren sıfatlardır. Nitelene sıfatları isimlere sorulan “nasıl” sorusunun cevabıdır.

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı
Yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
Uçuşan / pamukçuklar
Kavakları silkeleyen / rüzgâr
Koca / bahçe
Tasasız / gözler
Güzel / çerçeveler
Kocaman / bir masası ve koltuğu

Mavi deniz, tatlı su, kötü gün, yakın arkadaş, çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa, bayan memur, erkek adam, temiz giysi, güzel insan, düz yol, çatal çivi, sivri tepe, yassı burun...



Adlaşmış Sıfat

Bazen kişinin tam olarak bilinmediği ya da niteliğinin vurgulanmak istendiği durumlarda isim söylenmeyip sıfat, ismin yerine geçirilebilir. Bu tür sözcüklere adlaşmış sıfat denir. Adlaşmış sıfatlar niteleme sıfatlarıyla yapılır.
"Akıllı insanlar kendine güvenir."cümlesinde niteleme sıfatı olan "akıllı" sözcüğü,
"Akıllılar kendine güvenir."cümlesinde "insanlar" isminin düşmesiyle adlaşmış sıfat olmuştur.


2) BELİRTME SIFATLARI
İsimleri sayı yönünden tamlayan; yerlerini işaret eden; özelliklerini belli belirsiz olarak bildiren; onların özelliklerini soran sıfatların tümüne belirtme sıfatları denir. Belirtme sıfatları varlıkların geçici özelliklerini bildirirler:

Bu adam, o adam, şuradaki adam, (herhangi) bir adam, bir (tane) adam, kaçıncı adam, hangi adam?...

Belirtme sıfatları kendi arasında dört gruba ayrılır:


1.İŞARET SIFATLARI

İsimleri işaret ederek belirten ve yerlerini bildiren sıfatlardır. İşaret sıfatlarından bazıları şunlardır:
 “bu, şu, o, öteki, beriki, böyle, şöyle...”

Bu soruyu kim cevaplayacak?
Kitabı şu genç almıştı.
O eşyaları nereye götürüyorsun?
Öteki sorulara geçiniz.
Beriki masaları da taşıdık.
Bu kitabı ben aldım.
Şu kitabı verir misin?"
O kitabı getirir misin?"




2.BELGİSİZ SIFATLAR

İsimlerin sayılarını ve miktarlarını kesin olarak değil, yaklaşık, aşağı yukarı, belli belirsiz bildiren sıfatlardır. En çok kullanılanları şunlardır:
 “bir, birkaç, birçok, az, çok, biraz, birtakım, bütün, bazı, tüm, her, hiçbir, herhangi bir, kimi...

Bazı işlerde acele edilmeli.
Birkaç arkadaş dışarıda bekliyor.
Hiçbir emek boşa gitmez.
Bütün öğrencileri bahçeye çıkarmışlar.
Her konuda bilgi sahibi olamayız.
Bir gün yine karşılaşırız.
başka / bir / boyut,
kimi insanlar,
bir yaz günü,
bazı sıfatlar
herhangi bir zaman
her soru,
birtakım insanlar,
birkaç kişi,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
tüm insanlar,
bütün varlıklar...

Bunlardan bazılarının belirttiği isimler çoğul eki alamaz, bazılarının tamlananları çoğul olmak zorundadır; bazılarınınki de yerine göre tekil de olabilir, çoğul da.
Bütün insan→ bütün insanlar
Çoğu insan→çoğu bitkiler

Not: Asıl sayı sıfatı olan “bir” ile belgisiz sıfat olan “bir” karıştırılabilir. “Bir” kelimesi kesinlik anlamı taşırsa sayı sıfatı olur. Kesinlik bildirmezse belgisiz sıfat görevini üstlenir.

Bir çiçekle yaz olmaz
bir tane çiçek.                           asıl sayı sıfatı

Onu bir akşam vakti gördüm.        
Herhangi bir akşam vakti             belgisiz sıfat


 “Birkaç, fazla, her, her bir, herhangi bir, hiçbir...” kelimeleri belgisiz sıfat olduğunda tamlanan tekil olur. Birkaç insan (Doğru)  / Birkaç insanlar (Yanlış)
“ Bazı, nice, bütün, tüm, başka...” kelimeleri belgisiz sıfat olduğunda tamlanan çoğul olur. Bazı insanlar (Doğru) / Bazı insan (Yanlış)
“Birtakım” kelimesi “bazı” anlamına gelirse bitişik; bu anlama gelmezse ayrı yazılır. Birtakım insanlar, bunu hâlâ anlayamadı. / Okulumuz bu sene de  bir takım elbise verdi.
“Az, çok” kelimeleri isim, sıfat, zarf olarak kullanılabilir. Aza kanaat etmeyen,  çoğu bulamaz. (İsim)    / Çok çalıştım (Zarf)  / Az para verdiler (Sıfat)
“Çok” kelimesi –u ekini alarak belgisiz zamir olur. Öğrencilerin çoğu kaçtı.


3.SAYI SIFATLARI
İsimlerin sayılarını, bölümlerini, sıralarını, parçalarını kesin olarak belirten sıfatlardır. Sayı sıfatlarının çeşitleri şunlardır:

1)Asıl Sayı Sıfatları
İsimlerin sayılarını kesin olarak belirten sıfatlardır.

Her gün iki saat ders çalışır, bir saat de kitap okurum.
Bir ağaç bile bırakmamışlar; kesmişler.
Yüz yıl öncesine geri döndük.
Türkiye nüfusunun yetmiş milyon olduğu söyleniyor.
Beş milyon ton patates

10 cm ip, 2 m kumaş, 100 ton kömür, 3 kg şeker...

]Başında asıl sayı sıfatlarından biri bulunan bir isme çoğul eki getirilmez. ”Beşevler, Altmışevler, Yedi Cüceler, üç aylar, Kırk Haramîler, beş milyonlar, on milyonlar (banknotlarımız)”gibi örnekler bu kurala uymaz.

]Sayı sıfatlarıyla niteleme sıfatları art arda kullanılırsa sayı sıfatı önce gelir:
iki değerli arkadaş, üç kırık cam...

] Her sayı kelimesi sıfat olmaz. Sıfat olabilmesi için ismi nitelemesi gerekir: Altıyı üçe böl. (Her ikisi de isim) / Altı ekmeği üçe böl. (Birincisi sıfat, ikincisi isim)
]Tek” ve “çift” kelimeleri de asıl sayı sıfatıdır: Tek kişi, çift oda...
            ] Sayılar bazen başka kelimelerle birlikte sıfat olabilir: Beş kilo ceviz.
                                                                                          Sıfat
]Asıl sayı sıfatlarının nitelediği isimler çoğul eki alırsa topluluk anlamı kazanır: Üç Aylar, Yedi Cüceler...


2)Sıra Sayı Sıfatları
İsimlerin sıralarını, derecelerini belirten sıfatlardır. sayı sıfatlarının sonuna –(ı)ncı, -nci, -ncu, -ncü ekleri getirilerek yapılır.

77. yıl, 11’inci bölük, birinci gün, ikinci gelişimiz...
üçüncü kişiler, ikinci katlar...

] “ilk” kelimesi birinci anlamındadır:
İlk (birinci) caddeden sağa dönün.

] “son, sonuncu, ortanca” kelimeleri de sıra sayı sıfatıdır:
son fırsat, ortanca çocuk, sonuncu kişi...

]Sonuncu, ortanca, ilk, son” kelimeleri de sıra sayı sıfatı olarak kabul edilir: Sonuncu adam, ortanca çocuk, ilk sıra....
            ]Sıra ve derece bildiren kelimeler bazen isim olur. Yarış birincisine bin altın verildi.
             İsim





3)Üleştirme Sayı Sıfatları
 İsimlerin bölümlere ayrıldığını, bölüştürüldüğünü gösteren sıfatlardır. Tam sayıların sonuna “-(ş)er, “-(ş)ar ekleri getirilerek yapılır: Onar lira, beşer yıl...

Üçer kişi, ikişer elma, yedişer kişi, ellişer milyon, birer gün arayla,

] “Teker, çifter, yarımşar” kelimeleri de üleştirme sayı sıfatı olabilir: Çifter sıra, yarımşar pide...
] -ar, -er eklerini alan kelimeler zarf olarak kullanılabilir: İçeriye teker teker girin.
                                  Zarf


4)Kesir Sayı Sıfatları

İsimlerin, bütünün kaçta kaçı olduğunu gösteren sıfatlardır.
Yüzde bir ihtimal, yarım ekmek, çeyrek (dörtte bir) ekmek, yarıyıl, iki buçuk lira...

]Bu tamlamalarda tamlanan çoğul yapılabilir.
Kardeşlerin üçte bir payları var.

]Tamlayan çoğul yapılıp tamlananla yeri değiştirilebilir:
Yüzde otuz artış düşünülüyor.→Düşünülen artış yüzde otuzlarda.

]Kesir bildiren kelimeler tamlanan durumunda kalırsa isim görevini üstlenir: Kazancımın üçte ikisini buna harcadım.
               

5)Topluluk Sayı Sıfatları

Bir defada doğan birden fazla kardeşler için kullanılır. Bunlardaki “z” sesi çokluk bildirir.Tamlanan çoğul olabilir.

üçüz bebek, beşiz çocuklar.




4.SORU SIFATLARI

Soru sıfatları, isimlerin nitelik ve niceliklerini soru yoluyla öğrenmeyi amaçlayan, cevapları da herhangi bir sıfat olan kelimelerdir. Soru sıfatlarından bazıları şunlardır:
“ne, nasıl, nice, ne gibi, ne biçim, kaç, kaçıncı, kaçar, hangi, ne türlü...”
 Nasıl şiirleri beğenirsiniz?
Kaçar gün kaldın şehirlerde?
Hangi konuyu işleyeceğiz?
Kaç soru çözmeli günde?



]Soru sıfatları cümleyi soru cümlesi yapar. Bazı durumlarda da yapmaz:

Bu nasıl bir dünya; hikâyesi zor...
Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?

]Soru sıfatlarıyla da sıfat tamlaması oluşturulur.
 Kaç gün sonra geleceksin?
Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?

Örnekler

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.
Kaçıncı sınıfta okuyor?
Ne gün geleceğini söyledi mi?
Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?
Kaçta kaç hisse istersin?

Not: “ne” kelimesi sıfat, zarf ve zamir olarak kullanılabilir.

Ne bakıyorsun?              Zarf
Ne almak istiyorsun?      Zamir
Ne gün geleceksin?        Sıfat
Ne iş yapıyordunuz?        sıfat
Bugün ne çalıştık ama.   zarf



5.ÜNVAN SIFATLARI
Kişilerin mesleklerini, cinsiyetlerini, makamlarını, lakaplarını belirten  sıfatlara unvan sıfatları denir. Bu sıfatlar sadece insan isimlerini niteler. Bazen isimden önce, bazen sonra gelir:
             İsmet Bey, Teğmen  Kasım, Ali Amca, Hasan Paşa, Ahmet Reis, Doktor Malik, Ayşe Hanım, Çolak Nebi,                                              Öğretmen Harun...

Ünvan bildiren kelimeler bazen isim göreviyle kullanılır:
            Kardeşim okuyup avukat olacak.(İsim)
            Avukat Burhan, benim kardeşimdir. (Sıfat)

NOT :
1)Bir sıfat, birden fazla ismi niteleyebilir: Tatlı elmalar, şeftaliler, kirazlar...Bu durumda anlatım bozukluluğu olmamalıdır: Tatlı elmalar, şeftaliler, kirazlar, limonlar (Yanlış)
2) Birden fazla sıfat bir ismi niteleyebilir: Tatlı, güzel, kırmızı elma...



SIFATLARDA KÜÇÜLTME
Sıfat olan sözcüğün anlamında küçültme ya da daralma, "-cik,-ce, (-ı)msı, (-ı)mtırak" ekleri ile yapılır. Bu eklerin getirilmesi ile oluşan sıfatlara küçültme sıfatları denir.
Küçük bir evleri vardı.
cümlesinde "küçük" sıfattır ve kendinden sonra gelen ismin niteliğini belirtmektedir.
Küçücük evleri vardı.
cümlesinde "-cik" eki almış "küçücük" sözcüğü de niteleme sıfatıdır. Buradaki "küçücük" sözcüğün "küçük" sözcüğünden farkı, eklendiği ismin anlamında küçültme yapmış olmasıdır.
Küçük ev → küçücük ev
Ekmek ayvasının ekşimsi bir tadı vardı.
Üzerine mavimtırak bir ceket giymişti.
Masada kalınca bir kitap duruyordu.
Yukarıdaki cümlelerdeki altı çizili sözcükler küçültme sıfatıdır.




SIFATLARDA PEKİŞTİRME
Sıfatlarda pekiştirme, yani anlamın kuvvetlendiril-mesi iki şeklide yapılır:
Sıfat olan sözcüğün ünlüye kadarki ilk hecesi alınır, daha sonra "m, p, r, s" harflerinden uygun olanı getirilir. En son da sıfat olan sözcük tekrar yazılır.
İsterseniz "temiz" sözcüğü üzerinde bu anlatılarımızı uygulayalım:
Te - r - temiz → tertemiz

Çocuklar bembeyaz elbiseler giymişlerdi.
Dümdüz yolda ilerliyorduk.
Şöyle yemyeşil çimenlerin üzerine uzansam!
cümlelerinde altı çizili sözcükler pekiştirme sıfatıdır.

Sıfat olan sözcüğün tekrar edilmesi ile yapılır. Örneğin "çeşit" sözcüğünü ele alalım. Bu sözcük tekrar ederek bir ismi nitelediğinde pekiştirme sıfatı olur:
Çeşit çeşit meyveler vardı masada.
Bu cümlede altı çizili sözler pekiştirme sıfatıdır.

Bahçede uzun uzun ağaçlar vardı.
Derin derin ırmaklar aşarak geldik.
cümlelerindeki altı çizili sözler pekiştirme sıfatıdır.


SIFATLARDA DERECELENDİRME
Sıfatlarda derecelendirme "pek, çok, daha, en..." gibi sözcüklerle yapılır.

Kardeşin onlardan daha akıllı biri.
cümlesinde "daha" sözcüğü üstünlük,
En güzel kitap buydu.
cümlesinde "en" sözcüğü en üstünlük,
Çok güzel çiçekleri vardı."
cümlesinde "çok" sözcüğü aşırılık anlamı katmıştır. Sıfatlarda derecelendirme yapan sözcükler sıfat değildir.






C) YAPILARINA GÖRE SIFATLAR

Sıfatlar da isimler gibi yapı bakımından basit, türemiş ve birleşik olmak üzere üçe ayrılır:

1. Basit Sıfatlar

Herhangi bir yapım eki almamış ve başka bir kelimeyle birleşmemiş sıfatlardır.

Kara gün, kırmızı gül, bol yemek, iri taş, iyi insan, son yolculuk, dost ülke, düz çizgi.


2. Türemiş Sıfatlar

İsim ya da fiil köklerine ve gövdelerine getirilen isim yapım ekleriyle oluşturulmuş sıfatlardır.

Kiralık ev, yıllık izin, tuzlu su, Aydınlı Hasan, işsiz adamlar, ölü balık, sütçü kadın, yarınki maç, genişçe bir oda
büyücek bir ev, ekşimsi / ekşimtırak erik, kısacık kol, incecik ip...
Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı
yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
uçuşan / pamukçuklar
Kavakları silkeleyen / rüzgâr
Kocaman / bir masası ve koltuğu
çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa...


3. Birleşik Sıfatlar

Yapısında birden fazla kelime barındıran sıfatlardır.

Külyutmaz öğretmen, mirasyedi gençler, boşboğaz insanlar, boğazına düşkün adam, birtakım sorunlar, cana yakın çocuk...
           
Birleşik sıfatlar ikiye ayrılır:

a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar
                       
Anlamca kaynaşmış sıfatlardır. Birden fazla kelimenin sözlük anlamlarından az ya da çok uzaklaşarak, aralarına ek ya da kelime girmeyecek şekilde birleşerek oluşturdukları sıfatlardır.

Canciğer dost, vatansever sanatçı, pisboğaz çocuk, mirasyedi gençler, kahverengi elbise, eşsesli kelimeler, birkaç adam, herhangi bir öğretmen, biraz zaman, birtakım elbiseler...

b. Kurallı birleşik sıfatlar
            Çeşitli yollarla oluşurlar:

Sıfat tamlaması + “-li” yapım eki
            büyük yapraklı ağaçlar, dost bakışlı insanlar, kısa boylu asker, büyük kapılı bina, kırık camlı ev...

Sıfat tamlaması + “lık” eki
            yarım günlük mesai, üç kuruşluk iş...

İsim +  iyelik eki + sıfat
            salonu büyük (bir) ev, çenesi düşük adam, saçı uzun bebek, rengi soluk kumaş...

Takısız isim tamlaması + “-li” yapım eki
            taş duvarlı ev, aslan yürekli çocuk, demir kapılı bahçe...

İsim + “-den” ayrılma hâl eki + isim-fiil
            kulaktan dolma bilgiler...

İkileme + isim
 evsiz barksız insanlarımız, tatsız tuzsuz işlerimiz, irili ufaklı eşyalar...

İsim + ek + fiilimsi + isim
 işini bilir memur

Deyim + isim
 cana yakın arkadaşlar, çenesi düşük insan...



D)  SIFATLARDA ANLAM

1. Sıfatlarda Anlam Kuvvetlendirme

]Zarflarla ve edatlarla anlam kuvvetlendirilebilir:

çalışkan→arı gibi çalışkan→arı gibi çalışkan çocuk
güzel→Cennet kadar güzel→Cennet kadar güzel vatan
verimli→çek verimli→çok verimli topraklar

Burada “cennet kadar” kelime grubu “güzel” sıfatını; sonra hepsi birden “vatan” kelimesini nitelemiş.

]Pekiştirme sıfatları ile de anlam kuvvetlendirilebilir:

Bir sıfatın ilk iki sesine “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenip, oluşan hecenin o sıfatın başına getirilmesiyle oluşur. Ünlüyle başlayan sıfatlarda ilk ünlüye “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenir.

Sarı sayfalar→sapsarı sayfalar
Kırmızı→kıpkırmızı elbise
Mor→mosmor bir yüz
Yeşil→yemyeşil tabiat
Temiz→tertemiz toplum
Uzun→upuzun araba

Bu kurala uymayan pekiştirme sıfatları da vardır:

Sapasağlam, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...

]Tekrar yoluyla da anlam kuvvetlendirilebilir. Tekrar edilen kelimeler arasına “mİ” soru eki de konabilir:

doğru dürüst bir iş, boylu poslu bir adam, az buz para değil...
yüce yüce yaylalar, Mini mini eller, tatlı tatlı diller...
tatlı mı tatlı diller, sevimli mi sevimli bir yüz, sıcak mı sıcak bir hava...

2. Sıfatlarda Anlam Daraltma

]Sıfatların anlamlarında, bazı eklerden yararlanarak kısma, daraltma, küçültme yapılabilir. Bunun için “-cik, -çe, -cek, -(i)msi, -(i)mtırak” ekleri kullanılır:

Geniş bir oda     →daha az genişi →genişçe bir oda
Uzun bir çocuk   →daha az uzunu            →uzunca bir çocuk
Büyük ev           →daha az büyüğü→Büyükçe / büyücek bir ev
Küçük çocuk      →daha az küçüğü→küçükçe / bir çocuk
Tatlı elma          →daha az tatlısı →tatlımsı bir elma
Ekşi erik             →daha az ekşisi →ekşimsi / ekşimtırak erik

“-cik” eki küçüklük, azlık anlamı taşıyan sıfatlara getirilir ve aşırılık anlamı katar:

Kısa kol        →daha da kısası     →kısacık kol
İnce ip         →daha da incesi     →incecik ip
Az ekmek      →daha da azı            →azıcık ekmek
Minik yavru    →daha da miniği       →Minicik yavru
Küçük kız       →daha da küçüğü     →Küçücük kız
Ufak el         →daha da ufağ          →Ufacık el
Yumuşak eller→ daha da yumuşağı→Yumuşacık eller

3. Sıfatlarda Karşılaştırma

Aynı özelliklere sahip olan varlıkları karşılaştırarak o özelliğe hangisinin daha çok sahip olduğunu göstermek için sıfatın başına “en, daha, pek” kelimeleri getirilir.

En kuvvetli millet
Daha dürüst insanlar
Pek çalışkan işçi








2. SIFAT TAMLAMASI

Annem belediye doktoruydu. Penceresinden kavak ağaçları görünen bir sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada tek çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, yanaklarımı pembeleştiren makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, uçuşan pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Kavakları silkeleyen rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Koca bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu tasasız gözlerle izlerdim. Annemin masasında, güzel çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Kocaman bir masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim başka bir boyut kazanırdı. (Murathan Mungan; Pamukçuklar)

Yukarıdaki parçada en az iki kelimeden oluşan ve koyu harflerle yazılmış olan kelime gruplarının ilk kelimelerinin yazılmadığını, son kelimelerin (isimlerin veya isim tamlamalarının) düşünelim:

Annem belediye doktoruydu. Sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu gözlerle izlerdim. Annemin masasında, çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim boyut kazanırdı.

Öncesindeki kelimeler çıkarıldığında isimlerin anlamları eksilmiş oldu. Kelime anlamı olarak değil de cümleye kattığı anlam bakımından eksilme oldu.

Sağlık ocağı                  nasıl bir sağlık ocağı?
Çocuk                           nasıl bir çocuk?
Makaslar                       nasıl makaslar?
Pamukçukları                 hangi pamukçuklar?
Rüzgâr                          nasıl bir rüzgâr?
Bahçe                           nasıl bir bahçe?
gözlerle                                    nasıl gözler?
çerçeveler                     nasıl çerçeveler?
Masası ve koltuğu          nasıl masa ve koltuk?
Boyut                           hangi boyut, ne boyutu?

İsim tamlamasında olduğu gibi sıfat tamlamasında da isimlerin (asıl unsur) tam olarak anlaşılması ve tanınması için onlardan önce bazı kelimeler getirerek anlamlarını nitelik ve nicelik yönünden tamamlarız.

Tanımı

Bir veya daha fazla sıfatın bir (veya daha fazla) ismi sayı, renk, biçim, hareket, durum, sayı ve yer bakımından nitelediği veya belirttiği kelime gruplarına sıfat tamlaması denir.

Özellikleri

]Sıfat tamlamalarında birinci kelimeye tamlayan; ikincisine de tamlanan denir. Tamlayan, tamlananın anlamını bütünler. Tamlayan, yani sıfat yardımcı unsurdur; tamlanan, yani isim de asıl unsurdur. Tamlayan başta gelir, tamlanan sonda. Bu “Türkçede yardımcı unsur başta; asıl unsur sonda bulunur” kuralına göre açıklanabilir. Grubun vurgusu tamlayandadır.

İsim tamlamasında olduğu gibi sıfat tamlamasında da tamlananla tamlayanın nereden ayrılacağı iyice kavranmalı, anlam her zaman ön plânda tutulmalıdır.

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir / sağlık ocağı
Tek / çocuk
yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
uçuşan / pamukçuklar
Kavakları silkeleyen / rüzgâr
Koca / bahçe
Tasasız / gözler
Güzel / çerçeveler
Kocaman / bir / masası ve koltuğu
Başka / bir / boyut

]Sıfatla isim eksiz birleşir. Yani tamlama eki yoktur.

Kırık kalp, serin serviler...

]Bütün sıfatlarla sıfat tamlaması yapılabilir:

Niteleme Sıfatlarıyla

Kocaman / bir masası ve koltuğu
Koca / bahçe, tasasız / gözler, güzel / çerçeveler
Mavi deniz, tatlı su, yakın arkadaş, çalışkan öğrenci, yuvarlak masa, akciğer, Akdeniz, karabiber, başbakan, başhekim...

İşaret sıfatlarıyla

Bu soruyu kim cevaplayacak?
Kitabı şu genç almıştı.
O eşyaları nereye götürüyorsun?
Öteki sorulara geçiniz.
Beriki masaları da taşıdık.

Asıl sayı sıfatlarıyla

Her gün iki saat ders çalışır, bir saat de kitap okurum.
Bir ağaç bile bırakmamışlar; kesmişler.
Yüz yıl öncesine geri döndük.
Türkiye nüfusunun yetmiş milyon olduğu söyleniyor.
Beş milyon ton patates

Sayıyla değil de diğer birimlerle ölçülen nesneler için

10 cm ip, 2 m kumaş, 100 ton kömür, 3 kg şeker...

Sıra sayı sıfatlarıyla

77. yıl, 11’inci bölük, birinci gün, ikinci gelişimiz,

Kesir sayı sıfatlarıyla

Yüzde bir ihtimal, yarım ekmek, çeyrek (dörtte bir) ekmek...

Üleştirme sayı sıfatlarıyla

İkişer elma, yedişer kişi, ellişer milyon, birer gün arayla,

Belgisiz sıfatlarla

kimi insanlar, bir yaz günü, her soru, birtakım insanlar, birkaç kişi, tüm insanlar, bütün varlıklar...

Soru sıfatlarıyla

Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?
Kaç gün sonra geleceksin?
Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?
Kaçıncı sınıfta okuyor?
Ne gün geleceğini söyledi mi?
Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?
Kaçta kaç  hisse istersin?

Sıfat-fiillerle veya sıfat-fiil gruplarıyla

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı
yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
Kavakları silkeleyen / rüzgâr
uçuşan / pamukçuklar
mavileşen / manzara
eserken yelken açmadığım / rüzgâr
daha deniz görmemiş / bir çoban çocuğu
gecenin bitmeğe yüz tuttuğu / an

]Sıfat ve zarfların anlamlarını, miktar ve derece bakımından tamamlayan zarfların meydana getirdiği kelime grupları da birer sıfat tamlamasıdır.

en tatlı, çok güzel, pek doğru, daha gösterişli...

]Sıfat tamlamasında sıfatla isim arasına noktalama işareti konmaz. Meselâ, virgül konursa ilk kelime tek başına kalmış olur, dolayısıyla isimleşir.

Genç adama gülümseyerek baktı. (genç: sıfat)
Genç, adama gülümseyerek baktı. (genç: isim, özne)

]Birkaç sıfat, arka arkaya sıralanarak bir ismi niteleyebilir veya belirtebilir:

Karanlık, büyük, korkutucu ve nemli bir evdi.
Yavaş, vakur, tatlı bir kadın sesi

]Aynı şekilde bir sıfat birden fazla isme ait olabilir:

Yüksek dağlar, tepeler, yaylalar, o bölgenin coğrafî yapısını oluşturur.
Pahalı elbiseler, ayakkabılar

]Tamlanan, tamlayan veya her ikisi birden kelime grubu olabilir. Sıfat tamlaması da başka bir sıfat tamlamasında tamlayan ya da tamlanan olabilir:

Seher musikisi → Engin seher musikisi→ Bir engin seher musikisi
Şu / gözlüklü adam
Mum rengi / çehreler
Yumuşak ve korkak / adımlar
Bacalara takılan / şu beyaz bulutlar
Ay ışığındaki / büyülü şeffaflık ve nur
Koklamadan attığım / gül demeti

]Cümlede isim, sıfat ve zarf olarak görev yaparlar.

Bu yumuşak ve pembe tenli avı, pençesinde sıkarak yükseldi.
Sabah ezanı okunurken başlayan yağmur, birdenbire sağanak hâlini aldı.

]Sıfat tamlamalarında eğer tamlanan zaten tamlayanın anlamında varsa düşürülür. Bilinir ki o sıfat o isimden başkasına ait değildir. Bu durumda bu sıfatlara adlaşmış sıfatlar denir:

Ağlayan insanlar bir gün güler.    ž         Ağlayanlar bir gün güler.
Gelen ... giden ... aratır              ž         Gelen gideni aratır.

Hasta adamı hastahaneye yetiştiremediler ž Hastayı yetiştiremediler.
 Üçler basamağı,
1453’ten sonra...
Gençler ağaç dikiyor.
Tembeller başarılı olamaz.

















ZAMİRLER  (ADILLAR)

İsim olmadıkları hâlde isim gibi kullanılan, isimlerin yerini tutan kelimelere zamir denir.

Zamirlerin özellikleri şunlardır:
1.Tek başına görev üstlenir. (Sen, biz, o...)
2.Sözü kısaltmaya yarar.
3.Çoğul biçimleri vardır. (Sizler...)
4.Hâl ekleri alır.
5.İyelik ekleri alır. (Benim, senin...)
6.Tamlama eklerini alır. (Benim evim)
7.Dolayısıyla cümlede isim gibi kullanılabilirler.
8..Zamirler cümlede “yüklem, özne, nesne, dolaylı tümleç” olabilir.
9. Anlamdan çok görev yönü ağır basar.
10. Cümlede tek başlarına görev üstlenebilirler.


Zamirler anlam ve biçim yönünden şu çeşitlere ayrılır:

ZAMİR TÜRLERİ


ÖZCÜK DURUMUNDA ZAMİRLER

EK DURUMUNDA ZAMİRLER

KİŞİ

ZAMİRLERİ

İŞARET

ZAMİRLERİ

BELGİSİZ

ZAMİRLER

SORU

ZAMİRLERİ

İLGİ
ZAMİRİ
İYELİK

ZAMİRİ
ben
sen
o
biz
siz
onlar
kendi
bu
şu
o
bunlar
şunlar
onlar
herkes
hepsi
bazısı
kimse
çoğu
kimisi
biri
birkaçı
birçoğu
birazı
kim
kimi
kime
nereden
nereye
hangi
kaç
-ki
-im
-sin
-i
-imiz
-iniz
-leri

                       

A) KELİME BİÇİMİNDEKİ ZAMİRLER

1.Kişi (Şahıs) Zamirleri
İnsan isimlerinin yerini tutan zamirlere  kişi zamirleridenir. Kişi zamirlerinin sayısı altıdır. Ben, sen, o, biz, si z, onlar.
Bu zamirler hâl eklerini, iyelik eklerini, çoğul eklerini alır.  Beni, bende, sizler, benim...

         
Size ben yardım ederim.
O, sana mektup göndermiş.


Kişi Zamirinin Diğer Özellikleri:
1.“Ben” zamiri, -e  ekini aldığında kökünde değişme  olur. Aynı kural “sen” zamiri için de geçerlidir.
Ben-e               Bana

2.“Ben” zamirinin tamlayan ve tamlanan eki –im’dir. Benim kalemim.

]Tamlayan eki (ilgi hâl eki)ni alabilirler; iyelik eklerini almazlar.
Bu durumda şahıs zamirleri tamlamalarda ancak tamlayan olarak kullanılabilirler.
Bu tamlamalarda sonradan tamlayan düşebilir. Çünkü tamlanandaki iyelik ekleri zaten şahıs anlamı taşımaktadır:

Benim kalemim, senin defterin, onun çantası, bizim okulumuz, sizin sınıfınız, onların bahçeleri, bizlerin kaygısı, sizlerin iyiliği... kalemim, defterini al, çantası, okulumuz, sınıfınız, bahçelerine bak...

Bu tür tamlamalarda tamlayan vurgulanmak istenirse düşürülmez:

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Başkasının değil, senin. Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)
Biz bugün senin misafiriniz. (Başkasının değil, senin.)


Tamlayan atıldığında yanlış anlaşılma olacaksa atılmaz:

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)
Onun eşyalarını bize getir.           →Eşyalarını bize getir
Senin doğum tarihini bilen yok mu?         →Doğum tarihini bilen yok mu
Onun yarışmada birinci olduğuna sevindim.

3.Bazen “saygı, incelik, kırılma, öfke” nedeniyle “sen” zamiri yerine “siz” zamiri kullanlır. Siz kim oluyorsunuz? Sizden bir ricam olacak.

4.Böbürlenmek amacıyla “ben” yerine “biz” zamiri kullanılır. Bize Konyalı Paşa derler.
5.“Biz” zamiri çoğul ekini alarak abartma ve övünme anlamı kazanır. Bu konuda bizleri hiç hesaba katmıyorsunuz.
6.“Siz” zamiri, saygı nedeniyle çoğul ekini alabilir.Sizleri unutur muyuz hiç!


Dönüşlülük zamiri

Şahısları pekiştirerek bildiren ve fiildeki işin, özne tarafından bizzat yapıldığını ya da yapana dönüşünü bildiren zamirdir. Şahıs zamiri olarak da bilinir. Dönüşlülük zamiri “kendi”dir.
Örnek:
Bu kitabı ben yazdım.
Bu kitabı ben kendim yazdım.


]Bu zamir diğer zamirlerden farklı olarak bütün iyelik eklerini alabilir. İyelik eklerini üzerine hâl ekleri getirilebilir.

Kendi-m-de
Kendi-n-den
Kendi-si-n-i
Kendi-miz-in
Kendi-niz-le
Kendi-leri-n-ce

] İyelik eki almadan tamlayan olabilir.  Bu durumda belirtili isim tamlaması sayılır:

Kendi elim
Kendi arkadaşın
Kendi babası
Kendi evimiz
Kendi okulunuz
Kendi fikirleri

]Özneyle (isim veya zamir) birlikte, pekiştirme görevinde (bizzat anlamında) kullanılır:

“Saide Hanım, bir kitap okuyordu. Başını kaldırdı, kocasını süzdükten sonra:
-Siz kendiniz de inanmıyorsunuz ya! dedi.
-Ama, inanılır şeyler mi? (Memduh Şevket Esendal; Saide)

Ben kendim de yaparım.
Vali Bey, kendisi emir vermiş.
O kendisi okusun.
Evi  siz, kendiniz görmelisiniz.

]Fiilin özneye dönüşünü bildirir:

Çocuk kendisi yıkanmış.

]Tamlama hâlinde ve tek başına yapılan bir işi anlatmak için kullanılabilir:

“Yüzlerce defa kendi kendime sorduğum bu suale içimizdeki yanık, hicranlı sesten ayni cevabı alıyordum...”
“Tabiatın pek nafile yere bana verdiği bu gençlik hazinesinin kendi kendine tükenip gittiğine sızladım...”

]Bazen “kendi” kelimesi yerini tuttuğu kişi zamiriyle birlikte kullanılarak anlamı pekiştirir.
Bu yazıyı kendim yazdım / Bu yazıyı ben yazdım / Bu yazıyı ben, kendim yazdım.
Kendi” kelimesi belirtili isim tamlamasında tamlanan olarak kullanılabilir.
Böyle olduğunu çocuğun kendisi söyledi.


2.İşaret Zamirleri
Varlıkları göstererek onların isimlerinin yerlerini tutan zamirlere denir.
Asıl işaret zamirleri “bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar” dır.
Türkçe’de en çok kullanılan diğer işaret zamirleri şunlardır: Bura, şura, ora, burası, şurası, orası, burada, şurada, orada, buradan, şuradan, oradan, burayı, şurayı, orayı, buralar, şuralar, oralar, öteki, beriki, karşıki...

Örnek:
Bu bana dedemden kaldı.
O dün kapıya bırakılmış.
Şunlar neden masanın üzerinde duruyor.
Şu senin değil mi?
Bunlar en sevdiğim kitaplarımdır.
Bunu kim yaptı?
Şunda ne var?
Benim kitabım o değil.
Bunlar size ait.
Şunlar da sizin olsun.
Onlar kime kaldı?
Ötekini bana ver.
Beriki sende kalsın.
Bura bana pek yabancı gelmedi.
Şura nasıl?
Ora daha iyi.
Burası da fena değil.
Şurası yakın sayılır.
Orası çok uzak.
Böylesi, insanı rahatsız eder.
Şöylesi de doğru olmaz ki.
Öylelerinden her zaman kaçarım.

]İyelik eki almazlar; diğer isim hâl eklerini alabilirler. Dolayısıyla isim tamlamalarında ancak tamlayan olabilirler.

bundaki, burada, onlarla, şundan, ötekiler...
bunun rengi, buranın havası, onların evi, ötekinin bahçesi...


İşaret zamirleri varlıkların mesafesini belirtmek için kullanılır.

Yakında olan için : bu
Biraz uzakta olan için : şu
En uzakta olan için : o işaret zamirleri kullanılır.


* İşaret zamirleri isim tamlamalarında tamlayan ve tamlanan olabilir.  Bunun adı / Kitabın şurası *  “Böyle, şöyle, öyle” kelimeleri kullanılışına göre bazen isim, bazen sıfat, bazen zamir, bazen zarf görevi üstlenir.

O, her zaman böyledir. Böylesini hiç görmedim.      
                                   isim       işaret z.                                                                
Böyle adamlar her zaman başarır. Bu böyle olmaz.                        
             sıfat                                               zarf

     

NOT : “o”  ve “onlar” kelimeleri hem kişi zamiri, hem de işaret zamiridir. Bu kelimeler, insan isimlerinin yerini tutarsa kişi zamiri; insan dışındaki varlıkların yerini tutarsa işaret zamiridir.

Ona telefon edeceğim. (Kişi zamiri)
 Onu hemen çöpe atın (İşaret Zamiri)

O, tatilde dayısının yanına gidecek.
Onlar, sınıfın en çalışkan öğrencileridir.
cümlelerindeki altı çizili zamirler insanların yerine kullanıldığından şahıs zamiri,

O, okula giderken cebinden düşmüş.
Onlar, bayatladığı için çöpe atılacak.
cümlelerindeki altı çizili zamirler, insan dışındaki nesneleri karşıladığı için işaret zamiridir.

Bu kelimelerin insanın veya insan dışı varlıkların yerini tuttuğu bazen anlaşılmaz. Bu durumda cümlenin söylendiği ortama dikkat edilir. Onu bana getir. Bu cümlede “Onu” hem insanın yerini tutabilir hem de insan dışı varlıkların yerini tutabilir.  Ayrıca “bu, şu” kelimeleri insan yerini tutsa bile kişi zamiri olmaz. Yazıyı bu yazdı. (İşaret Zamir)


“bu, şu, o, öteki, beriki, böylesi, şöylesi, öylesi” kelimeleri çeşitli görevlerde kullanılır:

bu: işaret zamiri →         Bunu biliyor musun?
     işaret sıfatı   →         Bu bilgiyi nereden aldın?
şu:işaret zamiri   →         Şunu görmüştüm.
     işaret sıfatı   →         Şu eşyaları taşıyalım.
o: şahıs zamiri    →         O bu akşam geç gelecek.
    işaret zamiri   →         O benim elmam.
    işaret sıfatı    →         O elma benim.

Aşağıdaki kelimeler de hem işaret zamiri hem de sıfat olarak kullanılabilir.

Öteki                Ötekini bana ver.
                        Öteki kitabı ver.
Beriki                Beriki sende kalsın.
                        Beriki kaset sende kalsın
Böylesi  Böylesi, insanı rahatsız eder.
                        Böylesi davranışlar.
Şöylesi              Şöylesi de doğru olmaz ki.
                        Şöylesi bir tarzla yapmak.
Öylesi               Öylesinden her zaman kaçarım.
                        Öylesi insanlardan.

Bu kelimelerin sıfat mı zamir mi olduklarını anlamak için şu soruları sorarız:

─İsmin yerini mi tutuyorlar, yoksa ismi niteliyor ya da belirtiyorlar mı?
─Zamirler ismin yerini tutar; sıfatlar isimle birlikte kullanılır.

─Tekilleri ve çoğulları var mı?
─Sıfatların çoğulları yoktur; zamirlerinse vardır.

─Hâl eklerini alıyorlar mı?
─Sıfatlar hâl ekleri almaz, zamirler alır.


3.Soru Zamirleri

İsimlerin yerini soru yoluyla tutan zamirlerdir. Esas soru zamirleri “kim” ve “ne” dir. Bunun yanında soru bildiren diğer kelimeler de soru zamiri olarak kullanılabilir.

Diğer  soru zamirleri şunlardır: Kim, kimler, ne, neler, nere, neresi, nereyi, nereye, nerede, nereden, kaçı, kaçımız, kaçınız, hangisi, hangimiz, hangileri, kaçıncı, kaçta, kaçtan...
         


Örnek:
Annem sana ne dedi?
Bu çocuk da kim?
Bu saate kadar nerede kaldın.
Şimdi nereye gidiyoruz?
Soruların kaçını çözmüş?
Bu işi kime danışalım?
Hanginiz bu soruyu çözecek.
Yanında ne getirdin?
Bunları sana kim anlattı.


Fiilden önce gelen kelimeler genellikle zarf olduğu için  , fiilden önce gelen her kelimeyi zarf olarak algılayabiliriz. Bir kelimenin zarf olabilmesi için fiilden önce gelmesi değil, fiili nitelemesi gerekir. Buna göre şu cümlelerde fiilden önce gelen kelimeler, fiili nitelemediği için soru zarfı değil, soru  zamiridir. Bu arabayı nereden aldın? Bu yazıyı hanginiz yazdı?
           

Özellikleri

]Soru zamirleri cümleye soru anlamı katar, ama bazı durumlarda soru cümlesi yapmaz.

Kimin geldiğini bilemem.
Hangisini istediğini anlamadım.

]“hangi ve kaç” sıfatları iyelik eki alarak zamir olular.

Hangisi sizinle geldi?
Soruların kaçı cevaplandı?

]Soru zamirleri hâl eklerini alabilir.

Buraya nereden geldiniz?
Nereden gelip nereye gidiyoruz?
Burada kimi bekliyorsun?
Bu masa neden yapılmış? (─tahtadan)

]Soru zamirleri isim tamlamasında tamlayan da tamlanan da olabilir.


Öğrencilerin kaçı geldi?
Tamlayan     Tamlanan

Kimin yanında bozuk para var?
Bu da neyin nesi?
Bizim neyimiz eksik?


] “Kim” kelimesi her zaman soru zamiridir. Diğer soru kelimelerinin çoğu cümlede kullanılışlarına göre zamir, sıfat veya zarf olabilir.
Pazardan ne aldın ?  Baban ne gün gelecek?                                                        
            Zamir                  Sıfat                  
Ne bakıyorsun tuhaf  tuhaf?            
Zarf

           
] “Kaça” kelimesi ismin yerini tutarsa soru zamiridir. Aynı kelime “kaç lira ödeyerek” anlamına gelirse soru zarfı olur.

Saat kaça geldi? (Zamir),
 Bu elbiseyi kaça aldın? (Zarf)




4.Belgisiz Zamirler (Belgisizlik )

İsimlerin yerini belli belirsiz, kesin olmayacak şekilde tutan zamirlerdir. Hangi varlığın yerini tuttukları açıkça belli değildir. Bunlara belirsizlik adılı da denir.

En çok kullanılan belgisiz zamirleri şunlardır: Bazısı, bazıları,kimisi, kimileri, biri, birisi, birileri, başkası, başkaları, birçoğu, birkaçı, birtakımı, birçokları, çoğu, hepsi, herkes, birazı, her biri, herhangi biri, öteberi, şunu bunu, şundan bundan, şey, şeyler, hiçbiri, kimse....

Örnek:
Kimi de gelmeyi hiç düşünmedi.
Buraya hepsinin gelmesi gerekiyordu.
Tamamından sen sorumlusun.
Herkes böyle düşünmez.
Kimse senin gibi olamaz zaten.
Çarşıdan ne kadar öteberi aldın?
Birkaçı dün de gelmişti.
Bazıları bu sabah gelmeyi düşündüler.
Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar.
İnsanların pek çoğu bu konuda bilinçsizdir.
Çalışanların pek azı hak ettiğini alır.
Bazısı da hep mağdurdur.
Elindekilerin tümünü yere bırak.
Bütününü görmeden bir şey diyemem.
Bir kısmını görmekle karar verilmez.
Her biri ayrı özellikler taşır.
Başkasının yerine konuşamam.
Hiçbiri bunu uygun görmez.
Falanın filânın  ne dediği önemli değil.
Kendisine bir şey söyleyecektim.
Bana her şey seni hatırlatıyor.
Biri bizi gözetliyor.
Herkes bu kitabı okusun.
Öğrencilerin çoğu Türkçe’yi sever.


      Örneklerden de anlaşılacağı gibi belgisiz zamirlerde bazı istisnalar dışında –ı, -i, -u, -ü ekleri yer alır.   Belgisiz zamirlerin sonundaki bu ekler kaldırılarak, bu kelimeler bir ismi niteleyecek şekilde kullanılırsa, belgisiz sıfat oluşur.
           Öğrencilerin birkaçı     Birkaç öğrenci.          
                            Zamir         Sıfat
         
] Kelimenin başına –m- sesi getirilerek yapılan ikilemelerde, ikinci kelime belgisiz zamirdir. Kitapçıdan defter mefter aldı. (Belgisiz zamir)

] “Falan, filan, falanca” kelimeleri de belgisiz zamir olarak kullanılır. Aynı kelimeler, ismi nitelediğinde belgisiz sıfat olur.
Toplantıya falanca geldi. Toplantıya falan geldi, filan gelmedi.(Bel.z.)
Toplantıya falan adam geldi. (Belgisiz sıfat)

]Bazı ikilemelerde ikinci ve anlamsız olan kelime zamirdir.

Para mara istemem.
Kalem malem alacağım.

]Belgisiz zamirlerin de sıfatlardan ayırt edilme yolu bütün zamirlerde (özellikle işaret zamirlerinde) olduğu gibidir. Zaten belgisiz zamirler ek almış oldukları hâlde sıfat olarak kullanılamazlar.

]Belgisiz zamirler isim tamlamasında hem tamlayan hem de tamlanan olabilir:

Öğrencilerin pek çoğu
Pek çoğunun velisi
Adamın kimsesi yoktu
Kimsenin işine karışmam.




B) EK BİÇİMİNDEKİ ZAMİRLER

1.İyelik Zamirleri:İsimlerin sonuna gelerek, o isimlerin kime ve neye ait olduğunu bildiren iyelik ekleri, aynı zamanda iyelik zamiri olarak da adlandırılır.

kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları
masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları
su-y-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları
ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri


İyelik zamirleri şunlardır:

1. tekil - m     1. çoğul - miz
2. tekil - n      2. çoğul - niz
3. tekil - ı       3. çoğul - ları

Örnek:
Okulumuz ana yolun kenarındadır.
Annesi güzellik salonu açmış.

Kısacası, isim tamlamalarının tamlananlarında bulunan eklere iyelik zamiri denmektedir. İyelik ekleri aynı zamanda iyelik zamiridir.


2.İlgi Zamiri

Cümlede daha önce geçmiş bir ismin ya da isim tamlamalarında tamlananın yerini tutan ek hâlindeki “-ki” zamiridir. İlgi zamiri olan –ki daima kendisinden önce gelerek kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.

Bizim arabamız sizinkinden eski.
Bahçedekiler içeri girsin.
Üzerindeki sana çok yakışmış.
cümlesindeki altı çizili sözcüklerdeki “-ki” eki ilgi zamiridir.

            ]İlgi zamiri her zaman insanlar için kullanılmaz. Cansız varlıklar için de kullanılır.
Kamyonun lastiği          Kamyonunki
         
]Sıfat yapmaya yarayan –ki eki de kendisinden önce gelen kelimeye bitişik yazılır. Bu nedenle ilgi zamiri ile karıştırılabilir. Aradaki fark şudur:
Cebimdeki para düştü          Cebimdeki düştü.
                 Sıfat                                        İlgi Zamiri


]Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır ve tamlayan eklerinin üzerine gelir:

benim kalemim→benimki
onun eli→onunki
Orhan’ın puanına nazaran Hakan’ınki daha yüksek.
Cemal’in defteri seninkinden daha düzenli.


Türkçede üç tane “ki” vardır:

a. “ki” Bağlacı

Sadece “ki” biçimi vardır.
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
“ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
Bir şey biliyor ki konuşuyor.


b. “-ki” İlgi Zamiri

Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.
Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

senin kalemin→seninki, Ali’nin eli→Ali’ninki, onun düşüncesi→onunki...

c. “-ki” Yapım Eki

İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.
Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.
Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...
masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...




YAPILARINA GÖRE ZAMİRLER

1.Basit Zamirler : Kök halinde olan veya çekim eki almış zamirlere denir. Ben, seni, bu, şu, sizler...
2.Birleşik Zamirler : Birden fazla kelimenin birleşmesiyle oluşan zamirlerdir. Birazı, birkaçı, hiçbiri.
3.Öbekleşmiş Zamirler: En az iki kelimeden oluşan ve ayrı yazılan zamirlerdir. Şu bu, her biri...
4.Ek Halindeki Zamirler: İyelik zamiri ve ilgi zamiridir. Defterim, benimki...

NOT : Görüldüğü gibi Türkçe’de türemiş zamir yoktur. –ki eki yapım eki olduğundan bazı dilciler ilgi zamirini türemiş zamir olarak verir. Halbuki ilgi zamirinde, zamir olan kelime değil, sadece –ke ekidir.



Zamirlerin Öğe Oluşu

1.    Zamirler, özne olabilir. Bu kitabı ben hazırladım.
2.    Zamirler, sözde özne olabilir. Ben aldatıldım.
3.    Zamirler, belirtili nesne olabilir. Müdür seni çağırıyor.
4.    Zamirler, dolaylı tümleç olabilir. Ona biraz para ver.
5.    Zamirler, yüklem olabilir.Benim için en önemli kişi sensin.














































ZARFLAR

Tanımı

İsimler varlıkları ya da kavramları karşılar. Fiillerin ise hareketleri, oluşları karşılar. Varlıkların nasıl belli nitelikleri varsa, fiillerin de belli nitelikleri vardır. İsmin niteliğini bildiren sözcüklere sıfat demiştik. Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da kendi türünden olan kelimelerin anlamlarını türlü yönlerden (yer-yön, zaman, durum, miktar, soru) etkileyen; onları belirten, dereceleyen sözcüklere de zarf denir.


"Güzel bir kitap okuyorum."
cümlesinde "güzel" sözcüğü "kitap" isminin niteliğini bildiriyor, onun nasıl olduğunu açıklıyor. Öyle ise bu sözcük sıfat görevindedir. Aynı sözcük;
"Bu kitap daha güzel görünüyordu."
cümlesinde "görünmek" fiilinin nasıl olduğunu bildiriyor. İşte bu durumda "güzel" sözü zarftır.

Özellikleri

]Tek başlarına iken sıfatlar gibi isimden başka bir şey değildir. Zarf oldukları ancak cümlede belli olur.

]Cümlede genellikle zarf tümleci olarak kullanılır.

]Çekimsiz kelimelerdir. İsim çekim eki (hâl, iyelik, çoğul ekleri vb.) almazlar. Ama isim olarak kullanılabilenler bu görevde iken bu ekleri alabilirler.

]Zarfların birçoğu sıfat ya da isim olarak da kullanılabildiği için sıfatların ve zarfların tanımı ve özellikleri iyi bilinerek bu fark ortaya konmalıdır. Sıfat isimden önce gelerek onu niteler veya belirtir. Ama zarf isimden önce gelmez.

Örnekler

Bugün çok yürüdüm.                  (fiilden önce)
Buraya yarın gelecekler.              (fiilden önce)
İki eski dost akşama kadar sohbet etti. (fiilden önce)
Yarın da bayağı çok yürüyeceğiz.             (zarftan önce, fiilden önce)
En güzel sen konuştun.               (zarftan önce, fiilden önce)
En doğru kararı vermeliyiz.          (sıfattan önce)
Çok hararetli tartışmalar oldu.      (sıfattan önce)
Dün hava daha soğuktu.                         (adlaşmış sıfattan önce)
Mevsimlerin en güzeli ilkbahardır.            (adlaşmış sıfattan önce)
Dargın durarak bir şey kazanamazsın. (fiilimsiden önce)


A. GÖREV VE ANLAM BAKIMINDAN ZARFLAR


1. DURUM ZARFLARI
 Fiilin durumunu yani nasıl yapıldığını bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan "nasıl" sorusuna cevap verir.
“Kardeşim, hızlı koşardı.”
Bu cümlede "hızlı" sözcüğü "koşmak" eyleminin durumunu anlatmaktadır. Bunu eyleme sorduğumuz "nasıl" sorusu ile durum zarfını bulabiliriz.
Mobilyalar çok yeni görünüyordu.
– Nasıl görünüyor?
– Yeni görünüyor.
Derdini iyi anlatırsan çözüm bulursun.
Neden çok sessiz konuşuyorsun?"

Özellikleri ve çeşitleri

Eylemin nasıl yapıldığını ve ne durumda olduğunu; kimi zaman da zarfların durumunu gösterir. Bu zarflar da kendi içinde sınıflandırılabilir:

a. Niteleme Zarfları

Fiil ve fiilimsilerin yapılışını bildiren ve “nasıl” sorusuna cevap veren zarflardır.

]Niteleme sıfatlarının çoğu niteleme zarfı olarak kullanılabilir.

Eğri oturalım, doğru konuşalım.            
Düşüncelerini ne güzel dile getirebiliyorsun!        
Çocukça hareket ediyorsun.                              
Böyle gelmiş, böyle gider.                    
Söyleyeceksen böyle söyle.                  

]-ce eşitlik eki ve -le vasıta hâl eki almış kelimeler durum zarfı olarak kullanılabilir:

“ kardeşçe, gizlice, sessizce, hafifçe, yavaşça, hızlıca...”
“hızla, kahkahayla...”

Küçük kız güzelce süslendi.         (niteleme)
Babasını sevinçle karşıladı.                     (niteleme)

]Bağ-fiiller (zarf-fiil), deyimler, yansımalar, ikilemeler de niteleme zarfı olarak kullanılırlar:

“gülerek, ağlayarak, oturmadan, gelip...”
“gözü arkada kalarak, canından bezmişçesine...”
“şakır şakır, tık tık, küt küt, şırıl şırıl...”
“dik dik, boylu boyunca, tatlı tatlı...”

Adam çekine çekine içeri girdi.    (niteleme)
Kâğıtları paket paket gönderdi.    (niteleme)
Yiğitseniz teker teker gelin.         (üleştirme, niteleme)

]İsimler de niteleme zarfı olarak kullanılabilir:

Gül kokuyordu teni.
O, bu dünyada delikanlı yaşadı.

b. Kesinlik Zarfları

Fiillerin ve fiilimsilerin yapılışına kesinlik anlamı katan zarflardır.
Başlıca kesinlik zarfları şunlardır: Elbet, şüphesiz, ne olursa olsun, elbette, mutlaka, kuşkusuz, eninde sonunda, er geç, hiç, asla, hiç mi hiç...

Asla gitmeyeceğim.
Kesin  gelirim.
Elbet bir gün buluşacağız.                                
Seni asla unutmayacağım.                              
Hayvanları ve bitkileri hiç incitmem.      
İyiliklerinizin karşılığını mutlaka göreceksiniz.

c. Yineleme Zarfları
Daha önce gerçekleşen bir fiilin, tekrarlandığını belirten zarflardır.
Başlıcaları şunlardır: Yine, ikide bir, bir daha, kimi kez, tekrar, ara sıra, bazen, bazı bazı, sık sık...

İkide bir karşıma çıkıyor.
Konuyu bir daha anlatayım.                  
Bu akşam yine arayacağım.
Başım yine çok ağrıyor.

“de” bağlacının bazı kullanımlarda yineleme anlamı görülür:
Bu sene de izin kullanmadım.
                     

d. Olasılık Zarfları
Fiillerin anlamına olasılık katan zarflardır.
Başlıcaları şunlardır: Galiba, ola ki, sanırım, herhalde, belki, bakarsın, tut ki, varsayalım, say ki, tahminen...
Yeterlilik fiilleri olasılık anlamı taşıdığı için, bu fiillerle olasılık zarflarının aynı cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.
Belki çarşıya gideriz. (Doğru)
Belki çarşıya gidebiliriz. (Yanlış)

Ola ki arayacağı tutar.              
Sanıyorum aramaz.      
Bakarsın giderler.
Herhalde okuyacaktır.
                     

e. Yaklaşıklık Zarfları
Fiillerin anlamını etkileyen, ayrıca miktar ve zaman zarflarına yaklaşıklık anlamı katan zarflardır. Bu zarflar, cümleye “tam değil, ona yakın, biraz fazla” gibi anlamlar kazandırır.
Başlıca Yaklaşık zarfları şunlardır: aşağı yukarı, şöyle böyle, hemen hemen…

Aşağı yukarı üç yıldır gelmiyor.
Takriben saat bir’de gittik.
Hemen hemen on  milyonum var .
Yaklaşık üç aydır uğramıyor.
İşim hemen hemen bitti.            (yaklaşıklık)

Yaklaşıklık zarflarının bulunduğu cümlelerde “tam” kelimesini kullanmak dil yanlışına yol açar.
Aşağı yukarı tam yüz milyonum var (Yanlış)


f. Üleştirme Zarfları
Üleştirmeli sayı kelimelerinin genellikle ikileme biçiminde fiil ve fiilimsilere yönelik olarak kullanılmasıdır.

İçeriye ikişer ikişer girin.
Teker teker gelin.
Uçaklar ikişer ikişer geçiyordu üstümüzden
Askerler teker teker nöbet yerlerine dağıldılar.


g. Sınırlama Zarfları
Fiillere zaman ve ölçü bakımından sınır getiren zarflardır.
Başlıcaları şunlardır: En erken, ancak, en çok, en az, en fazla, artık, en geç...

Bu para en çok üç ay gider.
Dün ancak iki saat çalışabildim.
Bu kötü alışkanlıklardan artık uzak durmalısın.
         

“Ancak” ve “yalnız” kelimeleri “sadece” anlamında kullanılıp isme sınır getirirse edat olur. Ayın kelimeler “sadece” anlamında kullanılıp fiile sınırlama getirdiğinde zarf görevini üstlenir. “Ancak, yalnız” kelimeleri “fakat” anlamında kullanılırsa bağlaç olur.
Bu işi ancak Ali yapar (Edat)
Bu para ancak üç ay yeter(Zarf)
Bu hastalığa yalnız iki ay dayanılır (Zarf)
Okula giderim; yalnız derse girmem.(Bağlaç)
Size gelirim; ancak televizyon seyredeceğiz. (Bağlaç)
            “
Yalnız” kelimesi isim, sıfat ve niteleme zarfı olarak da kullanılır:
O her zaman yalnızdı. (İsim)
Yalnız adam kimseyle konuşmazdı. (Sıfat)
Bu adam şu evde yalnız oturuyor. (Niteleme Zarfı)

NOT : “Artık” kelimesi “bundan sonra” anlamına gelirse zarf olur: Artık size güvenmiyorum. “Artık” kelimesi isim ve sıfat olarak da kullanılabilir.
Ekmek artıkları (İsim)
Artık kumaş (Sıfat)



2. ZAMAN ZARFLARI

 Fiilin yapılma zamanını bildiren sözcüklere zaman zarfı denir. Zaman zarfları fiile sorulan "ne zaman" sorusuna cevap verir.

Özellikleri

]Fiile (veya zarfı olduğu başka kelimelere) sorulan “ne zaman”, “ne kadar süre” sorusuna cevap verir.
]Zaman zarfları, zarf olarak kullanılan çeşitli zaman isimleridir.
 ]Çekimsizdirler. İsim çekim ekleri alırlarsa zarf olmaktan çıkarlar.

]Başlıca zaman zarfları şunlardır:

“dün, bugün, yarın, şimdi, gece, gündüz, güpegündüz, gündüz gözüne, cuma günü, haftaya, önceki gün, akşam, sabah, akşamleyin, sabahleyin, az önce, geç, iki gün, iki saat, on dakika, iki günde, iki saatte, uzun süre, uzun zaman, biz gelmeden, demin, henüz, hâlâ, daha, gene, yine, artık, sonra, evvelâ, daima, hep, henüz, hemen, geceleri, sabahları, önceden, ayda bir, buraya gelmeden, anlatırken, yaşarken ...”

Az önce gitmişti.
Sonra uğrarsınız.
Henüz işimiz bitmedi.
Artık buralara gelmeyeceğim.
Yarın geleceklermiş.
Okulu gelecek sene bitireceğim.
Kâmil dün akşam telefon etti.
Ayda bir uğrar buralara.
Toplantı iki saat sürdü.
İnsanların vefasızlığını geç anladım.
İzmir'den dün geldi
Bu konuyu akşam konuşalım.
O erken kalkar, geç yatardı.


] “-leyin” eki sınırlı sayıda zaman zarfı yapar:

sabahleyin, akşamleyin...

] “-leri” eki zaman isimlerine gelerek -iyelik anlamı taşımaksızın- “her ” anlamı katacak şekilde zaman zarfı yapar:

sabahları, akşamları, önceleri, ikindileri...

] “-ın” eki de zaman isimlerine gelerek zaman zarfı yapar:
 yazın, kışın, ilkin, güzün...

] “-e, -de, -den” ekleri ve bu eklerle birlikte bazı edatlar zaman zarfı yapar:

Yola çıktık; akşama geliriz sanırım.
Bayramlarda bütün aile bir araya toplanır.
Azıklarınızı geceden hazırlamıştım.

]Edat barındıran ve fiilin başlangıç ve bitiş zamanını bildiren zarflar edat tümleci olarak da değerlendirilebilir.

Sabahtan beri burada bekliyoruz.
Akşama kadar geri döner misin?
Günlerden beri yağmur yağıyordu.
Kar akşama kadar yağabilir.

]Zaman anlamı taşıyan zarf-fiiller ve zarf-fiil grupları da zaman zarfı olarak kullanılır:

Buraya gelmeden haber verin.
Bizi karşısında görünce şaşırdı.
Yaşadıklarını anlatırken gözleri yaşardır.
İstanbul’a geleli iki yıl oldu.

]Bazı deyimler, zaman zarfı olur:.
Eli kulağında gelir. (Zaman Zarfı)
         
] “İleride” kelimesi cümlede kullanılışına göre bazen isim, bazen zarf olur.
İleride bir adam duruyor. (İsim)
İleride size oturmaya geleceğim. (Zaman zarfı)


3. YÖN ZARFLARI

Fiilin yöneldiği yeri bildiren sözcüklere yön zarfı denir. Yön zarfları ek almadan kullanılır ve fiile sorulan "nereye" sorusuna cevap verir.
Başlıca yer-yön zarfları şunlardır: “İçeri, dışarı, yukarı, aşağı, ileri, geri, öte, beri”



 Özellikleri

]Çoğu “–eri” ekiyle yapılmıştır.

“ileri, geri, beri, doğru, içeri, dışarı, aşağı, yukarı.”

]Bu kelimelerin yer-yön zarfı olabilmesi için mutlaka yalın halde olması ve fiil ya da fiilimsiyi nitelemesi gerekir. Herhangi bir ek alırlarsa zarf olmaktan çıkar, isim olur. Yönelme, bulunma, ayrılma hâl ekleri getirilirse dolaylı tümleç olur. Hâliyle isim olarak kullanılmış olur. Aynı kelimeler sıfat olarak da kullanılabilir.
İçeri gir.                                               (Zarf)    
İçeriye gir .                               (İsim)
Ahmet içeriye girdi.                    (isim; dolaylı tümleç)
İlerisi çok güzel.                                    (isim; özne)
İleri ülkeler daha demokratiktir.   (sıfat)
Doğru söz, aşağı yol, yukarı kat, geri hatlar... (sıfat)


] “İçeri, dışarı, yukarı, aşağı, ileri, geri, öte, beri” kelimeleri yer-yön zarfı olduğunda zarf tümleci, isim olarak kullanıldığında ise özne, nesne veya dolaylı tümleç olur.Aslında Yer – yön zarfları “nereye” sorusuna cevap verir. “Nereye” sorusuna cevap veren kelimeler dolaylı tümleç olduğu halde, yer-yön zarfları bu soruya cevap vermesine rağmen zarf tümleci olur. Çünkü Türkçe’de kendi adıyla öğe olan tek kelime çeşidi zarftır. Yani cümlede zarf görevinde kullanılan bir kelime, öğe olduğunda mutlaka zarf tümleci olur.

İçeri gir. (Zarf Tümleci, yüklem)
İçeriye gir. (Dolaylı tümleç, yüklem)
İçerisi beğenildi. (Sözde özne,yüklem)

]Bu kelimeler ayrıca isim görevinde kullanıldığında yüklem de olur:.

Çocukların bir kısmı içerideydi..(Özne, yüklem)

]Yukarıda sıralanan kelimeler isimleri niteleyerek sıfat görevini üstlenebilir: Aşağı mahalle..
] “İleri” kelimesi isim, zaman zarfı, yer-yön zarfı ve sıfat olarak kullanılır.
]Adı geçen kelimelerin  hepsi birbirinin karşıt anlamlıları şeklindedir. Bu kelimeler karşıt anlamlılarıyla ikileme biçiminde kullanılırsa yer-yön zarfı olmaz, niteleme ve yaklaşıklık zarfı olur.

 Aşağı yukarı yüz milyon kazandım. ( Yaklaşıklık zarfı)
]Yön bildiren “doğu, batı, kuzey, güney, sağ,sol” kelimeleri, fiil ve fiilimsilere yönelik olarak kullanıldığında mutlaka hal eklerini alır. Bu nedenle bu kelimeler yön bildirdiği halde yer-yön zarfı olmaz, isim olur.

Doğuya gidelim. (İsim)

Örnekler
Arkadaşlar, içeri girer misiniz?
Sesi duyar duymaz aşağı indim.
Dışarı çıkmak için uğraşıyordu.
Arabayı biraz daha ileri park et.
Beri gel, barışalım.
Bu yoldan geri dönülmez.
Düşmana doğru ilerlediler.
Aşağı inecek misiniz?
Öte git de rahatlayalım.
Geri gelmeyi düşünüyorlar m?
Beri gel de ne ezdiğine bak."
İleri git, sonra tekrar gelirsin.
Dışarı çıkarsan üşürsün.
İçeri gir de, biraz konuşalım.


4. MIKTAR ZARFLARI

 Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da başka zarfların anlamlarını ölçü yönünden tamamlayan, artıran, azaltan zarflardır. Miktar zarfları diğer zarflardan farklı olarak fiilin, sıfatın, zarfın miktarlarını da bildirir.  Miktar zarfları fiile sorulan "ne kadar" sorusuna cevap verir.

Belli başlı miktar zarfları şunlardır: “en, daha, pek, çok, az, biraz, kadar, denli, gibi, fazla...”

Özellikleri

]Fiile veya sıfata sorulan “ne kadar?” sorusunun cevabıdır.

]Kendilerinden önceki ya da sonraki kelimeyle birlikte söze eşitlik, üstünlük, en üstünlük, aşırılık, karşılaştırma anlamları katar.

Benim kadar çalışırsan başarılı olursun. (eşitlik)
O da babası gibi yürüyor.                              (eşitlik, benzerlik)
Cennet kadar güzeldi vatanımız.         (eşitlik, benzerlik)
Bu kadar çok çalışmak niye.              (eşitlik)
Beş dakika kadar dinlenelim.             (eşitlik, yaklaşıklık)
Yemeği biraz fazlaca yemişim.            (biraz: eşitlik; fazlaca: aşırılık)
Ayakkabısı azıcık dar geliyormuş.         (eşitlik, aza yakın)
Düne göre azıcık iyileşmiş.                             (eşitlik, aza yakın)

] “eksik, seyrek, sık” kelimeleri işin ne kadar sıklıkla yapıldığını belirtir:

Bugünlerde sık görüşüyoruz.
Parayı iki milyon eksik vermiş.
Eskisi gibi değil; seyrek uğruyor.

] “aşağı yukarı, şöyle böyle” ikilemeleri “yaklaşık” anlamı katar.

Bursa’da aşağı yukarı bir ay kaldık.
Ankara’ya geleli şöyle böyle 9 yıl oldu.

]Miktar zarfları, niteledikleri sıfatlarla beraber düşünülürse, sıfat öbeği oluşur.

Cennet kadar güzel Türkiye  (İsim,edat, sıfat, isim)
Cennet kadar güzel Türkiye  (Zarf, sıfat, isim)
Cennet kadar güzel Türkiye  (Sıfat öbeği, isim)

] “Pek çok, daha çok, pek az, daha az, en az, en çok, en fazla, çok az” kelimeleri de miktar zarfı olarak kullanılır. Bunlar, kelimenin anlamını pekiştirir.
 Daha çok çalışmalısın. (Zarf, fiil)


] “Olabildiğince, alabildiğince, olağanüstü, fevkalâde, harikulade” kelimeleri de aşırılık anlamı taşır. Bu kelimeler aşırı şaşkınlık veya aşırı beğenme duygularını anlatmaya yarar. Bunlar cümlede sıfat veya zarf göreviyle kullanılır.
Olağanüstü toplantı. (Sıfat, isim)
 Olağanüstü güzel bir gol attı. (Zarf, sıfat, isim)


 Miktar zarfları dörde ayrılır:

a) Eşitlik Zarfları
 “Kadar” ve “denli” edatlarıyla oluşan ve fiillerle fiilimsileri niteleyen öbeklerdir.

Ben de İsmet kadar çalıştım. (Eşitlik zarfı)
Cennet kadar güzel Ülkem.. (Eşitlik Zarfı Sıfat İsim )

“Kadar” edatıyla oluşan öbekler, ismi niteleyerek sıfat olabilir:
 Bacak kadar çocuk. (Sıfat)
 Dünya kadar çalıştım. (Zarf)
 Dünya kadar iş. (Sıfat)


b) Üstünlük Zarfları
Fiilleri, fiilimsileri, sıfatları ve zarfları niteleyen “daha” kelimesidir.

Bu yetmedi, daha ver.    (Üstünlük ; fiilden önce)
Daha  güzel  bir söz.       (Üstünlük; sıfattan önce)
Daha  iyi  çalıştı.            (Üstünlük; zarftan önce)
O senden daha çabuk bitirdi.(Üstünlük; zarftan önce)
Daha güzel bir araba aldı.  (Üstünlük; sıfattan önce)

Not: “daha” kelimesi zaman ve “başka” anlamı da katabilir. “bir” kelimesiyle birlikte yineleme zarfı olur:

Songül daha telefon etmedi. (Zaman zarfı, henüz anlamında)
Buralara bir daha gelebilir miyiz?           (Yineleme zarfı)
Hepsini aldınız, daha ne istiyorsunuz?       (“başka” anlamında)
Bu sınavda şansımı bir daha deneyeceğim. (Yineleme zarfı)

c) En üstünlük Zarfı
Sıfatları ve zarfları niteleyen “en” kelimesidir.
En   güzel çiçek, çocuktur.                   (En üstünlük zarfı)
En yakın arkadaşı benim.                    (En üstünlük; sıfattan önce)
En çok çalışan canlı karıncadır.   (En üstünlük, zarftan önce)

d) Aşırılık Zarfları
Fiillerin ve fiilimsilerin anlamlarına doğrudan veya zarflar aracılığıyla  aşırılık anlamı katan zarflardır. Bu zarflar ayrıca niteleme sıfatlarının da anlamlarına aşırılık kazandırır.
En çok kullanılanları şunlardır: Gayet, çok, az, azıcık, biraz, birazcık, oldukça, pek, fazla, fazlaca....

Çok konuşuyorsun.
Oldukça güzel günler   yaşıyoruz.
Fazla sert davranmayın.
Az çalışmak seni başarısızlığa iter.
Bugünlerde çok az uyuyor.                    
Gayet çalışkan bir insandı.                    
Dergiyi çıkarmak için epey çalıştık.        
Adem pek akıllı bir çocuktur.
Fazla okuyor, gözleri bozulacak.
5. SORU ZARFLARI
Eylemin anlamını soru yoluyla belirten zarflardır, daha doğrusu diğer zarfları ve cümledeki zarf tümlecini bulmaya yarayan soru kelimeleridir. Belli başlı soru zarfları şunlardır: “ne zaman, ne kadar, nasıl, niçin, ne diye, ne, ne biçim, nice, ne denli”
Sizi nasıl tanımam?
Gittiği yerden ne zaman dönecek?
Ne kadar hızlı yürüyor?
Neden söz vermesine rağmen gelmiyor?
Ne konuşup duruyorsun ki?

Özellikleri
]Diğer zarf çeşitlerinin çoğunun soru şekli vardır.

“ne zaman, ne kadar, nasıl, niçin, ne diye, ne, ne biçim, nice, ne denli”

]Soru cümlesi yapar:
Akşam eve kaçta gelirsin?
O nasıl konuşuyor öyle?
Siz ne biçim konuşuyorsunuz?
Daha ne kadar bekleyeceğiz?
Niçin bunları bana veriyorsun?
Bu saate ne gezip duruyorsunuz?
İşleri ne zaman bitireceksiniz?

]İçinde soru zarfı bulunan bütün cümleler soru cümlesi değildir:

Eve kaçta geleceğimi şimdiden söyleyemem.
Ne iyi insanlar bunlar...
Ne güzel söyledi.


6. GÖSTERME ZARFI

Bunu her dil bilgisi kitabı ayrı bir zarf olarak almaz. “işte” kelimesiyle yapılır.

İşte şimdi geliyorum.
Bak işte dinliyorum.









B. ZARFLARDA PEKIŞTIRME

Genellikle pekiştirme sıfatlarıyla ve ikilemelerle yapılır. Pekiştirmeli isimler de vardır ve onlar da zarf olarak kullanılır.

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
Yüzü soğuktan mosmor olmuştu.
Yağmurda sırılsıklam ıslandılar.
Güpegündüz nereye gidiyorsun?
Soğuktan tortop yatıyor.
Evrakları paramparça mı getirecektin?



C. YAPI BAKIMINDAN ZARFLAR

Yapı bakımından zarflar basit, türemiş, birleşik ve öbekleşmiş olmak üzere dörde ayrılır.

1. BASIT ZARFLAR

Kök hâlinde olan, ek almamış zarflardır:

“yarın, gece, geç, dün, pek, az, fazla, sık, iyi, çok, hiç, sabah, akşam, henüz...”

2. TÜREMIŞ ZARFLAR

Yapım ekiyle veya yapım eki gibi kullanılmış bazı çekim ekleriyle yapılmış zarflardır:

“sabırlı, aylarca, önce, dostça, sınıfça, yiğitçesine, erken, sabahleyin, kışın, ilkin, ileri, soğuk, içeri, dışarı, aptalca, mosmor, sanıyorum, kaçta, koşarak, okumadan, gelince, şimdilerde...”

3. BIRLEŞIK ZARFLAR

Birden fazla kelimenin bir araya gelip kaynaşarak oluşturdukları zarflardır:

“bugün, biraz, böyle, şöyle, birdenbire, niçin, ilk önce, nasıl...”

4. ÖBEKLEŞMIŞ ZARFLAR

Birden fazla kelimenin farklı yollarla (ikileme, edat grubu, zarf-fiil grubu) bir araya gelerek oluşturdukları zarflardır:

“hemen hemen, gece gündüz, er geç, ikide bir, aşağı yukarı, hemen şimdi, kırk yılda bir, öğleden sonra, arada sırada, yana doğru, az çok, -den sonra, -e dek, bazı bazı, şöyle böyle, üç aşağı beş yukarı, doğru dürüst, okuma sırasında, geldiği zaman...”

























EDATLAR

Tanımı

Tek başlarına anlamları olmayan, başka kelimelerle öbekleşerek değişik ve yeni anlam ilgileri kuran, birlikte kullanıldıkları kelimelere cümlede anlam ve görev kazandıran kelimelere edat denir.

Bazı dil bilgisi kitapları bağlaçları, edatları ve ünlemleri bir araya getirerek edatlar başlığı altında şu şekilde sınıflandırır:

Bağlama edatları                       bağlaçlar
Son çekim edatları         edatlar
Ünlem edatları               ünlemler


Edatların  Özellikleri

]Türkçede isimler ve fiiller anlamlı kelimelerdir. Edatlar ise tek başlarına anlam ifade etmezler; ancak cümlede anlam kazanır veya sadece diğer kelimelere anlam katarlar.

“için, kadar, -E kadar, gibi, göre, ile, üzere, yalnız, -E karşı, sanki, ancak, -den beri, -E doğru”

]Kelimeler arasında çeşitli anlam ilişkileri kurduğu için edatlara yardımcı kelimeler de denir.

Ders çalışmak için odasına çekildi.           (amaç)
Kurt gibi acıkmıştım.                   (benzerlik)

]Edatlar önceki kelimeyle sonraki kelime arsında anlam ilgisi kurar. Bağlaçtan ve zarflardan farkı, yeni bir anlam ilgisi koruyor olmasıdır.

Sözlüden yine zayıf almış.                       (zarf)
Eve gittim, fakat onu bulamadım.            (bağlaç)
Konuşmak üzere ayağa kalktı.     (edat)

]Edatlar cümleden çıkarılınca cümlenin anlamında bir eksiklik, daralma veya bozulma olur.

Güneş gibi başı göklere erdi. →edat çıkarılınca→   Güneş başı göklere erdi.

]Tek başlarına kullanamazlar. Başka kelimelerle birleşerek sıfat ya da zarf görevli öbekler oluştururlar.

Dağ gibi adam yok oldu gitti.      (sıfat öbeği)
Sen de benin kadar çalışsan...     (zarf öbeği)

]Tek başlarına iken isim, sıfat, zarf, bağlaç olarak kullanılabilir. Bu durumda edat olmaktan çıkar:

Karşı köyde akrabaları vardı.        sıfat
Derenin karşısına geçtik.                         ad
Her söylenene karşı çıkıyor.         birleşik fiilde isim
Bana doğruyu söyle.                  isim
Doğru söze ne denir?                 sıfat
Lütfen doğru oturun.                  zarf
Beride bir adam duruyor.                        isim
Beri taraf oldukça dikenli.                       sıfat
Biraz beri gel.                            zarf
Bir ömür boyu yalnız yaşadı.        zarf
Biz bu dünyada hep yalnızız.        isim

Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı.                      Sıfat
Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz.                     bağlaç

]Bazı edatlar sadece hâl ekleri ile birlikte kullanılırlar. Bazıları da üzerlerine ek alabilirler:

-e kadar, -e doğru, -den beri
bu kadarını, senin gibisi

]Cümlede veya isim tamlamasında isim görevi alabilir; ek-fiil alarak yüklem olabilir.

Bu paranın ne kadarı sizin?         (iyelik eki almış, isim gibi kullanılmış, nesne olmuş)

Her şey bıraktığım gibiydi. (ek-fiilin “di”li geçmiş zaman çekimi ile isim gibi kullanılmış, yüklem olmuş)

]Edat grupları (edat ve edattan önceki kelimenin oluşturduğu kelime grubu) cümlede çoğunlukla zarf veya edat tümleci olur.

Sabaha kadar ders çalıştık.         (zarf tümleci)
Eve doğru yürüdüm.                   (edat tümleci)


Başlıca Edatlar


“ile”

] “Araç, alet, neden, zaman, birliktelik” ilgisi kurar.

Ankara’ya uçakla giderler.           (araç)
Bizi boş vaatlerle kandırdılar.       (araç)
Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu.            (beraberlik)
Arabanın gürültüsüyle irkildi.       (neden)
Baharla birlikte leylekler de geldi.            (zaman)

] “-le” şeklinde bitişik de yazılabilir.

Çocuk ile→çocukla
Araba ile→arabayla

] “ne ile, kiminle” sorularına cevap verir.

Sözünüzü balla kesiyorum. (araç)
Yar ile sohbet ne güzel. (birliktelik)

Not: “ile” kelimesi “ve” gibi kullanılırsa bağlaç olur.

Bir kola ile simit aldım.  (kola ve simit)

Soyut bir kelimeyle öbekleşirse edat değil “durum zarfı” olur.

Öfkeyle kalkan zararla oturur.   (nasıl, öfkeli ve zararlı)
Sevinçle boynuma sarıldı.         (nasıl, sevinçli bir hâlde, durum zarfı)



“gibi”

Benzetme edatlarındandır.
Yalın hâldeki kelimelerle birlikte kullanılır.
Benzetme, eşitlik anlamları katar.

] Birlikte kullanıldığı kelime ile birlikte sıfat, zarf ve isim olabilir.

Adamın demir gibi bileği vardı.       (sıfat, benzetme)
Kurşunlar, yağmur gibi yağıyordu.            (zarf, benzete)
Uyandığı gibi yataktan fırladı.      (zarf, anında, zaman anlamı katmış)

] İsim veya zarf gibi kullanıldığında cümle öğeleri oluşturur. Bu durumda ek alabilir.

O anda utançtan ölecek gibiydi. (isim, yüklem)
Onun gibisi nerede bulunur?       (isim, özne)

]Bu edatın yerini bazı ekler alabilir:

Şöyle garip bencileyin.               (benim gibi)
Kadınsı bir gülüşü vardır onun.     (kadın gibi)


“sanki”

Benzetme edatıdır.
“san” ve “ki”nin birleşiminden oluşmuştur.
Bu edatı bulunduran cümlelerde “sanmak, zannetmek” anlamları vardır.
“benzetme, uyarı, sözüm ona, sözde, inanmama” anlamları katar.

Sanki gece olmuş.                   (gibi, öyle zannedersin)
Biri kapıyı çalıyor sanki.             (gibi, öyle zannediliyor)
Sanki bütün kabahat benim.        (sözde, inanmama, öyle zannediliyor)

Aldın da ne kazandın sanki?        (uyarı, ne kazandığını sanıyorsun?)
Gelseydi ne olurdu sanki?                    (ne olacağını sanıyordu ki?)
Sanki bu da mı güzel?              (öyle mi sanıyorsun?)
Kısa öyküde daha başarılı sanki   (öyle gibi.)


Not: “sanki” edatıyla “gibi” edatı bir arada kullanılırsa anlatım bozukluğu ortaya çıkar:

Sanki beni dövecek gibiydi. (yanlış)
“Beni dövecek gibiydi.” ya da “Sanki beni dövecekti.”


“kadar, -e kadar”

Benzetme edatlarındandır.
Yalın hâldeki veya –e yönelme eki almış kelimelerle kullanılır.
“kadar” şeklinde kullanıldığında üzerine ek alabilir.

] “Karşılaştırma, benzerlik, eşitlik, yaklaşıklık, ölçü” anlamları katar.

Biz de onlar kadar başarılıyız.      (eşitlik, benzerlik, ölçüsünde)
Gül kadar güzelsin.                       (benzerlik)
Mektubu okuyunca köyünü görmüş kadar sevindi.  (gibi)
Bir ton kadar kömür almış                         (ölçü, aşağı yukarı)
Yüz kadar asker evin önünden geçti. (ölçü, aşağı yukarı)

] Birlikte kullanıldığı kelimeyle isim, sıfat ya da zarf oluşturur.

Biz bu kadarına da alışığız.                      (isim)
İçmiş kadar olduk.                     (zarf)
Ne kadar güçlü bir adam...         (zarf)
Evin deniz kadar havuzu var.       (sıfat)

] Ad tamlamasında ad (tamlanan) olarak da kullanılabilir.

Vefasızlığın bu kadarını da görmemiştim. (isim, ad tamlamasında tamlanan)

] “kadar” kelimesi zarf tümleci de yapar, edat tümleci de:

Dershaneye kadar gidelim. (edat tümleci)
Akşama kadar çalıştık.     (değin anlamında, zarf tümleci)


“için”

“Amaç, neden, özgülük, görelik, karşılık” bildirir.
“Hakkında, nedeniyle, yüzünden, maksadıyla” anlamlarını ifade eder.
Yalın hâldeki ya da iyelik eki almış kelimelerle birlikte kullanılır.
İsim olarak kullanıldığında üzerine ek alabilir.

] Bu edatla kurulan söz öbekleri, cümlede genellikle edat tümleci olarak kullanılır.

Çalışmak için başvurdu.   (amacıyla, başvurunun amacı, sebebi)

Sınavı kazanmak için çalışmak gerekir. (sınavı kazanmanın şartı)

Sıkıldığı için dışarı çıktı.  (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)

Bu ayakkabıyı babam için aldım               (özgülük)
Bu iş için kaç lira ödedin?                                   (karşılık)
Senin için sorun yok tabi.                                   (görelik)
Bizim için ne diyorlar?                             (hakkımızda)
Sizin için üç kişilik yer ayrıldı.                   (aitlik)
Tüm bu hazırlıklar bizim içindi.                 (isim, yüklem)
Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar.    (amaç, özne)

] “-e” yönelme hâl eki ve “üzere”, “-e göre”, “diye” edatları bazı durumlarda bu edatın yerini tutabilir:

Bu ayakkabıyı babam için aldım → babama aldım.
Uyumak için odasına çekildi→uyumak üzere
Senin için iyi bir gündü→sana göre
Ne için söyledin sanki?→ne diye



“üzere, üzre”

] “Amaç, koşul, zamanda yakınlık, gibilik” anlamları katar.

Sorunu halletmek üzere gidiyorum.                     (amaç, için)
Kitabı yarın vermek üzere alabilirsin.        (şartıyla, koşul)
On dakika konuşmak üzere kürsüye çıktı.  (için, amaç)
Acele edin, güneş batmak üzere.                         (zamanda yakınlık)
Konuştuğumuz üzere yarın buluşacağım.   (gibilik)

] Bu edatın üzerine ek gelebilir:

Tam da yola çıkmak üzereydik.

“-e göre”

Yönelme hâl ekiyle birlikte kullanılır, yani bu eki almış kelimelerden sonra gelir.
Kendi üzerine de ek alabilir.

] “Görelik, uygunluk, yönünden, bakımından ve karşılaştırma” anlamları katar.

Başbakana göre enflâsyon düşük.           (açısından)
Ayağını yorganına göre uzat.              (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
Allah dağına göre kış verir.          (uygunluk)
Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş.      (bakılırsa, yönünden)
Siz bana göre daha gençsiniz.            (karşılaştırma)
Kemal,Hasan’a göre daha uzundu.                  (karşılaştırma)
Bana göre ayakkabınız var mı?  (uygunluk)

] “-ce” eki bu edatın yerini tutabilir.

Bence bu iş burada biter.                        (bana göre)


“karşı”

] “-e” yönelme hâl ekiyle kullanılarak “için, hakkında, yönelme, ilgili olma” anlamları katar.

Edebiyata karşı ilgim vardı.         (hakkında, yönelik)
Denize karşı bir balkonu var.        (yönelik)

] Zaman bildiren kelimelere eklenip “doğru, sularında” anlamları katar ve zarf öbeği oluşturur.

Yağmur sabaha karşı yeniden başlamıştı.  (doğru)
Sabaha karşı uyuyabildim.                (zarf öbeği)

Not: “karşı” kelimesi isim ve sıfat olarak kullanılabilir; birleşik fiil yapabilir.

Karşı köyde akrabaları vardı.        (sıfat)
Derenin karşısına geçtik.                         (ad)
Her söylenene karşı çıkıyor.         (birleşik fiil)


“diye”

Amaç ve neden ilgileri kurar.

Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)


“doğru”

] Yönelme eki ile birlikte kullanılarak yön bildirir.

Ormana doğru yürüdük.
Bana doğru bakıyor.

] Zamanda yakınlık bildirerek zarf öbeği de oluşturur.

Akşama doğru geldiler. (zarf öbeği)

] Ad, sıfat ve zarf da olabilir. Bu durumlarda edat değildir.

Bana doğruyu söyle.                  (isim)
Doğru söze ne denir?                 (sıfat)
Lütfen doğru oturun.                  (zarf)


“dolayı, ötürü”

] Ayrılma hâl ekiyle birlikte neden ilgisi kurar.

Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.
Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.

] “-den” ekiyle de aynı anlam sağlanır.
Sıkıldığımdan dışarı çıktım.


“karşın, rağmen”

Yönelme ekiyle birlikte karşıtlık ilgisi kurar.

Çok uğraşmama karşın başaramadım.
Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.

 “beri”

] “-den” ayrılma hâl ekiyle birlikte eylemin başlangıç yerini ve zamanını belirler.

Dün akşamdan beri görülmedi.
Okuldan beri hiç susmadı.
Yıllardan beri bu köyde yaşamaktalar.
Kar, sabahtan beri yağıyor.

] “beri” kelimesi ad, sıfat, zarf  da olabilir. Bu durumda edat değildir.
Beride bir adam duruyor.
Beri taraf oldukça dikenli.
Biraz beri gel.
“yalnız”

İsim, sıfat, zarf ve bağlaç olarak kullanılabilen bu kelime “sadece, bir tek” anlamına gelmek şartıyla edat olarak da kullanılabilir. Bu yönüyle diğer kelime türlerinden ayırt edilebilir.

Bir ömür boyu yalnız yaşadı.                    (tek başına, zarf)
Biz bu dünyada hep yalnızız.                    (tek başına, isim)
Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı.           (tek, sıfat)
Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz.          (ama, bağlaç)
Cebinde yalnız yol parası vardı.                (sadece, edat)
Beni yalnız sen anlarsın.                         (sadece, bir tek)


“ancak”

“yalnız, sadece, özgülük, sınırlandırma, olsa olsa” anlamları katar.

Seni ancak ebediyyetler eder istiab         (sadece)
Onu ancak para ilgilendirir.                (sadece, bir tek)
Bu işten ancak Hasan Usta anlar.                    (sadece)
Bu kömür ancak üç ay yeter.              (en fazla, olsa olsa)
Sabah çıktılarsa akşama ancak gelirler.   (belki, ihtimal)


“değil”

İsim cümlelerinin yüklemini olumsuzlaştırır.

Yolumu kesen bu değildi.

Olumsuz eylem cümlelerini olumlu; olumluları da olumsuz yapar:

Bu haberi duymamış değiliz.        (duymuşuz)
Bu haberi duymuş değiliz.                       (duymamışız)


“mi”

Soru edatıdır.
Farklı anlam ilgileri kurar.
Ek alabilir.

Babanız İstanbul’dan döndü mü?      (soru)
Onu gördüm mü sinirleniyorum.        (zaman)
Sıcak mı sıcak bir havaydı.                           (pekiştirme)
Çalıştın mı her şeyi başarırsın.           (koşul)



























































































BAĞLAÇLAR

Tanım

Tek başına anlamı olmayan, anlamca birbiriyle ilgili eş görevli kelimeleri, söz öbeklerini ve cümleleri biçim ve anlam yönünden bağlayan kelimelere bağlaç denir.

Örnek:
Eve gittim, fakat onu bulamadım.           (bağlaç)
Duygu ve düşünce bir olmalıdır.
Ya beni de götür ya sen de gitme.
Annesini de babasına da özlemişti.        
Büyüyecek de bana bakacak.      

Türkçe’de kullanılan başlıca bağlaçlar şunlardır:

açıkçası
ama
ancak
bile
çünkü
dahi
de
de.....de
demek ki
fakat
gene
gerek...gerek(se)
ha........ha
hâlbuki
hatta
hele
hem
hem de
hem.....hem (de)
ile
ise
ister.....ister(se)
kâh..........kâh
kısacası
ki
lâkin
madem(ki)
nasıl ki
ne var ki
ne yazık ki
ne......ne (de)
nitekim
oysa
oysaki
öyleyse
üstelik
ve
veya
veyahut
ya da
ya....ya (da)
yahut
yalnız
yeter ki
yine
yoksa
zira
öyle ki


Bağlaçların Özellikleri

]Edatlardan farkı, zaten var olan anlam ilgilerine dayanarak bağ kurmasıdır. Edatlar ise yeni anlam ilgileri  kurarlar.

]Bağlaçların yerine noktalama işaretleri kullanılabilir.

]Bağlaçlar cümleden çıkarılınca anlam bozulmaz, ama daralabilir. Bağlaçlar (ile hariç) önceki ve sonraki kelimeden ayrı yazılır. Bitişik yazılanlar bağlaç değil, ektir.

Eve gittim, fakat onu bulamadım.           (bağlaç)
Konuşmak üzere ayağa kalktı.     (edat)
Sözlüden yine zayıf almış.                       (zarf)
Ben de seninle geleceğim.         (bağlaç)
Evde rahat çalışamadı.               (çekim eki)
Sözde Ermeni soy kırımı              (yapım eki)
Sen ki hep çalışmamı isterdin... (bağlaç)
Seninki de lâf işte...                   (çekim eki)
Evdeki hesap                            (yapım eki)



BAĞLAÇ ÇEŞİTLERİ

A. SIRALAMA BAĞLAÇLARI

 ] “ve”

Cümleleri, anlam ve görev bakımından benzer veya aynı olan kelimeleri, sözleri ve öğeleri birbirine bağlar.

Duygu ve düşünce bir olmalıdır.                özneleri
Köyünü, yaşlı dedesini ve ninesini özlemişti .nesneleri
Şiir ve roman okuma alışkanlığı edinin.        nesneleri
Bana baktı ve güldü.                              cümleleri
Anlatılanları dinliyor ve çocuğa hak veriyordu.                                                                     cümleleri
Aylarca ve yıllarca sustu.              benzer kelimeleri
Binlerce yerli ve yabancı turist geldi.          sıfatları




] “ve” bağlacı yerine virgül veya “-ip”, “-erek” zarf-fiil ekleri de kullanılabilir:

Masaya yaklaştı ve kitabı aldı.
Masaya yaklaştı, kitabı aldı.
Masaya yaklaşıp kitabı aldı.
Masaya yaklaşarak kitabı aldı.

Not: “ve” bağlacından önce noktalama işareti kullanılmaz, bu bağlaçla cümle başlamaz. Çağdaş şiirde söze etki ve çekicilik katmak için kullanılmaktadır, ama doğru değildir.
“ve” bağlacı yerine & işaretini kullanmak son derece yozlaştırıcıdır.

] “ile, -le”

“ve” ile görevleri aynı olmasına rağmen her zaman birbirinin yerine kullanılamazlar. “ile”nin kullanım alanı daha dardır.
“ile” cümleleri birbirine bağlamaz; sadece aynı görevdeki kelimeleri bağlar.

Duygu ile düşünce bir olmalıdır.            
Yaşlı dedesi ile ninesini özlemişti.                      
Edebiyatımızda en çok eser verilen türler şiir ile romandır.

NOT: Edat olarak kullanılan ve zarf yapan “ile”den farklıdır.

Mehmet ile Ali sinemaya gittiler. (bağlaç)
Mehmet, Ali’yle sinemaya gitti.    (edat)
Mehmet heyecanla yerinden kalktı.          (edat)

NOT: “İle” hem edat hem bağlaçtır. “İle” çıkarılıp yerine “ve” getirildiğinde cümlenin anlamı bozulmuyorsa bu durumda “ile” bağlaçtır. Cümlenin anlamı bozuluyorsa edattır.
Babam ile pazara gittik. (Edat) / Babam ile annem çarşıya gitti. (Bağlaç)
Bazı cümlelerde “ile” den sonra virgül getirilirse, bağlaç olan “ile” edata dönüşür: Fatih ile Ali’ye haber gönderdim. (Bağlaç)  / Fatih ile, Ali’ye haber gönderdim. (Edat)



B. EŞDEĞERLIK BAĞLAÇLARI

] “ya da, veya, yahut, veyahut”

Aynı değerde olup da birinin tercih edilmesi gereken iki seçenek arasında kullanılırlar.

Biriniz gideceksiniz: Sen ya da kardeşin.
Bisiklet veya motosiklet alacağım.
Sen, ben veya başkası...
Sen olmasan yahut (veyahut) seni görmesem dayanamam.



C. KARŞILAŞTIRMA BAĞLAÇLARI

] “ya....ya”
İki seçenek sunulduğunda kullanılır.
Bunlar birbirinin zıttı olabilir
Biri yapılmadığında diğerinin yapılması gerekebilir.

Ya beni de götür ya sen de gitme.
Ya gel ya gelme.
Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin


] “hem.....hem (de)”

]Her ikisi de geçerli olan iki durumu anlatır. Bunlar zıt da olabilir, eşdeğer da.

Hem çalışmıyor hem (de) yakınıyorsun.                Hem kitap okuyor hem de müzik dinliyor.             Aynı anda




] “ne......ne (de)”

]Aynı görevdeki kelimeleri, kelime gruplarını ve öğeleri birbirine bağlar.

Ne şiş yansın ne kebap.              özneleri
Gönül ne kahve ister ne kahvehane.nesneleri
Ne İzmir’e gitmiş ve Bursa’ya.     dolaylı tümleçleri

]Cümleleri de birbirine bağlar:

Üç yıldır ne bir telefon açtı, ne de bir mektup yazdı.
Onu ne gördüm ne de tanıdım.
Ne aradı ne (de) sordu.
Ne kızı verir, ne de dünürü küstürür.
 Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur.

]Cümleleri -yapı bakımından olumlu oldukları hâlde- olumsuz yapar. Yüklem olumlu durumdadır.

Ne kendi rahatsız oldu ne de halkı huzursuz etti. (kendisi rahatsız olmadı, halkı da huzursuz etmedi)
Yüklem olumsuz çekimlenirse anlatım bozukluğu meydana gelir.

Ne çay ne kahve içmedi. “Ne çay içti ne kahve” olmalıydı.

] Zıt anlamlı iki sıfatla birlikte kullanılarak onların arasında bir durum ifade eder.

Dışarıdaki hava ne soğuk ne sıcak.
Yaptığı işe ne kolay ne de zor denebilir.

Not: “Ne zor, ne acı günler yaşadık” örneğinde “ne zor” ve “ne acı” sözleri ayrı ayrı da (biri olmadan) kullanılabileceği için buradaki “ne”ler bağlaç oluşturmaz.


] “de....de, gerek......gerek, olsun.....olsun, kâh......kâh, ha......ha”

Öğeleri ya da cümleleri birbirine bağlarlar.

Öğretmeni de arkadaşları da onu çok merak ettiler.  özneleri bağlamış.
Annesini de babasına da özlemişti.                                  nesneleri bağlamış.
Tatil boyunca dinlenmiş de gezmiş de.                 yüklemleri bağlamış.
İzmir’e de Aydın’a da uğrayacağız.                                  dolaylı tümleçleri
Fizikten de anlamam kimyadan da.
Gerek sen gerek(se) o, güzel çalıştınız.
Gerek baba gerek anne tarafından bir akrabalıkları yok.
Ali olsun, Ahmet olsun, ikisi de çalışkan ve zekîdirler.
Kâh yıkılıyor, kâh kalkıyor, ama yılmıyor.
Ha Ali ha Veli, ne fark eder?






D. KARŞITLIK BAĞLAÇLARI

] “ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki”

“ama, fakat, lâkin” aynı anlamlı bağlaçlardır. “yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki” de bunlara yakın bağlaçlardır.

]“ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki” bağlaçları, aralarında zıtlık bulunan iki ayrı ifadeyi, cümleyi birbirine bağlar.

Çok tembeldi, ama başarılı oldu.
Yemek az, ama doyurucu.
Yerinde ve zamanında konuşmaya dikkat ediyorum, ama bazen yanlış anlaşılıyorum.
Hızlı yürüdü, ancak yetişemedi.
Bu işe başlıyorum, ancak bugün bitiremem.
Hava nemliydi, fakat yağmur yağmıyordu.
Altmış yaşında, kır saçlı; fakat dinç bir adam bağırdı.
Bunları götür, yalnız diğerlerini getirmeyi unutma.

Not: Bir cümle bu bağlaçlardan biriyle başlayabilir. Bu durumda bu bağlaçlar iki bağımsız cümleyi birbirine bağlamış olur..

... Ne var ki sanatçıyı bu yüzden eleştirmek doğru olmaz.


] “ne yazık ki” bağlacı çok kötü ve acı sonları bildirir.
 İnsanlara hep vefa gösterdi; ne yazık ki kendisi onlardan vefa görmedi.


] “ne var ki” bağlacı çaresizlik ifade eder.
 En yüce duyguların tohumları ekildi; ne var ki dünya, insanları kendisine benzetmişti.

]“ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak”, neden, şart, uyarma bildirir

Arkadaşının kalbini kırdı, ama çok pişman oldu.
Bizimle gelmene izin veririz, ama yolda fazla soru sormayacaksın.


] Sadece “ama” bağlacı pekiştirme anlamı katar.
 Güzel, ama çok güzel eserler bırakmış atalarımız.

]Yine sadece “ama”, cümle sonunda, dikkat çekmek için kullanılır.
 Bak kızarım ama!
Böyle söylersen darılırım ama!



] “hiç olmazsa” ve “hiç değilse”

Çarşıdan elimiz boş döndük. Hiç olmazsa iki kaset alsaydık.




] “oysa, oysaki, hâlbuki”

Aralarında zıtlık, aykırılık bulunan iki cümleyi “tersine olarak, -diği hâlde” anlamlarıyla birbirine bağlar.
 Onu özledim, oysa gideli çok olmadı.
Gelemeyeceğini söyledi, hâlbuki vakti vardı.

Not: Bu bağlaçlar anlam bakımından zıt olmayan cümleler arasında kullanılırsa anlatım bozukluğuna yol açar.

Her zaman birinciydi, oysa çok çalışırdı. (anlatım bozuk)


E. GEREKÇE BAĞLAÇLARI

] “çünkü”
“Şundan dolayı, şu sebeple” anlamlarına gelir.
Neden bildirir.
Eve gittim, çünkü babam çağırmıştı.
Otobüse yetişemedik; çünkü evden geç çıkmıştık.


] “madem(ki)”
Madem gelecektin, haber verseydin.


] “zira”
“çünkü” anlamında kullanılır.

Allah'a sığın şahs-ı halîmin gazabından
Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir.


] “yoksa”
Ver diyorum, yoksa yersin dayağı.

] “nasıl ki”
Acele etmez, ağırdan alır; nasıl ki bu akşam ağırdan alıyor.



F. ÖZETLEME BAĞLAÇLARI

] “kısacası, demek ki, açıkçası, öyleyse, yani, özetle, o hâlde, anlaşılıyor ki”
... Kısacası kendimizi toparlamalıyız.
... Demek ki ülkemiz bunlardan dolayı gelişmiyor.
... Açıkçası bu işi istemiyorum.
... Öyleyse gidelim arkadaşlar.


G. PEKIŞTIRME BAĞLAÇLARI

] “bile, de, hem de, dahi, üstelik, hatta, ayrıca, bundan başka”

Bu bağlaçlardan bazıları bazı durumlarda birbirlerinin yerine kullanılabilirler.

]“bile” kullanılan bir cümle daha önce kullanılmış bir cümlenin ya devamıdır ya da devamı gibi görünür.

Bunu sen bile başarabilirsin.
Bağırsan bile duymaz.
Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden bile kalkmamış.
Hatta parasını bile ödemişti.
 Hatta parasını ödemişti bile.
Çölde suyun bir damlası bile değerlidir.

] “bile” yerine “de” veya “dahi” de kullanılabilir.

Bunu sen de başarabilirsin.
Bağırsan da duymaz.
Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden dahi kalkmamış.
Hatta parasını dahi ödemişti. / Hatta parasını ödemişti dahi.
Çölde suyun bir damlası dahi değerlidir.

] “hatta, hem de, ayrıca, üstelik”

Belle, kazmayla, hatta elleriyle kazıdılar.
Gördüm, hatta konuştum da.
Konuşmuyor; üstelik gülmüyor da.
Çalışıyor, hem de sabahtan akşama kadar.


H. “DE, KI, ISE” BAĞLAÇLARI

] “de”

] Her zaman kendinden önceki kelimeden ayrı ve de, da şeklinde yazılır; bitiştirilmez, te, ta şeklinde yazılmaz.  “ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar.

] Genellikle “dahi, bile, üstelik, hatta” bağlaçlarıyla özdeştir.

Bu soruyu Ali de bildi                  dahi, bile
Artık gönlümü alsa da önemi yok.            dahi, bile

] Cümleleri, aynı görevdeki kelimeleri ve sözleri birbirine bağlar ve değişik anlamlar katar:

Sorsan da söylemem asla.
 Erzakını hazırla da pikniğe gidelim.      
cümleleri bağlamış, burada pikniğe gitmek için erzak hazırlama şartı var.

Biraz müsaade etsen de işime baksam
                                                        rica,istek,yalvarma
Büyüyecek de bana bakacak.         Küçümseme, alay
Çalışıp da kazanacaksın.            şart
Dün bizi bekletti de gelmedi.       yakınma
Çalışayım da gör neler yapacağımı.          övünme
Düzenli çalıştı da başarılı oldu.     için, neden-sonuç
Koşsan da yetişemezsin.             değişmezlik

Bütün yıl okumamış da şimdi kitap kurdu oluverdi.          
Zıt anlamlı cümleler arasına girmiş.

] Tekrarlanan kelimelerin arasına girerek anlamı güçlendirir:

Ev de ev olsa bari                      küçümseme
Çalış da çalış...                          abartma

] “ama” bağlacının yerine kullanılabilir; cümleleri ve öğeleri birbirine bağlayabilir:

Hızlı hızlı koştu da yetişemedi.     cümleleri bağlamış

] Edattan ve zarftan sonra gelerek anlamı pekiştirebilir:

O kadar da soğuk değil.
Böyle davranmanız hiç de iyi olmadı.


NOT : “de” Bağlacı Cümleye Şu Anlamları Katar
1.Usanma :Yaz da yaz, biteceği yok.
2.Küçümseme: Bizimki okuyacak da, adam olacak.
3.Devamlılık: Çenesi açıldı mı, konuşur da konuşur.
4.İnat:  Çocuk: “Balon da balon!” diye tutturdu.
5.Şart: Başarı, çalışılıp da kazanılır.
6.Aşırılık: Kızımız pek de güzelmiş.
7.Korkutma: Yerinden kalk ta göreyim.
8.Azar: Adam ol da öyle konuş!
9.Aşırı övünme: Şu şiiri okuyayım da bir görün!
10.Sebep-sonuç: Önüne bakmadın da çiğnedin.
11.Memnunluk: Ne iyi etmişim de, seninle tanışmışım!
12.Aşırı Beğenme: Araba da arabaymış ha!



] “ki”
Sadece “ki” biçimi vardır.
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.

]Anlam bakımından birbiriyle ilgili cümleleri birbirine bağlar.

Bir şey biliyor ki konuşuyor.         (sebep-sonuç)
Baktım ki gitmiş.                                    (şaşkınlık)
Ancak ne yazık ki böyle olmadı.            

]Birisinden alıntı yapılacağı zaman kullanılır.

Atatürk diyor ki: ...                     (açıklama)

]Özneyle veya tümleçlerle ilgili açıklama yapılacağı zaman kullanılır. Bazen “ki” ile başlayan bu açıklama iki kısa çizgi arasında verilir.

Ben ki hep sizin için çalıştım.       (pekiştirme)
Siz ki beni tanırsınız, neden böyle düşünüyorsunuz?
O yerden -ki herkes kaçar- sen de kaç.

]”ki” kullanılan bazı cümlelerin “ki”den sonraki kısmı söylenmez.

Sınavı kazanabilir miyim ki...       (kuşku)
Bu adama güvenilmez ki!                       (yakınma)
Acaba çocuğa kızarlar mı ki?       (endişe)

]Tekrar edilen kelimeler arasında kullanılır.
 Adam belâ ki ne belâ...

]Abartma anlamı katar.
 Bugün öyle yorgunum ki...

]Bu bağlaç birkaç örnekte kalıplaşarak bitişik yazılmaktadır.

Belki, çünkü (burada ünlü uyumuna girmiş), hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki.



] “ise”

] Karşılaştırma ilgisi kurar, karşıtlığı güçlendirir.

Yağmur yağıyor, evim ise çok uzakta. (bağlaç)
Adam konuşuyor, çocuksa hep susuyordu. (bağlaç)

] Ek-fiilin şart çekimiyle karıştırılabilir.

Çocuk başarılıysa sınıfını geçer. (ek-fiilin şartı)


NOT : Bağlaçlar cümlede tek başlarına öğe olmaz. Ancak başka öğelerin içinde yer alabilir. Kantinden simit ve çay aldım. (Belirtisiz Nesne)
Erkenden kalktım ve okula gittim. (Cümle dışı unsur)
Sen de al. (Cümle dışı unsur)
YAPI BAKIMINDAN BAĞLAÇLAR

1. BASIT BAĞLAÇLAR

Ek almamış (kök hâlindeki) zarflardır. ve, ile, de, fakat, eğer...

2. TÜREMIŞ BAĞLAÇLAR

Yapım eki almış zarflardır. kısaca, yalnız, üstelik...

3. BIRLEŞIK BAĞLAÇLAR

Birden fazla kelimeden oluşurlar ve bitişik yazılırlar. yoksa, hâlbuki...

4. ÖBEKLEŞMIŞ BAĞLAÇLAR

Birden fazla kelimeden oluşur ve ayrı yazılırlar. ya da, ne var ki, hem de...

ÖZET :

BAĞLAÇ: Edat gibi bağlaçların da tek başlarına anlamları yoktur. Bağlaçların görevi eş görevli kelime ve kelime gruplarını ya da anlamca ilişkili cümleleri birbirine bağlamaktır.
Başlıca Bağlaçlar: Ve, ile, ki, dahi, bile, ama, fakat, lâkin, yahut, ya da, ise, ancak, yalnız, nitekim, meğer, meğerse, çünkü, mademki, ne...ne, hem...hem, oysa..
Bağlaçların Özellikleri: 1.Bağlaçlar, bağlama görevi yaparken cümleye anlamlar da katabilir. (Sana söyleyeceğim ama kimseye söylemeyeceksin) (Şart anlamı) 2. Bağlaçlar cümle dışı unsurlardır. Cümlenin öğeleri bulunurken cümle dışı tutulurlar.



ÖRNEK SORU: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “ile” kelimesi bağlaç görevindedir?         (1986-FL-1)
A) Okula kitaplar ile geliniz.
B) Acele ile yapılan işler hep yarım kalır.
C) Kazancı ile geçinmeyi denemiyor.
D) Gelmeleri ile gitmeleri bir oldu.

Çözüm: “İle” bağlaçsa yerine “ve” bağlacını getirebilirdik. Seçeneklerde “ile” yerine “ve” koyduğumuzda D şıkkındaki cümlenin anlamının bozulmadığını görürüz. Cevap D’dir.

ÖRNEK SORU: “Kadar” kelimesi aşağıdaki cümlelerin hangisinde “büyüklüğünde” anlamında kullanılmıştır? (1992-KS)
A) Dağın eteğine elli kadar çadır kurulmuş.
B) Annem sabaha kadar uyuyamamış.
C) Evlerinin önü de içi kadar temizdi.
D) Bütün gün avuç içi kadar yer çapalayabildi.

Çözüm:    Seçeneklerde “kadar” kelimesi gördüğümüz yere “büyüklüğünde” kelimesini getirelim. D şıkkında cümlenin anlamını yitirmediğini göreceğiz.  Cevap D’dir.








































ÜNLEMLER

Sevinç, korku, heyecan, acıma, şaşma, öfke gibi duyguları coşkulu bir şekilde anlatan veya hitap (seslenme) gibi durumları belirten kelimelere ünlem denir.
Bu kelimelerin yanında dilek, emir, tehdit gibi anlamlar taşıyan kelimeler, cümleler ve yansımalar da ünlem değeri kazanabilir.

Bu bakımdan ünlemler ikiye ayrılabilir:

1. ASIL ÜNLEMLER

Asıl görevi ünlem olan kelimelerdir. Başka görevlerde kullanılamazlar. Seslenme veya duygu anlatırlar.

Seslenme Ünlemleri

Ey Türk Gençliği!                                
Hey! Biraz bakar mısın?
Bre melûn! Ne yaptın?              
Hişt! Buraya gel!
Şişt! Sus bakayım!

Bunların yanında adlar ve özel adlar da seslenme ünlemi olarak kullanılabilir.

Anne! Hemşehrilerim! Tanrım! Mehmet!

Duygu Ünlemleri

Ee, yeter artık!            
Aa! Bu da ne?              
Ah, ne yaptım!
Eh! Fena değil.            
Ay, elim!                                
İtme ha!
Hah, şimdi oldu!          
Hay Allah!                  
Vah zavallı!
Vay sersem!                
Aman dikkat!              
Eyvah! Geç kaldım!
İmdat! Boğuluyorum!


2. ÜNLEM DEĞERİ KAZANMIŞ KELİME ve SÖZLER

Anlamlı kelimelerin bazılarına vurgu ve tonlama yoluyla ünlem değeri kazandırılabilir. Bunlar da duygu ya da seslenme anlatır.

Komşular!        
Babacığım!      
Simitçi!          
Çok ilginç!
Ne kadar güzel!
Çabuk eve git!  
Ne olur yardım et!
Çık dışarı!

Yansıma kelimelerin hemen hemen tümü ünlem olarak kullanılabilir.

Şır!    
Çat!    
Güm!  
Hav!  
Miyav!
Tıs!


Örnek Soru :  ((1989-AL)

“Aman şu çiçeklerin güzelliğine bakın!” cümlesini ünlem cümlesi haline getiren kelime hangisidir?

A) Aman                                              B) Şu  
C) Güzelliğine                          D) Bakın


Çözüm:

Soru bize ünlem olan kelimeyi soruyor. Yani bir duyguyu (acıma, sevme, kızma gibi) anlatan kelimeyi soruyor.  Yukarıdaki cümlede şaşırmayla karışık beğenme duygusu vardır. Bunu da aman kelimesinden anlıyoruz. Cevap A’dır.











































FİİLLER


Tanım

Kainatta iki temel öğe vardır. Birincisi her türlü canlı, cansız nesne ve kavramı karşılayan isimler. İkincisi ise bu isimlerin meydana getirdiği iş, oluş ve hareketler yani fiiller.        
            Dilin temel görevi ise bu kavram ve hareketleri sesler veya harfler aracılığıyla söze dönüştürmektir.
Seviyorum, okuduk,çalışmalıyız,  gideceğim.
Dikkat edersek bu kelimeler iş, oluş, hareket, durum bildirmekle kalmıyor, bu işleri yapanları yani şahısları ve de işlerin gerçekleştiği zamanı veya dileğini bildiriyorlar.  Sevdik .... (Sevme işini geçmişte, biz gerçekleştirdik.)

Varlıkların yaptıkları veya etkilendikleri işleri, hareketleri, oluşları, kılışları, durumları zamana ve kişiye bağlı olarak anlatmada kullanılan kelimelere fiil denir.

Fiillerin üç temel kuralı vardır:
a) İş, hareket, oluş bildirir.
b) Kök veya gövde halindeyken kip eklerini alabilir.
c) Kök ve gövde halindeyken mastar eklerini (-mek, -mak) alabilir.


Fiiller dilin temel kelimeleridir.

Fiiller mastarları ile isimlendirilirler. Mastar fiil kök veya gövdesinin “-mek, -me, iş” eklerini almış hâlidir. Bu ekler atıldığında geriye sadece fiil kalır. Bu fiiller artık zamana ve şahsa göre çekimlenmeye hazırdır.

Fiil kök ve gövdelerinin, kısaca fiillerin zamana ve şahsa göre yargı bildirecek hâle getirilmesine de fiil çekimi denir.
Geldim, okumuş, yazıyor, düşünmez, biliriz, sormalısın, dinle, konuşalım...


Fiile çekimleri ikiye ayrılır:
Basit (yalın) zamanlı çekimler ve birleşik zamanlı çekimler

Basit çekimlerde sadece zaman ve şahıs ekleri vardır; ama birleşik çekimlerde zaman ekleriyle şahıs ekleri arasına birleşik zaman eki getirilir. Biz şimdilik basit zamanlı çekimleri göreceğiz. Fiil kipleri bittikten sonra birleşik zamanlı çekimleri de öğreneceğiz.

Her fiilin bir adı vardır. Fakat bu adlar, şahıs ve zaman kavramı taşımazlar. Fiillerin sonuna “-me, -mek, -iş” ekleri getirilerek yapılan fiil adları, bu ekler çıkarılarak çekimlenirler.

Sevme              →         sevdik
Kalkış                →         kalktı
Hoşgörmek        →         hoşgörelim


Bir kelimenin fiil olabilmesi için şu üç öğeyi bulundurması gerekir.
1. Fiil tabanı
2. Kip eki
3. Şahıs eki



Örnek Soru: Çekimli fiiller aşağıdakilerden hangisini göstermez? (1989-AL)

A) Zaman                                   B) Şahıs
C) Hareket ve oluş                      D) Yer

Çözüm :  Sev – i – yor – um

                                 
İş-oluş-hareket  Zaman  Şahıs              
Cevap D




Çekimli Fiilin Yapısındaki Unsurlar

1. Kök ve Gövde
2. Şahıs Ekleri
3. Ek-fiil, Çekimi ve Görevleri

Filleri ve fiilden türemiş kelimeleri anlam ve yapı bakımından inceleyelim:

         
 Fillerde Somutluk - Soyutluk

Somut Fiiller: Beş duyu organından herhangi biriyle algılanabilen fiillere denir. Kır-, oku-, yaz-...
Soyut Fiiller: Beş duyu organından herhangi biriyle algılanamayan; fakat var olan fiillere denir. Düşün-, hoşlan-...


            Bazı somut fiiller, cümlede kullanılışına göre soyut olabilir: Babam biraz odun kırdı. (Somut)  / Arkadaşımın sözleri kalbimi kırdı. (Soyut)


Fiillerde Aktarma
İnsanlarla ilgili fiiller doğaya; doğayla ilgili fiiller insana aktarılabilir.
Mevsimler yas tutup, çöller ağlasın. (İnsandan doğaya)
Ali Paşa sinirle kükredi: “Buraya gel!” (Doğadan insana)


A. FİİLDE HAREKET

Fiilde hareket, fiilin temel anlamını ifade eder.
Fiiller taşıdıkları temel anlamlara göre türlere ayrılırlar:
Fiilin temel anlamı harekettir. Hareketin anlam yönünden üç yönü vardır.

1. İş ve Kılış Fiilleri
 Bir nesneyi olumlu olumsuz etkileyen, insanlar tarafından genellikle bilinçli olarak gerçekleştirilen fiillerdir.

Öznenin iradesiyle, bir nesne üzerinde gerçekleşen, öznenin nesneyi etkilediğini ve o nesnenin de etkilendiğini gösteren fiillerdir.
Bu fiiller geçişlidir, yani nesne alarak kullanılırlar.
Zaten bu bakımdan iş ve kılış bildirirler.

Taşımak, yazmak, açmak, anlatmak, görmek, bilmek, silmek...

2. Durum Fiilleri

Öznenin süreklilik gösteren bir durumunu anlatan fiillerdir.
Bu fiillerin bitmeleri için başka herhangi bir fiilin başlaması gerekir.
Durum fiillerinde özne durağan hâldedir.
Birçoğu, öznenin iradesi dışında gerçekleşir.
Bunlar genellikle geçişsizdir, yani çoğunlukla nesne almazlar.

Uyumak, uyanmak, ölmek, susmak, oturmak, yatmak, uzanmak...

3. Oluş Fiilleri

Bunlar da bir nitelik değişikliği, yani bir durumdan başka bir duruma geçildiğini veya geçilmekte olduğunu bildirirler.
Gerçekleşmelerinde öznenin doğrudan etkisi yoktur.
Bu fiillere “doğa fiilleri” de denir.
Bu fiiller aslında gizli bir güç tarafından gerçekleştirilir.
Bu fiillerin gerçekleşmesi irademize (isteğimize) bağlı değildir. Daha çok “kendiliğinden olma” söz konusudur.
Geçişsizdirler.

Solmak, büyümek, bayatlamak, yeşermek, uzamak, yağmak, esmek, yeşermek, kızarmak, acıkmak, gürlemek...

Örnek Soru: Aşağıdaki cümlelerin yüklemi olan fiillerden hangisi “oluş” bildirmektedir?

A) Sizi çok seviyoruz.
B) Bir de şu soruyu çözsene.
C) Çocuklar ne güzel de oynuyorlar.
D) Sen ne kadar da büyümüşsün, ufaklık!

[Cevap: A’da sev(mek) için birine ihtiyaç vardır. B’de, çöz(mek) için soruya ihtiyaç vardır. Her iki fiil de kılış bildiriyor. C’de oyna(mak) durum bildirir. D’de ise büyü(mek) irademizin dışında olur, biz istediğimiz için büyümeyiz. Cevap D’dir. ]



B. FİİLDE ZAMAN

Fiiller bir yargıyı iletirken hareketin, oluşun, kılışın, durumun, işin gerçekleştiği ya da gerçekleşeceği zamanı da belirtirler.
Zaman, bu yüzden fiil çekiminde; yapıldığını, yapılmakta olduğunu veya yapılacağını vb. haber veren soyut kavramdır.

Dilimizde üç temel zaman vardır:
1. Şimdiki Zaman

İçinde bulunulan zamandır.
Fiilin, içinde bulunulan zamanda gerçekleştiğini ya da gerçekleştirildiğini anlatır.

2. Geçmiş Zaman

Fiilin, içinde bulunulan zamandan önce gerçekleştiğini bildirir. Bilinen ve öğrenilen olmak üzere ikiye ayrılır.

a. Bilinen Geçmiş Zaman

Öznenin bizzat gördüğü veya yaşadığı fiilleri bildirir.

b. Öğrenilen Geçmiş Zaman

Öznenin görmediği, yaşamadığı, ancak başkasından duyarak anlattığı fiilleri bildirir.

3. Gelecek Zaman

Fiilin, içinde yaşanılan zamandan sonra gerçekleşeceğini, şimdilik tasarı hâlinde olduğunu bildirir.

Bu “zaman”lara basit ya da ana zaman denir.
Bu ana zamanların dışında bir de geniş zaman vardır ki bu, fiilin her zaman yapıldığını bildirdiği için yukarıdaki bütün zamanları kapsar, başka bir ifadeyle yukarıdaki zamanların tümü geniş zamanı oluşturur.
Böylece “zaman” sayısı beşe yükselmiş olur.

Bu “zaman”ları çekimli fiillerde zaman (haber kipi) ekleri temsil eder. Bu eklerin üzerine tekrar bazı haber veya dilek kip ekleri getirilerek birleşik zamanlar oluşturulur.



C. FİİLDE KİŞİ

Fiildeki hareketi gerçekleştiren ya da o hareketin içinde bulunan varlığa fiildeki kişi denir.
Kişileri, çekimlenmiş, yani şahsa ve zamana bağlı olarak bir yargı bildiren fiillerin sonundaki ekler temsil eder.
Bu ekler, fiillere, zaman ve dilek kip eklerinden sonra gelir.
Yani önce fiillin zaman veya tasarı ifade eden bir çekimi yapılır, sonra onun hangi şahsa bağlı olduğunun belirtilmesi için şahıs ekleri getirilir.
Bu, Türkçe’nin sondan eklemeli bir dil oluşunun göstergesidir.

Fiillerde üç “kişi” vardır:

Birinci kişi(ler)    anlatan, söyleyen, haber veren, konuşan, isteyen, soran(lar)...
İkinci kişi(ler)     dinleyen, emir alan(lar)
Üçüncü kişi(ler)  kendisinden bahsedilenler(ler)







Aşağıdaki tabloda kişi eklerinin fiillere ne şekilde ekleneceği gösterilmiştir:



Bilinen geçmiş zaman ve şart kipi için
Öğrenilen geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gereklilik kipi için
İstek kipi için
Emir Kipi için

1. tekil kişi
-m
-im
-im
--
2. tekil kişi
-n
-sin
-sin
--
3. tekil kişi
--
--
--
-sin
1. çoğul kişi
-k
-iz
-lim
--
2. çoğul kişi
-niz
-siniz
 -siniz
 -in(iz)
3. çoğul kişi
-ler
-ler
-ler
 -sinler


Yukarıdaki tabloya dikkat edilecek olursa bazı şahıs eklerinin birkaç şekilde kullanılabildiği görülecektir. Bunlar fiil çekim örneklerinde daha anlaşılır bir şekilde incelenecektir.

Not: Bu şahıs ekleri tek tek öğrenilmez. Çekimli filler eklerine ayrılırken kendiliğinden ortaya çıkarlar.



D. FİİLDE KİP

Fiiller, zaman ve anlam özelliklerine göre türlü ekler alarak değişik biçimlerde kullanılırlar. Bu kullanılış biçimlerinin her birine kip denir. Kip, fiillerin zaman, şahıs, tekillik ve çoğulluk bildiren şekilleridir. Bunların yanında olumsuzluk ve soru biçimleri de vardır, ama bu ikisi zaten var olan kiplerin olumlu, olumsuz, olumlu soru ve olumsuz soru şeklinde kullanımlarıdır, o kadar.

FİİL TABANI (KÖK VEYA GÖVDE): Fiilin kök veya gövdesi,başka bir ifadeyle kelimenin (-mek, -mak) eklenebilen en büyük parçasıdır.    Okudum                 oku (mak)

Kısacası, çekimli bir fiilden kip ve kişi ekleri atıldıktan sonra kalan iş, oluş veya hareket bildiren kısma fiil tabanı denir. Fiil tabanı basit (kök) veya yapım eki alarak türemiş (gövde) halinde olabilir.


Kelime        Kök                 Gövde      Taban

Sarardı       sarı      sarı ar        sarar(mak)
Yaşıyorum    yaş     yaş a                    yaşa (mak)
Çoğalmış     çok    çok al                   çoğal (mak)



Fiiller kip yönünden ikiye ayrılır:
Haber (bildirme) kipleri ve istek kipleri






I. BASİT ZAMANLI ÇEKİMLER

Fiillerin basit zamanlı çekimleri sadece bir tek kip eki içerir.
Yapılışı şöyledir: fiil + kip eki + şahıs eki (gel-di-k)


1. HABER (BILDIRME) KIPLERI
İşin, oluşun, hareketin gerçekleşme zamanını; işin yapıldığını, yapılacağını veya yapılmakta olduğunu haber verirler.  Haber verdikleri zamanın adıyla anılırlar.Taşıdıkları bu zaman eklerine göre beşe ayrılır:

a. Bilinen (di’li) Geçmiş Zaman Kipi
Geçmişte yaşadığımız veya gördüğümüz fiilleri anlatmak için kullanılır. Fiil tabanına –di (–di , –du , –dü, –tı , –ti , –tu , –tü ) eki getirilerek yapılır. Bu yüzden di’li geçmiş zaman kipi de denir.
Bu ek bilinen geçmiş zaman ifade eder.

]Uzak ya da yakın geçmişte yapılan ve tamamlanan işleri kesinliğe bağlayarak anlatır.
 Araştırmalarını geçen yıl kitaplaştırarak yayımladı.
Saat kaçta ve nerede buluşacağımızı şimdi hatırladım.
Konular ayrıntılarıyla görüşüldü

]Kişi, kişiler ya da tarih tarafından bilinen olaylar anlatılır.
 1908’de ikinci Meşrutiyet ilân edildi.
Türklere Anadolu’nun kapılarını Alparslan açtı.

] –dı zaman ekiyle –k şahıs ekleri birleştiğinde yapım eki olarak kullanılır.
Biz o devleti tanıdık. (Çekim eki)  / Okulda tanıdık yüzler vardı. (Yapım eki)

]Bu kipteki bir fiilden sonra “mi” edatı gelirse, zaman anlamı kazanabilir. Babam geldi mi? (Soru) / Babam geldi mi okula gideceğiz. (Zaman)

Çekimi

Olumlu
Gel-di-m
Gel-di-n
Gel-di
Gel-di-k
Gel-di-niz
Gel-di-ler

Olumsuz
Gel-me-di-m
Gel-me-di-n
Gel-me-di
Gel-me-di-k
Gel-me-di-niz
Gel-me-di-ler

Olumlu soru
Gel-di-m mi?
Gel-di-n mi?
Gel-di mi?
Gel-di-k mi?
Gel-di-niz mi?
Gel-di-ler mi?

Olumsuz soru
Gel-me-di-m mi?
Gel-me-di-n mi?
Gel-me-di mi?
Gel-me-di-k mi?
Gel-me-di-niz mi?
Gel-me-di-ler mi?



b. Öğrenilen (miş’li) Geçmiş Zaman

Fiilin, önceden gerçekleştiğini bildirir. Ancak söyleyen fiilin yapıldığını görmemiş, başkasından duymuştur. Fiil tabanına                       –miş ( –mış,  –muş, –müş) eki getirilerek yapılır.

]Bu ek ve bu çekim, yapılan işin görülmediğini, duyulduğunu, öğrenildiğini ifade eder.

Depremzedelere gönderilen yardımları engellemişler.
Atalarımız bizlere güvenmiş de bu vatanı emanet etmişler.
Annemin anlattığına göre ben bir yaşında yürümeye başlamışım.

]Farkında olunmayan ya da sonradan fark edilen fiilleri anlatır:
 Okula giderken otobüste uyumuşum.
Bir de baktım ki okul durağını geçmişiz.

]Bir işle, oluşla ilgili kişisel görüş bildirir:
Yemek güzel olmuş; ellerin dert görmesin.

]Masallarda kullanılır:
Bir varmış, bir yokmuş. Az gitmiş uz gitmiş.

]–mış eki, yapım eki olarak kullanılır.
Burak bu kitabı okumuş (çekim eki) / Okumuş adamdan zarar gelmez. (yapım eki)

]–dir ek-fiil eki bu kipe bazen kesinlik bazen olasılık anlamı katar.
Bu kitap Ankara’da basılmıştır. (Kesinlik) / Şimdi bizim oralarda dağlar yeşermiştir. (olasılık)

]Bazı kullanımlarda “farkına varmama” anlamı görülür.
Maçta ayağımı incitmişim.

]Oluş fiilleriyle birlikte kullanılırsa “sonradan farketme” anlamı kazanır.
Sabah kalktım ki her tarafa kar yağmış.

Çekimi

Olumlu
Gel-miş-im      
Gel-miş-sin      
Gel-miş
Gel-miş-iz        
Gel-miş-siniz    
Gel-miş-ler



Olumsuz
Gel-me-miş-im
Gel-me-miş-sin
Gel-me-miş
Gel-me-miş-iz  
Gel-me-miş-siniz
Gel-me-miş-ler

Olumlu soru
Gel-miş miyim?
Gel-miş misin?
Gel-miş mi?
Gel-miş miyiz?  
Gel-miş misiniz?
Gel-miş-ler mi?


Olumsuz soru
Gel-me-miş miyim?      
Gel-me-miş misin?      
Gel-me-miş mi?
Gel-me-miş miyiz?
Gel-me-miş misiniz?    
Gel-me-miş-ler mi?


c. Şimdiki Zaman
Fiilin şu an gerçekleşmekte olduğunu bildirir. Fiil tabanına –( ) yor eki getirilir. . Ünsüzle biten fiile “i” yardımcı ünlüsüyle birlikte; ünlüyle bitenlere tek başına getirilir:
 Sev (i) yor um
Oku-yor          
Gel-i-yor

] ( ) yor eki kendinden önceki geniş sesliyi (a, e) daraltır.
Gör me yor um ----Görmüyorum.

]Belirtilen işin, oluşun vb. içinde bulunulan zamanda yapılmakta olduğunu ifade eder.

Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

]Bu çekimden sonra “-dir” bildirme eki kullanılırsa olasılık anlamı katılmış olur:
 O şimdi mışıl mışıl uyuyordur.

]Bu ekin yerini “-mekte” ekleri alabilir:
 Gördüğün gibi dinleniyoruz→dinlenmekteyiz.

]Olumsuz soru biçimi, zaman zarfı olarak kullanılır.

Çekimi
Olumlu
Gel-i-yor-um
Gel-i-yor-sun
Gel-i-yor
Gel-i-yor-uz
Gel-i-yor-sunuz
Gel-i-yor-lar
Olumsuz
Gel-mi-yor-um
Gel-mi-yor-sun
Gel-mi-yor
Gel-mi-yor-uz
Gel-mi-yor-sunuz
Gel-mi-yor-lar

Olumlu soru
Gel-i-yor muyum?
Gel-i-yor musun?
Gel-i-yor -mu?
Gel-i-yo- muyuz?
Gel-i-yor- musunuz?
Gel-i-yor- lar mı?


Olumsuz soru
Gel-mi-yor- mu-yum?
Gel-mi-yor- mu-sun?
Gel-mi-yor- mu?
Gel-mi-yor- mu-yuz?
Gel-mi-yor- mu-sunuz
Gel-mi-yor- lar-mı?


d. Gelecek Zaman
Fiilin daha sonra gerçekleşeceğini bildirir. Fiil tabanına –ecek, -acak getirilerek yapılır.

]İşin gelecekte yapılacağını bildirir.

Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.
Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim
Sisler utanacak, eğilecek
Ağzının ucundan öpeceğim
Saçına kalbimi takacağım
Avcunda bir şiir büyüyecek
Nerede olduğumu bileceğim (Atilla İlhan; Rüzgâr Gülü)

]Fiilin yapılması konusunda kesinlik yoktur. Kesinlik anlamı bir zarfla sağlanır.
Yarın mutlaka köye gideceğim. (Zarf)
Toplantı saat 14.30’da başlayacaktır.

]“-dir” bildirme ekiyle birlikte kullanıldığında kesinlik anlamı katar.
Yarınki maç saat 14:00’te yapılacaktır.

]–acak, -ecek ekleri bazen yapım eki göreviyle kullanılır.
Kırılacak eşyaları kutulara yerleştir. (Yapım eki)

]Bazı kullanımlarda “hırs ve kararlılık” anlamları görülür.
Herkes benim kim olduğumu görecek.

] “Ol” fiiline getirildiğinde bazen olasılık anlamı kazanır.
Yarın hava güzel olacak.(olabilir)



Çekimi
olumlu
Gel-eceğ-im
Gel-ecek-sin
Gel-ecek
Gel-eceğ-iz
Gel-ecek-siniz
Gel-ecek-ler

olumsuz
Gel-me-y-eceğ-im
Gel-me-y-ecek-sin
Gel-me-y-ecek
Gel-me-y-eceğ-iz
Gel-me-y-ecek-siniz
Gel-me-y-ecek-ler

Olumlu soru
Gel-ecek miyim?
Gel-ecek misin?
Gel-ecek mi?
Gel-ecek miyiz?
Gel-ecek misiniz?
Gel-ecek ler mi?

Olumsuz soru
Gel-me-y-ecek miyim?
Gel-me-y-ecek misin?
Gel-me-y-ecek mi?
Gel-me-y-ecek miyiz?
Gel-me-y-ecek misiniz?
Gel-me-y-ecek ler mi?


e. Geniş Zaman
Fiilin her zaman yapıldığını veya yapılabileceğini bildirir. Fiil tabanına –( )r eki getirilerek yapılır.  Fiil kök veya gövdesine “-°r” eki getirilerek söz konusu olan işin vb. geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanların tümüne ait olduğunun, yani her zaman tekrarlandığı bildirir.

 Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

]Geniş zamanın olumsuzu yapılırken –( ) r kullanılmaz. Yerine –me, -ma, -mez, -maz kullanılır.

Gel-i-r-im           →         gel-me-m          ek yok
Gel-i-r-sin          →         gel-me-z-sin       z
Gel-i-r               →         gel-me-z                       z
Gel-i-r-iz                        →         gel-me-y-iz        ek yok
Gel-i-r-siniz        →         gel-me-z-siniz     z
Gel-i-r-ler           →         gel-me-z-ler       z

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
]Ata sözlerinde kullanıldıklarında her zaman geçerli olan gerçekleri anlatır.
Su uyur, düşman uyumaz.

]Bazı kullanımlarında alışkanlıkları bildirir.
Her yemekten sonra bir fincan kahve içerim.

]Birleşik isimler yapılır.
Bilirkişi, yazarkasa, uyurgezer...

]–r ve –mez eklerini alan kelimelerle ikileme yapılırsa, bu ikilemeler zarf-fiil olur.
Sabah olur olmaz köye gideceğiz.

]Bazen gelecekteki bir iş için kullanılır. Bu durumda olasılık bildirir.
Bu sene sınıfı geçer.

]Soru biçiminde kullanıldığında “rica, yadırgama” anlamları görülür.
Bir dakika bakar mısınız? (Rica)
Ben seninle aynı yerde oturur muyum? (Yadırgama)

Çekimi

olumlu
Gel-i-r-im
Gel-i-r-sin
Gel-i-r
Gel-i-r-iz
Gel-i-r-siniz
Gel-i-r-ler

olumsuz
Gel-me-m
Gel-me-z-sin
Gel-me-z
Gel-me-y-iz
Gel-me-z-siniz
Gel-me-z-ler

Olumlu soru
Gel-i-r miyim?
Gel-i-r misin?
Gel-i-r mi?
Gel-i-r miyiz?
Gel-i-r misiniz?
Gel-i-r-ler mi?


Olumsuz soru
Gel-me-z miyim?
Gel-me-z misin?
Gel-me-z mi?
Gel-me-z miyiz?
Gel-me-z misiniz?
Gel-me-z-ler mi?

Örnek Soru: “Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur”  cümlesindeki fiillerin zamanı hangi seçenekte doğru verilmiştir? (1994-EML)
A) Şimdiki zaman-geniş zaman
B) Geniş zaman-geniş zaman
C) Gelecek zaman-gelecek zaman
D) Geçmiş zaman-geçmiş zaman

Çözüm: kavuş-maz / kavuş-ur  (her zaman) (geniş zaman) (Geniş zamanın olumsuzu –mez, -maz, veya –me, -ma ile yapılır)
CEVAP:B
2. DİLEK KİPLERİ

Dilek kipleri, fiillere dilek anlamı katan kiplerdir.
Fiilin zamanını bildirmezler.
Ama hepsinde de pek belirgin olmayan bir gelecek zaman anlamı vardır.

Dilek kipleri dörde ayrılır:

a. Gereklilik Kipi

]Eylemin mutlaka  gerçekleşmesi gerektiğini bildirir. Fiil tabanına –meli, -malı ekleri getirilerek yapılır.
]Belirtilen işin yapılması gerektiğini bildirir.
] “lâzım, gerek, icap eder” anlamlarını verir.

Bütün bunların üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim
Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
Adın kurtuluştur ama söylememeliyim
Can kuşum umudum canım sevgilim.

]Bazı cümlelerde olasılık anlamıyla kullanılır.
Geç kaldığına göre uyanamamış olmalı

]Gereklilik kipini alan bir fiilden sonra –dir ek-fiili getirilirse, kesinlik anlamı oluşur.
Başarılı olmak isteyenler çok çalışmalıdır.

]Gereklilik kipinden sonra –dır ek-fiilinin kullanıldığı cümlelerde kesinlik zarfları kullanılırsa dil yanlışı olur. Başarılı olmak isteyenler mutlaka çok çalışmalıdır. (Yanlış)


Çekimi

olumlu
Gel-meli-y-im
Gel-meli-sin
Gel-meli
Gel-meli-y-iz
Gel-meli-siniz
Gel-meli-ler

olumsuz
Gel-me-meli-y-im
Gel-me-meli-sin
Gel-me-meli
Gel-me-meli-y-iz
Gel-me-meli-siniz
Gel-me-meli-ler

Olumlu soru
Gel-meli mi-y-im?
Gel-meli misin?
Gel-meli- mi?
Gel-meli mi-y-iz ?
Gel-meli mi-siniz?
Gel-meli-ler mi?






Olumsuz soru
Gel-me-meli mi-y-im?
Gel-me-meli misin?
Gel-me-meli- mi?
Gel-me-meli mi-y-iz ?
Gel-me-meli mi-siniz?
Gel-me-meli-ler mi?



b. İstek Kipi
Eylemin yapılması veya yapılmaması istendiği durumlarda kullanılır. Genellikle birinci tekil ve birinci çoğul şahıslarda kullanılır. Fiil tabanına –e, -a ekleri getirilerek yapılır.
Sev-e-lim, çalış-a-yım...

]İyi dilek sözleri istek kipiyle oluşturulmuştur.
Rastgele, uğurlar ola, kolay gele...
                         
] Bazen soru amacıyla kullanılır.
Beni görünce meraklı bakışlarla konuştu: “Hayrola!”
                   
]Bazı cümlelerde “öğüt, gereklilik ve emir” anlamları görülür.
Çiçekleri koruyalım, derste gürültü etmeyelim.

]Fiilin yapılmasının istendiğini bildirir.

Bende yok sabr ü sükûn sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar fikr idelim bir kerre


Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar

Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim!

Hep senünçündür benim dünyâ cefasın çektiğim
Yoksa ömrüm varı sensiz neyleyim dünyâyı ben

]Ünlüyle biten fillerin 1. tekil şahıs çekiminde heceden tasarruf edilebilmektedir:
Gelmeyeyim→gelmeyim
Okumayayım→okumayım
Neyleyeyim→neyleyim

]Beddua amaçlı da kullanılabilir.
Kurşunlara gelesin.

Çekimi

olumlu
Gel-e-y-im
Gel-e-sin
Gel-e
Gel-e-lim
Gel-e-siniz
Gel-e-ler

olumsuz
Gel-me-y-e-y-im
Gel-me-y-e-sin
Gel-me-y-e
Gel-me-y-e-lim
Gel-me-y-e-siniz
Gel-me-y-e-ler

Olumlu soru
Gel-e-y-im mi?
--
--
Gel-e-lim mi?
--
--


olumsuz soru
Gel-me-e-y-e-yim mi?
 --
 --
Gel-me-e-ye-lim mi?
--
--



c. Dilek-Şart Kipi
 İşin, oluşun, hareketin gerçekleşmesi ,başka bir eylemin olması şartına bağlı olduğu durumlarda fiil tabanına –se, -sa ekleri getirilerek yapılır. Hem dilek hem de şart anlamı görülebilir.
Çalışırsan kazanırsın.(Şart)
Şimdi Konya’da olabilsem. (Dilek)

]–sa, -se ekini alan fiiller tekrarlanırsa,bu durumda “sadece” veya “en fazla” anlamları ortaya çıkar.
Bu soruyu çözse çözse Murat çözer. (Sadece)
Bu defter gitse gitse iki ay gider. (En fazla)

Olumlu ve olumsuz biçimlerinden sonra “de, da” bağlacı getirilirse şart anlamı ortadan kalkar, kararlılık ve eşitlik anlamları oluşur.
Sen olsan da, olmasan da bu işi yapacağım. (Kararlılık)
Sevse de olur, sevmese de (Eşitlik)

]Fiilin yapılması dileğini bildirir. Bu durumda bu eki alan fiil yüklemdir.

"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

]Bir fiilin gerçekleşmesi koşulunu bildirir. Bu durumda bu eki alan fiil yan cümlenin yüklemidir.

Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur

Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm  (İlhan Berk)

Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı
Bahtına lânet olsun aşmadıysan bu dağı


Çekimi

olumlu
Gel-se-m
Gel-se-n
Gel-se
Gel-se-k
Gel-se-niz
Gel-se-ler

Olumsuz
Gel-me-se-m
Gel-me-se-n
Gel-me-se
Gel-me-se-k
Gel-me-se-niz
Gel-me-se-ler

Olumlu soru
Gel-se-m mi?
Gel-se-n mi?
Gel-se mi?
Gel-se-k mi?
Gel-se-niz mi?
Gel-se-ler mi?

Olumsuz soru
Gel-me-se-m mi?
Gel-me-se-n mi?
Gel-me-se mi?
Gel-me-se-k mi?
Gel-me-se-niz mi?
Gel-me-se-ler mi?


d. Emir Kipi
]Eylemin yapılmasını veya yapılmamasını başkasından isteme durumunda kullanılır.

]Eki yoktur. Buna göre kök halindeki bütün fiiller, emir kipindedir. Üçüncü tekil ve çoğul kişilere göre, emir kipinde çekimlenmiş fiillere –sin eki getirilir.
Gel-, dur-, otur-, /gelsin, dursun, otursun/gelsinler, dursunlar, otursunlar

]İnsan kendi kendine emir veremeyeceği için emir kipi 1.tekil ve 1.çoğul kişilerde kullanılmaz. Yani 1. şahısların çekimi yoktur. Fiilin yapılmasını emir biçiminde bildirir.
Oraya otur ve yerinden kalkma.
Bu raporu akşama kadar yetiştir.


]Emir kipi, cümlede bazen istek,istek anlamı taşır.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül...

Her şey gönlünüzce olsun.
Allah’ım bizi affet!
Peki, öyle olsun.
Allah’ım beni affet!

]Verilen emirleri yumuşatmak amacıyla ikinci tekil kişiye, ikinci çoğul kişiymiş gibi emir verilebilir.
Ahmet Bey, buraya geliniz.
]Bazı ata sözü ve özdeyişlerde öğüt verme amacıyla kullanılır.
Sakla samanı, gelir zamanı.

]Olumlu ve olumsuz biçiminin tekrarlanması “süreklilik, korkutma, boyun eğme” anlamları taşır.
Akşama kadar yaz yaz, bıktık doğrusu (süreklilik)
Gelmeyin gelmeyin, görürsünüz siz! (korkutma)
Biz emir kuluyuz! Otur otur, kalk kalk! (Boyun eğme)

]Emir kipinin bazı kullanımları yalvarma ve dileme anlamları taşır.
Allah’ım bizi koru.
Allah korusun. Allah razı olsun.

Çekimi

olumlu
--
Gel
Gel-sin
--
Gel-in(iz)
Gel-sin-ler


olumsuz
--
Gel-me
Gel-me-sin
--
Gel-me-y-(in)iz
Gel-me-sin-ler


Olumlu soru
--
--
Gel-sin mi?
--
--
Gel-sin-ler mi?



Olumsuz soru
--
--
Gel-me-sin mi?
--
--
Gel-me-sin-ler mi?

Buraya kadar fiillerin basit zamanlı (tek kipe göre) çekimlerini yaptık fiillerin bir de birleşik zamanlı çekimleri vardır ki bundan önce birleşik zamanlı çekimleri yapmaya yarayan ek-fiili öğrenmek yerinde olacaktır.




FİİLLERİN OLUMLU - OLUMSUZ ŞEKLİ


Fiil tabanı + olumsuzluk eki + Kip + şahıs eki
Sev                   me            di        m
Gel                   me            --        y in

]Geniş zamanın olumsuzu 1. şahıslarda –me, -ma diğerlerinde ise –mez, -maz ile yapılır. Ve “- ( ) r  kip ekinin yerini alır. Sev (e) r  im ----Sev (me) m    /  Bil (i) r sin....Bil (mez) sin

]Şimdiki zamanın olumsuzu yapılırken “ ( ) yor” eki  -me, -ma olumsuzluk ekini daraltarak –mı, -mi, -mu, -mü haline sokar. İste mi yor um, Görüş mü yor uz





FİİLLERİN SORU ŞEKLİ
            Fiillerde soru anlamı “-mı, -mi, -mu, -mü” soru ekiyle sağlanır.  Soru eki daima kelimeden ayrı yazılır. Şahıs ekleriyle ise bitişik yazılır.
Soruları çözdünüz mü?
Beni seviyor musun?





II. EK-FIIL(EK-EYLEM)
BİRLEŞİK ZAMANLI ÇEKİMLER

EK-FIIL (EK-EYLEM

]İsim soylu kelimelerin sonuna gelerek, onları yüklem yapan eklere ek-fiil denir.
]Ek –fiil ekleri şunlardır: -dır, -idi, -imiş, -ise
] “imek” fiilinin ek olarak kullanımıdır.
]Genellikle bitişik yazılır.
]Ek-fiillerin iki temel görevi vardır:
            a)Basit zamanlı fiilleri birleşik zamanlı yapar. (-dır eki dışındakiler)
Sev (i) yor du m.
Al a y mış

b)İsim  ve isim soylu kelimelere gelerek onları yüklem yaparlar.
Hayat, yaşayınca güzeldir.

 Ek-fiiller genel olarak dört bölümde incelenir:
1.Ek-fiilin geniş zamanı
2.Ek-fiilin görülen geçmiş zamanı
3.Ek-fiilin duyulan geçmiş zamanı
4.Ek-fiilin şartı

1.Ek-fiilin geniş zamanı  
]Ek-fiilin geniş zamanı, aynı zamanda ek-fiilin şimdiki zamanını karşılar.
]El fiilin geniş zaman eki –dır (–dir, –dur, –dür, –tır, –tir, –tur, –tür) dır.

] “-dır” ek-fiili sadece 3.şahıslarda kullanılır. Birinci ve ikinci şahıs çekimlerinde –dir yerine şahıs ekleri kullanılır.
] İyelik ekiyle ek fiilin ek hali birbirine karıştırılabilir.
Ben iyi bir babayım. (Ek fiilin 1.tekil şahıs hali)
Benim canım babam. (İyelik eki)

]Üçüncü şahsa gelen “dır” ek fiili istenirse kullanılmayabilir. Bu daha iyidir.
 Bu daha iyi.
Çekimi

İyi- y- im
İyi- si
İyi- dir
İyi- y-siniz
İyi- y- im
İyi- dir-ler

2.Ek-fiilin görülen geçmiş zamanı
]isim + ek fiil + şahıs eki şeklinde yapılır. Ek fiilin geçmiş zaman eki –idi (–di , –du , –dü, –tı , –ti , –tu , –tü ) dir.

Çekimi

Öğrenci- y – di -m
Öğrenci- y – di -n
Öğrenci- y – di
Öğrenci- y – di -k
Öğrenci- y – di -niz
Öğrenci- y – di -ler

3.Ek-fiilin duyulan geçmiş zamanı
]Ek fiilin duyulan geçmiş zaman eki –imiş ( –mış,  –muş, –müş) dir.

Çekimi

Güzel – imiş –im
Güzel – imiş -sin
Güzel – imiş
Güzel – imiş -iz
Güzel – imiş -siniz
Güzel – imiş -ler
4.Ek-fiilin şartı
            ]Ek fiilin şartı ise, (-sa) dir.
]Ek fiilin şartı olan –ise isim ve isim soylu kelimelere geldiğinde onları yüklem yapmız; sadece cümleye şart anlamı kazandırır.
Hastaysanız biraz istirahat ediniz.

Çekimi

Hasta- y -sa- m
Hasta- y -sa- n
Hasta- y -sa
Hasta- y -sa- k
Hasta- y -sa- nız
Hasta- y -sa- lar


NOT: Ek fiiller sadece isimleri değil; isim soylu olan zamirleri de yüklem yapabilirler.
Benim en iyi arkadaşım sen-di-n.
Kim-miş beni soran
En iyi adam odur.
         
NOT : Ek-fiiller, fiilimsilerin sonuna gelerek onları yüklem yapabilir.
En güzel şey, sağlıklı yaşamaktır.

Dikkat

Ben iyi bir okurum.         Ek-fiilin geniş zamanı
Hep iyi kitaplar okurum.  Şahıs eki
Benim okurum anlayışlıdır.          İlgi eki ve iyelik eki
Öğrenciydi                    ek-fiil çekimi
Uyuyordu                      birleşik çekim
Öğrenciymiş                  ek-fiil
Uyuyormuş                    birleşik zaman
Öğrenciyse                    ek-fiil
Uyuyorsa                      birleşik zaman



BİRLEŞİK ZAMANLI ÇEKİMLER

Fiillerin basit zamanlı çekimleri sadece bir tek kip eki içerir. Hâlbuki dilimizde iki kip eki üst üste gelebilir.
İşte çekimi iki kip ekiyle yapılmış olan bu fiillere birleşik zamanlı fiiller; çekimlerine de birleşik zamanlı çekimler denir.
Birleşik zamanlı çekimlerde sonradan eklenen haber veya dilek kip ekleri asıl zamanı kendi üzerlerine alırlar.

Yapılışı şöyledir:

Basit zamanlı çekimlerde, fiil + kip eki + şahıs eki (gel-di-k vb.);
Birleşik zamanlı çekimlerde fiil + kip eki +  birleşik zaman eki + şahıs eki (gel-miş-ti-niz vb.) olur.
Üçüncü çoğul şahıslarda genellikle fiil + kip eki + şahıs eki + birleşik zaman eki (gel-i-yor-lar-dı vb.) olur.

Üç birleşik zaman vardır:

Hikâye birleşik zamanı    “-di” ekiyle yapılır                       ←idi
Rivayet birleşik zamanı    “-miş” ekiyle yapılır         ←imiş
Şart birleşik zamanı        “-se” ekiyle yapılır          ←ise

Aslında bu ekler ek-fiilin üç zamana göre çekimlenmesinden başka bir şey değildir.
“idi, imiş, ise”, basit zamanlı çekimleri yaparken kullandığımız bilinen ve öğrenilen geçmiş zamanla şarta ait eklerin “imek” fiiline eklenmesiyle oluşmuştur. Daha sonra “i” düşer.

          TABLO :
F  İ    İ  L    T  A  B  A    N  I
KİP EKİ
EK FİİL
Ş  A H I S     E  K  İ
Haber Kipleri
Hikaye

-dı, -di,
-di
idi
-du, -dü, -tı
-miş

-ti, -tu, -tü
-( ) yor
Rivayet


( ) r
imiş
-mış, -miş
Dilek Kipleri

-muş, -müş
-meli
Şart


-sa
ise
-se, -sa
-a



Bu birleşik zamanları oluşturan eklerin hangi asıl (basit) zamanlı çekimlere gelebileceği aşağıda gösterilmiştir:


1. Hikâye birleşik zamanı
Fiil kök veya gövdelerine herhangi bir kip eki getirildikten sonra “idi” (-dı, -di, ...) getirilerek oluşturulur. “idi” ek-fiili de genellikle bitişik yazıldığı için “i” düşer ve “-di” hâlini alır.

Emir çekimi hariç bütün basit zamanlı çekimlerin hikâye birleşik zamanlı çekimleri vardır.
gel-di-y-di-m; gel-miş-ti-m; gel-i-yor-du-m; gel-i-r-di-m; gel-ecek-ti-m;
gel-se-y-di-m; gel-e-y-di-m; gel-meli-y-di-m; ---------

Bu birleşik çekim, basit zamanla belirtilen işin bilinen geçmiş zamana ait olduğunu gösterir.

Çekimi

Gez – se – y- di- m
Gez – se – y- di- n
Gez – se – y- di
Gez – se – y- di- k
Gez – se – y- di- niz
Gez – se – y- di- ler


2. Rivayet birleşik zamanı    
Fiil kök veya gövdelerine herhangi bir kip eki getirildikten sonra “imiş” ek-fiili getirilerek yapılır. “imiş” ek-fiili de genellikle bitişik yazıldığı için “i” düşer ve “-miş” hâlini alır.

Emir ve bilinen geçmiş zaman çekimleri hariç diğer basit zamanlı çekimlerin rivayet birleşik zamanlı çekimleri vardır.

----; gel-miş-miş-sin; gel-i-yor-muş-sun; gel-i-r-miş-sin; gel-ecek-miş-sin;
gel-se-y-miş-sin; gel-e-y-miş-sin; gel-meli-y-miş-sin;-------

Bu birleşik çekim, basit zamanla belirtilen işin öğrenilen geçmiş zamana ait olduğunu gösterir. Bu fiillerde kesinlik yoktur.

Çekimi
Gez- ecek- miş- im
Gez- ecek- miş- sin
Gez- ecek- miş
Gez- ecek- miş- iz
Gez- ecek- miş- siniz
Gez- ecek- miş- ler ( Gez- ecek- ler –miş)



3. Şart birleşik zamanı

Fiil kök veya gövdelerine herhangi bir kip eki getirildikten sonra “ise” ek-fiili getirilerek yapılır. “ise” ek-fiili de genellikle bitişik yazıldığı için “i” düşer ve “-se” hâlini alır.
 
Emir, dilek-şart ve istek çekimleri hariç diğer basit zamanlı çekimlerin şart birleşik zamanlı çekimleri vardır.

gel-di-y-se; gel-miş-se; gel-i-yor-sa; gel-i-r-se; gel-ecek-se;
----- ; ---- ; gel-meli-y-se; ------

Bu birleşik çekim, basit zamanla belirtilen işin bilinen şarta bağlı olduğunu gösterir. Fiili bir başka fiilin koşulu yapar.


Çekimi

Gez- i- yor – sa – m
Gez- i- yor – sa - n
Gez- i- yor – sa
Gez- i- yor – sa - k
Gez- i- yor – sa - nız
Gez- i- yor – sa – lar (Gez- i- yor – lar – sa)





E. FİİL KİPLERİNDE ANLAM KAYMASI
Fiil çekimlerinde bir zaman ekinin başka bir zaman eki yerine kullanılmasına, yani fiilin bir zamana göre çekimlenip de başka bir zamanı kastetmesine fiilde anlam kayması denir.

Anlam kaymasında hangi kipin hangisinin yerine kullanıldığı bazen anlaşılmayabilir. Bunu da önceki ve sonraki cümlelere bakarak anlamalıyız.

Anlam kayması şu kipler arasında olur:

]Bilinen geçmiş zaman yerine geniş zaman:
Başarmak için azimli davranır ve sonunda başarır. (davrandı/başardı)
]Öğrenilen geçmiş zaman yerine geniş zaman
Hoca bir gün pazara  iner. (inmiş)

]Şimdiki zaman yerine geniş zaman
Ben onun ne istediğini bilirim. (biliyorum)
Başkan Bey, evrakı isterler.   (istiyor)

]Gelecek zaman yerine geniş zaman
Babam bu habere çok sevinir.     Sevinecek

]Emir yerine geniş zaman:
Sabah erkenden kalkar, çantanı hazırlarsın. (kalk, hazırla)
]Bilinen geçmiş zaman yerine şimdiki zaman:
Duyar duymaz olay yerine koşuyorum. (koştum)

]Gelecek zaman yerine şimdiki zaman:
Birkaç gün sonra Ankara’ya gidiyorum. (gideceğim)

]Geniş zaman yerine şimdiki zaman:
Her zaman buraya uğruyor. (uğrar)

]Emir yerine gelecek zaman:
Bu kitabı bir haftada okuyacaksın!  (oku)

]Gereklilik yerine gelecek zaman:
Sıkıntın çalışmandan olacak.  (olmalı)

]Bilinen geçmiş yerine istek
Dışarı çıkınca bir de ne göreyim!
Onu karşımda görmeyeyim mi!

]Emir yerine istek:
İşimize gereken ciddiyeti gösterelim.  (gösterin)

]Emir yerine gereklilik
Yarın daha erken gelmelisin. (Gel!)                  
On dakika içinde bu eşyalar taşınmalı. (Taşınsın!)

]İstek yerine emir
Her şey gönlünce olsun
Allah yardımcınız olsun.

]Yetersizlik, gücü yetmeme yerine emir
Bu adamdan kurtul, kurtulabilirsen.
İşin içinden çık çıkabilirsen.

]Şimdiki zaman yerine miş’li geçmiş zamanın hikâyesi:
Buyurun, ne aramıştınız? (arıyorsunuz)



F. FİİLDE ÇATI

Fiillerin özne ve nesneye bağlı olarak kazandığı anlama ve girdiği biçime çatı denir.
Çatı, sadece fiil cümlelerinde aranan bir özelliktir. İsim cümlelerinde hâliyle olmaz.

Fiiller, özne ve nesne alıp almamalarına; belirtilen işin nasıl yapıldığına; işten nesnenin ve öznenin nasıl etkilendiğine göre çatılar ayrılırlar.

Fiil çatılarının oluşmasında hem fiilin anlamı hem de aldığı yapım eki önemlidir.


1.Özne-Yüklem İlişkisine Göre Fiiller
Etken fiiller (Belli eki yok)
Edilgen fiiller (-l, -n)
Dönüşlü fiiller (-l, -n)
İşteş fiiller (-ş)

2.Nesne-Yüklem İlişkisine Göre Fiiller
Geçişli fiiller (Belli eki yok)
Geçişsiz fiiller (Belli eki yok)
Oldurgan fiiller (-r, -t, -dır)
Ettirgen fiiller (-r, -t, -dır)

Çatılarına göre fiiller şunlardır:


1. ÖZNELERİNE GÖRE FİİL ÇATILARI

Bu başlık altındaki fiillerde özne ve fiil arasındaki ilişki göz önüne alınır.
Öznenin fiille şu ilişkileri olabilir:

]Özene fiilde anlatılan işi kendisi yapabilir.
]Başkasının yaptığı işten etkilenebilir.
]İşi kendisi yapıp yine ondan kendisi etkilenebilir.
]İşi başkalarıyla birlikte ya da karşılıklı yapabilir.


a. Etken Fiil

]Cümlenin gerçek öznesi varsa, işin kim tarafından yapıldığı belli oluyorsa böyle fiillere etken fiiller denir.
]Özne gerçek öznedir.
]Dilimizde tüm fiiller kök hâlinde iken etkendir. Çünkü yalın fiillerin öznesi ikinci tekil kişidir.
Git, yaz, oku, ver...)

]Bu fiiller geçişli de olabilir geçişsiz de.

Yaşlı nine, çocuktan kendisini karşı tarafa geçirmesini istedi.
Çocuk da öğrenciliğin verdiği bir bilinçle seve seve ona yardım etti.

Sezai, dün geç geldi.    
            Ger.Özne         Etken                    

Bugün geleceğim. (Ben- Gizli Özne)
              Etken

b. Edilgen Fiil
]Cümle okunduğunda veya dinlendiğinde, işin kimin tarafından yapıldığı belli olmuyorsa, yani cümlede sözde özne varsa böyle fiillere edilgen fiiller denir.
]Gerçek öznesi söylenmeyen (ve bilinmeyen) fiillerdir.

Cam kırıldı         Kimin kırdığı belli değil
Bir bildiri okundu.           Okuyan belli değil
Ev satıldı.

]Fiile “-ol, -on” ekleri getirilerek yapılır.

Kapı açıldı
Araba yıkandı.

]Bu tür fiillerin öznesi sözde öznedir. Yüklemde bildirilen işten etkilenen varlık cümlede özne gibi kullanılır, ama asıl özne söylenmemiştir.Kapı ve araba açma ve yıkama fiillerini yapan değil, bu fiillerden etkilenen varlıklardır.

]Bazı cümlelerde işi yapan “tarafından” sözüyle ya da “-ce” ekiyle belirtilebilir.

Hırsızlar polis tarafından yakalanamadı.
Bu kararlar milletçe verilmedi.

]Sözde ya da gerçek öznesi olmayan edilgen ve geçişsiz fiiller de vardır:

Bu sıcakta uyunmaz.
Bu söze gülünür.
Yarın pikniğe gidilecek.
Burada kalınacak.

] Edilgen fiillerle dönüşlü fiillerin ekleri aynı olduğu için karıştırılabilir. Karıştırmamak için şuna dikkat etmek gerekir: Dönüşlü fiillerde işi yapan bellidir. Yani gerçek özne vardır. Edilgen fiillerde ise işin kim tarafından yapıldığı bilinmez. Yani sözde özne vardır.

Dün, çarşıdan öte beri alındı
                                       Edilgen                      

 Ahmet, sana çok alındı.
                                       Dönüşlü

Fatih, 29 Mayıs’ta milletçe anıldı. (Edilgen)
 Ali, Hasan tarafından dövüldü. (Edilgen)


c. Dönüşlü Fiil

]Öznenin işi yaparken aynı zamanda o işten etkilendiğini gösteren fiillere dönüşlü filler denir. Yani fiili yan da ondan etkilenen de öznedir.
]Özne gerçek öznedir.
]Nesne yoktur.
]Fiile “-ol, -on” ekleri getirilerek yapılır.

Kızlar süslendi; delikanlılar güzelce giyindi.
Adam hep kendisiyle övünüyor.

]Bu fiiller nesne alamazlar; geçişsizdirler.

]Tabiat olayları ile ilgili dönüşlü fiillerde “yapma” anlamı yerine “kendi kendine olma” anlamı vardır.

Karlar tepelere doğru çekildi.
Sıcaklardan dolayı gölün suyu çekildi.
Öğleye doğru hava açıldı.
Havalar ısınınca buzlar çözüldü.

]Bazı fiillerin edilgen şekilleriyle dönüşlü şekilleri farklı ekle yapılır:

Sevmek →sevinmek    →sevilmek
Dövmek            →dövünmek  →dövülmek
Giymek →giyinmek    →giyilmek
Görmek →görünmek   →görülmek

]İsme getirilen “–len” ekiyle fiile getirilen “-ış” ve “-leş” eki de  dönüşlülük anlamı katabilir:

O gün pek içlendim.
Trafik polisini görünce adam tutuştu.
Birazdan sakinleşir.

Not: Edilgen fiille dönüşlü fiil karıştırılabilir:

Özgür konferansta oldukça sıkıldı.            (dönüşlü)
Sabaha kadar kurşun sıkıldı.        (edilgen)


d. İşteş Fiil

]Fiilde bildirilen işin birden fazla kişi tarafından yapıldığını; işi beraber ya da karşılıklı yaptıklarını bildiren fiillere işteş
 filler denir.
 ] “-ş” ekiyle yapılır.
]Dövüşmek, uçuşmak, gülüşmek, görüşmek...
]Ya “birlikte” ya da “karşılıklı” anlamı katar.

Kuşlar uçuştu                 birlikte
Çocuklar gülüştü.                       birlikte
Öğrenciler kaçıştı.          birlikte

Arada bir yazışırız.          karşılıklı
Onunla Ankara’da tanıştık.          karşılıklı

 ]Bazı filler “ş” sesini yapılarında barındırır ve işteşlik ifade ederler. Bunlara anlamca işteş fiiller de denebilir.
 Yarışmak, savaşmak, üleşmek, güreşmek, barışmak, konuşmak...

]Bazı işteş fiiller bir surumdan başka bir duruma geçmeyi ifade ederler. Bunlarda işteşlik anlamı zayıftır.
Buharlaşmak, güzelleşmek, ağırlaşmak, sertleşmek, sakinleşmek...

Durum, gün geçtikçe kötüleşiyor.
Hasta, biraz daha iyileşti.
Güneşte fazla kaldığından iyice esmerleşti.
Rengi giderek koyulaşıyor.

Not: Yapısında “ş” sesi bulunduran bütün fiiller işteş değildir. Bunlara dönüşlü de denebilir.

Dostluğumuz günden güne gelişiyordu.
Sonunda öfkesi yatıştı.
Daracık bir yere sıkıştı.
Boyunda büyük işlere girişti.
Fırtınadan sonra deniz yatıştı.
Otobüs kalkmak üzereyken yetişti.
Evinden uzakta kalmaya alıştı.


]Bazı fiiller “-le-ş” şeklinde iki ek alarak, bazıları da “-leş” şeklinde tek ekle işteş yapılırlar.

Kucak-la-ş-,       selâm-la-ş-;
Toka-laş,           bayram-laş...

 ]Çoğu nesne alamaz; ama bazı işteş fiiller nesne alabilirler.
 Kazandıkları parayı paylaştılar.
2. NESNELERİNE GÖRE FİİL ÇATILARI

Fiillerin nesne alıp almadıkları, alıyorlarsa hangi özellikleri taşıdığı göz önünde tutulur.


a. Geçişli Fiil

 ]Nesne alabilen, etkisini bir nesne üzerinde gösteren fiillere geçişli fiil denir.

 ]Bu fiillere “ne?, neyi?, kimi?” soruları sorulduğunda belirtili ya da belirtisiz nesne bulunur.
İş, kılış fiilleri geçişlidir.
Gör-, seç-, bil-, al-...

Titizlikle elindeki yazıları inceliyordu.
Son gelişinde Ankara’yı da dolaşmıştı.

 ]Cümlede nesne kullanılmamış olsa da bu fiiller geçişlidir.

Dikkatli bakmayınca fark edemezsiniz.

]Geçişli fiillerin yüklem olduğu bazı cümlelerde nesne bulunmayabilir.
Öğretmen konuyu öğrencilere açıkladı. (Nesne var)
                                         Geçişli fiil  

Öğretmen öğrencilere açıkladı.  (Nesne yok)
                           Geçişli fii
b. Geçişsiz Fiil

]Nesne alamayan fiillerdir.
]Yükleme nesneyi bulmak için sorulan “ne?, neyi?, kimi?” sorularının cevabı yoktur.
Kar yağdı, tren durdu, ben uyudum, kartallar uçtu, dışarıda kaldı, o da yoruldu...

]Bazı cümlelerde, yükleme sorulan “ne” sorusu özneyi bulmaya yarar. Bu nedenle geçişsiz olan fiil, geçişli sanılabilir. Kitap düştü. (Ne düştü?) (Kitap: Özne)

]Oluş fiilleri, durum fiilleri, edilgen fiiller ve dönüşlü fiiller nesne almaz. O halde bu tür fiiller geçişsizdir.
Yağmur yağdı. (Oluş fiili =geçişsiz)
Kapı kırıldı (Edilgen = geçişsiz)...

]İşteş fiiller, bazen geçişli, bazen geçişsizdir.
Özlemle kucaklaştılar. (Geçişsiz)
Öğretmenler bu durumu tartıştılar. (Geçişli)


Not: Bazı fiiller hem geçişli hem geçişsiz olarak kullanılabilirler:
            Vapurun düdüğü acı acı çaldı. (Geçişsiz)
Şu çocuk, arkadaşının kalemini çaldı. (Geçişli).


c. Oldurgan Fiil

]Geçişsiz fiillere –r, -t, -dır ekleri getirilirse, bu fiiller geçişli olur. Bu şekilde geçişsizken, geçişli yapılan fiillere oldurgan fiiller denir.  

]Örnekler :
Geçişsiz             Geçişli (Oldurgan)
Gül-                  gül-dür-
Otur-                 otur-t-
Gel-                  getir-



d. Ettirgen Fiil

]Geçişli fiillere –r, -t, -dır ekleri getirilerek geçişlilik derecesi artırılır. Böylece geçişliyken yine geçişli yapılan fiillere, ettirgen fiiller denir.

]Fiili bir başkasına yaptırma söz konusudur.
]Oldurgan fiiller ettirgen hâle getirilebilir.
]Örnekler:
Geçişli                           Geçişli (Ettirgen)
Sula-                            Sula-t-
İç-                                İç-i-r-

            Türkçe’de fiillerin geçişlilik derecesi en fazla dörttür. Sula-t-tır-t-
1   2  3  4



NOT : Çatı ekleri yapım ekleridir. Bu nedenle çatı eklerini alan fiiller, türemiştir.      

Sonuç: Bütün fiiller çatı bakımından öznesine ve nesnesine göre ayrı ayrı iki özelliğe sahiptir:

Çocuk koşarak yolun diğer tarafına geçti.
Öznesine göre: etken; nesnesine göre: geçişsiz

Alış veriş listesini evde unuttum.
Öznesine göre: etken; nesnesine göre: geçişli



YARDIMCI FIILLER

Tek başlarına da fiil olarak kullanılabilen, ama daha çok isim soylu kelimelerle ve asıl fiillerle birlikte birleşik fiil oluşturan fiillere yardımcı fiil denir.

“etmek, olmak, eylemek, kılmak, bilmek, durmak, gelmek, yazmak, buyurmak”

]Tek başlarına da kullanılabilirler

Elbise üzerime oldu.
Bu elbise elli milyon eder.

]İsimlerle ve asıl fiillerle birleşirler:

sabretmek, kaybolmak, yardım etmek, iyi olmak, arz etmek, mutlu kılmak, hoş eylemek;
gelebilmek, gidedurmak, düşeyazmak, söylenegelmek...

Yardımcı fiillerle yapılan fiillere birleşik fiil denir. bunların bir kısmı ayrı, bir kısmı bitişik yazılır. Her iki durumda da çekim ekleri en sona getirilir.

sabrettim, kayboldu, yardım ediyor, iyi olsun, arz et, mutlu kıldı, hoş eyledi;
gelebilir, gidedur, düşeyazdım, söylenegelmiştir...





YAPI BAKIMINDAN FİİLLER

Fiiller de isim soylu kelimeler gibi yapı bakımından üçe ayrılır:

1. Basit Fiiller

Yapım eki allamış, bir tek kelimeden oluşan, yani kök hâlindeki fillerdir.
Çoğunlukla tek hecelidir. Çok heceliler de vardır.
Fiil kökünden sonra bir tire işareti getirilerek ifade edilir.

Gel-, yaz-, oku-, sev-, kıvır-, çevir-, kavuş-...

Not: Tire işareti kullanılmaz da nokta veya ünlem kullanılırsa emir çekimi olur. Bu, bütün fiiller için geçerlidir:

Gel!      Oku. Yaz!...

Dilimizde hem isim hem de fiil kökü olarak kullanılan kelimeler vardır ki bunlara sesteş kökler denir.

Ağrı, ağrı-; boya, boya-, tat, tat-, eski, eski-...

2. Türemiş Fiiller

İsim veya fiil kökleriyle yansımalardan, yapım ekleriyle türetilmiş fiillerdir.
Bunlara fiil gövdesi (tabanı) denir.

Ben-imse-, açık-la, mor-ar, av-la-, ince-l-, çat-la-, pat-la-, gür-le-, şırıl-da-, hav-la-, me-le-, fısıl-da-, kov-ala-, baş-la-t, uç-ur-, yat-ı-ş-, ak-ı-t-, düş-ü-r-, sev-in-...


3. Birleşik Fiiller

Birden fazla kelimeden oluşan fiillerdir. Birleşik fiili oluşturan kelimeler biri veya her ikisi fiil olabilir. Ama en az biri fiil olmalıdır.

Yapılışına göre birleşik fiiller üçe ayrılır:

a)Yardımcı fiille kurulan birleşik fiiller:      
  İ    S  İ  M
Yardımcı Fiil
et-
ol-
eyle-
kıl-


Yardım      et-
Başarılı      ol-

NOT: ol-  yardımcı fiili tek başına da fiil olarak kullanılabilir.
Ben hep sizin yanınızda olacağım.
Bu armutlar daha olmamış.
Bir de arabamız olsa.
Yarın aynı saatte burada olun.
NOT: Yardımcı fiille oluşturulan birleşik fiillerde ses düşmesi veya ses türemesi oluşuyorsa fiil bitişik yazılmalıdır. Eğer ünlü düşmesi veya ünsüz türemesi olmuyorsa ayrı yazılır.
Sabır-et-     sabret-  (Ses düşmesi)
Af-et-         af-f-et- (Ses türemesi)
Terk et-
Namaz kıl-
Hasta ol-

Örnek Soru: “Olmak” fiili aşağıdaki cümlelerin hangisinde yardımcı fiil olarak kullanılmıştır?                        (1996 – FL / AÖL)

A) Gideli iki yıl oluyor.  (Zarf Tümleci)
B) Her şeyden önce insan olmalı.  (Yüklem)
C) Evimizin bir de bahçesi olmalı. (Özne)
D) Bu yaz ekinler erken oldu.  (Zarf Tümleci)        
CEVAP: B

Çözüm: Ol- kelimesi tek başına yüklem olduğu zaman, yanındakini fiilleştirmek yerine onları özne, nesne veya tümleç olarak alır.

Örnek Soru: Hangi cümlede birleşik fiil yoktur? (1993 EML)
A) Bahçede çalışan komşumuza yardım edelim.
B) İnsanları fikirlerinden dolayı küçümsemeyin.
C) Sabahtan beri içimde bir  eziklik hissediyorum.
D) Dayıma, sabah erkenden telefon ettim.
            Cevap: B




b) Kurallı Birleşik Fiiller

Yapılış şekilleri şunlardır:

]Fiil + yardımcı fiil

Herhangi bir fiille “yazmak, vermek, bilmek, durmak, gelmek” yardımcı fiillerinden oluşur.
Bu yardımcı fiilleri kendi anlamlarını tamamen yitirir, “yeterlik, tezlik, sürerlik ve yaklaşma” olmak üzere dört anlam ifade eder
İki fiil arasına “-a,-e,-ı,-i,-o,-ö,-u,-ü” zarf-fiil eklerinden biri girer.

Yeterlik Fiili

]Fiil + “-e” + bil- şeklinde yapılır.
]Yeterlik fiili iki anlam ifade edebilir:
1.Gücü yetme, yapabilme, yeterli olma
            Artık bastonsuz yürüyebiliyormuş.
            Bu soruları yalnız sen çözebilirsin.
            İşi bir hafta içinde bitirebilir misin?
            Bir dikişte bir litre kola içebilirim.
2.ihtimal, olasılık
Yarın köye gidebilirim.
Ahmet bu işi başarabilir.
Gelmeyebilirim.
Kazanamayabiliriz.  
Gün doğmayabilir,bir daha…

]Daima bitişik yazılır.  Yapabil-, gezebil-, okuyabil-...

            ]Yeterlilik fiilinin olumsuzu üç şekilde yapılır:
 Alabilirim... (Alamam) (Almayabilirim) (Alamayabilirim)
Yukarıdaki üç olumsuz yeterlilik fiilinin aralarında  anlam farkı vardır. Birincide kesinlik, ikincide kişinin kendisine bağlı olumsuzluk, üçüncüde ise kişinin elinde olmayan nedenlerden doğan olumsuzluk söz konusudur.

]Yeterlik fiilinin olumsuzu ile geniş zamanın olumsuz şekli birbirine karıştırılabilir.

Yeterlik fiilinin olumsuzu
Ben bu işi yap abil irim
Ben bu işi yap a mam.


Geniş zamanın olumsuzu

Ben bu işi yap ar ım.
Ben bu işi yan ma m.


Tezlik Fiili

]Fiil + “-i” + ver- ve Fiil + “-i” + gel- şeklinde yapılır.
]Tezlik fiilleri daima bitişik yazılır.
Geliver-, yapıver-, okuyuver-, seçiver...

]Tezlik fiillerinde genellikle “çabukluk, beklenmezlik, kolaylık, önem vermeme” anlamları görülür.
Gazeteyi yere atıverdi. (Önem vermeme)
Bana bir çay alıver.        Tezlik, çabukluk
Birden karşısına çıkıverdi.            Apansızın
Onu bir kenara atıvermişler         Önemsememe, gelişigüzel yapma
Beklemediğimiz bir anda çıkageldi           Apansızın

]Tezlik fiilinin olumsuzu iki şekilde yapılır:
Geliver...gelmeyiver  veya  Geliverme

Kapıyı açıvermedi           açmadı             tezlik
Kapıyı açmayıver            açma                önemsememe


Sürerlik Fiili

]Fiil + “-e” + kal-, Fiil + “-e” + gel-, Fiil + “-e” + dur- şeklinde yapılır.
]Bu fiillerde, işin belli bir süre devam ettiği anlamı vardır.

Çocuk oturduğu yerde uyuyakalmış          .        
Bakakalırım giden her geminin ardından.
Sen vitrinlere bakadur, ben birazdan gelirim.
Eskiden beri böyle anlatılagelmiş.          
Onları görünce herkes şaşakaldı.
Siz şu soruları cevaplayadurun.
Bu iş öteden beri böyle olageliyor.

]Fiil kök veya gövdelerine –a, -e ekleri getirilir. Ortaya çıkan kelime “durmak, kalmak, gelmek” fiilleriyle birleştirilir. Bu tür sürerlilik fiilleri daima bitişik yazılır. Uyuyakal-, gidedur-, süregel-...

]Fiil kök veya gövdelerine –ıp, -ip, -up, -üp ekleri getirilir. Bu kelimelerden sonra “durmak, kalmak, gelmek” fiilleri kullanılır. Bu tür sürerlilik fiilleri ayrı yazılır. Konuşup dur-, gidip dur-, donup kal-, sürüp gel-...

]Bu birleşik fiil tekrar birleşik fiil yapılabilir.

Çocuk oturduğu yerde uyuyakalabilir
Beni burada alıkoyamazsınız.

]Sürerlik anlamını başka çekimler de verebilir:

Geçen arabalara bakıp durdu.
Olduğumuz yerde dönüp duruyoruz.

]Olumsuzu az da olsa yapılır:
Uyuyakalmamış, yol kapalı olduğu için gecikmiş.


Yaklaşma Fiili

]Fiil + “-e” + yaz-
]Yaklaşma fiilleri bitişik yazılır. Düşeyaz-, öleyaz-...
]Bu fiillerde “olmadı ama az daha olacaktı, az kalsın oluyordu” anlamları vardır.
]Yaklaşma fiillerinin anlamı olumsuzdur. Bu nedenle yaklaşma fiilleri ayrıca olumsuz yapılamaz. Yani bu fiillerin görünümü olumlu, anlamı olumsuzdur.


Merdivenden inerken düşeyazdı.
Neredeyse korkudan öleyazacaktık.
Az kalsın kolum kırılayazacaktı.
Nerdesin be soğuktan donayazdık burada.

“Çeşmimden akan hun ile sagar dolayazdı
Mecliste geçen gece yine kan olayazdı”    (Baki)



Birleşik kelimelerin yazılışı

Birleşme sırasında

1. Kelimelerden hiç birinde birleşmeden dolayı bir ses olayı meydana gelmezse bu birleşik kelimeler ayrı yazılır:

dans etmek, hasta olmak, terk etmek, arz etmek, fark etmek, mutlu olmak, alt etmek, mutlu kılmak, karar kılmak, emir buyurmak, müsaade buyurmak, şükürler olsun, memnun olduk, kerem kılmak, ...

Kar, geceden beri devam ediyordu.
Bir kerre karar kıldık bu hayalde.
Paşanın sesini duymaz oldum.
Sert adımlarla kapının önünde gezinmeye başladı.

]İsim veya fiil unsuru da kendi içinde kelime grubu olabilir.

Mesut ve bahtiyar ol oğlum.
Suç ortaklığını kabul etmiş oluyorsun.

2. Birleşme sırasında ses düşmesi veya ses türemesi meydana geliyorsa bu birleşik kelimeler bitişik yazılır:

kahretmek, sabretmek, bahsetmek, hapsolmak, emretmek, keşfetmek, naklolmak, azletmek, zemmedilmek....;
affetmek, hissetmek, zannetmek, halletmek...



c) Anlamca Kaynaşmış Birleşik Fiiller

Birleşik fiili oluşturan kelimelerden birinin veya tümünün anlam kaybetmesi ve kelimelerin anlamca kaynaşarak tamamen yeni ve farklı bir anlam kazanmaları sonucu oluşan birleşik fiillerdir.

Şu yollarla yapılır:

]Gerçek anlamında bir isim + gerçek anlamının dışında bir fiil

kendini kaybetmek, hoşuna gitmek, para yemek, şehit düşmek, değer biçmek, deniz tutmak, hasta düşmek, kural koymak, öğüt vermek...

]Gerçek anlamının dışında bir isim + gerçek anlamında bir fiil

gözünü korkutmak, bileğine güvenmek, ayağına gelmek...

]Tümü gerçek anlamının dışında

tası tarağı toplamak, deliye dönmek, baş kaldırmak, kalp kırmak, elvermek, varsaymak, öngörmek, başvurmak, vazgeçmek, kan ağlamak, kafa tutmak, göze girmek, abayı yakmak, feleğin çemberinden geçmek...

Bu birleşik fiillerin bir kısmını deyimleşmiş olduğu için burada deyimlerden bahsetmek yerinde olacaktır.

Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.

Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne dudak büküyordu.
Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
İki genç adam boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice çenesi düştü.
Göze girmek için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı, şurada duralım.


Deyimlerin özellikleri

a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.

Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,
"ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,
"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,
"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,
"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.

Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.

b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar:
“dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”

1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:

bulanık suda balık avla-,             dikiş tutturama-,          
can kulağı ile dinle-,       köprüleri at-,    
pire için yorgan yak-,      pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-,                     aklı alma-,
akıntıya kürek çek-,        ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-,                    çenesi düş-,
göze gir-,                      dara düş-,

2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.

Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Atı alan Üsküdar'ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ne şiş yansın ne kebap

c) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır.

abayı yakmak, hapı yutmak, ne şiş yansın ne kebap...

Bazı deyimler ise kendi anlamlarından çıkmamışlardır:

Çoğu gitti azı kaldı, adet yerini bulsun, canı sağ olsun






FIILIMSILER  (EYLEMSİLER)

Fiil anlamı taşıyan;  ancak fiillerin özelliklerini tam olarak yansıtmayan ve cümlede isim soylu kelimeler gibi görev üstlenen kelimelere fiilimsi (eylemsi) denir. Bilindiği gibi Türkçe’de –(i)msi eki benzeyen anlamına gelir. Buna göre fiilimsi de “fiile benzeyen” demektir.

Fiillerin üç temel özelliği vardır:
1. Fiiller, iş hareket, oluş bildirir, mastar eklerini (-mek, -mak) alır, kip eklerini alır.
2. Fiilimsiler ise mastar eklerini ve kip eklerini alamaz.
3. Sadece iş, hareket, oluş bildirmesi bakımından fiile benzer.

Fiilimsiler artık fiil olarak kullanılma özelliğini kaybettikleri için fiil çekim eklerini (olumsuzluk eki hariç) alamazlar; isim çekim eklerini alabilirler, isim sıfat ve zarf (tümleci) olarak kullanılırlar; yancümlecik kurarlar.

Fiil        Fiilimsi
Gel-      Gelmek
Koş-      Koşan adam
Gül-      gülerek

Fiilimsiler üçe ayrılır:
1. İsim-fiiller
2. Sıfat-fiiller (Ortaç)
3. Zarf-fiiller (Bağ-fiil, ulaç)




1. İSIM-FIILLER

]Fiillerin adıdır.
]Fiillere (basit, türemiş, birleşik) getirilen “-me, -mek, -iş” ekleriyle yapılır. Türetilen bu kelimelere mastar; türetmede kullanılan eklere mastar eki denir.

Bakmak, okumak, yazmak, konuşmak, derlemek, eleştirmek, araştırmak...;
Bakma, yüzme, seslenme, tamamlama, yarım bırakma, kovalama...;
Bakış, geliş, gidiş, serzeniş, sesleniş, tükeniş, kurtuluş, çıkış...

]İsimlerin tüm özelliklerini gösterir, cümlede isim gibi kullanılır.

Kitap okumayı çok seviyorum.                 Nesne
Okumak en faydalı eylemdir.                  Özne
Sinirli olduğu gelişinden anlaşılıyor.                      Dolaylı tüml.

]Olumsuzları mastar ekinden önce olumsuzluk eki getirilerek yapılır.
Okumamak, yazmama, seslenmeyiş...


]-mak, -mek, -ma, -me eklerini alan bazı kelimeler bir nesnenin adı olarak kullanılabilir.
Ekmek, çakmak, yemek, tokmak, kıyma, sarma, kazma...
Bu yıl tarlaya buğday ekmek istiyorum. (isim-fiil)
Bakkaldan üç ekmek aldı.  (İsim)

]Bu kelimeler tek başlarına (eksiz) kullanıldıklarında mastar eki vurguludur.

]Olumsuzluk eki –ma, -me ile isim-fiil eki olan –ma, -me karıştırılmamalıdır.
Bu hafta işe gitme. (Olumsuz fiil)
Tatile gitme hazırlıkları başladı. (İsim-fiil)
Danışma           (fiilimsi)                      
danışma           (olumsuz emir)
Kaynaşma         (fiilimsi)                                  
kaynaşma         (olumsuz emir)

] -iş ekini alan bazı kelimeler isim-fiil, isim ve fiil görevinde kullanılabilir.
Yurda giriş işlemleri başladı. (İsim-fiil)
Binanın girişi çok berbattı. (İsim)
Hiç çekinmeden rakiplerine girişti. (Fiil)


]Kimi isim-fiiller kalıcı nesne, yer, iş veya kavram adı olabilirler. Bu durumda artık isim-fiil olarak kullanılmazlar. Bunlar olumsuzluk eki de alamazlar.

Dondurma, danışma, kavurma, kızartma...;
Çakmak, yemek, ekmek...;
Alış veriş, gösteriş, direniş...

] “-me” ekiyle türeyen mastarlardan bazıları sıfat olarak kullanılabilir.

Süzme bal, asma köprü, yapma çiçek...

Örnekler:
Kitap okumayı severim.
Soru çözmek zevkli bir uğraş.
Onun şiir okuyuşunu görmeliydiniz.
           



2. SIFAT-FIILLER (ORTAÇLAR)

]Fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle yapılmış sıfatlardır.

Tanıdık  (adam)          
Kırılası (eller)...

] “-an, -asıi, -mez, -ar, -dik, -ecek, -miş” ekleriyle türetilirler

]Sıfat görevinde kullanılırlar. Niteleme sıfatı sayılırlar.
gelen araba, öpülesi el, dönülmez yol, koşar adım, tanıdık yüz, gelecek zaman, olmuş iş...

]Daha sonra isimleşebilirler. İsimleştikleri zaman cümlede isim gibi kullanılırlar.
Gelenler kimdi?                         özne
Tanıdıklarımıza rastlayamadık.     Dolaylı tüml.

            ]Sıfat-fiil ekini alan fiiller, bazen isim göreviyle kullanılır.
Bayrama katılan öğrencilere izin verildi.  (Sıfat-fiil)
Bayrama katılanlara izin verildi. (İsim)

]Sıfat-fiiller çekim eki alarak isimleşir.
         
]Sıfat-fiil ekleriyle kip ekleri karıştırılmamalıdır.
Görünmez kaza  (Sıfat-fiil)
Buradan bizim ev görünmez. (Fiil)

            ]Sıfat-fiil eklerinin olumsuzları da yaygın olarak kullanılır.
Görmemiş adam, olmayacak iş
         
            -dık, -acak sıfat –fiil ekleri, ünlü ile başlayan ekleri aldığında yumuşama olayı meydana gelir.
 Babamın tanıdığı kişiler geldi.

]Örnekler:
Öpülesi elleri vardı analarımızın.
Bu şehirde anlaşılmaz olaylar oluyor.
Görür gözüm görmez oldu.
Size biraz bilinmedik fıkralar anlatayım.
Çözülecek soruları da yanında getir.
Kızarmış ekmekler ne güzel kokuyor.


Aldıkları eke göre çeşitlere ayrılırlar:

Geçmiş zaman ortaçları

“-dik ve -miş” ekleriyle yapılır.
Nesne ve kavramların geçmişte ortaya çıkan niteliklerini bildirirler.

Koca şehirde bir tek tanıdık yok.
Aramadık yer bırakmadık.
Bugüne kadar görülmemiş bir haksızlık var ortada.
Pişmiş aşa su katmak.



Gelecek zaman ortaçları

“-esi ve -ecek ” ekleriyle yapılır.
Nesne ve kavramların gelecekte ortaya çıkacak olan niteliklerini bildirirler.

Kırılası eller hep zalimin yanında.
Memleketin o kadar çok görülesi güzellikleri var ki...
Daha yapılacak çok iş var.
Çözülemeyecek bir sorun yoktur.

Geniş zaman ortaçları

“-en, -mez, -or” ekleriyle türetilirler

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
Koşar adım eve gitti.    
Hep bilinen şeylerden bahsetti durdu.
İşe erken başlayan erken verim alır.

Gelen adayların kaydını yapıyorlar.                    
(şimdi gelen)

Akan kanı durdurmalı önce                  
(her zaman akan)

Kaçan mahkûmları yakalamışlar.          
(kaçmış olan)

Belirtme Ortaçları

“-dik ve –ecek” eklerinden sonra iyelik eki getirilerek yapılır.

Okuduğum son kitap
Okuyacağım ilk kitap
Yapacağımız işler
Yapılacakları belirledim

Geleceği varsa göreceği de var.
Diktiğimiz fidanlar meyve vermeye başlamış.

Dikkat: Bu eklerden “-mez, -or, -dik, -ecek, -miş” ekleri fiil çekim eki olarak da kullanılmaktadır. Zaten fiil çekim eki olan bu ekler zamana bağlı olarak sonradan sıfat yapmışlardır.  Sıfat yaptıkları durumda artık çekim eki değildirler.

Bu konu uzun süre tartışılacak     (çekimli fiil)
Uzun süre tartışılacak bir konu bulduk.   (ortaç)




3. ZARF-FIILLER (ULAÇLAR)
]Fiillerin durumunu, zamanını, şeklini bildiren fiilimsilerdir.
]Fiil kök veya gövdelerine “-ıp, -ip, -up, -üp, -arak, -erek, -ken, -a, -e, -maden, -madan, -alı, -eli, -ınca, -ince, -maksızın, -meksizin, -casına, -alı, -eli, -ınca, -ince, -unca, -ünce, -dıkça, -dikçe, -dukça, -dükçe, -dığında, -düğünde, -mez” ekleri getirilerek yapılır.  Zarf-fiiller çoğunlukla bağlama göreviyle kullanıldığı için bir adı da bağ-fiildir.

Koşa koşa geldi.
Çocuk ağladıkça açıldı.
Öğretmen dersi anlatıp çıktı.
         
]Zarf-fiiller çekim eki almaz (Diğer fiilimsilerden farklı)
]Fiillerden türetilen ve zarf tümleci olarak kullanılan kelime veya kelimelerdir.
]Ulaçlar yapım ekleriyle türetilir.
]İsim görevinde kullanılmazlar.
] Örnekler:
Çalışınca elbette başarılı olursun.
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Okumadan nasıl karar verebilirim?
Eve gidip gelecekti.
Kitap okurken sanki kendinden geçerdi.
İçeri girer girmez konuşmaya başladı.
Gözlerimin içine bakarak konuşuyordu.
Bu şehre geleli tam altı yıl olmuştu.
Kardeşim yanımıza koşa koşa gelmişti.

Çeşitleri şunlardır:

a.Bağlama Ulacı

“-ip” ekiyle türetilir.
Bu ek genellikle “ve” bağlacının yerini tutar.
“-ip” ekinin getirildiği fiille onun bağlanmış olduğu fiilin öznesi ve zamanı aynıdır.

Telefon edip hâlini hatırını sordum.
Telefon ettim ve hâlini hatırını sordum

Bu ulacın tekrarlanması fiilin sıkça yapıldığını gösterir:

Gidip gidip komşuları rahatsız ediyor.
Bakıp bakıp gülüyor.

b. Durum Ulaçları

“-erek, -e..., -e, -meden, -meksizin, -cesine” ekleriyle yapılır.
Fiilin nasıllığını bildirir.

Sınıfa gülerek girdi.
Olayı adeta yeniden yaşıyormuşçasına anlattı.
Gece karanlık sokaklarda düşe kalka ilerlediler.
Dinlene dinlene gittiler.
Gürültüye aldırmadan işiyle meşgul oluyordu.
Hiç dinlenmeksizin yedi saat yürüdüm.
Her şeyi bilircesine konuşuyordu.

c. Zaman Ulaçları

“-ince, -dikçe, -diğinde, -ken, -meden, -or, -mez” ekleriyle yapılır.
Bu ulaçlar fiilin zamanını bildirir.

Gülünce gözlerinin içi gülüyor.
Canım sıkıldıkça şiir okurum.
Kar yağınca herkes sokaklara döküldü.
İlk okuduğumda iyi anlayamamıştım.
Uyurken hep sayıklar.
Gün ağarırken düştük tarla yollarına.
Uyumadan önce de yarım saat kitap okunabilir.
Gelir gelmez seni sordu.

d. Başlama Ulaçları

“-eli” ekiyle türetilir ve sonraki fiilin başlangıcını bildirir.
Buraya geleli çocuğa bir hâller oldu.
Seni tanıyalı hayatım değişti.

e. Nedenlik Ulaçları

“-diği, -eceği” ekleriyle türetilir ve “-den dolayı, için, -den ötürü” edatlarıyla birlikte kullanılır.

Çok yalnızlık çektiğinden (dolayı) buralarda kalmak istemiyor.
Sizden ayrılacağı için üzülüyor.

f. Bitirme Ulaçları

“-ene, -inceye, -esiye” ekleriyle türetilir ve “değin, dek ve kadar” edatlarıyla birlikte kullanılır.
Sonraki fiilin bitimini gösterir.

Sen gelene kadar biz burada bekleyeceğiz.
Yollar açılıncaya kadar bekledik.
Öldüresiye dövdüler.
NOT : Fiil ve fiilimsilerde olumsuzluk –me, -ma ekleriyle sağlanır. Geniş zamanın olumsuzu –maz, -mez ekleriyle yapılır. Gel-me, gel-mez


ÖRNEK SORU: Fiil kök ya da gövdelerinden türeyen, tamlayıcı cümlecik kuran, çekimi olmayan kelime çeşitlerinin ortak adı nedir? (1985 FL)

A) İsim-fiil                    B) Sıfat-fiil        
C) Bağ-fiil                     D) Fiilimsi


ÖRNEK SORU: “Okul eğitimi dışında kalan gençlerin de eğitilmeleri gerekir.” cümlesinde “kalan” kelimesinin çeşidi nedir? (1986-FL)

A) İsim-fiil                     B) Bağ-fiil        
C) Sıfat-fiil                     D) Yardımcı fiil


ÖRNEK SORU: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sıfat-fiil yoktur? (1996 FL/AÖL)

A) Günlerce düşünüp çalışarak bir program yaptık.
B) Yapılacak işleri öncelik sırasına göre dizdik.
C) Bulunduğumuz çevreyi ayrıntılarıyla tanıdık.
D) Bu arada bizi üzen olaylar oldu.


ÖRNEK SORU: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde fiilimsi vardır? (1996 FL/AÖL)

A) Yolda pek çok tanıdık kimseyle karşılaştık.
B) Biraz konuştuk, sonra ayrıldık.
C) Onu uzaktan gördük, ama yetişemedik.
D) Okuldan çıktık, hemen eve geldik.

















































































 CÜMLE

 Bir duyguyu, düşünceyi, isteği, haberi, durumu, olayı vb. ifade etmek için kurulan ve kendi içinde anlam ve yargı bütünlüğü olan sözcüğe veya söz dizisine cümle denir.

Bugün hava ne kadar güzel!
Senin de benim gibi, otobüste, çalan cep telefonun uzun süre açmayanlara, “Şehir magandaları!” diye bağırasın geldi mi hiç?

Özellikleri

]Her cümle bir yüklem ve varsa ona bağlı diğer öğelerden oluşur.

]Cümlede yargı bildiren unsur yüklemdir. Cümle yüklem üzerine kurulur. İhtiyaca göre başka öğelerle desteklenir.

Geldim.
Ben geldim.
Ben buraya geldim.
Ben evden buraya geldim.
Ben evden buraya koşarak geldim.
Ben evden buraya kadar koşarak geldim.
Ben seni görmek için evden buraya kadar koşarak geldim.

]Bir cümle anlam ve yargı bildiren, ek-fiille çekimlenmiş bir tek isimden (yüklem) veya zamana ve şahsa göre çekimlenmiş bir tek fiilden (yüklem) de oluşabilir, yüklemi ve birbirini anlam bakımından bütünleyen birden fazla kelime ya da kelime grubundan da. Yani en küçük cümle tek kelimeden oluşabilir.

Öğretmenim.
Öğretiyorum.
Biz sizinde gelmeyeceğiz.
Sokaklarda, caddelerde, kaldırımlara park eden otolar yüzünden, yayaların rahatça yürüme imkânı kalmadı artık.

Karşılıklı konuşmalarda tek kelimeden oluşan cevap cümleleri önceki kelimelerle tamamlanmaya bırakılmıştır

─İnsanın elini yakmaz mı?
─Yakmaz.
─Sen çok güzel Türkçe biliyorsun.
─Biliyorum.













CÜMLENİN ÖĞELERİ

Öğe

Cümleyi oluşturan bölümlerin her birine öğe denir. Anlamlı ve doğru cümleler kurmaya yarayan bölümleridir.

Bugün / alış veriş yapmak için / çarşıya / çıkacağım.

]Anlam bozulmayacak şekilde birbirlerinden ayrılabilirler.

çıkacağım.
çarşıya   /   çıkacağım.
alış veriş yapmak için   /   çarşıya   /   çıkacağım.
 Bugün / alış veriş yapmak için / çarşıya / çıkacağım.

]Her öğe görev ve anlam yönünden bir tek öğeye eşlik eder; onu tamamlar. Bu öğe de yüklemdir.

Birinci derecede önem taşıyan öğe yüklemdir.

çarşıya   /   çıkacağım.
alış veriş yapmak için   /  çıkacağım.
bugün   /   çıkacağım.

 Bugün /alış veriş yapmak için / çarşıya / çıkacağım.
 zaman       amaç                     yer    yapılacak iş
           
İkinci derecede önemli öğe öznedir. Sadece yüklemden oluşan cümlelerde bile öznenin varlığı, yüklemin taşıdığı şahıs ekinden anlaşılır.

Beğendi-k          “-k” eki “biz”i karşılıyor.

Sonra tümleçler gelir ki bunlar zarf tümleci, dolaylı tümleç, edat tümleci ve nesnedir.

Hiçbir zaman / kader / bizi  / senden  /ayırmasın.
    ZT                 Ö       N        DT                      Y

]Bazı cümlelerde bazı öğeler hiç bulunmaz.

Yüklemi geçişsiz fiilden oluşan cümleler nesne almazlar.

Tarlanın sınırına gelince dinlenmek üzere oturduk.

İsim cümlelerinde tümleçler pek sık görülmez.

Ben / de / bir varisin olmakla / bugün / mağrurum.
                Edat tüml.             ZT

]Öğelerin tamamı kelime veya kelime grubu hâlinde olabilir.

Yağız atlar / kişnedi, meşin kırbaç / şakladı.
Bir dakika / araba / yerinde / durakları.
Giden geminin arkasından / bakakaldı.

]Yüklem genellikle en sondadır. Diğer öğelerin yerleri anlama, anlatıma göre değişebilir. Genellikle vurgulanmak istenen unsur yüklemin önündedir.

“Bu şehrin çilesini ben çekerim yıllardır,
Hasretini ben duyarım.”

]Cümle vurgusu yüklem üzerindedir. Vurgu, gerektiğinde özellikle belirtilmek istenen öğe üzerine çekilebilir, ya da o öğe yükleme yaklaştırılır.

Ben Ankara’ya yerleştim.
Ben Ankara’ya yerleştim.
Ankara’ya en geç ben yerleştim.

]Asıl yargının bulunduğu cümleler gibi, ona bağlı olan yan cümleler de öğelerden oluşur. Öğelerden oluşan bir cümle başka bir cümlenin öğesi de olabilir.

Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar.    (amaç)

]Öğeler bulunurken,

Önce yüklem, sonra özne ve sonra tümleçler aranır.
Sorular yükleme sorulup alınan cevaplar yüklemle birlikte tekrar edilmelidir.
Öğeler bulunurken tamlamalar ve diğer kelime grupları bölünmez.
Bağlaçlar öğe sayılmamalıdır.

Bugün / alış veriş yapmak için/ çarşıya/ çıkacağım.
Kelime  kelime grubu          kelime     kelime



1. YÜKLEM
 
İş, kılış, oluş, hareket, durum bildiren; haber veren; cümleyi bir yargıya bağlayan çekimli öğeye yüklem denir.

Araba kalabalığı şehri yaşanmaz hâle getirdi.
Şehri bu hâle getiren bir olumsuzluk da insanların birbirlerini sevip saymamalarıdır.

Özellikleri

]Cümlenin temel öğesidir. Cümle yargı bildiren bir söz; yüklem de yargıyı üstlenen öğe olduğuna göre yüklemsiz bir cümle olamaz.

Araba kalabalığı şehri yaşanmaz hâle .........?............       cümle değil
Şehri bu hâle getiren bir olumsuzluk da ..........?............   cümle değil

]Yüklem, tek kelimeden de oluşabilir bir kelime grubundan da.

Yaşlılara saygı, topumun geçmişine olan saygısını gösterir.
İnsanlar birbirlerinin hakkına riayet etmeliler.

] Cümle oluşturmaya yeterli olan tek öğe yüklemdir.

Öğretmenim.
Geliyorum.

]Diğer unsurlar, yüklemin anlamını desteklemek üzere cümlede bulunur.



Yeri

]Türkçe’de asıl öğe en sonda bulunduğu, yardımcı öğeler daha önce geldiği için Türkçe söz dizimine göre yüklem cümlenin en sonundadır. Bütün öğeler sıralanır, sonra bunlarla hazırlanan haber veya yargı yükleme yüklenir.

Gökyüzünün başka rengi de varmış.
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı.

]Şiirde, atasözlerinde ve günlük konuşma dilinde yüklem cümlenin sonunda değil de herhangi bir yerinde olabilir.

“Uzar gider bir sessizlik içinde
Bir uçtan bir uza Türkistan toprakları.”

Birden kapandı birbiri ardınca perdeler.
Sakla samanı, gelir zamanı.

Türü

]Fiil cümlesinin, yani iş, oluş, kılış, hareket, durum bildiren cümlelerin yüklemi çekimli bir fiildir. Bu fiil, basit, türemiş ya da birleşik olabilir.
Fiile ait zaman ve şahıs kavramları yüklemde ek hâlinde bulunur. Ayrıca öğe olarak da bulunabilir.

Bir ipte iki cambaz oynamaz.       Hiçbir zaman
Yarın buraya gelecekler.             Onlar

]İsim cümlesinin, yani iş, oluş, kılış, hareket, durum bildirmeyen cümlelerin yüklemi de ek-fiille çekimlenmiş bir isimdir. Bu, isim soylu herhangi bir kelime (sıfat, zamir, zarf, edat) olabilir.

Ben bir Türküm; dinim cinsim uludur.
Yeniden doğmuş gibiyim.
Tabiattaki en iç açıcı renk yeşildir.
Çık hızlısın.

Bu ek-fiiller bazen düşebilir.

İçimde en güzel duygular saklı.

Ek-fiile ait zaman ve şahıs kavramları yüklemde ek hâlinde bulunur. Ayrıca öğe olarak da bulunabilir.

Gökyüzünün başka rengi de varmış.


Sayısı

Bir cümlede birden fazla özne, zarf tümleci, dolaylı tümleç, nesne bulunabilir, ama yüklem tektir. Bir söz dizisi içindeki yüklem sayısı cümle sayısını gösterir.

“Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.”
“Yol onun, varlık onun,
Gerisi hep angarya.”





Yüklemdeki Kelime Sayısı

Yüklem tek kelimeden oluşabileceği gibi bir kelime grubu da olabilir.

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir / bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir / bu.
Dönülmez akşamın ufkundayız.
Güzel yüzü, geniş bir gülümseyişle  / ışıl ışıldı.


Yüklemsiz Cümleler (Eksiltili Cümle)

]Yüklemi söylenmeyen cümlelere eksiltili (kesik) cümle denir. Yüklemin söylenmemiş olması cümlenin anlamında eksiklik meydana getirmez. Dinleyici ya da okuyucu cümlenin söylenmemiş kısmını ya kendisi tamamlar ya da zaten bilinmektedir.

Kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan.
Az veren candan, çok verev maldan.
Dalgalandığın yerde ne korku ne keder.

“Seni istikbal için önce gelmek cihana,
Ve başkasından almak sonra geliş müjdeni,
Bir nefes dinlenmeden yıllarca koşmak sana,
Aramak her tarafta, bulmamak asla seni. (Han Duvarları)

Bazı kesik cümleler önceki cümlenin yardımıyla tamamlanır.

Bilmiyorum aradan ne kadar zaman geçti. Belki altı ay... Belki bir yıl.
Buralarda hiç yol yoktur. Hatta keçi yolu bile...

─Nerede çalışıyordun?
─Türk Dil Kurumunda. (çalışıyorum)

─Kardeşin kaçıncı sınıfta okuyor?
─İkinci sınıfta.





2. ÖZNE

Yüklemde bildirilen işi, oluşu, hareketi, durumu, kılışı yerine getiren; hakkında bilgi ve haber verilen öğeye özne denir. Yani yapanı veya olanı karşılayan unsurdur.

Çocuklar bahçede oyun oynuyorlar.
Elimdeki defter yere düştü.

]Özne, yükleme sorulan “ne?, kim?” sorularının cevabıdır.

Göçmen kuşlar yine yolculuğa başladı.  
─Kim? / Kim başladı? / Başlayan kim?
─Göçmen kuşlar

Kitaplar raflara rastgele dizilmişti.
─Ne? / Ne dizilmişti? / Dizilen ne?
─Kitaplar
Özellikleri

Özne olan kelime(ler) cümlede hiçbir hâl eki almadan kullanılırlar. Herhangi bir hâl eki alırlarsa özne değil, nesne, dolaylı tümleç, zarf tümleci olurlar.
Ama çoğul ekini ve iyelik eklerini alabilir.

Ankara halkı kaldırımlarda yürüyememekten rahatsız değil galiba.
Depremzedeler hâlâ vaat edilenlerin gerçekleştirilmesini bekliyorlar.


Durumu

Özne; yüklemi isim olan cümlelerde pasif (edilgen); fiil olan cümlelerde aktif (olan veya yapan)tir.

Hava durgundu.                         Özne, olan
Muayene odasının kapısı açılır.    Özne, olan, yapılan
Cevdet Bey, bahçeyi suluyordu.   Özne, yapan
Genç kız, her geçen gün biraz daha iyileşiyordu.    Özne, olan

Türü

İsimler, adlaşmış sıfatlar, isim ve sıfat tamlamaları, fiilimsiler, zamirler, soru kelimeleri, gerçek ya da sözde özne olabilir:

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Dakikalar ilerledikçe yangın daha da şiddetleniyordu.
İhtiyar, çocukların kendisine neden yer vermediğini bir türlü anlayamıyordu.
Kapı tokmağı hızlı hızlı vuruluyordu.
Okumak bir erdemdir; doğru şeyler okunduğu müddetçe.
O, benim can dostumdur.
Kim bu işleri bir saatte bitirebilir?
Köprü altında balık tutanlar, bezgin değildi.
Türklerin bu yalçın kayalar üzerine ne zaman konduğu bilinmez.

Çeşitleri

a) Gerçek özne
Yüklemin bildirdiği eylemi gerçekleştiren özneye gerçek özne denir.

İnsan, hep mutlu olmayı sever.
Kendisi, böyle olmasını istemişti.
Ben Ankara’ya yerleştim.

b) Sözde özne
Eğer bir cümlenin yüklemi edilgen bir fiil ise öznesi sözde özne olur.Edilgen çatılı fiillerin yüklem olduğu cümlelerde işi yapan varlık belli olmadığından, işten etkilenen varlık özne olarak kabul edilir ve bu özneye sözde özne denir.

Yüzbaşı, omzundan vuruldu.
Çaylar, çay molasında içildi.
Ali, dün okuldan kovulmuş.
Halılar, bin bir emekle dokundu.


Sayısı

]Bir cümlede birden fazla özne bulunabilir.

]Her saz, her ot, her kanat çırpınışı, bütün kenarlar ve renkler gibi gümüş bit parıltı içinde erir.
Güneş, yer, gök, deniz iç içe kaynaşır.

]Bazı cümlelerde özneden hemen sonra öznenin açıklayıcısı gelir.
 Etrafa hoş ve olgun bir koku, yeni kesilmiş geçkince bir karpuz kokusu yayıldı.

]Bazı cümlelerde birkaç özne sıralandıktan sonra, tümü yeniden “hepsi” zamiriyle ifade edilir.
 Tarih, sanat eserleri, gelenekler, hepsi, cemiyetin süreklilik şuurudur.

Öznesiz Cümleler

Özne, anlamdan çıkarılabileceği ve tekrardan dolayı anlatımda bozukluk yaratabileceği için söylenmeyebilir. Özne söylenmediği zaman gizli özne dadını alır. Gizli özne yüklemin taşıdığı şahıs ekinden anlaşılır. Yüklemin taşıdığı şahıs ekinin gösterdiği zamir öznedir.
Gizli özne bir özne çeşidi değildir.

Dün beni aramışsın.                   Sen: gizli özne
Karanlığın, yağmurun, rüzgârın içinde dört nala uzaklaştı.
Geniş merdivenlerden yukarı kata çıktı.

Sözde ya da gerçek öznesi olmayan cümlelerin yüklemleri, edilgen ve geçişsiz fiillerdendir.

Bu sıcakta uyunmaz.
Bu söze gülünür.
Yarın pikniğe gidilecek.
Burada kalınacak.
Dışarı çıkıp bir şişe süt almalı.

Özne-yüklem Uyumu

Özne ile yüklem olumluluk-olumsuzluk ve tekillik-çoğulluk yönlerinden uyum göstermelidir.

a. Olumluluk-olumsuzluk Uyumu
]Özne olumlu ise yüklem de olumlu; öznede olumsuzluk anlamı varsa yüklem olumsuzdur.

Yarın herkes dersten önce kütüphanede toplansın.
Hepsi burada toplanacak.

Öznenin olumlu olduğu hâllerde yüklem bazen olumsuz da olabilir.

Akşam yemeğine herkes katılmadı.
Yağmur yağdığı için öğrencilerin tamamı gelmedi.

]Özne “kimse, hiçbiri, hiç kimse” kelimelerinden oluşuyorsa yüklem olumsuz olur.

Üç günden beri kimse uğramadı buraya.
Hiç kimse bu paraya bu işi yapmaz.
Hiçbiri anlatılanlara inanmadı.

] “ne....ne” olumsuzluk bağlacı kullanılan cümlenin yüklemi olumludur.

Ne baş ağrısı yapar, ne de bünyeye zarar verir.
Ne ölenlere ne de kalanlara yer bulunabildi.


b. Tekillik-çoğulluk Uyumu

]Özne tekilse yüklem de tekil; özne çoğulsa yüklem de çoğul olur.

Köylüler birer birer pazar yerine geliyorlar.
Çocuk annesini çağırdı.
Ali’yle Yusuf  yarın Ankara’ya gelecekler.

]Bitki, hayvan, cansız varlık, vücudun organları, soyut kavramlar, isim-fiiller, zaman isimleri, topluluk isimleri özne olduğunda yüklem genellikle tekil olur. Bitki ve hayvan isimleri bazen çoğul yükleme bağlanır.

Bu erikler çok tatlıdır.
Otlar kurudu.
Aradan uzun yıllar geçti.
Gözlerim yaşardı.
Fikirler baskıyla benimsetilmez.
Dışarıdan bağrışmalar duyuluyordu.
Sıfatlar çekim eki almaz.
Ordu yola çıktı.
Martılar bağrışıyorlar.

]Özne insan cinsinden ve çoğul ise yüklem tekil de olabilir çoğu da.

Çocuklar erken uyur.
Öğrenciler teneffüse çıkmış.
Memurlar hak aradı.
Askerler eğitim alanında toplandı.
Öğrenciler birer ikişer gelmeye başladılar.

]Özneyi tekil veya çoğul “1. ve 2.”, “1. ve 3.” , “1., 2., ve 3.” şahıs zamirleri oluşturuyorsa yüklem birinci çoğul şahıs eki alır.

Ahmet’le ben yarın gideceğiz.
Ben ve o, beraberce içeri girdik.
Bu işi sen ve ben yapmalıyız.
Ben, o çocuk ve sen burada hazır bulunacağız.
Biz, siz ve onlar, birbirimize daima destek olmalıyız.

]Öznesi tekil veya çoğul 2. ve 3. şahıslar olan cümlenin yüklemi 2. çoğul şahsa göre çekimlenir.

Sen ve o, bu işi yapmalısınız.
Siz ve onlar, bu eşyaları taşıyacaksınız.

]Öznenin üçüncü tekil şahıs olduğu bazı durumlarda saygı ya da alay anlamı katmak için yüklem çoğul yapılır.

Sayın Vali, madalyaları elleriyle taktılar.
Cumhurbaşkanı, okulumuzu ziyaret edecekler.
Küçük bey henüz uğramamışlar.
]Öznesi sayı sıfatlarıyla veya “birkaç, birçok” gibi belgisiz sıfatlarla kurulmuş bir sıfat tamlaması tekil yükleme bağlanır.

İki çocuk içeri girdi.
Birçok insan böyle davranışlara tepki gösterir.



3. NESNE

Yüklemde bildirilen ve öznenin yaptığı işten doğrudan etkilenen öğeye nesne denir. Dolayısıyla sadece fiil cümlelerinden yüklemi geçişli fiil olanlar nesne alır. Az da olsa isim cümleleri de nesne alabilir. Düz tümleç de denir.
Yükleme sorulan “ne?, neyi?, kimi?” sorularının cevabıdır.

Burada son fırtına son dalı kırıyordu.
Bütün bu yalılar, eski Boğaziçi hatıralarını sayıklar.
Türk halkı bağımsızlığını, Ulu Önder’e ve onunla birlikte savaşanlara borçludur.

Türü

]İsimler, zamirler, adlaşmış sıfatlar, tamlamalar, fiilimsiler, soru kelimeleri, kısaca özne olabilen bütün kelimeler, kelime grupları ve iç cümleler nesne olabilir.

Babam gazetesini okuyor; annem de yemek kitabından öğrendiği tarifleri kendi hükümdarlığında uyguluyordu.
İyilik eden iyilik bulur.
Ayıkla pirincin taşını.
Bugün bana ne getirdin?
Siz bunlardan hangisini istersiniz?
Çocuk sevinçle, “Bitirdim!” dedi.
Atalarımız, “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.” demişler.
Sabahları odadan odaya gezinerek düşünmeyi severim.

Çeşitleri

Belirtili ve belirtisiz olmak üzere ikiye ayrılır.

Belirtme hâl eki alanlara belirtili; yalın hâlde olanlara da belirtisiz nesne denir.

Her gün gazete okuyorum.
Gazeteyi her gün okuyorum.

]Belirtisiz nesnenin kullanılması ile belirtili nesneninki arasında belirgin anlam farkı vardır. Nesnenin yeri de önemlidir. Belirtili nesnenin cümle içinde belirli bir yeri yoktur. Kullanıldığı yere göre cümleye değişik anlamlar katar.

Bunu bana bir çocuk anlatı.    Vurgulanan: herhangi bir çocuk
Bir çocuk bana bunu anlattı.   Vurgulanan: buhu
Her hafta bir kitabı okurum.    Belirli kitaplardan birini
Bir kitabı her hafta okurum.    Belirli bir tek kitabı

]Belirtisiz nesne daima yüklemden hemen önce gelir. Yüklemle belirtisiz nesne arasına “de, dahi, bile” edatlarından başka bir kelime giremez.

Her hafta bir kitap okurum.      
Bu günlerde herkes böyle şeyler anlatıyordu.
Gezi sırasında sincap bile gördük.

Bazı nesneler belirtme hâl eki almadıkları hâlde anlamca belirtili nesnedir.

“Küçük bir çırak tutmalıyız.” derdi.
Gaz lâmbası ışığında Ömer Seyfettin okurduk.


Sayısı

Bir cümlede birden fazla nesne bulunabilir. Ancak bu nesneler belirtili veya belirtisiz olma bakımından aynı özelliği taşımalıdır.

“Gurbette duyduğum sonu gelmez hüzünleri,
Yaprakların döküldüğü hicranlı günleri,
Andım birer birer, acıdım kendi hâlime.”

Dağılmış eşyaları, titreyen çocukları, oraya buraya şaşkın koşuşan kadınları buğulu buğulu gördü.

Uçurtmalar biraz gök, açık hava, rüzgâr ister.

®Bazı cümlelerde ikinci nesne, birincinin açıklayıcısıdır.

Surların önünde, kemerlerinden hâlâ o ilk girişten bir akis saklayan kapılara bakarak, Türk tarihinin en güzel ve en büyük iklimlerinden biri olan o “Mayıs günü”nü, bize bu şehri ve onun emsalsiz güzelliklerini hediye eden günü beraberce yaşardık.



4. DOLAYLI TÜMLEÇ
 
“-e, -de, -den” eklerini alara cümlenin, dolayısıyla yüklemin anlamını, “fiilin, çıkma (uzaklaşma), bulunma ve yönelme (yaklaşma) bakımlarından ilgili olduğu yer” yönünden tamamlayan öğelere dolaylı tümleç denir.
Yer tamlayıcısı da denir.
Dolaylı tümleç, yükleme sorulan “nereye?, nerede?,  nereden?, kime?, kimde?, kimden?, neye?, nede?, neden?” sorularının cevabıdır.


Biz yazları köye gideriz; sahil lüksümüz yok bizim.
Nice tarihî eserler sular altında bırakılıyor.
Buğdayı çiftçiden hep ucuza alırlar.
Baş ucumdaki lâmbayı yakıp saate baktım.
Büyük bir boşlukta bozuldu büyü.
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu.
Başımız üstünden yorgun bulutlar geçer.

®Yaklaşma ve uzaklaşma ekli yer tamlayıcıları isim cümlelerinde çok az bulunur. Bulunma ekli yer tamlayıcıları ise her cümlede bulunabilir.

Her tarafta, yükselen otların kenarlarında, kırların en tenha ve göze görünmez noktalarında başlı başına tam bir güzellikle açılmış, belki renkleri biraz soluk kır çiçekleri vardı.
Hâlbuki bu sergilerin getireceği sanat ve güzellik terbiyesine bilhassa biz muhtacız.
Bunları babana sormalısın.                                 Kime?
Aradığınız kitapları sahafta bulursunuz.     Nerede?
Tebeşir kireçten yapılır.                          Neden?

Türü

]İsim cinsinden bütün kelimeler ve kelime grupları dolaylı tümleç olabilir.

Kuleye çıkınca, sabah güneşinin henüz dağılmadığı hafif sislerle örtülü ufka dikkatle baktı.
Konak, çamurlu ve bozuk bir yolun sağında kurulmuştu.
Ayağını toprağa basmaktan ürküyordu.

]Yer soran soru kelimelerdi de dolaylı tümleçtir?

Bu elbiseyi nereden aldınız?
Benim kalemim kimde kalmış?

Sayısı

Bir cümlede birden fazla aynı veya farklı cinsten yer tamlayıcısı bulunabilir.

Ormanlardan, derelerden, köprülerden, tepelerden, uçurumlardan şimşek gibi geçti.

Gökalp ve arkadaşları, hem edebî eserlerinde, hem de Türkçeyi sadeleştirmek için ortaya koydukları prensiplerde halka yöneldiler.

®Bazı yer tamlayıcıları kendinden önceki yer tamlayıcısının açıklayıcısıdır.

Her tarafta, yükselen otların kenarlarında, kırların en tenha ve göze görünmez noktalarında başlı başına tam bir güzellikle açılmış, belki renkleri biraz soluk kır çiçekleri vardı.

NOT: “-e, -de, -den”ekleri alan bütün kelimeler dolaylı tümleç değildir:
Gürültüden uyuyamadı              
Zarf tüml.

Sisli havalarda dikkatli olunmalı.
Zaman zarfı

Sudan bahanelerle beni avutma.
Sıfat

Birden yanında Türkçe bir lâkırtı işitti.    
Zarf

Onlar sonradan geldiler.          
         Zarf tüml.

Misafiri ayakta karşıladı.                      
       Zarf tüml.

Hızla içeri girdi                        
 Zarf tüml.





5. ZARF TÜMLECİ

Yüklemin anlamını zaman, durum, yön, miktar, tarz, vasıta, şart, sebep, birliktelik yönlerinden tamamlayan kelime ve kelime gruplarına zarf tümleci denir.
®Edat tümleci (edatlı tümleç) olarak adlandırılan tümleçler de birer zarf tümlecidir.
NOT: Zarf ile zarf tümleci aynı şey değildir. Zarf bir kelime türüdür; zarf tümleci ise görev adıdır. İsimler, zarflar, sıfatlar vb zarf tümleci olarak görev alabilirler.

Akşama kadar çalıştık.
Toprak derin derin ürperdi.
Bu şiir yağmur yağarken yazdım.
Ben resim çekmeyi de çok seviyorum.
Akşama doğru eve varırız.
Aşağı inmişti.
İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.
Bu hastahanede aylarca kalırsa, üç beş ameliyata dayanırsa, kurtarmaya çalışırız.
On beş yaşına dek evinden uzun süreli ayrılmadı.
Anlatılanları korkuyla dinledik.

Hastayı ambulânsla getirmediler; taksiyle getirdiler.          vasıta

Yağmur yağdığı için sular kesilmiş.                      sebep

Düşüncelerinizi bir kompozisyonla açılayın.           araç

Bazı öğrenciler anneleriyle gelmişlerdi.     birliktelik

]Zarf tümlecini bulmak için yükleme “nasıl?, ne zaman?, ne kadar?, nereye?” ve “kiminle?, neyle?, niçin?, neden?, niye?”soruları sorulur.

Sağa sola bakmadan içeri girdi.                          Nasıl?  Nereye?

İki arkadaş gece boyunca uzun uzun konuştular.   Ne zaman?  Nasıl?
Biz , akşamki trenle gideriz.                                Neyle?

Raşit’i son gördüğümde Hüseyin’le geziyordu.       Kiminle?

Çocuk korkudan konuşmuyordu.                          Neden?

Onu görmek için beklemiştik.                              Niçin?


Türü

İsimler eksiz veya yön, vasıta, eşitlik ve bazı hâl ekleriyle, fiiller de zarf-fiil ekleriyle zarf görevi yapar.

Kurduğun devlet asırlarca muzaffer yürüdü.
Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı birleşimleriyle doludur.
Ayağa kalktı ve kardeşiyle beraber dışarı çıktı.
Hana sağ indi, ölü çıktı geçende.
Kulak verdin mi yürekten kavala saza.
Zaten yarı aç yarı tok ve bitkin bir hâlde  olduğundan ayakta fazla duramadı.
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Yön, zaman, tarz, sebep, vasıta, miktar ve şart bildiren bütün kelimeler ve kelime grupları zarf tümleci olarak kullanılabilir.

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir.
Ankara’ya yaklaştıkça heyecanım artardı.
Yavru kedi, hiç de iyileşecek gibi görünmüyordu.
Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neşesiz.
Cephaneleri bitince süngülerini taktılar ve düşmana doğru yürüdüler.
Dört saatlik yolu, iki saatte, köpeklerden korktuğum için tarlaların arasından geçerek yürüyüverdim.
Sırtınızdan para kazanmaya çalışırlar, bir kez uğradınız mı depreme.

®Tek kelimelik bazı zarflar ek aldıklarında zarf olmaktan çıkar, zarf tümleci oluşturmazlar.

Yarın benimle gelir misin?           zarf
Yarını bekleyemem.                   İsim
İçeri→içeriye, dışarı→dışarıya, aşağı→aşağıya

®Edatlarla kurulanlar (edat tümleçleri ya da edatlı tümleçler)

“ile”
Ankara’ya uçakla giderler.           (vasıta)
Bizi boş vaatlerle kandırdılar.       (araç)
Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu.            (beraberlik)
Arabanın gürültüsüyle irkildi.       (neden)
Öfkeyle kalkan zararla oturur.      (nasıl, öfkeli ve zararlı)
Sevinçle boynuma sarıldı.                       (nasıl, sevinçli bir hâlde)

“-e kadar”
Dershaneye kadar gidelim.
Akşama kadar çalıştık.

“için”
Çalışmak için başvurdu.   (amacıyla, başvurunun amacı, sebebi)
Sınavı kazanmak için çalışmak gerekir. (sınavı kazanmanın şartı)
Sıkıldığı için dışarı çıktı.               (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)
Bu ayakkabıyı babam için aldım   (özgülük)
Bu iş için kaç lira ödedin?                       (karşılık)
Senin için sorun yok tabi.                       (görelik)
Bizim için ne diyorlar?                 (hakkımızda)
Sizin için üç kişilik yer ayrıldı.       (aitlik)

“üzere, üzre”
Sorunu halletmek üzere gidiyorum. (amaç, için)
On dakika konuşmak üzere kürsüye çıktı.  (için, amaç)

“-e göre”
Başbakana göre enflâsyon düşük.            (açısından)
Ayağını yorganına göre uzat.       (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
Allah dağına göre kış verir.          (uygunluk)
Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş.  (bakılırsa, yönünden)
Siz bana göre daha gençsiniz.     (karşılaştırma)
Kemal, Hasan’a göre daha uzundu.         (karşılaştırma)
Bana göre ayakkabınız var mı?    (uygunluk)

“karşı”
Edebiyata karşı ilgim vardı.         (hakkında, yönelik)
Denize karşı bir balkonu var.        (yönelik)

“diye”
Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)

“doğru”
Ormana doğru yürüdük.
Bana doğru bakıyor.

“dolayı, ötürü”
Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.
Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.
“-den” ekiyle de aynı anlam sağlanır.
Sıkıldığımdan dışarı çıktım.

“karşın, rağmen “
Çok uğraşmama karşın başaramadım.
Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.

“beri”
Dün akşamdan beri görülmedi.
Okuldan beri hiç susmadı.
Yıllardan beri bu köyde yaşamaktalar.
Kar, sabahtan beri yağıyor.

“yalnız”
Cebinde yalnız yol parası vardı.    (sadece, edat)
Beni yalnız sen anlarsın.             (sadece, bir tek)

“ancak”
Seni ancak ebediyyetler eder istiab          (sadece)
Onu ancak para ilgilendirir.         (sadece, bir tek)
Bu işten ancak Hasan Usta anlar.            (sadece)
Bu kömür ancak üç ay yeter.       (en fazla, olsa olsa)
Sabah çıktılarsa akşama ancak gelirler.(belki, ihtimal)

Sayısı

Bir cümlede aynı veya farkı türden birkaç tane zarf tümleci bulunabilir. Zaman zarfı genellikle diğer zarf çeşitlerinin önünde, miktar zarfı da yüklemden önce kullanılır.

Kızılay’a indiğim zaman, kalabalığa takılmamak için insanlar arasından hızla ilerlerim.
“Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şîrâz’ı hayal ettiren ahengiyle.”  (YKB)

Çocukları ilk gördüğünde çok sevinmişti.







CÜMLE DIŞI UNSURLAR VE ARA SÖZ, ARA CÜMLE

Cümlenin kuruluşuna katılmayan, yani öğe olmayan ve dolaylı olarak cümlenin anlamına yardımcı olan unsurlardır.

Bağlaçlar, ünlemler, ünlem grupları, hitaplar, ara sözler cümle kuruluşunun dışında kalan unsurlardır.

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor.
Lâkin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.

Şair, sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın.
Ulu mabet, seni ancak bu sabah anlıyorum.

Neden böyle düşman görünürsünüz
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar.

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul.
Varsın sonunda bizzat yarattığımız bu eser bizi inkâr etsin.
Bahçeye indim, fakat çiçeklerin eski kokusunu alamadım.

®Yardımcı ve açıklayıcı bir öğe olarak cümlenin içine giren ve çıkarılması cümlenin anlamında eksiklik ya da bozulma meydana getirmeyen sözlere ara söz denir. Ara söz bir kelime, kelime grubu veya cümle hâlinde olabilir.

Bu konuda kararlı olduktan sonra –geç karar vermiş olsan da- başarıya ulaşırsın.
Dün Ali amcalara, eski komşumuza, gittik.

]Ara söz, iki virgül arasında, parantez içinde ya da iki kısa çizgi arasında verilir. “ki” ile de bağlanabilir.

Başımın ağrısı yazları –sıcaklardan olmalı- daha da artar.
Arka sıradakilerden biri, gözlüklü olanı, bir soru sordu.
Kalıcı konutları bu yıl sonuna kadar –geçen seneki lâf- yetiştireceklermiş.
Çıkmamız gereken uygar milletler seviyesini –ki bu seviyeye hâlâ çok uzağız- Mustafa  Kemal hedef olarak göstermişti bize.

]Cümlede herhangi bir öğenin açıklayıcısı ve açıkladığı öğe ile aynı görevde olabilir.

Arka sıradakilerden biri, gözlüklü olanı, bir soru sordu.       Özneyi
Dün Ali amcalara, eski komşumuza, gittik.                                   Dolaylı tümleci
Doğup, büyüdüğü yerleri, memleketini, çok özlemişti.        Nesneyi
Onu dün akşama doğru, saat beş gibi, Kızılay’da gördüm.  Zarf tümlecini

]Cümlenin herhangi bir öğesi olmaksızın da kullanılabilir.

Bu işi 2000 sununa kadar bitireceklerini –inanılacak gibi değil- söylüyorlar.
Bu adam, seni temin ederim, sahtekârın biridir.
Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.

]Cümlenin herhangi bir yerinde bulunabilirler.

Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli
Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi
Evet, her şey bende gizli bir düğüm.























































CÜMLE ÇEŞİTLERİ

A. YÜKLEMİN TÜRÜNE GÖRE CÜMLELER

Bir cümlenin yüklemi ya çekimli bir fiil ya da ek-fiille çekimlenmiş bir isi olabilir.
Buna göre yüklemin türü bakımından cümleler ikiye ayrılır:

1. Fiil Cümlesi

Yüklemi çekimli bir fiil olan cümlelerdir.
Bu fiil şahıs ve kip eki alarak çekimlenir.
Türkçede  (başka dillerde de) fiil cümlesi isim cümlesinden daha çok kullanılır.

Annem dün sessizce odama girdi. Beni yine, yorgun gözlerimin önünden hiç ayrılmayan, bir gün bile elimden düşmeyen, parmaklarımın arasında ezilip büzülen kitabımın karşısında okumaktan gözlerimin feri kaçmış, düşünmekten alnımı kırışmış gördü. En ziyade düşman olduğu bu cansız arkadaşıma kinli bir nazar attıktan sonra bir iskemle çekti, karşıma oturdu, bol bir nefes aldı. Belli ki mühim bir şey, çok düşünülen ve az söylenen endişelerden, aile üzüntülerinden birini bana açmak istiyordu. Bunu ben onun bir iğne izi kadar ince iki gölge ile, belirsizce çatılan kaşlarından anlamıştım, hatta bu keşfimde o kadar ileri gittim ki, bana, artık bu sefer katî bir tarzda, izdivaç meselesini açacağına bile hükmettim. İzdivaç meselesi... Hakikaten de hiç yanılmamıştım. "Kızım!" diye resmî, ciddî, yüksekten, kalın bir ses perdesiyle başladı, bir çok defalar dinlediğim fikirleri, sebepleri, delilleri, mukayeseleri kendine mahsus muntazam bir mantık zincirine bağlayarak, sakin, heyecansız ve soğukkanlı, söyledi, söyledi, son hükmünü de verdi:
-Sen ilkbahara kadar, mutlaka evleneceksin!   (P. Safa, Gençliğimiz)


2. İsim Cümlesi

Yüklemi isim soylu bir kelime olup, ek-fiilin zamanlarından biri ile çekimlenmiş olan cümlelerdir.

Uzun bir yolculuktan sonra İncesu’daydık.
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
İçinde kaybolup gittiğini sandığı bu kalabalık şehirde bir tek tanıdığı bile yoktu. Ama şimdi sevgili öğrencileri, vefalı arkadaşları, dostları var.

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,

İsim cümleleri genellikle iki unsurdan, özne ve yüklemden meydana gelir.

İnsan, üç beş damla kan, ırmak, üç beş damla su
Bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu

Mehmet Emin Yurdakul, Cenge Giderken
Ben bir Türk'üm; dinim, cinsim uludur;
Sinem, özüm ateş ile doludur.
İnsan olan vatanının kuludur.
Türk evladı evde durmaz giderim.

Bu topraklar ecdadımın ocağı;
Evim, köyüm hep bu yerin bucağı;
İşte vatan, işte Tanrı kucağı.
Ata yurdun, evlât bozmaz, giderim.

Tanrım şahit, duracağım sözümde;
Milletimin sevgileri özümde;
Vatanımdan başka şey yok gözümde.
Yâr yatağın düşman almaz, giderim.

]İsim cümlelerinde zarf ve bulunma ekli yer tamlayıcıları da kullanılır.

Anadolu’da dağların ve köylerin sonsuz bir biteviyeliği var.
Geyik, dağdan dağa atlarken güzel.
Bu sabah hava berrak.
Bahar geleli kargalar sınırsız bir neşe içinde.

]İsim cümlelerinde nesneyle yaklaşma ve uzaklaşma ekli yer tamlayıcıcı az  kullanılır.

Türk halkı bağımsızlığını, Ulu Önder’e ve onunla birlikte savaşanlara borçludur.

Ek-fiil, isim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların yüklem olmasını sağlayan, ek hâlindeki fiildir. “imek” fiilinin ek olarak kullanımıdır. Genellikle bitişik yazılır.


Şu üç kipe göre çekimlendiğinde yüklem olur.

1. Geniş zaman

İsim soylu kelimelere kişi ekleri getirilerek yapılır. Bunlar geniş zaman eklerinin yerini tutar. Üçüncü kişilere “-dİr” eki getirilir.

“insanım, insansın, insan(dır), insanız, insansınız, insan(dır)lar”
“yorgun değilim, yorgun değilsin, yorgun değil, yorgun değiliz, yorgun değilsiniz, yorgun değiller”

Ben bir küçük kelebeğim.                                
Üstümüze doğan bir güneşsin sen.        
Her taraf bugün bir başka güzel(dir).    

2. -Bilinen geçmiş zaman

Ek-fiilin bilinen geçmiş zaman çekimi, kavramların ve varlıkların bilinen geçmişteki durumuna şahit olunduğunu gösterir.

“sevinçli idim, sevinçli idin, sevinçli idi, sevinçli idik, sevinçli idiniz, sevinçli idiler”
“sevinçli değildim, sevinçli değildin, sevinçli değildi, sevinçli değildik, sevinçli değildiniz, sevinçli değildiler (değillerdi)”

Bir güzelin hayranıydım.             ←hayranı i-di-m
Dün daha heyecanlıydın.            ←heyecanlı i-di-n
Merhametli biriydi.         ←biri i-di





3. -Öğrenilen geçmiş zaman

Ek-fiilin bilinmeyen (öğrenilen) geçmiş zaman çekimi, kavramların ve varlıkların öğrenilen geçmişteki durumunun başkasından duyulduğunu anlatır.

“küçük imişim, küçük imişsin, küçük imiş, küçük imişiz, küçük imişsiniz, küçük imişler”
“küçük değilmişim, küçük değilmişsin, küçük değilmiş,  küçük değilmişiiz küçük değilmişsiniz küçük değilmişler (değillermiş)”

Suçlanan ben-miş-im.                 ← ben imişim
Meğer sen ne çalışkan-mış-sın.    ← çalışkan imişsin
Adam yirmi yıldır evine hasret-miş.          ← hasret imiş

Dikkat

Ben iyi bir okurum.         Ek-fiilin geniş zamanı
Hep iyi kitaplar okurum.  Şahıs eki
Benim okurum anlayışlıdır.          İlgi eki ve iyelik eki

Sonuç

Her cümle bu yedi cümle türünden en az birine dahildir.
Bir kere bütün cümleler ya olumludur ya olumsuz.

─Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! →Ünlem, olumlu, istek
Biz ki her şeyi görür ve anlarız.                            →Olumlu
Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. →Emir, olumlu
Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? →Olumlu, soru
Fakat o göz kimde vardır?                       →Olumlu, soru
Kimsede...                                →Eksiltili cümle
Yalnız bizde...                            →Eksiltili cümle
Bize artık hikâyeni anlatma!...     →Ünlem, emir, olumsuz
Ne lüzum var?                           →Anlamca olumsuz, soru







 B. ÖĞELERİN DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELER

Türkçe cümle yapısında öğe dizilişi şöyledir:

Özne + tümleçler + yüklem.

Yüklem sonda bulunur. Ama meselâ şiirde yüklem cümlenin herhangi bir yerinde olabilir.
Diğer öğelerin yeri önem sırasına göre değişebilir.

Yüklemin cümle sonunda olup olmamasına göre cümleler ikiye ayrılır:


1. Kurallı (Düz) Cümle

Yüklemi sonda bulunan cümledir. Dilimizin söz dizim özelliğine göre asıl öğe sonda, yardımcı öğeler de başta bulunur.

Kapalıçarşı'da birkaç istikametten düdük sesleri gelmeye başladı. Bu, her akşam üzeri çarşı bekçilerinin verdiği bir işarettir ki, kapanma saatinin geldiğini ve dükkanını kapamaya geç kalanların acele etmesini ilân eder. O saatte Sahaflar Çarşısı tarafındaki büyük kapıdan içeri bir göz atmak korkunçtur. Çarşı, kimi kapanmış, kimi kapatılmaya uğraşılan iki sıra dükkanın çizdiği, karanlık ve nerede bittiği belirsiz bir dehliz halinde uzar. Ayrıca kepengi olmayan bazı vitrinli mağazaların camekânlarındaki eşya, bütün gün üzerine serpilen elektrik ziyasından ayrı düşünce, korkularından büzülürler ve camdan, çarşının tenhalaşmış yolunu görmemek için gözlerini yumarlar.


2. Devrik Cümle

Yüklemi sonda değil, herhangi bir yerinde bulunan cümlelerdir.

Görmüyor musun sana doğru geldiğini?
Bendim dün gece evinizin önünden geçen.

Şiirde ve günlük konuşmalarda çok kullanılır.

Çok insan anlayamaz eski musikimizden
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...

Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

]Atasözleri de kafiye amaçlı devrik yapılabilir:

Gülme komşuna, gelir başına.
Sakla samanı, gelir zamanı.
Besle kargayı, oysun gözünü.

]Ünlem cümleleri de devrik olabilir.

Gel buraya!
Git başımdan!


 Sonuç

Her cümle bu yedi cümle türünden en az birine dahildir.
Bir kere bütün cümleler ya olumludur ya olumsuz.

─Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! →Ünlem, olumlu, istek
Biz ki her şeyi görür ve anlarız.                →Olumlu
Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. →Emir, olumlu
Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? →Olumlu, soru
Fakat o göz kimde vardır?                       →Olumlu, soru
Kimsede...                                →Eksiltili cümle
Yalnız bizde...                            →Eksiltili cümle
Bize artık hikâyeni anlatma!...     →Ünlem, emir, olumsuz
Ne lüzum var?                           →Anlamca olumsuz, soru





C. ANLAM YÖNÜNDEN CÜMLELER

İşin, oluşun, hareketin, durumun, kılışın yüklemde nasıl anlatıldığına göre cümleler çeşitlere ayrılır.

Burada işin yapılıp yapılmadığı, durumun varlığı yokluğu, işin istenildiği ya da emredildiği, bildirildiği ya da sorulduğu önemlidir.

Cümlede anlatılan işin, oluşun, hareketin olup olmadığını veya sözü edilenin var olup olmadığını bildiren cümlelere haber cümlesi; bir isteği, dileği, emri, tasarıyı, şartı bildiren cümlelere de dilek cümlesi denir.

Bunlar da olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılır.


1. Olumlu Cümle

Fiil cümlesinde işin, oluşun yapıldığını veya olduğunu; isim cümlesinde ise sözü edilen kavramın bulunduğunu, var olduğunu, bahsedilen şekilde olduğunu bildiren cümlelerdir.

Bursa bu mevsimde soğuktur.
Yarın daha erken gelmelisin.
Bu binanın yerinde şeftali bahçesi vardı.

Vapur rıhtımdan kalkıp ta Marmara'ya doğru uzaklaşmaya başlayınca, yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar:
─Çocukcağız Arabistan'da rahat eder.
dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.
Zaten babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyla halasının yanına, Filistin'in ücra bir kasabasına gönderiliyordu.
Hasan vapurda eğlendi; gırıl gırıl işleyen vinçlere, üstleri yazılı cankurtaran simitlerine, kurutulacak çamaşırlar gibi iplere asılı sandallara, vardiya değiştirilirken çalınan kampanaya bakarak çok eğlendi. Beş yaşında idi; peltek, şirin konuşmalarıyla da güverte yolcularını epeyce eğlendirmişti.

2. Olumsuz Cümle

Fiil cümlesinde işin, oluşun yapılmadığını, yapılmayacağını veya olmadığını; isim cümlesinde ise sözü edilen kavramın bulunmadığını, var olmadığını, bahsedilen şekilde olmadığını bildiren  cümlelerdir.

Fiil cümleleri, olumsuzluk ekiyle ve “ne.....ne” bağlacıyla; isim cümleleri de “yok, değil” kelimeleriyle, “ne....ne” bağlacıyla ve “-sİz” olumsuzluk ekiyle kurulur.

Yarın daha erken gelmemelisin.
Buraları daha önce hiç görmemiştim.
Ateşle oyun olmaz.
Bursa bu mevsimde soğuk değildir.
Bu binanın yerinde şeftali bahçesi yoktu.
Sokakta ne araba ne de insan var.
Ankara bugün hem elektriksiz hem susuz.

Bazı cümleler yapı bakımından olumsuz olduğu hâlde anlamca olumlu olabilir.

Çocuklarının okumasını istemiyor değildi.             İstiyordu.
Cezaya çarptırılanlar suçsuz değildiler.                 Suçluydular.
Yangından korkmayan yoktur.
Beni sevindiren onun iyi haberlerini almaktan başka bir şey değildi.

Soru eki, olumsuz çekimlenmiş bir fiille birlikte anlamca olumlu cümle; olumlu çekimlenmiş bir fiille birlikte anlamca olumsuz cümle yapabilir:

Senin ne kadar zorluğa katlandığını bilmez miyim?            Bilirim.

Anlattıklarına inanmaz olur muyum?                                İnanırım.

Sen çağırırsında o gelmez mi?                                        Gelir.

Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?                                               Olmaz

İnsanları kendine inandırmak kolay mı?                           Kolay değil

Bu kadar eşyayı almaya para mı yeter?                            Yetmez.

O küçücük çocuğa bu ağır işler yaptırılır mı?                     Yaptırılmaz.

Yeşilden daha güzel renk olur mu?                                              Olmaz.

Bir cümle aynı anlamı verecek şekilde hem olumlu hem de olumsuz kullanılabilir:

Uygarlığın başlıca özelliği bilime dayanması ve bilimle beslenmek zorunda olmasıdır.           →         Uygarlığın bilime dayanmaması ve bilimle beslenmemesi düşünülemez.

Diğer cümle türleri de şunlardır ki bu cümleler ya olumlu ya da olumsuz olacaklardır.


3. Soru Cümlesi

İçinde soru anlamı bulunan; bir konuda bilgi edinmek, şüpheleri gidermek ve düşünceleri onaylatmak için kurulan cümlelere soru cümlesi denir.
Cümlenin öğelerini bulmaya yönelik tüm soru kelimeleriyle soru cümleleri yapılabilir.

Elimdekinin ne olduğunu kim söyleyecek?            Özne
Babası çocuğa ne getirmiş?                    Nesne
Yarın kimi göreceksiniz?                          Nesne
Ankara’ya ne zaman yerleştiniz?              ZT
Burayı nasıl buldunuz?                            ZT
Daha sonra nereye gidecekler?               DT

Cümlelerde soru anlamı soru sıfatları, soru zarfları, soru zamirleri, soru edatları, soru eki ve tonlama yoluyla sağlanır.

]“mı” soru ekiyle:

Soru eki sadece yüklemin değil, diğer öğelerin ve unsurların da sorusunu hazırlar.

Son sözünüz bu mu anneciğim?
Alt mı üst mü?
Hiç mi anlatacak bir şeyin yok?
Tarlamı bana zorla mı sattıracaksınız?
Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer?
Acaba yanlış mı aklımda kaldı?

Soru eki değişik anlamlar katabilir:

Beni biraz dinler misiniz?             İstek, rica
Sessiz olabilir miyiz?                   uyarı
Bu su da içilir mi?                                  beğenmeme
Bütün bunları ben mi söylemişim?           İnkâr, kabullenmeme

Soru eki her zaman cevap almaya yönelik değildir. Bazen cevap sorunun içinde de olabilir.

Senin ne kadar zorluğa katlandığını bilmez miyim?            Bilirim.
Anlattıklarına inanmaz olur muyum?                    İnanırım.
Sen çağırırsında o gelmez mi?                            Gelir.
Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?                                    Olmaz
İnsanları kendine inandırmak kolay mı?               Kolay değil
Bu kadar eşyayı almaya para mı yeter?                Yetmez.
O küçücük çocuğa bu ağır işler yaptırılır mı?                     Yaptırılmaz.
Yeşilden daha güzel renk olur mu?                                  Olmaz.

]Soru sıfatlarıyla

Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?
Kaç gün sonra geleceksin?
Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?
Kaçıncı sınıfta okuyor?
Ne gün geleceğini söyledi mi?
Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?
Kaçta kaç hisse istersin?
Ne gün geleceksin?      
Ne iş yapıyordunuz?

]Soru zarflarıyla

Neden coşkun suların sesi gittikçe dindi?
Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
Bu sonbahar sabahının donuk ince rengini nasıl anlatabilirim?
Daha ne kadar bekleyeceğiz?

]Soru zamirleriyle

Yanında ne getirdin?
Bunları sana kim anlattı?
Hangisi sizinle geldi?
Soruların kaçı cevaplandı?
Buraya nereden geldiniz?
Nereden gelip nereye gidiyoruz?
Burada kimi bekliyorsun?
Bu masa neden yapılmış? (─tahtadan)
Kimin yanında bozuk para var?
Bu da neyin nesi?
Bizim neyimiz eksik?
Nereden buldun bunu?
Kim attı bu resimleri?
Çocuklarını alıp buraya gelsen de neyle geçineceğiz biz ikimiz?
Ne var ne yok dünyada?

─Söyle yavrum, o roman ne diyor?
Genç kız büyük gözlerini kaldırdı. Kitabı dizlerine indirdi. Nazik bir şive ile:
─Büyükanneciğim, Fransızca bir roman işte, dedi.
Lâkin büyük nine merak ediyordu, mutlaka anlamak istiyordu:
─Adı ne?
─Desenchanté.
─Ne demek?
─Sevinçten, saadetten mahrum kadınlar demek.
─Onlar kimmiş?
─Biz... Türk kadınları...   (Ömer Seyfettin, Bahar Ve Kelebekler)

]Tonlama yoluyla

─Bu mektup sana.
─Bana mı? Kimden?
─Evden olacak.
─Evden? Ne münasebet!                      
—Evden mi?


4. Emir Cümlesi

Yüklemi emir kipiyle çekimlenmiş veya anlamca emir özelliği taşıyan cümlelerdir.
Fiilin yapılmasını emir biçiminde bildirir.

Oraya otur ve yerinden kalkma.
Bu raporu akşama kadar yetiştir.
On dakika sonra hazır ol!
Gürültü etme!

Emir kipiyle çekimlenmediği hâlde anlamca emir ifade eden cümleler de vardır.

Bu yazıyı arşive götüreceksin!
Yarın herkes burada olmalı.
Burayı hemen boşaltalım!

Bazen dilek, istek anlamları ve başka anlamlar da taşır.

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak    temin etme

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!        istek
Kahraman ırkıma bir gül...                      istek

Her şey gönlünüzce olsun                       dilek, dua.
Allah’ım bizi affet!                      yakarma
Peki, öyle olsun.                                    Razı olma
Zannetme ki bunları unuturum.   Uyarma
Gayret edin; başaracaksınız.        Teşvik
Hele bir kere sözümü dinlemesin...          korkutma
Bizi arayan Selim olmasın?                     Olabilirlik
Şu adamın yaptıklarına bak.        Şikâyet.


5. Ünlem Cümlesi

Sevgi, korku, şaşma, hayret, seslenme, coşkunluk, heyecan ve sitem ifade eden cümlelere ünlem cümlesi denir.

Ünlem cümleleri, ünlemlerle, bazı sıfatlarla, emir kipiyle, “ki” bağlacıyla, haykırmalarla ve ses tonuyla kurulur.

Yapma!
Öyle yorgunum ki!..
İşte şimdi yandık!..
Ne güzel tesadüf!
Hişt! Buraya gel!
Şşt! Sus bakayım!
Ee, yeter artık!            
Ah, ne yaptım!
Hah, şimdi oldu!          
Eyvah! Geç kaldım!
İmdat! Boğuluyorum!
Çok ilginç!
Ne kadar güzel!
Çabuk eve git!            
Ne olur yardım et!        
Çık dışarı!

Ünlem ifade eden sözler her zaman cümle hâlinde değildir:

Ey Türk Gençliği!          
Hemşehrilerim!
Tanrım!
Mehmet!
Ay, elim!                    
Hay Allah!                  
Vah zavallı!
Vay sersem!    
Aman dikkat!  
Komşular!        
Babacığım!      


6. Şart Cümlesi

İçinde şart ve koşul anlamı bulunan cümlelere şart cümlesi denir. Şart cümlelerinin yüklemleri şart kipine göre çekimlenmiştir ve yardımcı cümle oluşturmuştur. Yani bir cümleyi şart çekimiyle bir yardımcı cümle yapabiliriz.

Eve geldiyse bizi beklesin.
Ankara’ya gidersen Kızılay’dan bana kaset al.
Beni arayan Dursun ise gelmediğimi söyleyin.

“ise”, bazen istek anlamı katar; bu durumda yardımcı cümle ve şart cümlesi olmaz:

Kar yağsa da kartopu oynasak.
Önümüzdeki iki ayı bir geçirebilsek.                  
Onu bir bulsam..          

Cümlelerde şart anlamı bazı kelime ve eklerle de yapılabilir:

Kursa devam etti mi kazanır.
Büyüklerin yanında oturacaksın, ama konuşmadan.
Seni gördükçe onu hatırlıyorum.
Yarın geri vermek üzere alabilirsin.


7. İstek Cümlesi

Gerçekleşmesi mümkün olan veya olmayan dileği, arzuyu, isteği bildiren cümlelere istek cümlesi denir.
 İstek cümlesi istek ve dilek-şart kipleriyle yapılır; bu kiplerle birlikte “bari, tek, n’olaydı, keşke” kelimeleri de kullanılabilir.

Çıkıp biraz dolaşalım.
Dirilip kalksa da yapılanları bir görse.
Bari doğru cevap verseydi.
Her yere gitmeye razıyım, tek onu bulayım.
N’olaydı bugünleri görmeyeydim.
Keşke deprem olmasaydı.
Bari insanlarımız dürüst olsaydı.

Sonuç

Her cümle bu yedi cümle türünden en az birine dahildir.
Bir kere bütün cümleler ya olumludur ya olumsuz.

─Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! →Ünlem, olumlu, istek
Biz ki her şeyi görür ve anlarız.     →Olumlu
Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün.                             →Emir, olumlu
Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir?                             →Olumlu, soru
Fakat o göz kimde vardır?           →Olumlu, soru
Kimsede...                    →Eksiltili cümle
Yalnız bizde...                →Eksiltili cümle
Bize artık hikâyeni anlatma!... →Ünlem, emir, olumsuz
Ne lüzum var?                →Anlamca olumsuz, soru



D. YAPI BAKIMINDAN CÜMLELER

Cümleler, bildirdikleri yargı sayısına ve öğelerin yüklemle olan ilişkisine göre çeşitlere ayrılırlar.
Cümlede bir ya da birden fazla yargı vardır. Başka bir deyişle birden fazla cümle bir araya gelip bir cümleymiş gibi görünebilir.

Bir ceylan gibi ürktü.                Tek yargı
Sevincinden ne yapacağını şaşırmıştı.     İki yargı

Bu tür cümlelerde bazı öğeler ortak olduğu gibi öğelerin tamamı farklı da olabilir. Bu cümleler birbirlerine bazı bağlaçlar yardımıyla bağlanabildiği gibi anlam bakımından da bağlanabilirler.

Saatine baktı ve otobüsü kaçırdığını anladı.

Cümleler yapı bakımından çeşitlere ayrılırken içlerindeki kelime sayısı değil yüklem, fiil veya yargı sayısı dikkate alınır.

Yapı bakımından cümleler; basit, birleşik, bağlı ve sıralı olmak üzere dörde ayrılır.



1. Basit Cümle


İçerisinde tek yargı, tek fiil, dolayısıyla isim veya fiil cinsinden tek yüklem bulunan cümledir.
Başka bir cümleye bağlanmaz, yani bağımsız bir cümledir. Tamamladığı ya da onu tamamlayan bir cümlecik yoktur.

Yarın akşam maç yapacaklar.
Zayıf kolları kirli tunç rengindeydi. Tekrar başını kaldırdı. Gökle denizin birleştiği dumandan çizgiye baktı.

Sıcak yaz aylarını geçirmek için deniz kenarlarına, kırlara tepelere kaçanlar, şimdi birer birer kışlıklarına dönüyorlar.

®Bazı dil bilimcilere göre içerisinde yüklemin dışında isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil bulunan cümleler de basit cümledir; bu kelimeler ve kelime grupları yargı bildirmezler.

Rüzgâr, denizin yüzünü pürüzlendirerek küçük savaşlar yaratıyordu.
Birden köşe başından, iki karayağız atın çektiği bir fayton peyda oldu.

 2. Birleşik Cümle

Bir temel cümle ile onun anlamını tamamlayan en az bir yan cümlecikten meydana cümlelerdir.
Yani yapısında birden fazla cümle bulunduran cümlelerdir.

Temel cümleyle yan cümlenin bir araya geliş şekillerine göre birleşik cümleler çeşitlere ayrılır.

a. Girişik Birleşik Cümle


Bu tür cümlelerde yan cümlecik temel cümleciğin herhangi bir öğesi olabildiği gibi, bir öğenin parçası da olabilir.
Girişik birleşik cümleler, fiilimsilerle ve çekimli fiillerle kurulur.

Havaların ısınması / tatil düşkünlerini sevindirdi.
Özne

Çadırları çalanlar / bulunamadı.            
Sözde özne

Evlerin ne zaman biteceğini / bilmiyoruz.              Nesne

Yarın / bir tanıdığa / gideceğiz.                           Dolaylı tüml.

Babasını karşısında görünce / çok sevindi.                        Zarf tüml.

Havalar soğuduğundan / artık dışarı çıkmıyor.       Edat tüml.

Ellerim takılırken / rüzgarların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına,

b. İç İçe Birleşik Cümle


Bir temel cümleyle, herhangi bir sebeple onun içinde kullanılan bir yardımcı cümleden oluşan cümlelerdir.
Yardımcı cümle de temel cümle gibi bağımsız bir cümle yapısındadır.
Asıl yargı sonda bulunur.

]Yardımcı cümle nesne olarak kullanılabilir. Alıntı hâlindedir.

Adam, / “Kartınız geçerli değil.” / demez mi?
Şark için “Ölümün sırrına sahiptir.” derler.

]Yardımcı cümlenin yüklemi “de, zannet-, san-, bil- gör-, görün-, farzet-, düşü-“ fiillerinin çekimli şekli olabilir.

“Seni göremedim diye bu bahar
İçimde bin türlü duygunun isyanı var.”
Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan
“Savaşı önce kendime karşı kazanmalıyım.” diye düşündü.

]Yardımcı cümle ana cümle içinde bir isim tamlamasının tamlayanı olarak bulunabilir.

Iraklardan bir dondurmacının “Vişnelim var, kaymaklım” nidası titreyerek dağılıyordu.

Artık “Ev alma komşu al.” atasözünün hükmünün kalmadığına inanıyorum.

]Yardımcı cümle edat grubu olabilir.

Gönül Anadolu’da Yunus Emre’nin “Taştın yine deli gönül / Sular gibi çağlar mısın” gibi mısralarıyla şahlanır.



c. İlgi Cümlesi


Temel cümlenin herhangi bir öğesi olan veya bir öğenin açıklayıcısı olan yan cümleciğin, bağlı bulunduğu veya açıkladığı öğeye “ki” bağlacıyla bağlanması sonucu ortaya çıkan cümleye ilgi cümlesi denir.
Bu cümlelerde ki atılarak yan cümleciğin hangi öğeye bağlı olduğu görülür.
Cümle dışı unsurlar konusunda anlatıldı.

Muhsin, / ki öğrencilerimizdendir, / böyle bir şey yapmaz.
Öğrencilerimizden olan Muhsin...
Dün gece, / ki oradaki son gecemizdi, / çok eğlendik.
Oradaki son gecemiz olan dün gece...



d. Şartlı Birleşik Cümle


Bir temel cümle ve onun şartı olan bir cümleden oluşan birleşik cümlelerdir.
Şart cümlesi tek başına yargı bildirmez; ana cümleyi zaman, şart, sebep ve benzetme yönlerinden tamamlar. Onun zarfı olarak kullanılır.

Hava güzel olursa / yarın pikniğe gideriz.
Çanakkale’yi de gezerdik, / vaktimiz olsaydı.
Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.

“Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sadık yarim kara topraktır.”

Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

®Bazı kalıplaşmış şart cümleleri özne veya nesne de olabilir.

Ne yapsa faydasız.

İstek bildiren şart eki bağımsız cümle kurar. Ancak istek ifadesinde de yargının kuvvetli olmadığı sezilmektedir.

Bir gün çıkıp gelsen, vursan kapıma
Atılsan boynuma kollarını açarak
Otursan dizlerime yaramaz bakışlarla
Konuşsan yine öyle yarım yamalak.  (YBB)

3. Sıralı Cümleler


Bağımsız cümlelerin, aralarındaki anlam ilgisinden dolayı virgülle veya noktalı virgülle birbiri ardına sıralanmasıyla oluşan cümleler topluluğudur.
En az iki cümleden oluşur.

Yağız atlar kişnedi, / meşin kırbaç şakladı, /
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, /
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...”
“Gök sarı, / toprak sarı, / çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,”
“Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu,  /
Gökler bulutlanıyor, / rüzgar serinliyordu.”

Sarı çiçeğin saçları yolunmuş, kana bulanmıştı.
Bu, asırlardan beri böyle olagelmişti, asırlarca da böyle dürüp gidecekti.

Sıralı cümlelerin bütün öğeleri ayrı olabildiği gibi bazıları ortak da olabilir.

Otobüs her zamanki gibi yine geç geldi; / biz de derse geç kaldık.

Mart kapıdan baktırır; kazma kürek yaktırır.
Özne ortak.

Mallarımızı önce çaldılar, sonra geri bize sattılar.
Özne ve nesne ortak.

Merdivenleri kardeşin yıkasın, sen de sil.  
Nesne ortak.

İnatçı adama dil döküyor, sürekli yalvarıyordu.      
Özne ve dolaylı tüml.



4. Bağlı Cümle


Aralarındaki ilgiden dolayı birbirlerine bir bağlaçla bağlanan cümlelerdir.
Bağlaçlar cümle öğesi değildir.

İkiye ayrılır.



1. “ki”li Bağlı Cümleler


Farsça “ki” bağlacıyla birbirine bağlanan bağımsız cümlelerden oluşur.
Yardımcı cümle ana cümleyi genellikle nesne ve zarf göreviyle tamamlar.
Ana cümle başta, yardımcı cümle sonra bulunur. Bu sıralanış, Türkçe cümle yapısına aykırıdır.

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta.
“Gönlüm isterdi ki mazini dirilten sanat
Sana tarihini her lâhza hayal ettirsin.”
(Gönlüm, mazini dirilten sanatın sana tarihini her lâhza hayal ettirmesini isterdi.)

]Yardımcı cümlenin başta, ana cümlenin sonda kullanıldığı cümleler de vardır. Burada da yardımcı cümle zarf görevindedir.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi.
(Büyük olduğun için kanın tevhidi kurtarıyor.)

Kırk elli adım uzaklaşmıştı ki iki iri kanadın havada çarpışmasından çıkan boğuk bir gürültü işitti.
(İki iri kanadın havada çarpışmasından çıkan boğuk bir gürültü işittiğinde kırk elli adım uzaklaşmıştı.)

]Bu tür cümlelerde “ki” bazen düşebilir. Cümle, okuyanın, dinleyenin muhayyilesine bırakılır.

Darıldı diye o kadar korktum ki...           (anlatamam)

Not: ”ki” edatının şüphe kattığı cümleler bağlı cümle değildir.

Düşler mi ki şu burcu burcu kokan havada
Renk mi ki üzerimde akaduran bu nehir?





2. Diğer Bağlaçlarla Kurulanlar


“ve, veya, ya da, da, fakat, ama, lâkin, hâlbuki, ne.....ne, meğer...” edatlarıyla birbirine bağlanan bağımsız cümleler topluluğudur.

Hava bulutlu ve durduğumuz tepe rüzgârlı idi.
Çocukluk günlerini hatırladı ve gözlerinde iki damla yaş belirdi.
Okumayı bilmiyor veya numara yapıyor.
“Ne doğan güne hükmim geçer
Ne hâlden anlayan bulunur.”
Bu ev güzel, temiz, her şeyi yerinde bir ev; / ama / Şinasi Bey'in istediği ev değil.

"Yatsam, acaba uyuyabilir miyim?" diye düşündü, yatıp da uyuyamamaktan korktu; / ama / korktuğu başına gelmedi. Sabaha kadar yattı, hem de uyudu.
Burnu biraz basıkça, / fakat / gözleri derin ve güzel; alnı küçük ve dar, / fakat / saçları altından bir duman gibi yumuşak ve seyyal; dişleri biraz eğri, / fakat / dudakları çilek gibi küçük, toplu ve yuvarlak... Güzel değilse bile çirkin hiç değil.

Onun bu sözlerinin samimî olduğuna hiç şüphe etmediler / ve / bir çocuk ruhu kadar temiz ruhundan gelen nutuklarını sessizce dinlediler.
Dün resim yapmadı / da / maça gitti.
Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde.

]Bağlı cümlelerin bir kısmında yüklemin kipi ve şahsı aynı, bir kısmında farklıdır.

Hava bulutlu ve durduğumuz tepe rüzgârlı idi.
Ayakkabılarını ayağına geçirdi ve kendini sokağa attı.
İstediğiniz evrakları getireceğim, fakat okuyabileceğinizi sanmıyorum.
Ben saatinde gelmiştim, ama o henüz ortalıkta yoktu.

]Unsurların biri veya birkaçı ortak olan bağlı cümleler de vardır.

Ya okumayı bilmiyor ya numara yapıyor.


Sonuç


Bir cümle, yapı bakımından basit, birleşik, bağlı, sıralı cümlelerden ancak birine dahil olabilir. Birleşik, bağlı ve sıralı cümleleri oluşturan cümleler de ayrı ayrı basit, birleşik, sıralı veya bağlı olabilir.

Gündüzleri onların sesleriyle o kadar dolmuş olurdum / ki / rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım ve hep bunları tefsir etmek isterdim.

Çeşidi: “ki”li bağlı cümle
Yardımcı cümle: basit:

Gündüzleri onların sesleriyle o kadar dolmuş olurdum
Ana cümle: bağlı:

rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım / ve / hep bunları tefsir etmek isterdim.
Ana cümleyi oluşturan cümlelerin her biri: basit:
rüyamda yahut uykumun içinde hâlâ bunları duyardım
hep bunları tefsir etmek isterdim.

Örnekler

Öğle yemeğinden sonra sinirlerim uyuştu, ufak bir uyku kestireyim diye kompartımanda uzandım.

Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana

Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki ona bigâne olanları yakar, mahveder.






































DİL YANLIŞLARI VE ANLATIM BOZUKLUKLARI

Dilin temel görevi aynı dili konuşan insanlar arasında anlaşmayı sağlamaktır. Anlatılmak istenilenler dilin kurallarına uygun olarak açık, yalın, anlaşılır biçimde ifade edilirse anlaşma tam olur. Aksi hâlde yanlış anlaşılmalar, söyleyiş yanlışları ve anlatım bozuklukları ortaya çıkar.
Dile gereken önem verilmediği için dilin yapısı, kuralları, söz varlığı yeterince bilinmiyor. Sezgiye dayalı anlama yolu seçilerek söylenen değil söylenmek istenen üzerinde duruluyor. Buna bir de yanlış kullanımların basın, yayın araçlarıyla çabucak yayılması eklenince her geçen gün yeni bir anlatım bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple anlatım bozukluklarının hepsini örneklemek mümkün değildir. Burada sık yapılan yanlışlıklar üzerinde durulacaktır.
Anlatım bozuklukları, genellikle iyi bir cümlenin niteliklerini taşımayan cümlelerde görülmektedir.

İyi bir cümlenin nitelikleri şunlardır:

1.Mantık ve bilgi bakımından doğruluk
2. Dil bilgisi bakımından doğruluk
3. Açıklık
4. Duruluk
5. Yalınlık
6. Akıcılık
Bu niteliklere uymayan cümlelerde görülen anlatım bozuklukları kısaca şöyle özetlenebilir:



1.MANTIK VE BİLGİ BAKIMINDAN DOĞRULUK
Cümlenin düşünce, mantık ve bilgi bakımından doğruluğu tutarsızlıklardan, düşünce eksikliklerinden ve bilgi yanlışlıklarından arındırılmasıyla mümkündür.
Mantık yanlışlığı olan cümle örnekleri:
Bütün bildiklerimi ve bilmediklerimi oğluma öğreteceğim.
Kaderde bir  köşe başında ölü olarak uyanmak da var.
Baharın en güzel aylarından biridir nisan, mayıs.
Beni duymayan arkadaşlar lütfen ellerini kaldırsın.
Trafik kazasında hayatını kaybedenlere baş sağlığı dilendi.
Cenazede sayıları on binin üzerinde yedi bin güvenlik görevlisi vardı.
Galatasaray 2 – 0 yenilgiden 3 – 0 öne geçti.
Geçtiğimiz hafta bir toplantı yapıldı. (Zaman yerinde duruyor biz mi geçiyoruz yoksa geçen zaman mı? Doğrusu geçen hafta olmalıdır.)
İfade kesinliği de bazen cümlelerin düşünce veya bilgi bakımından yanlışlığına yol açar:
Yahya Kemal’in “Han Duvarları” adlı şiir kitabı çok güzeldir. (Han Duvarları  Faruk Nafiz Çamlıbel’in bir şiir kitabıdır.)
Selçuk Üniversitesinde 75.000 öğrenci (?) okuyor.
Arabada hava yastığı varsa hiçbir şey olmaz.
Kesin olarak bilinmeyen durumların veya olayların ifadesinde galiba, yanılmıyorsam, herhalde, zannedersem gibi ihtimal anlamı taşıyan bir kelime söylenirse yalancı durumuna düşülmez: “Selçuk Üniversitesinde, yanılmıyorsam, 75.000 öğrenci okuyor.” gibi.
Konunun olumlu ve olumsuz yönleri göz önünde bulundurularak bütün, daima, en çok, hepsi, herkes, hepsi, her zaman, hiç, hiç kimse gibi genel anlamlı kelimeler dikkatli kullanılmalıdır:
Herkes müzik dinlemekten hoşlanır.
Okulda başarılı olan herkes hayatta da başarılı olur.
Sen beni hiç dinlemezsin ki.



2.DİL BİLGİSİ BAKIMINDAN DOĞRULUK
Cümlenin kuruluşunda yer alan kelime ve kelime grupları dilin kuralla­rına göre oluşturulmalı, ögeler birbiriyle uyum içinde bulunmalı, cümlede eksiklik olmamalıdır. Cümlenin dil bilgisi bakımından yanlışlığına sebep olan anlatım bozukluklarını şöyle sıralayabiliriz:

a) Yapılışları yanlış olan kelimeler
Dilimize Arapçadan çokluk biçimiyle giren beyanat (beyanlar), efkâr (fikirler), erzak (rızıklar), enbiya (nebiler, peygamberler), evliya (veliler), maruzat (arz edilenler) gibi kelimeler zaten çokluk olduklarından bunların Türkçe çokluk ekiyle (-lar, -ler) tekrar çokluk yapılması yanlıştır.
Dilde olmayan gramer biçimleriyle kelimeler oluşturmak da yanlıştır:

abicim (ağabeyciğim), alıkoyulan (alıkonulan), alolaşırız (telefonlaşırız), ayıpsın (ayıp ediyorsun), bakkalcı (bakkal), bi drink aliim (bir şey içeyim), bissürü (bir sürü), cep to cep (-), cepleşiriz (-), cevaplamak (cevaplandırmak), çekilebilinir (çekilebilir), çirkinletmek (çirkinleştirmek), demincek (demin), dolayında (dolaylarında), erdemliği (erdemliliği), free takıl- (-), fulle, ful yap (doldur, tamamla), geçebilemedi (geçemedi), gidebilemedi (gidemedi), güzel­letmek (güzelleştirmek), hacın (haccın), hanımdan muhtar (hanım muhtar), haremlik (harem), icad ol- (icad olun-, icad edil-), iptal ol- (iptal edil-), kaçtı­rıldı (kaçırıldı), kardeşâne (kardeşçe), kasapçı (kasap), koktur- (kokut-), madden (maddeten), manavcı (manav), napcaz (ne yapacağız), ne ki (ne var ki), özelliklen (özellikle), pahalılatmak (pahalılaştırmak), redetti (reddetti), sericen (sereceksin), sordu kine (sordu ki), sormiyyim (sormayayım), sorurdur (sorar), takıl bana (benimle gel), tayin ol- (tayin olun-, tayin edil-), vericeyiz (verece­ğiz), verilebilinir (verilebilir), yaparaktan (yaparak), yeyildi (yenildi) gibi.
Hâl eklerinden birini diğerinin yerine kullanmak da yanlıştır: beni bi çay yap (bana bir çay yap), Selçuklu mağazamız saat 22.00’a kadar açıktır., nereyesun (neredesin) gibi.

b) Yardımcı fillerin yanlış kullanılması
et- ve yap- yardımcı fiillerinin birbirlerinin yerine kullanılması veya gerekmediği hâlde kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar:
ayar yap-( ayarla-), bekleme yap- (bekle-), bülten yap- (bülten çıkar-), dersini yap- (dersini ver-), etki et- (etkile-), film yap- (film çevir-), gecikme yap-      (gecik-), kuşku et- (kuşkulan-), şüphe et- (şüphelen-), umut et- (um-) gibi.
Son zamanlarda bilhassa batı dillerinden yapılan yanlış çevriler sebe­biyle al- fiili de yardımcı fiil gibi kullanılmaya başlanmıştır: banyo al-, duş al-, çay al- (çay iç-), istek al- (isten-), kahve al-, yenilgi al- (yenil-) vb. gibi.

c) Eksiklik
Özellikle birleşik cümlelerde ve sıralı cümlelerde ögelerden herhangi birinin eksik olması anlatım bozukluğuna sebep olur. Aşağıdaki cümlelerde parantez içine alınan kelimeler asıllarında yazılmadığı için anlatım bozukluğu vardır. Bu cümlelerdeki anlatım bozuklukları parantez içindeki kelimelerin yazılmasıyla giderilebilir:
Sen içeri (giriyorsun) ben dışarı doğru çıkıyorum. (yüklem eksikliği)
Ekonomik kriz böyle devam ederse ben işimden (olacağım) sen de parandan olacaksın. (yüklem eksikliği)
Sigarayı az, (içerim) içkiyi hiç içmem. (yüklem eksikliği)
Hastanın kanlı gömleğini çıkarıp (  ) soydu. (neyi, kimi soydu?)
Kanserin tedavisini artık bulalım ve (kanseri) yenelim. (nesne eksikliği)
Dişçi, çürük dişi çekip (çocuğu) eve yolladı. (nesne eksikliği)
Aybike’nin tehlikede olduğunu ben de biliyordum ve (onu) uyardım. (nesne eksikliği)
Yaralılarla konuşan ve (gazetecilere) bilgi veren Sağlık Bakanıdır. (dolaylı tümleç eksikliği)

d) Uyumsuzluk
Sağlam bir cümlede kelime ve kelime grupları ile ögeler arasında uyum vardır. Cümledeki ögeler arasında veya kelime grupları arasında bazen dil kurallarının bilinmemesinden kaynaklanan uyumsuzluklar görülür. Bu uyumsuzluklar genellikle, özne-yüklem uygunsuzluğundan, nesne-yüklem uyumsuzluğundan ve tamlama yanlışlarından kaynaklanır.

Erbay ve Gürdal bu yıl sınava girecek.
“Karahanlı Türkçesi, XIV. yüzyılda gelişerek, Cengiz Han’ın ikinci oğlunun adı ile Çağatay devletini kurarak, Çağatay Türkçesi ismi altında, Çağatayca ve edebiyatını meydana getirir.”
Resmi ve İş Mektupları (Resmî Mektuplar ve İş Mektupları)
“Hangi tür konuşma olursa olsun herhangi bir konuşmada başarılı olmak için bir takım hazırlıklar yapmak  ve bazı kurallara uyulmalıdır.”
ne.......ne bağlama edatı kullanılan cümlede yüklem olumsuz olursa anlatım bozukluğu meydana gelir:
Çocuğun ne annesi yokmuş ne babası.
“Dahası, ne o nezahet ve nükte ne de edep ve terbiye artık kalmamış; argo, yerini yavaş yavaş küfürlere bırakmıştır.”

Nesne alması gereken (geçişli) fiilden önce nesnenin kullanılmaması hâlinde, nesne-yüklem uyumsuzluğu olur. Sıralı veya bağlı cümlelerde geçişsiz (nesne almayan) fiili takip eden cümlenin geçişli (nesne alan) fiille kurulması hâlinde nesne mutlaka kullanılmalıdır:
Trafik kurallarına uyun, (uymayanları) uyarın.
Herkes uyanıkken siz uyumayın, (uyuyanları) uyandırın.
Sıfat tamlamalarında sıfat ile nitelenen veya belirtilen isim arasında anlam bakımından mutlaka bir uyum olmalıdır:
Bunlar akıllı işlerdir. (akıllı sıfatı, iş ismine uygun değildir)
Geçen yıl sıfır kollu elbiseler modaydı.(kolsuz elbise)
Sıfır hatayla projesini tamamladı. (Projesini hatasız tamamladı.)

Sıfatların veya zarfların derecesini göstermek üzere kullanılan çok, daha, en, pek gibi zarfların yerine korkunç, dehşet, inanılmaz, felâket, müthiş gibi olumsuz anlamlı kelimelerin kullanılması yanlıştır:
Babam manyak para gönderiyor.
Korkunç güzel bir programdı. (korkunç olan güzel değildir)
Şarkılarınızı inanılmaz güzel buluyorum.
Müthiş konserimize bekliyoruz. (müthiş: dehşetli, korkunç)

Birkaç, her, herhangi bir gibi kelimeler veya sayı isimleri sıfat tamla­masının tamlayanı olursa isim mutlaka teklik olmalıdır: birkaç iyi adam, her zaman, herhangi bir anlayış; iki masa, beş öğrenci, bin konut gibi.

Beşevler, Çifte Minareler, Kırk Haramiler, Üç Kuyular, Üç Silâhşorlar, Yedi Cüceler gibi özel isim hâline gelenler müstesnadır.

İsim tamlamaları ve sıfat tamlamalarında eksik unsurların bulunması da uyumsuzluktan kaynaklanan anlatım bozukluklarına sebep olur:
Yaklaşık 80 (santimetre) ya da 1 metre çapında bir daire çizin.
Ben diyeyim 25 (gün) siz deyin bir ay sonra terhis oluyorum.
Yabancı dil yayınlar (ı) merkezi.
Küllük, Tekin’in birbiri ardınca yaktığı sigara (-ların) izmaritleriyle dolmuştu. (Tamlayan eki kullanılmazsa yakılan, sigara izmaritleri olur.)

e) İmlâ ve noktalama yanlışları
Söylenmek istenen ile yazılanın aynı anlamda olması için imlâya dikkat edilmeli ve noktalama işaretleri yerli yerinde kullanılmalıdır.
Yine aşık olmuş.(aşık: eklem yerindeki kemik, âşık: seven)
Bu yıl karınızı ortaklarınızla paylaştınız mı? (Bu yıl kârınızı ... biçi­minde yazılmazsa paylaşılan kâr olmaz.)
Farklı hizmet, karlı alış veriş.(Farklı hizmet, kârlı alış veriş.)
Kendisini taktir ediyoruz.(taktir: damıtma, takdir:beğenip değer verme)

Bir kelimenin kendinden sonra gelen kelimeyle yapı ve anlam bakımın­dan ilgisi olmadığını göstermek için virgül işareti konur:

“Genç doktora şikâyetini anlattı.” cümlesinde anlatım bozukluğu yoktur. Genç ve doktor kelimeleri arasına virgül konmadığı için genç kelimesi doktorun sıfatı olarak kullanılmıştır. Bu cümlede genç sözü özne olarak kullanılacaksa genç kelimesinden sonra virgül işareti mutlaka konulmalıdır.
Aşağıdaki örneklerde virgül işareti kullanılmadığı için cümlelerde belirsizlik vardır:
Gürültüden ürktüğü için Ali Ağa eşeğine yollu küfürler savurdu.
Benim gibi çalışmazsan kazanamazsın.

f) Dizgiden kaynaklanan anlatım bozuklukları
Gazetelerde, dergilerde, kitaplarda, televizyonlarda; metni bilgisayar ortamına aktaranların veya dizgiyi yapanların yazdıkları konuyla ilgili bilgilerinin eksikliğinden ya da dikkatsizliklerinden kaynaklanan yanlışlıklara özellikle son zamanlarda fazla rastlanmaktadır. Sorumluluk yazının sahibine ait olduğu için -bilhassa- kitaplar baskıya verilmeden önce yazarı tarafından dikkatli bir şekilde gözden geçirilmeli ve gerekli düzeltmeler yapılmalıdır. Bir matematikçi için (+) yerine (-) konulması; bir kimyacı için (H2O) yerine (H2) yazılması ne kadar büyük bir yanlışsa, Türkçe için de bir harfin eksik, fazla veya yanlış yazılması o derecede önemlidir.                  Aşağıdaki örnekler dil ve kompozisyon kitaplardan alınmış olup kaynakları mahfuzdur:
Noktalama kuralları
ISBN numarası
İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhili ve hârici bedbahlar olacaktır.
Bu sahada sere veren yazarlar arasında...
Eğer kütüphanenin kapasitesi verilen konu için eterli değilse araştırmadan beklenen sonuç da yeterli olmaz.
Edebî Türk Kavramı ve Bu Türlerde Türk Diliyle Verilmiş Örnekler
Bu bahiste, yalnız yapım ekleri incilenecektir.
Cümlenin öğeleri
Davetiye, genellikle özel olarak hazırlanışı, kartlara, çeşitli yazı tipleri ile matbaalarda bastırılır.
İnsanlar ancak anadillerinin derinliklerine nüfus edebilir.



3.AÇIKLIK

Cümlede anlatılmak istenenin dinleyen veya okuyan tarafından kolayca anlaşılmasına açıklık denir. Açık olmayan cümlelerde anlatılmak istenenler bazen az çok anlaşılır fakat çoğu zaman cümlede ne söylenmek istendiği belli değildir. Aşağıdaki cümlelerde açıklık olmadığı için ne söylenmek istendiği tam olarak anlaşılamamaktadır:
Bu kopyaları Burçin hazırlamıştır onu çekecek arkadaşlar için.
― S. D. in vücudunda estetik (ameliyat) var mı?
― Hayır, vücudunda hiç estetik yok. (Bu ifadeden vücudunun güzel olmadığı anlamı da çıkabilir.)

 Kelimelerin yerli yerinde kullanılmaması, öge eksiklikleri, kelimelerin yanlış kullanılması, virgül işaretinin uygun yere konmaması , anlamca çelişen sözlerin bir arada kullanılması gibi hususlar cümlenin açıklığını engeller.

a) Sıra Yanlışlığı
Cümlede önce gelmesi gereken unsurların sonra, sonra gelmesi gere­kenlerin önce gelmesi durumunda anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu yanlışlık, zarf olarak kullanılması gereken kelimelerin sıfat görevinde kullanılması hâlinde daha çok görülür. Aşağıdaki örneklerde anlatım bozukluğunu gidermek için koyu yazılan kelime veya kelime grupları (  ) işaretiyle gösterilen yerlerde kullanılmalıdır:
80 bin civarında göz taramasından geçirilmiş (  ) hastamız var.*
Yolu Sultanahmet’e düşenler (  )Fransız Müzesinde sergilenmekte olan Fransız ressamların eserlerini görebilirler.*
Uykusuz yola (  ) çıkmayın.
Alkollü araç kullanmayın. (Aracı, alkollü kullanmayın.)
En doğal vatandaşın (  ) hakkını koruyamıyorlar.*
Mobilyalarınız ücretsiz evinize (  ) teslim edilir.
Y. Dershanesi herkesi ücretsiz üniversite sınavına (  ) hazırlıyor.
Su gibi şarapların (  ) içildiği düğünde olay çıktı
Yeni eve (  ) geldim. (evin sıfatı söylenmek istenmiyorsa)
Çırılçıplak gazetecilere (  ) yakalanan M.U. olay çıkardı. (gazeteciler çırılçıplak değilse)
Mazeretsiz sınava (  ) girmeyenler az değildi.
Dünyanın ilk üç bıçaklı (  ) traş makinesi



b) Anlamca çelişen sözlerin birlikte kullanılması
Anlamları birbiriyle çelişen sözlerin aynı cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar:
Bu soğukta mutlaka sizler de üşüyor olmalısınız.
Eminim seninle güreşmek onun için de kolay değildi galiba.
Az da olsa kendimi tümüyle suçlu hissediyorum.

c) Anlamda Aykırılık
Eş anlamlı kelimeleri uygun olmayacak biçimde birbirinin yerine kullanmak bozukluğuna sebep olur:
Komutan gidince askerler kafasız kaldı. (baş)
Halının üzerine kara mürekkep döküldü. (siyah)
Allah misafiri. (Tanrı misafiri)

Bir kelimenin kendi anlamı dışında kullanılması yanlış anlaşılmalara ve anlatım bozukluklarına yol açar. Bu yanlışlıklar kelimelerin anlamı tam olarak bilinmediği zaman daha çok ortaya çıkmaktadır:
Beni de düş kırıklığına uğrattın. (hayâl)
Ne hayâllerle başlamıştık bu işe. Birlikte az mı çile paylaştık. (çektik)
Reklâm aramız var şimdi onu izleyelim.
Talihsiz bir kaza sonucu araba devriliyor.
Çok üzgün bir haberle bültenimizi sonluyoruz.
Mehmet Âkif ölümünün 15. yılında törenlerle kutlandı.
Dinleyicilerimiz bu programları tepkileriyle desteklesinler.
Tevfik Fikret yaşantısının son dönemlerini bunalım içinde geçirmiştir.
Bu olay onun hasta olmasını sağladı.
O gece şehrin ortasında bir ölü ölmüştü.

d) Atasözleri ve deyimleri yanlış kullanmak
Atasözleri ve deyimler, kalıplaşmış sözler olduğu için eş anlamlılarıyla bile olsa bu sözlerdeki kelimeler değiştirilmez ve anlamına uygun olmayan yerlerde kullanılmaz:
Atalarımız “zaman, nakittir” demişler. (vakit)
Sütten dili yanan ayranı üfleyerek içer. (yoğurdu, yer)
Kafa kafaya vermeyince taş yerinden oynamaz. (Baş başa)
Matematikten geçtiğini öğrenince etekleri tef çalmaya başladı.(zil)
Kurt kocayınca ayının maskarası olurmuş. (köpeğin)
Anlayana sivrisinek az. (Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.)



4.DURULUK
Bir cümlede gereksiz kelimelerin kullanılmamasına duruluk denir. Böyle bir cümleden kelime çıkarılırsa anlamda daralma olur. Duruluğu engelleyen başlıca yanlışlıklar şunlardır:
 a) Fazlalık
Bir cümlede aynı görevi yerine getiren birden fazla kelime veya ekin bulunması hâlinde gereksiz kelime ve şekil kullanılmış demektir. Böyle cümlelerden kelime çıkarılması anlamda daralmaya yol açmayacağı gibi anlatımı rahatlatır:
Hoşça kalın diyorum size.
Bir cümle daha söylemek isteyeyim. (Bir cümle daha söyleyeyim.)
Kurumuş olan çiçekleri vazodan çıkardım.
Ne kadar ayıp, kulaklarımla duymasam inanmazdım.
Karşılıklı selâmlaşıyoruz.

Fazlalık, genellikle eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır:
Yarı karanlık, loş bir yerde oturdular.
Henüz sınava daha var.
Size bir örnek daha vereyim meselâ.
İptal edilen sınav yinelenecek ve tekrarlanacak.
Hayat bir yaşam mücadelesidir.
Problemi çözebilecek alternatif seçenekler sunulabilir aslında.
Çocukların eğitim ve terbiyesiyle ilgilenmeliyiz.
Eğer merak etmezseniz anlatmayayım.
Yaklaşık iki yıla yakın bir zamandır Konya’da oturuyorlar.
Sorunlarımızı çözmeden meselelerimizi  halledemeyiz. İşte bütün problemimiz bu!.

Kısaltmalardan sonra, kısaltmaya dahil kelimenin tekrar söylenmesi fazlalıktır: ÖSS sınavı (Öğrenci Seçme Sınavı sınavı), ÖSYM merkezi (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi merkezi), GAP projesi (Güneydoğu Anadolu Projesi projesi), TBMM meclisi (Türkiye Büyük Millet Meclisi meclisi), ÜNTV televizyonu (Üniversite Televizyonu televizyonu) gibi.



5.YALINLIK
Söylenmek istenilenin gereksiz süsleme ve özentilerden arındırılarak, herkesin bildiği kelimelerle en kısa yoldan fakat tam olarak ifade edilmesine yalınlık denir. Anlatımda yalınlığı engelleyen hususların başında garabet gelir

a) Garabet
Bir ifadede, anlamı herkesçe bilinmeyen, alışılmamış kelimelerin kullanılmasına garabet denir. Böyle kelimelere de garip adı verilir.
Çeşitli bilim dallarına ve mesleklere ait olup günlük dilde kullanılmayan, anlamı herkesçe bilinmeyen terimler garip sayılmaz. Ancak bunlardan, o alanın mensupları tarafından bilinmeyenleri garabete örnek olur.

Garabet; anlamını herkesin kolayca kavrayamadığı kelimeleri bildiğini göstermek, aydın görünmek, kendini belli bir zümrenin üyesi gibi göstermek ve taklit gibi sebeplerle ortaya çıkar. Başlıca çeşitleri şunlardır:

Vaktiyle kullanıldığı hâlde günümüzde unutulmuş, kullanımdan düşmüş kelime ve şekilleri kullanmak: bilüpdür, eleğimsağma (gök kuşağı), gözgü (ayna), iktifa et- (yetin-), kangı (hani), muhammes (beşgen), murafaa (duruşma), sitâre (yıldız), tamu (cehennem), vabeste (bağlı), yazıklı (günahkâr) gibi.
 Söylenişi değiştirilerek Türkçeleştirilmiş kelimelerin aslî şekliyle kulla­nılması da garabettir: auto (oto), card (kart), câmeşuy (çamaşır), laser (lâzer), mahabbet, mümkin, müşkil, mektûb, station (istasyon), tennûr (tandır), wardrobe (gardırop) gibi.
 Dile henüz tam manasıyla girmeyen yabancı kelimeleri kullanmak: (Bunların içinde Türkçesi olanların ısrarla yabancı şeklini kullanmak ana dili sevgisiyle bağdaşmaz.) computer (bilgisayar), correlation (kar­şılıklı ilgi), holigan (serseri), monopol (tekel), my darling (sevgilim), my Got (Allahım), partner (ortak), part-time (yarım gün), prezantasyon (tanıştırma), side effect (yan etki), siesta (öğle uykusu), software (yazı­lım), tayming (zamanlama), test et- (dene-) gibi.
Yabancı kelimelerle Türkçe kelimeleri gelişigüzel birleştirmek: anti-leke, çaykolik, derskolik, dokunmatik, ekolojik denge (çevre dengesi), kotasyon ver-, makro açı, playliyoruz, save et- (kaydet-) gibi.
     
Yeni ortaya atılan fakat anlamı herkesçe bilinmeyen, benimsenmeyen kelimeleri kullanmak: ayırmaç (logo), andıç (muhtıra), başat (hakim), direngen (muannit), etik (ahlâkî), gömüt (mezar), saltık (mutlak) gibi.
     
Nefret ve tiksinti uyandıran müstehcen (edebe aykırı, yakışıksız) ve kaba kelimeler kullanmak da garabettendir.



6.AKICILIK
Anlatımın önemli özelliklerinden birisidir. Cümlenin anlam ve ses bakımından pürüzsüz olması demektir. Akıcılığı engelleyen ses ve ahenk kusurlarının başlıcaları tekrarlama, zincirlenme ve tenafür(kakofoni)dür.

a) Tekrarlama
Bir ifadede gerek olmadığı hâlde aynı sözün iki defadan fazla kullanılması tekrarlama denen ahenk kusuruna yol açar:
Geçen Ramazan Bayramı’nda Oktay’ı, Oktay’ın köydeki amcasını ve Oktay’ın büyük kardeşini de ziyaret ettik.
Bu yıl okuyacağımız dersler arasında ortak dersler denen dersler de varmış.
Televizyon kanallarında yeni program arayışı, aslında programlardan değil program içeriklerinden kaynaklanmaktadır.

b) Zincirleme
Bir kelime grubunda veya cümlede aynı ekleri alan kelimelerin peş peşe sıralanmasından kaynaklanan bir ahenk kusurudur. Zincirleme isim tamlamalarında ve arka arkaya sıralanan zarf-fiillerde daha çok görülür:
Burkay’ın dayısının oğlunun çantasının  fiyatı.
Selçuk Üniversitesinin Fen-Edebiyat Fakültesinin Doğu Dilleri ve Ede­biyatları Bölümünün Urdu Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalının öğretim üyesi.
Merdiveni dayayıp, kayısı ağacına çıkıp, kalınca bir dala oturup, kayı­sıları koparıp, sepetine doldurup, sepeti aşağı sarkıtıp yerdeki kovayı istedi.
Sekretere sormadan, izin almadan, kapıyı vurmadan içeri girdi.
Yerinden hızla kalkarak, pencereyi açarak, aşağıya bağırarak kardeşini çağırdı.
Biraz önce hışımla içeri giren, “müdür yok mu” diye bağıran, masaya vuran, yerinde tepinen sen değil miydin?

c) Tenafür (kakışma, kakofoni)
Bir kelime veya kelime grubundaki seslerin söyleyiş bakımından birbiriyle uyuşmaması, kulak tırmalayıcı olması, tenafür denen ses ve ahenk kusuruna yol açar.  p, t; c, ç, j, s, ş, z gibi bazı seslerin birbirine yakın olması hem söyleyiş güçlüğü yarattır hem de kulağa da hoş gelmez: basınç ölçer, çürütücü, çeşmedeki çengel, eş zamanlı, İştaş Pasajı, sözcükcük, kırktırttı, koşullaştırılmışlık, olasılıklı, şaşalayış, tatsız tuzsuz  gibi.
Yanıltmacalar ve bazı tekerlemeler de tenafüre örnek olarak gösterilirler: Bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber dükkânı açalım demiş. Bir dalda bir kartal dal tartar kartal kalkar kartal kalkar dal sarkar. Şu duvarı badanalamalı mı badanalamamalı mı? Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada lâmba şişesi. Tuz ucuzudukça ucuzudu. Üç tas has hoş hoşaf.
         



































































































































            YAZIM  (İMLÂ)  KURALLARI


Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ kuralları denir.
Bu kurallardan birçoğu aslında anlama ve telâffuza bağlıdır. Anlam ve telâffuz; akla, mantığa, geleneğe, çoğunluğa vb.ne uyduğu takdirde -zaten yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi yazılan bir dil olan- Türkçenin imlâsı kolayca halledilecektir.


1. BÜYÜK VE KÜÇÜK HARFLERİN KULLANIMI

Alfabemizde (Lâtin alfabesi) her harfin bir büyük, bir de küçük şekli vardır. Yazıda yaygın olarak küçük harf kullanılır. Ancak belirli yerlerde büyük harf kullanılmalıdır.
Büyük harfle küçük harf arasında okunuş olarak fark olmasa da yazılış olarak büyük farklar vardır.
Büyük ve küçük harflerin kullanımı ile ilgili kurallar şunlardır:

] Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamayan bir kelime dizisi, öncesi yazılmamış ya da silinmiş bir cümle zannedilebilir.

“Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!”

“Ömür, yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmekte, gafilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip durmadadır. Sen aklını başına al da, ömrünü, şu içinde bulunduğun bugün say.” (Mevlâna)

„ Noktayla, iki noktayla, üç noktayla, soru ve ünlem işaretleriyle biten cümlelerden sonra gelen cümleler büyük harfle başlar.

─Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! Biz ki her şeyi görür ve anlarız. Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. O elbise ki terzinin elinden vücudun basit hendesesine göre yapılmış mânasız bir kalıp hâlinde çıkar ve sonra bir vücuda yapışıp onun bütün hareketleriyle yaşamaya başlayınca ne hâle gelir, düşün! Başlangıçta hiçbir şey ifade etmeyen elbiseler atılacağı güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden korkunç bir hâfızadır. Birçok oturuş şekillerinin kabarttığı diz kapaklarımızı düşün! Her duygunun hususi bir biçim verdiği omuzlarımızı düşün! Kambur vaziyetlerinde nasıl arkaya toplandığımızı, bütün mafsal yerlerinde nasıl halkalaştığımızı düşün! Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? Bunların içinde sefaletlerin, açlıkların, ihtirasların, cinayetlerin, coşkunlukların, kahkahaların alnımıza çizdiği hep hususî bir çizgi vardır. İnsanlar sanırlar ki, bizim üstümüzdeki her çizgi, her intiba, bir diğer çizgi veya intiba ile silinir, hepsi birbirine karışır, manasız bir halita olur ve sonunda biz eskimiş bulunuruz. Eskiriz, fakat insanlardan evvel eskidiğimiz için onlardan daha ince ve hassas olan biz, bütün çizgiler ve intibalarımızı hep birbirinin içinde saklarız. Bu böyle bir halitadır ki, bunun düğümünü ele geçirebilen göz onu çözdükçe, doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün hayatımızı, zamanın atomları içinde sıkıştırır ve bu korkunç, ah, bu korkunç hafıza küpü içinde, mazinin, birbirinin üstünden akan küçük yılanlar hâlinde nasıl kaynaştığını görür. Fakat o göz kimde vardır? Kimsede... Yalnız bizde... Biz, ki her şeyi görür ve anlarız, seni görüyor ve anlıyoruz... Bize artık hikâyeni anlatma!... Ne lüzum var? Biz onu biliyoruz. Ben sana kendi hikâyemi ne diye anlatayım? Sen de onu bilirsin. Beni bir ölünün üstünden çıkardılar. Burada satın alacak adam bekliyorum. Öbürü tıpkı benim gibi, bugün bir ölünün üstünden çıkmadıysa yarın ikinci gün veya üçüncü gün çıkacak. Düşün, düşün, biz insanlardan evvel eskidiğimiz hâlde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ıstırabımızı düşün! Biz vücutsuz kalan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalmış bir ıstırabın vücudu mu?
(Necip Fazıl, Eski Elbiselerin Hafızası)

Orhun Kitabesi’nde Türk hakanı şöyle diyor: Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye atalarımı gönderdi ve beni gönderdi. Ben hakan olunca gündüz oturmadım, gece uyumadım.
(Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları)

„Bu işaretler asıl cümlenin içinde, yani iç cümlede ise sonraki kelime büyük harfle başlamaz:

"Durun!" diye bağırdı annem.
Bu kez çocuk, "Bu peri midir, melek mi?" diye düşünerek, öğretmene hayranlıkla baktı.

„İki noktadan sonra cümle gelmiyorsa, örnekler sıralanıyorsa bunlar büyük harfle başlamaz:

Bazı mastarlar kalıcı nesne adı olmuşlardır: yemek, çakmak, dolma, dondurma, kavurma, buluş...

„Örneklerle başlayan cümleler de büyük harfle başlar:

Bilgisayar, sinema, tiyatro, internet, fotoğraf gibi hobiler, pahalılık yüzünden lüks gibi görülmektedir.

„Cümle içerisinde başkasından aktarılan ve tırnak içinde verilen cümleler de büyük harfle başlar:

Atatürk gençliğe seslenirken ilk önce “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.” demektedir.

„Tırnak içinde verilen söz tam bir cümle değilse veya cümlenin baş kısmı verilmemişse büyük harfle başlamaz.

Nabi’nin “......... var içinde” redifli gazeli açıklanacak.

„İki kısa çizgi veya iki virgül arasında verilen ara sözler, ara cümleler, açıklama cümleleri büyük harfle başlamaz.

Bu konuda kararlı olduktan sonra –geç karar vermiş olsan da- başarıya ulaşırsın.
Başımın ağrısı yazları –sıcaklardan olmalı- daha da artar.
Kalıcı konutları bu yıl sonuna kadar –geçen seneki lâf- yetiştireceklermiş.
Çıkmamız gereken uygar milletler seviyesini –ki bu seviyeye hâlâ çok uzağız- Mustafa  Kemal hedef olarak göstermişti bize.
Bu işi 2000 sununa kadar bitireceklerini –inanılacak gibi değil- söylüyorlar.
Bu adam, seni temin ederim, sahtekârın biridir.
Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.

„Rakamla başlayan cümlelerde rakamdan sonra gelen kelime büyük harfle başlamaz.

1998 yılında ortaokulu bitirdim.

] Şiirde her mısra (birkaç mısra bir cümle oluştursa da) büyük harfle başlar. Küçük harfle başlatılmış bir mısraın ilk kelimesi veya kelimeleri silinmiş veya yazılmamış zannedilebilir. Günümüz şiir kitaplarında bu kurala çoğunlukla uyulmamaktadır:

...
Bir de baharlar bilirim,
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği.
Anadolu bozkırlarında
İstanbul'dan çıkıp, Diyarbekir'e doğru, tekerleri
Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğuyla içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bas kaymasıyla görülen
Evrensen kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.

] Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler:

„ Kişi adları ve soyadları, takma adlar, kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları, tarihî kişilerin adlarından önce gelen unvan ve lâkaplar büyük harfle başlar:

Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Barkın...
Binbaşı Ömer, Doktor Kenan, Mütercim Asım, Ankaralı Âşık Ömer...
Mustafa Kemal Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Nazım Hikmet Ran, Yavuz Bülent Bakiler, Kâmuran İnan, Victor Hugo, Halil Cibran...
Nedim, Fuzulî, Bakî, Muhibbî (Kanuni), Demirtaş (Ziya Gökalp), Tarhan (Ömer Seyfettin), Aka Gündüz (Hüseyin Avni, Eniz Avni), Kirpi (Refik Halit), Deli Ozan (Faruk Nafiz), Halide Salih (Halide Edip), Server Bedi (Peyami Safa), İrfan Kudret (Cahit Sıtkı), Mehmet Ali Sel (Orhan Veli)...
Sayın Kenan Evren, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Hamdi Bey, Mustafa Efendi, Zeynep Hanım, Bay Ali Çiçekçi, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Doktor Behçet Uz, Mareşal Fevzi Çakmak, Yüzbaşı Cengiz Topel...
Fatih Sultam Mehmet, Mimar Sinan, Yavuz Sultan Selim, Genç Osman, Deli İbrahim, Avcı Mehmet, Nişancı Mehmet Paşa, Aslan Yürekli Richard, Deli Petro...

„Akrabalık adları bildiren kelimeler büyük harfle başlamaz. Ancak akrabalık kelimeleri başta gelirse büyük harfle başlar.

Fahriye abla, Ayşe teyze, Numan amca...
Nene Hatun, Baba Gündüz, Dayı Kemal...

„Resmî yazılarda saygı bildiren sözlerden sonra gelen makam mevki, unvan bildiren kelimeler büyük harfle başlar:

Sayın Bakan, Sayın Başkan, Sayın Profesör, Sayın Vali...

„ Kurum, kuruluş, kurul, müessese, makam, üniversite isimleri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Mamak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü, Bakanlar Kurulu, Emek İnşaat, Millî Kütüphane, Türk Ocağı...

„Kurum, merkez, bakanlık, üniversite, fakülte, bölüm vb. ifade eden kelimelerden herhangi biriyle belli ve özel bir kurum, kuruluş vb. kastedildiği zaman bu kelime büyük harfle başlatılabilir:

Bu yıl Meclis yine boş, faydasız ve sadece milletvekillerinin işine gelecek şeylerle uğraşacak gibi.
Son yıllarda Bakanlık, kendi elemanları aleyhine çalışmaya başladı.

„ Millet, kavim, boy, oymak, din, mezhep isimleri ve bunlara mensup olanlara verilen isimler:

Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar, Alman, Arap...
Oğuz, Kazak, Tatar, Özbek, Tacik...
Müslüman, Musevî, Hıristiyan...
Müslümanlık, İslâm, Musevîlik, Hıristiyanlık...
Şiilik, Budizm, Malikîlik, Hanefîlik...
Hanefî, Şafiî, Alevî, Budist, Katolik...

„Din ve mitoloji kavramlarını karşılayan özel adlar büyük harfle başlar. Bazı dinî kavramlar küçük harfle başlar. Tanrı kelimesi özel isim olarak kullanılmıyorsa küçük harfle başlar:

Allah, Tanrı, Cebrail, Zeus, Kibele...
cennet, cehennem, uçmak, tamu, sırat köprüsü...
Eski Yunan tanrıları...

„ Dil ve lehçe isimleri:

Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca, Oğuzca...

„ İl, İlçe, Semt, mahalle, cadde, bulvar, sokak, pasaj, çarşı, park isimleri (bunlarda geçen tüm kelimeler) büyük harfle başlar:

Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Dikimevi, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak, Şaziyem Pasajı, Kuyumcular Çarşısı, Güvenpark, Altınpark, Kuğulu Park...

„Saray, köşk, han, kale, köprü, anıt vb yapı adlarına ait bütün kelimeler büyük harfle başlar:

Topkapı Sarayı, Çankaya Köşkü, Ankara Kalesi, Galata Köprüsü, Atakule...


„ Devlet, ülke ve bölge isimleri:

Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan, İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara...

Not: Yön bildiren kelimeler bir bölge veya ülke adından önce gelirse büyük, sonra gelirse küçük yazılır.
Kuzey Kıbrıs’a tatile gittik.
Kıbrıs’ın kuzeyine tatile gittik.
Doğu Anadolu’nun coğrafyası...
Anadolu’nun doğusundaki dağlar...

„ Kıta isimleri:

Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.

„ Deniz, okyanus, göl, akar su, boğaz, geçit isimleri:

Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Fırat, Nil, İstanbul Boğazı,Panama Geçidi, Süveyş Kanalı ...

„ Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:

Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası...

“Çanakkale Boğazı, Gülek Geçidi, Haymana Ovası, Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Yani iki kelime birden kastedilen varlığa aittir. Meselâ Çanakkale Boğazı sadece Çanakkale kelimesiyle ifade edilemez.
Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Marmara denizi, Altay dağları, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır.  Erciyes dağı, Erciyes kelimesi ile de ifade edilir.

„ Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar. Ancak dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:

Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı, Halley...

Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.

Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)

„ Kitap, gazete, mecmua, eser, kanun, tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge isimleri büyük harfle başlar. Bunlara dahil olmayan kelimeler küçük harfle başlar:

Tercüman (gazetesi), Zaman (gazetesi); Nokta (dergisi), Aktüel (dergisi); Türk Dili (dergisi), Virgül; Yaprak Dökümü, Semerkant; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi; Halı Dokuyan Kızlar (tablosu), Düşünen Adam (heykeli), Medenî Kanun, Borçlar Hukuku...

„ Hayvanlara takılan özel isimler:

Düldül, Sarıkız, Fino, Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş...

„Yer ve millet adlarıyla kurulan birleşik kelimelerdeki özel adlar büyük harfle başlar.

Antep fıstığı, Brüksel lâhanası, Hindistan cevizi, İngiliz anahtarı, Maraş dondurması, Van kedisi...

] Yazı başlıkları, konu adları büyük harfle başlar:

İmlâ Kuralları, Dil Bilgisinin Bölümleri, 19. Yüzyılda Türk Edebiyatının Seyri...

] Gazete ve dergiler konu başlıklarında sadece ilk kelimeyi büyük harfle başlatırlar:

Kamyon eve girdi, Büyük seçim yarın...

] Kitap, gazete, dergi isimleriyle konu başlıklarındaki “ile, ve, de, ya da, ki” bağlaçlarıyla soru ekinin küçük yazılması gerekir:

Başarmak ve Kazanmak, Türk Dili ve Edebiyatı, Karga ile Tilki, Ya Devlet Başa ya Kuzgun Leşe, Ben de Yazdım...

] Kitap, gazete, dergi isimleri ve konu başlıkları -dikkat çekmek için- bütünüyle büyük harfle yazılabilir. Bu durumda aralardaki “ile, ve, de, ya da, ki” bağlaçlarıyla soru ekinin küçük yazılması gerekir:

BAŞARMAK ve KAZANMAK, TÜRK DILI ve EDEBIYATI, KARGA ile TILKI...

(Başka bir bilgi: Yazı başlıkları tamamen büyük harfle yazılmışsa, bağlaçlar da tamamen büyük harfle yazılır. Başlıkların sadece baş harfleri büyük yazılmışsa, bağlaçlar küçük harfle başlar.)

] Mektuplarda ve resmî yazılarda hitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlar:

Aziz kardeşim, Canın anneciğim, Sevgili kardeşim Hakan...

] Ay ve gün adları, belirli bir tarih belirttiğinde büyük; bunun dışında küçük harfle başlar:

Bu yıl 2 Eylül’de döneceğiz.
15 Kasım 1999 Pazartesi günü konferans yapılacak.

Bu yıl temmuz sıcaklarında kavrulduk.
Bu sokakta salı günleri pazar kurulur.

]Levhalar ve açıklama yazıları büyük harfle başlar. Yazı birkaç kelimeden oluşuyorsa ilk kelime büyük harfle başlar. Yazı rakamla başlamışsa ondan sonraki kelime küçük harfle başlar.

Giriş, Çıkış, Müdür, Müdüriyet, Vezne, Başkan, Doktor
Otobüs durağı, Şehirler arsı telefon...
III. kat, IV. sınıf, I. blok...

]Kurultay, sempozyum, panel vb toplantıları bildiren özel adlar büyük harfle başlar:

Manas Bilgi Şöleni, Uluslar Arası Türk Dili Kurultayı...

]Millî ve dinî bayramlarla bayram niteliği kazanmış günler büyük harfle başlar. Ancak genel nitelik arz edenler küçük harfle başlar:

Cumhuriyet Bayramı, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Nevruz Bayramı, Anneler Günü, Öğretmenler Günü, Tıp Bayramı,
tiyatro günü, kitap haftası, film haftası, sağlık haftası, dil kurultayı.

] Çağ, dönem ve tarihî olay adları büyük harfle başlar:

Cilâlı Taş Devri, İlk Çağ, Millî Mücadele, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı...

] Özel isimlerden türetilen isim, sıfat ve fiiller büyük harfle başlar ve ekleri de kesme işareti ile ayrılmaz. Bu özel isimler türetilen kelimenin içinde kalıyorsa büyük harfle başlamaz:

Türkleşmek, İslâmlaşmak, Türkolog, Darvinci, Sivaslı, Ankaralı, Türkçecilik, Avrupalı...
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm...

„Özel isim kendi anlamı dışında yeni bir anlam kazanmışsa küçük harfle başlar. Müzik terimleri için de bu geçerlidir:

acem, acemi, hicaz, nihavent, amper, jul, allahlık, donkişotluk...
acembuselik, acemaşiran, bayatî, hicazkâr, türkü, varsağı...


2. KISALTMALARIN YAZIMI

Kısaltma; bir kelime, terim veya özel adın içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile daha kısa olarak ifade edilmesi ve sembolleştirilmesidir. Yapılan kısaltmaların benimsenmesi, yaygınlaşması ve herkes tarafından anlaşılması gerekir.

AA, AB, ABD, age., AGİK, AIDS, aids, AKM, Alb., Alm., anat., AOÇ, AP, APS, Apt., Ar., Ar. Gör., ark., Asb., ASELSAN, Asist., ASKİ, AŞTİ, AT, Atğm., ATO, AÜ, AÜ, AÜ, Av., B (batı), B. (bay), bağ., BAĞ-KUR, BBC, BCG, BDT, bk. (bakınız), BM, Bn. (bayan), BOTAŞ, Bşk., C. (cilt), DGM, dm, EKG, ed. (edebiyat), FIFA, Fr., g, GAP, gr, HABITAT, Hz., İETT, KBB, km, l, m, Mah., MKE, No. veya Nu., öl., sn (saniye), TIR, TL, yy., zool.

„ Kurum, kuruluş, müessese, makam, üniversite adlarının kısaltmalarında bütün harfler büyüktür. Harfler arasına nokta koymaya gerek yoktur.

TRT, TBMM, İTÜ, DSİ, TDK, TTK, MEB, AÜ DTCF, DAÜ, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (son sekizi yön adı)

Bu kısaltmalardan sonra gelen çekim ekleri kesme ile ayrılır. Ekler son harfin okunuşuna göre belirlenir; kelimenin uzun şeklinin okunuşuna göre değil:

MEB’e, TBMM’nin, DTCD’ne değil DTCF’ye, İTÜ’nden değil İTÜ’den

]Bazı kısaltmalar da kelime gibi oluşturulmuştur.

ASELSAN, BOTAŞ, İLESAM, SEKA, TÖMER, TEDAŞ

Bunlara getirilen ekler de düz okunuşa göre belirlenir:

ASELSAN’da, BOTAŞ’a, İLESAM’ın, SEKA’nın, TÖMER’den, TEDAŞ’ta

]Nokta kullanılan kısaltmalar da vardır. Bunlardan sonra getirilen ekler kesmeyle ayrılmaz:

K.K.K., M.Ö., M.S., P.K., T.C.

„ Özel isim veya unvan olan bir kelime birkaç harfle kısaltılıyorsa yalnız ilk harf büyük yazılır.

Prof., İst., Doç., Dr., Av., Alb., Gen.
Alm. (Almanca), İng., Kocatepe Mah., Güniz Sok.

Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır; ekler kesmeyle ayrılmaz:

İst.da, Alm.yı, İng.ye

„ Özel isim olmayan kelimelerin kısaltması küçük harfle başlar.

C. (cilt), s. (sayfa), bkz.(bakınız), vb. (ve benzeri), vs. (ve saire), is. (isim), sf. (sıfat), hz. (hazırlayan), çev. (çeviren), ed. (edebiyat), fiz. (fizik), kim. (kimya)

Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır; ekler kesmeyle ayrılmaz:

vb.leri, vs.den, is.ler, sf.lar, hz.da, çev.e, ed.ı, fiz.le, kim.da

„Elementlerin ve ölçülerin kısaltmalarında nokta kullanılmaz:

C, Ca, Fe, m, mm, cm, km, g, kg, l, mg...

Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır; ekler nokta kullanılmadığı için kesmeyle ayrılır:

m’ye, mm’de, cm’yi, km’ye, g’dan, kg’dan, l’de, mg’ı

„Sert sessizle biten kısaltmalara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde okunuşta sondaki sert ünsüz yumuşamaz:

AGİK’in (agiğin değil agikin), TÜBİTAK’a (tübitağa değil tübitaka)

Ancak “birlik” kelimesiyle kurulan kısaltmalarda yumuşama görülür:

ÇUKOBİRLİK’e (çukobirliğe)


3. EK-FİİLİN YAZIMI

Ek-fiil isimlerin yüklem olmasını sağlayan ektir..

a. Ek-fiil (imek fiili) eklendiği kelimeye bitişik de yazılabilir ondan ayrı da... Ama genellikle bitiştirilir. Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumlarına uyup uymadığına bakılmaz. Bitişik yazılan ek-fiil “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar.

1. Sessiz harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer:

rahatsız idim→rahatsızdım,
çocuk ise→çocuksa,
Serkan imiş→Serkan’mış,
koşar iken→koşarken
Suçlanan ben imişim→benmişim
Biz imişiz→bizmişiz
Meğer sen ne çalışkan imişsin→çalışkanmışsın
Çalışkan imişsiniz→çalışkanmışsınız
Adam yirmi yıldır evine hasret imiş→hasretmiş

2. Sesli harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir:

Bir güzelin hayranı i-di-m→hayranıydım, hayranı idik→hayranıydık
Zeki idi→zekiydi
Ali imiş→Ali’ymiş,
Hasta ise→hastaysa,
Nöbetçi iken→nöbetçiyken,
Merhametli imişler→merhametliymişler
Merhametliler imiş→merhametlilermiş

b. Fiillere getirildiğinde onların birleşik zamanlı çekimlerini yapmayı sağlayan ek-fiil bitişik de ayrı da yazılabilir:
çalışmış i-di-k→çalışmıştık
okuyor i-se→okuyorsa
okuyor i-miş-ler/okuyorlar imiş→okuyorlarmış


4. “İLE” NİN YAZIMI

Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...

Bitişik yazılan “ile” kelimesi “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar. Ayrı yazıldığında ünlü uyum kuralları aranmaz:

arabası ile→arabasıyla, konu ile→konuyla,
annem ile babam→annemle babam

Ünlüyle biten kelimelere bitiştirildiğinde, baştaki “i” ünlüsü düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir:

Bora ile→Bora’yla, sopa ile→sopayla, dava ile→davayla, arkadaşı ile→arkadaşıyla, dolayısı ile→dolayısıyla...

Ünsüzle biten kelimelere bitiştirildiğinde, sadece baştaki “i” ünlüsü düşer, büyük ünlü uyumuna göre “la” veya “le” şeklinde kullanılır.

Murat ile→Murat’la, cam ile→camla, deve ile→deveyle...


5. “Mİ” SORU EKİNİN YAZIMI
Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.

„ “-mİ”, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:

Gelecek miydin? (fiile)
Sen misin? (isme)
Geldi mi?, okuyor mu?, onlar mı?, özgün mü?...
Sen burada mısın?
Bizi duyuyor musunuz?
İzmir mi yoksa İstanbul mu daha güzel?
Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?

„ Eklendiği kelimenin son sesine, dolayısıyla büyük ve küçük sesli uyumu kurallarına uyar:

Salı mı? Sen mi? O mu?              Ölü mü?

„ Soru ekinden sonra gelen ekler kendisine bitişik yazılır.
Seni çağıran bu çocuk muydu?

„ Soru anlamı vermediği zamanlarda da ayrı yazılır.

Yağmur yağdı mı dışarı çıkmak isterim.
Güzel mi güzel bir evi var.


6. “DE” NİN YAZIMI

“de” bağlacı ve “de” eki birbirinden kolayca ayırt edilebilir. Aşağıda, dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.

a. “de” Bağlacı

Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve “de, da” şeklinde yazılır; bitiştirilmez, “te, ta” şeklinde yazılmaz.
“ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”
İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar.
Ama ünsüz uyumuna bağlı değildir, yani –te, -ta şekilleri yoktur.

Gölgende ban da bana da yer ver.
Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.
Bu soruyu Ali de mi bildi?
Sorsan da söylemem.
Çalış da çalış...
Büyüyecek de bana bakacak.
Çalışıp da kazanacaksın.
Alacak ya da almayacak.

b. “-de” Hâl Eki

İsim çekim eklerindendir.
İsmin bulunma hâlini yapan hâl ekidir.
Yer ve zaman bildirir.
Sesli uyumlarına uyar.
“dE” bağlacının yalnız “de”, “da” biçimleri varken; “-dE” hâl ekinin “-de”, “-da”, “-te”, “-ta” biçimleri vardır. Bunun sebebi ekin bitişik yazılıyor olmasıdır.
Yapım eki olarak da kullanılabilir:

Eski İstanbul'da ne güzel günler yaşanmış.
Saat yedide mi gelecekmiş?
Her şey yerli yerinde.
Suyu bir yudumda içti.
Siz ayakta kaldınız.
Çamaşırları elde yıkıyormuş.
Yılda yirmi gün izni var.
Yüzde yetmiş başarı vardı.
Ayda yılda bir uğrar oldu.
Elde avuçta ne varsa bitti.
Parmak kalınlığında yaprakları var.
Peyami Safa'nın "Sözde Kızlar"ını okudun mu?


7. “Kİ” NİN YAZIMI

Aşağıda bu bağlacın ve iki ekin birbirinden ayırt edilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.

a. “ki” Bağlacı

Sadece “ki” biçimi vardır.
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
“ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
Atatürk diyor ki: ...
Bir şey biliyor ki konuşuyor.
Ben ki hep sizin için çalıştım.
Sınavı kazanabilir miyim ki...
Baktım ki gitmiş.

Ancak bu bağlaç birkaç örnekte kalıplaşarak bitişik yazılmaktadır.

belki, çünkü (ünlü uyumuna girmiş), hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki.

b. “-ki” İlgi Zamiri

Ek hâlindeki tek zamirdir.
Eklendiği kelimeye -ki sadece isim tamlamasında tamlayana eklenir- bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.
Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

senin kalemin→seninki, Ali’nin eli→Ali’ninki, onun düşüncesi→onunki...

c. “-ki” Yapım Eki

İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.
Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.
Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...
masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...


8. AYRI VE BİTİŞİK YAZILAN KELİMELER

a. Ayrı yazılan kelimeler

*İkilemeler ayrı yazılır.
Konu komşu, gide gide, koşa koşa, iri iri, düşe kalka...

*Kelimeleriyle kurulan birleşik isimler ayrı yazılır.
Ordu evi, sağlık ocağı, öğrenci yurdu...

*Birleştirmede yer alan kelimeler, kendi öz anlamlarını korumuşlarsa ayrı yazılır:
Van kedisi, dil bilgisi, ses uyumu, kara yolu...

*Bir isim ve bir yardımcı fiilden kurulan birleşik fiiller ayrı yazılır
Yardım etmek, var olmak, kul olmak, ilân etmek...

*Dilimizde geniş bir yer tutan atasözü ve deyimler ayrı yazılır:
Suya sabuna dokunmamak
Ununu elemiş, eleğini asmış


 b. Bitişik yazılan kelimeler

*Benzetme yoluyla nesnelere ad olan birleşik kelimeler bitişik yazılır:
Aslanağzı, hanımeli, keçiboynuzu, tekesakalı...

*Pekiştirme sıfatları bitişik yazılır:
Yemyeşil, bembeyaz, sapsarı, upuzun, sersefil, mosmor, ...

*Ses düşmesine uğrayan birleşik kelimeler bitişik yazılır:
Pazartesi (pazar ertesi), sütlaç (sütlü aş), niçin (ne için)...

*Vurgusu son heceye kaymış birleşik kelimeler bitişik yazılır:
Açıkgöz, düztaban, tepegöz, babayiğit, boşboğaz...

*Vurgusu son hecede bulunan ikilemeler de bitişik yazılır:
Cızbız, hoşbeş, yüzgöz, civciv, dırdır...

*Dilimize Arapçadan giren bazı kelimeler ile Türkçe yardımcı fiillerin birleşmesinden oluşan birleşik kelimeler bitişik yazılır:
Hissetmek, reddetmek, emretmek, keşfetmek...

* “ -a, -e, -ı, -i, -u, -ü ” ekleriyle yapılan birleşik fiiller birleşik yazılır:
Bakakalmak, duruvermek, yazıvermek, uyuyakalmak, öleyazmak...


9. İKİLEMELERİN YAZIMI

İkilemeler genellikle ayrı yazılır. Araya hiçbir noktalama işareti de konmaz.

Anlata anlata, ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek,
Eş dost yüzümüze gülmez mi?
O adam hatır gönül dinlemez.
Bu zamanda ev bark edinmek zor.
Delikanlıda boy pos yerinde.
Marangoz eğri büğrü tahtaları rendeledi.
Bu adamın neyin nesi olduğunu bilen yok.
O kadar üzülme, beterin beteri var.
Yıllar yılı dost bildiğin insanlar hani?
Boşu boşuna herkesi telâşlandırdın.
Meydandaki kalabalığı görünce coştu da coştu.

Bitişik yazılan ikilemeler de vardır:

cırcır (böceği), cızbız, civciv, çıtçıt, dırdır, fırfır, fısfıs, hımhım, hoşbeş, şıpşıp (terlik), yüzgöz (olmak)...
darmadağınık, darmaduman, karmakarışık.


10. SAYILARIN YAZIMI

Sayılar rakamla yazılabildikleri gibi harfle de yazılabilir.

]Küçük sayılar, yüz ile bin sayıları ve daha çok edebî karakter taşıyan metinlerde geçen sayılar harfle gösterilir.

İki hafta sonra, haftanın beşinci günü, üç ayda bir, dört kardeş, üçüncü sınıf, yüz yıllık tarih, bin yıldan beri...
Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.

]Buna karşılık saat, para tutarı, ölçü, istatistik verilere ilişkin sayılar ile büyük sayılarda rakam kullanılır.

Öğleden sonra saat 17.30’da, 1.500.000 lira, 25 kilometre, 150 kg, 15 metre kumaş, 60.000.000.000 insan...

Saat ve dakikaların metin içinde harfle yazılması da mümkündür.
Saat dokuzda, dokuzu beş geçe, yediye çeyrek kala, sekizi on dakika üç saniye geçe, meselâ saat onda...

]Sayılar daha çok Arap rakamlarıyla gösterilir:

25, 150, 15.000...

Romen rakamları, yüzyıllarda, hükümdar adlarında, kitap ve dergi ciltlerinde ve kitapların asıl bölümlerinden önceki sayfaların numaralandırılmasında kullanılır. Bu tür örneklerde Arap rakamlarının (harflerinin değil) kullanılması da mümkündür. Hükümdar adlarında kullanılan rakamlar hükümdarın adından önce gelir.

XX. yüzyıl, III. Selim, XIV. Louis, V. Karl, I. Cilt...

]Rakamlardan sonra getirilen ekler kesme işareti (‘) ile ayrılır:

Saat 10.30’da, 1972’de, 2000’den, 12’nci...

]Sıra sayıları harfle de gösterilebilir, rakamla da:

beşinci, yirmi ikinci...

Rakamlardan sonra, sıra belirtmek üzere nokta da kullanılabilir, “-ncİ” eki de:

16., 20., XXI.,  16’ncı, 121’inci, 110’uncu...

]Üleştirme sayıları harfle gösterilir:

ikişer, yedişer, dokuzar, üçer üçer, onar onar, ellişer bin lira, yüz yirmi yedişer milyon...

]Beş ve beşten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır. Gruplar arasına nokta da konabilir:

22 605, 111 548 600,
22.605, 111.548.600

]Sayılarda kesirler virgülle ayrılır:

15,2     5,26

]Harflerle yazılan birden fazla sayının her biri ayrı yazılır.

Yüz yirmi beş milyon, on altı, yedi yüz iki,

Ancak para ile ilgili işlem ve belgelerde (senet, çek vb.) harflerle yazılan sayıların tamamı, aralarına sonradan başka harfler konmasın diye birbirine bitişik yazılır:

onbirmilyonyediyüzaltmışikibindokuzyüzkırkaltı


11. TARİHLERİN YAZIMI

a. Tarihler zaman birimi olarak en kısadan en uzuna doğru sıralanır: gg.aa.yyyy:
30 Haziran 1998
30.06.1998
30/06/1998

b. Gün, ay, yıl rakamlarının arasına nokta ya da eğik çizgi konur:
11.12.1999=11/12/1999

c. Tarihlerde aylar harfle de rakamla da yazılabilir. Ayların adı harfle yazılırsa gün, ay ve yıl arasına işaret konmaz:
2 Eylül 2000=02.09.2000


12. PEKİŞTİRMELİ KELİMELERİN YAZIMI

Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır:
dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre


13. DÜZELTME İŞARETİNİN KULLANIMI

Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece “g, k, l” ünsüzleri için; uzatma görevi de “a, i ve u” ünsüzleri için söz konusudur.

a. İnceltme görevi

„Bazı yabancı kelimelerde -Türkçe’de kalın ünlülerle birlikte kullanılmayan- ince ünsüzler (g, k, l) vardır. Bu ünsüzlerin ince olduğunu, yani ince okunmaları gerektiğini kendilerinden hemen sonra gelen kalın ünlülerin (a, u) üzerine düzeltme işreti koyarak anlarız. Bu ünsüzlerin ince okunmasının gereği asıllarının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:

dergâh, gâvur, ordugâh, tezgâh, yadigâr, rüzgâr, yegâne
bekâr, dükkân, hikâye, kâfir, kâğıt, kâr, kâtip, mekân
mahkûm, mezkûr, sükûn, sükût,
ahlâk, evlât, felâket, hâlâ, hilâl, ilâç, ilân, ilâve, iflâs, ihtilâl, istiklâl, kelâm, lâkin, lâle, lâzım, mahlâs, selâm, sülâle, telâş, villâ, vilâyet
billûr, üslûp, velût

Batı dillerinden alınan kelimelerde de  durum böyledir.

plâj, plân, plâk, klâsik, lâhana, lâik (a kısa okunur) , lâmba, Lâtin, melânkoli, reklâm...

Ses yansımalı kelimeler için de aynı kural geçerlidir.

lâklâk, lâpa lâpa, lâp lâp, lâkırdı, lâppadak...

Eğer bu kelimelerden bazılarında düzeltme işareti kullanılmazsa aynı harflerle yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara yol açılabilir ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır:

Hâlâ il hala
Kâr ile kar





b. Uzatma görevi

Türkçede uzun ünlü yoktur. Arapça ve farsçadan alınan ve uzun ünlü barındıran kelimelerde uzun ünlünün üstüne gerektiğinde düzeltme işareti konur.

Düzeltme işaretinin üç türlü uzatma görevi vardır:

Birincisi: Düzeltme işaretinin bu görevi uzun ünlüleri göstererek yine aynı harflerle yazılan kelimelerin birbirinden ayırt edilmelerini sağlamaktır. Eğer bu kelimelerde düzeltme işareti kullanılmazsa aynı harflerle yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara yol açılabilir ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır. Zaten bu kelimelerin hepsinin aynı harflerle, hem kısa hem de uzun ünlülerle yazılan şekilleri vardır:

Âdet     : gelenek, alışkanlık        adet      : sayı
Yâr       : sevgili             yar        : uçurum
Âlem     : dünya, evren   alem     : bayrak
Şûra     : danışma kurulu            şura      : şu yer
Hâlâ     : şimdi              hala      : babanın kız kardesi

Bu kelimelerin tümü (sadece uzun ünlü ile yazılanları veriyorum):

“âciz, âdem, âdet, âkit, âlâ, âlem, âli, âlim, âmâ, âmin, âşık, âyan, bâtın, dâhi, dâhil, dâr, fâni, hâdis, hâk, hâkim, hâl, hâlâ, hâsıl, hâşâ, hayâ, mâni, nâkil, nâr, nâzım, rahîm, sâdır, sâri, şâhıs, sûra, tâbi, vâkıf, vâris, vâsi, yâd, yâr”

Not: ”katil” (öldürme) ve “katil” (öldüren) kelimeleri aynı şekilde yazıldıkları ve birbirine karıştırılma ihtimali olduğu hâlde, öldüren anlamındaki “katil” kelimesindeki uzun a, düzeltme işareti olmadan kullanılır. Bunun sebebi, düzeltme işareti kullanıldığında “k”nin ince (ke) telâffuz edilebileceği endişesidir. Aynı endişe gasıp, kaide, kail, kadir, kelimeleri için de geçerlidir. Bu kelimelerin hangi anlamda kullanıldığı,  telâffuzdan ve cümlenin anlamından çıkarılabilir.

İkincisi: Arapça kelimeleri sıfat yapan ve yine Arapça bir ek olan nispet “i”sini belirtme hâl ekinden ve iyelik ekinden ayırt etmek için bu “i”nin üzerine konur. Bu harfin üzerinde kullanılmasının gereği aslının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:

Abbasî, adlî, anî, adî, ailevî, an’anevî, askerî, bedenî, dünyevî, cevabî, edebî, ebedî, fizikî, garbî, hakikî, ırkî, ilmî, irsî, kalbî, mahallî, nebatî, örfî, ruhî, sun’î, şarkî, tarihî, ulvî, ümmî, vasatî, yabanî, zihnî...

Söyleyişte kısa olan nispet “i”lerine düzeltme işareti konmaz. Çünkü bunlardaki “i”ler çekim ekiyle karıştırılmaz.

çengi, çini, tiryaki, zenci, Kutsi, Necmi, Ruhi...

Bazı Türkçe kelimelerde de nispet “i”si bulunabilir. Bu kelimelerde ikinci heceler de uzun okunur.

altunî, bayatî, gümüşî, kurşunî...

Türkü, varsağı, Hüsnü, Lütfü, kırmızı gibi kelimelerde nispet “i”si ünlü uyumlarına uymuştur.

Nispet “i”si alan kelimelere ek getirildiğinde düzeltme işareti olduğu gibi kalır.

ciddîleşmek, resmîlik, millîlik, mahallîleşme...

Eğer bu kelimelerdeki nispet “i”lerinin üzerine düzeltme işareti konmazsa belirtme hâl ekiyle veya iyelik ekiyle karıştırılabilir:

(Türk) askeri,                askeri gördüm,              askerî elbise
(Türk) tarihi,                  tarihi bilirim,                  tarihî eserler
(onun) zihni                  zihni geliştirir                 zihnî meseleler

Üçüncüsü: Aynı harflerle yazılan, fakat hem farklı dillerden olan hem de işlevleri ve okunuşları farklı olan “bi”leri ayırt etmek için kullanılır. Farsça olan ve yokluk anlamı veren “bî” ön ekinde kullanılır; bu ön ekin “ile” anlamı veren Arapça “bi” ön ekinden ayırt edilmesi sağlanır:

bîçare, bîvefa, bîtaraf;
bihakkın, bizatihi, bilumum...


14. İKİ ŞEKİLDE YAZILABİLEN KELİMELER

Bazı kelimelerin söylenişinde “ğ”nin “v”ye dönüştüğü görülür. Bunları iki şekilde yazılması ve okunması doğrudur.

döğmek→dövmek; göğermek→gövermek; oğmak→ovmak; öğmek→övmek; söğmek→sövmek, öğün→övün...

Söyleyişte ğ→v değişimi görülen bu  kelimeleri “v”li yazmak daha uygundur.


15. YABANCI KELİMELERDE BÜYÜK “İ”NİN YAZIMI

Lâtin harflerini kullanan yabancı milletlerin yazı sistemlerinde büyük “i harfi noktasız yazılır. Ibsen, Indiana... Türkçe metinlerde de bu isimler bu şekilde yazılır. Ancak bu isimler sözlüklerde “i” sırasında yer alır.


16. SES DEĞİŞİKLİĞİ GÖRÜLEN BAZI KELİMELERİN YAZIMI

„Ünlü daralması görülen Türkçe kelimeler:

söyle-yor→söylüyor,
anla-yor→anlıyor,
yaşa-yor→yaşıyor,
de-yor→diyor
de-e→diye
de-en→diyen,
de-e-lim→diyelim,
ye-en→yiyen,
ye-ince→yiyince,
ye-ecek→yiyecek,
kork-ma-yor→korkmuyor,
gel-me-yor→gelmiyor...

Birden çok heceli olan kelimelerde de sadece söyleyişte daralma vardır, atlayarak (→atlıyarak), başlayan (→başlıyan), yaşayacak (─yaşıyacak),
atlamayalım (─atlamıyalım), gelmeyen (─gelmiyen), gizleyeli (─gizliyeli)...

„Ünlü düşmesi olan kelimeler:

ağız→ağzı, burun→burnu, koyun (bağır, döş)→koynuna, alın→alnı,
oğul→oğlu, gönül→gönlüm, beniz,→benzi, ömür→ömrüm, cürüm→cürmü,
hüküm→hükmü, fikir→fikri...
ileri-le-mek→ilerlemek, koku-la-mak→koklamak,
kavuş-ak→kavşak, uyu→uyku, devir-→devril-...
nerede→nerde, burada→burda, şurada→şurda...

kayıp→kaybolmak, emir→emretmek, keşif→keşfetmek, sabır→sabretmek...

gönülden gönüle, ağıza, buruna, babadan oğula örneklerindeki gibi ekte geniş ünlü varsa hece düşmesi olmayabilir.

oyunu, koyunu vb. hece düşmesi olmayan kelimelerdir.

Özel isimlerde –hâliyle- hece düşmesi olmaz:

Gönül’e, Ömür’ü...

„ Ünsüz türemesi görülen kelimeler:

aff→af→affetmek, affı
hiss→his→hissetmek, hissi
zann→zan→zannetmek ,zannı
redd→ret→reddetmek, reddi
şıkk→şık→şıkkı,
zemm→zem→zemmetmek,
hall→hal→halli, halletmek...

fiat→fiyat, faide→fayda, zaif→zayıf,
repertuar→repertuvar, lâboratuar→lâboratuvar,
konservatuar→konservatuvar, tual→tuval, tualet→tuvalet...

Bu kelimelere benzeyip de ünsüz türemesi görülmeyen kelimeler:

Duayen, fail, faiz, fuar, fuaye, kuaför, lâik, puan, suare...

„ Ünsüz düşmesi görülen kelimeler:

Türkçede ikiz ünsüz bulunmaz. Bu yüzden Arapçadan dilimize geçmiş olan ve sonunda ikiz ünsüz bulunduran kelimeler yalın durumunda kullanıldığında ünsüzlerden biri düşer.

hakk→hak, redd→ret, hiss→his, zann→zan, zemm→zem, hall→hal, şıkk→şık, afv→af...

Alıntı kelimelerden ft, st ünsüz çiftleriyle bitenlerin bir kısmında t sesi söyleyişte düşme eğilimi gösterse de yazıda korunur.

çift, rast, serbest...

Farsça “hane” kelimesiyle yapılan birleşik kelimelerde “ha” hecesi korunmalıdır.

Hastahane, pastahane, postahane, muayenehane, yazıhane, sarphane, dökümhane, yatakhane, yemekhane, dershane, eczahane...

Fransızca’dan dilimize girmiş olan sürpriz kelimesindeki r, yazıda da konuşmada da korunur.

„ n→m değişimi görülen kelimeler:

Türkçe veya yabancı kelimelerde b’den önce gelen n sesi m’ye dönüşebilmektedir.

saklanbaç→saklambaç, dolanbaç→dolambaç, anbar→ambar, canbaz→cambaz, anber→amber, çeharşenbe→çarşamba, pencşenbe→perşembe, çenber→çember, sünbül→sümbül, penbe→pembe, tenbel→tembel, menba→memba...

İstanbul, Safranbolu, Zeytinburnu, düzenbaz, sonbahar, bin bir, binbaşı, onbaşı gibi kelimelerde söyleyişte m’ye doğru bir kayma olmasına rağmen yazda yine “n” olarak korunur.

„ i→ı dönüşümü görülen bazı Arapça kelimeler. Bunlarda “k” sesi daima kalın okunur.

inkılâp,  inkıyat...

„ b→p değişmesine uğratılan Arapça kelimeler:

“s”den sonra gelen “b”, “p”ye dönüşür.

nispet, ispat, kispet, müspet, naspetmek, tespit, tespih...

“s”den sonra gelmeyen “b”ler ise olduğu gibi kalır.

Makbul, ikbal, tatbik, teşbih...

„ c→ç değişmesi görülen ve görülmeyen Arapça kelimeler:

eçhel, içtihat, içtimaî, meçhul...
mescit, tescil, teşci...

„ d→t değişmesi görülen yabancı kelimeler

Farsça “-dar” soneki bulunduran kelimelerde d, t’ye dönüşür.

emektar, minnettar, silâhtar, taraftar...

Bazı Arapça kelimeler:

metfun, methal, methiye, tetkik...

Bazı Arapça kelimelerde “d” korunmuştur:

takdim, takdir (taktir farklı anlamdadır), takdis, tasdik, tekdir...

„ “din” kelimesiyle kurulmuş Arapça isimler:

Seyfettin, Necmettin, Hayrettin...

„ “abd” kelimesiyle kurulmuş olan ve “u”lu veya “ü”lü kullanılan Arapça isimler:

Abdullah, Abdurrahman...
Abdülkadir, Abdülkerim, Abdülaziz, Abdülhamit, Abdüsselâm...


17. HEM AYRI HEM BİTİŞİK YAZILABİLEN EKLER

Ek-fiilin çekimleri olan “iken, ile, ise” kelimeleri kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır. Ama bunların bitişik yazılış şekilleri de vardır: -ken, -le, -se. Bitişik yazılırken araya kaynaştırma harfi de girebilir.

Ama bu eklerden sadece “–ken”, hiçbir zaman ünlü uyumlarına uymaz; her kelimeden sonra “iken” ya da “–ken” olarak yazılır.

Alır iken→alırken, okulda iken→okuldayken,
gelenler ile→gelenlerle, Ali ile→Ali’yle, çanta ile→çantayla
olacak ise→olacaksa, okumalı ise→okumalıysa...


18. ÜNLÜ UYUMLARINA AYKIRI OLAN EKLERİN YAZIMI

„-yor (şimdiki zaman eki): Sadece –yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...

„-ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece –ken şeklinde yazılır.
alırken, koşarken, bakarken...

„-leyin (isimden zarf yapan ek): Ünlü uyumlarına aykırıdır.
sabahleyin, akşamleyin

„-(İ)mtırak (sıfattan sıfat yapan ek):
yeşilimtırak, mavimtırak, ekşimtırak...

„-ki (Aitlik eki, ilgi zamiri ve sıfat yapan ek): “bugünkü, dünkü, öbürkü” kelimeleri hariç –ki eki ünlü uyumlarına aykırıdır; -ki şeklinde yazılır ve okunur.
onunki, yukarıdaki, akşamki...

„-taş (isimden isim yapan ek):
meslektaş, ülküdaş...

„-gil (aile bildirir):
halamgil, dayımgil, baklagiller...


19. ALINTI KELİMELERDE KESME İŞARETİNİN KULLANILMASI-KULLANILMAMASI

Bazı Arapça kelimeler gırtlak ünsüzü taşıdıkları, Türkçede de bu özelliği anlaşılacak şekilde telâffuz edildiği için kesme işreti barındırırlar:

“an’ane, an’anevî, bid’at, cür’et, cür’etkâr, cüz’î, iz’an, kat’î, kat’iyen, kat’iyet, kıt’a, kur’a, Kur’an, mel’un, mes’ul, mes’uliyet, mes’ut, meş’ale, sun’î, sür’at, şer’î, vak’a.”

Alıntı olup da kesmesiz kullanılan bu yapıda kelimeler de vardır.

defa, defetmek, heyet, menetmek, mesele, neşe, neşet, sanat...

Aşağıdaki kelimelere iyelik ekinin getirilmesi, aslında kelimenin sonunda bulunup da dilimizde eriyen gırtlak ünsüzünü ortaya çıkarır ve kesme işaretini gerektirir. (Bu kelimelerdeki ekler iyelik ekidir.)

cem→cem’i, cüz→cüz’ü, kat→kat’ı, men→men’i, nev→nev’i, tab→tab’ı...

Sonunda gırtlak ünsüzü bulunan kelimeler iyelik ekini –ı, -i biçiminde alırlar. Bunlardan cami ve mâni kelimeleri camisi ve mânisi şeklinde de olabilir. Bunlar yalın hâlde kullanıldıklarında sonlarında tek ünlü vardır.

bayi→bayii, cami→camii veya camisi, mâni→mânii veya mânisi,
memba→membaı, mısra→mısraı, sanayi→sanayii...

Bu kelimelere yönelme hâl eki getirildiğinde araya y sesi girebilir de girmeyebilir de. Her iki kullanış da doğrudur:

bayiye, bayie; camiye; camie; membaya, membaa; mevzuya, mevzua, mısraya, mısraa...
bayiyi, bayii; camiyi; camii; membayı, membaı; mevzuyu, mevzuu, mısrayı, mısraı...

Bazı Arapça kelimelerde kısa ünlüden sonra gelen gırtlak ünsüzü dilimizde kaybedilerek ondan önceki ünlü uzun okunur.

dava, mamur, mana, memur, resen, tamim, tecil, tediye, tehir, telif, tesir...


20. SATIR SONUNDA KELİMELERİN BÖLÜNMESİ

Satır sonunda, yer kalmadığı için yarım kalan kelimelerin bölünmüş olduğunu, yani devamının altta olduğunu göstermek için satır sonunda kısa çizgi kullanılır:

... O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor. Ses-

sizce, titreye titreye ağlıyor.

Birleşik kelimeler de tek kelime gibi telâffuz edilerek heceleme buna göre yapılır.

................................................................................................................................................................. ba-
şöğretmen Atatürk ..................................................................................... il-
kokuldayken ........................................................................Karaosma-
noğlu’nun..............................................................

Kelimeler satır sonunda ve başında bir tek harf kalacak şekilde bölünmez. Aşağıdaki gibi kullanımlar yanlıştır:

..........................................................................a-
rabayla                      
              .........................................................................u-
çurtmamızın
               ...................................................................cami-
i
             ......................................................................niha-
î......................................

Doğruları şöyle olacaktır:

.......................................................................ara-
bayla
          .......................................................................uçurt-
mamızın
             ........................................................................ca-
mii  
             .........................................................................ni-
haî....................................

Özel isimlerde ve rakamlarda kesme işareti satır sonuna geliyorsa ve kesme işaretinden sonraki kısmın alt satıra geçmesi gerekiyorsa bu durumda kısa çizgi kullanılmaz:

............................................................... Geçen yıl Ankara’
daki akrabalarımıza        
                            ......................................................1996’
da .................................................

Gırtlak ünsüzü için kesme kullanılan kelimelerde kesmeli heceler satır sonuna getirilmez.

..................................................................................meş’-
aleyi                             değil                      
 ………………………………………………..................  ...........meş’a-
leyi                               olacak            

……………………………………………………….......................... kur’-
dan                              değil                 ………………………………………   .........................kur’a-
dan.                             olacak

“de” ve “ki” bağlacı ile “mi” soru ekinden önceki kelime satır sonunda kalıyor da bu ek ve bağlaçlar alt satıra iniyorlarsa araya (satır sonuna) kısa çizgi konmaz:
........................................................ önünde kitap
da yoktu

................................................................ gördüm
ki söylüyorum


........................................................................... geçen yıl
mı kazanmış?

Özgün imlâsıyla yazılan yabancı kelimeler satır sonunda kendi dillerinin kurallarına göre bölünür.


21. ALINTI KELİMELERİN YAZIMININ DİLİMİZE UYARLANMASI-UYARLANMAMASI

„Dilimize mal olmuş yabancı kelimeler Türkçe’de söylendiği gibi yazılır.

kulüp, kent, kamu, duvar, merdiven, çamaşır, pencere, kitap, iskele, banka, sigorta, sandalye...

Dilimize mal olan ya da olmayan bazı kelimeler söylendiği gibi yazılmamaktadır:

beysbol, blender, funya, çikolata, entelektüel, firkateyn, fosseptik, kampus, master, mönü...

„İki ünsüzle biten bazı Arapça ve Farsça  kelimelerin son iki ünsüzü arasına ünlü girer:

emr→emir, keşf→keşif, azl→azil, nakl→nakil, hükm→hüküm, bahs→bahis, fikr→fikir, nutk→nutuk, sabr→sabır, şahs→şahıs, şehr→şehir, ilm→ilim, zehr→zehir.

Bu kelimelere ünlüyle başlayan bir ek veya yardımcı fiil eklendiğinde, sonradan konan ünlü, yazılışta da okunuşta da düşer.

emir→emretmek
keşif→keşfi
azil→azli
nakil→nakledilmek
hüküm→hükmü
bahis→bahsimiz
fikir→fikrin
nutuk→nutku
sabır→sabretmek
şahıs→şahsı
şehir→şehrim
ilim→ilminiz
zehir→zehri


„İçinde iki veya daha fazla ünsüzün yan yana bulunduğu yabancı kelimeler olduğu gibi yazılır:

alafranga, apartman, biyografi, elektrik, gangster, orkestra, telgraf...

„İki ünsüzle başlayan ve iki ünsüzle biten batı kökenli kelimeler olduğu gibi yazılır.

gram, gramer, grup, kral, kredi, kritik, plân, pratik, problem, program, proje, prova, psikoloji, slogan, spor, stil, stüdyo, trafik, tren...
film, aks, form, lüks, modern, natürmort, risk, slayt, teyp...

„Bazı yabancı kelimelerde kelime başında veya iki ünsüz arasında ünlü türemiştir. Bunlar da bu yeni şekilleriyle kullanılırlar:

iskarpin, iskele, istasyon, iskelet, istatistik, kulüp...

„Ön ek, son ek veya edat bulunduran yabancı kelimelerle iki kelimeden oluşan yabancı kelimeler:

alelhusus, alelâcele, bîçare, bilâistisna, bilvesile, bîvefa, ilelebet, lâdinî, lâkayt, naçar, namağlûp, namevsut, namüsait, namütenahi,
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm,
reorganizasyon, sürrealizm, realizm, romantizm...
otobiyografi, telekart, telekonferans, bankamatik...

„Batı kökenli kelimelerin içindeki ve sonundaki “g” sesi korunur:

lig, org, morg, biyografi, dogma, magma, monografi, paragraf, program, arkeolog, demagog, diyalog, jeolog, katalog, monolog, psikolog, Türkolog, ürolog...

Ancak “coğrafya, fotoğraf, topoğraf” kelimelerinde “g”ler “ğ”ye dönmüştür.

„Ödünçlemeler (dilimize mal olmamış kelimeler) özgün imlâları ile yazılır:

by-pass, center, centrum, check-up, fuel-oil, pipeline, pizza, spaghetti...

„Bilim, sanat ve uzmanlık dallarında kullanılan terimler de özgün imlâları ile yazılır.

„Yabancı dillerden alıntı yapılan deyim ve sözler özgün imlâları ile yazılır.

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be ( kendisi için)



22. YABANCI ÖZEL ADLARIN YAZIMI

a. Arapça ve Farsça özel adların yazımı

„Türkler tarafından kullanılan kişi adları Türkçedeki söylenişine göre yazılır:
Ahmet, Bedrettin, Fuat, Mehmet, Necmettin, Ömer, Rıza, Saadettin

Aynı isimlerin Araplar ve Farslar tarafından kullanıldığı belirtilecekse yumuşak ünsüzler korunur. Bu imlâ, bilimsel çalışmalarda da kullanılabilir:
Ahmed, Bedreddin, Fuad, Muhammed, Necmeddin, Saadeddin,

„Arapça ve Farsça yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır:
Cezayir, Fas, Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, Bağdat, Cidde, Halep, İsfahan, İskenderiye, Medine, Mekke, Şam, Şiraz



b. Lâtin alfabesini kullanan milletlere ait özel isimlerin yazılışı

Yabancı özel adlardan türemiş akım adlarıyla dilimizde eskiden beri Türkçe biçimiyle kullanılan kişi ve yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır. Bunların dışındaki yabancı özel adlar özgün imlâlarıyla yazılır. Bu kelimelerdeki özel karakterler ve işaretler de mümkün olduğunca (baskı sırasında bulunabiliyorsa) korunur:

Napolyon, Şarlken, Atina, Brüksel, Cenevre, Londra, Marsilya, Münih, Paris, Roma, Selânik, Venedik, Viyana, Hollânda...
Alain, Beethoven, Byron, Shakespeare, Nice, New York, Rio de Janerio, Molière...
Marksist, Dekartçılık, Kartezyenizm...
realist, realizm, romantizm, dadaizm, fütürizm vb.



c. Yunanca adların yazımı

Yunanca isimler, Yunan harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
Homeros, Herodotos, Sokrates, Aristoteles, Platon, Papandreu...

Bazıları dilimiz söyleyişine uyarlanarak kullanılmaktadır:
Herodot, Sokrat, Aristo, Eflâtun, Pisagor, Öklid

d. Rusça adların yazımı

Rusça isimler, Rus harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
Çaykovski, Gogol, Puşkin, Tolstoy, Petersburg

Ancak “Moskva” kelimesi dilimizde “Moskova” olarak kullanılmaktadır.

Rusçadan alınan bazı kelimelerin yazımı:
Enisei→Yenisey
Dostoevskiy→Dostoyevski
Çexov→Çehov

e. Çince ve Japonca adların yazılışı

Çince ve Japonca adlar, Türkçede yerleşmiş biçimlerine göre yazılır. Kişi isimlerinde tire kullanılır:
Pekin, Şanghay, Tokyo, Hiroşima, Osaka, Sun Yat-sen, Lin Yu-tang...


23. DİĞER TÜRKLERE AİT İSİMLERİN YAZIMI

Türk devlet ve topluluklarına ait isimler, ünlüler bakımından Türkiye Türkçesine, ünsüzler bakımından ilgili Türk toplumundaki kullanıma göre yazılır:
Azerbaycan, Özbekistan, Taşkent, Semerkant, Bakû, İslâm Kerimov, Nebi Hazri...
Saparmurad Niyazov, Gasım Gasımzade...

Öteden beri tanınan şahısların isimleri Türkçedeki yaygın imlâları ile yazılır:
Cengiz Aytmatov...

Lâtin alfabesinde bulunmayan harfler kullanılmaz:
Baxtiyar→Bahtiyar, Baykoñur→Baykonur...




























































































            NOKTALAMA İŞARETLERİ


Duygu ve düşünceleri daha açık ifade etmek, cümlenin yapısını ve duraklama noktalarını belirlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek üzere kullanılan özel işaretlere noktalama işaretleri denir. Noktalama işaretleri, anlamı aydınlatır, yanlış anlaşılmaların önüne geçer, okumayı kolaylaştırır.
1.NOKTA (.)

1. Bitmiş cümlelerin sonuna konur:

Bütün gün çalıştı.


Atatürk, en büyük komutandır.
2. Bazı kısaltmalardan sonra kullanılır:

Doç., Prof., Sn.
3. Kurum Kısaltmalarında nokta kullanılmaz:

PTT, TCDD, TBMM
4. Sıra bildiren yazılardan sonra kullanılır:

2. Sokak, II. Mehmed


5. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları ayırmak için nokta kullanılır.
21.07.2000, 11.8.1965, 29.10.1999...

6. Saat ve dakika arasına konur:

12.30 14.50
Tren, 09.15’te kalktı.
Dersler, 12.05’te sona eriyor. ...

7. Sırlama yaparken kullanılır.

1.İsim                                      a.
2.Zamir                                    b.
8. Kitap, dergi, gazete adları ve başlıklardan sonra nokta kullanılmaz.

Kardelen, The Times, Zafer

9. Büyük sayılarda üçlü grupların arasına nokta konur.
250.110.999, 110. 008.965 ...

10. Bibliyografik künyelerin sonuna nokta konur.
Atatürk, M. Kemal, Nutuk, Ankara 1937.

11. Matematikte çarpı işareti yerine kullanılır: 4.5=20

2. VİRGÜL (,)


1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime grupları arasına konur:
Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sıcak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. (H. Edip, Kalp Ağrısı)
Sessiz dereler, solgunağaçlar, sarı güller
Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller. (F. Nafiz)

2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için kullanılır:Umduk, bekledik, düşündük. Geldim, gördüm, yendim.
Fakat yol otomobillere yasak olduğundan o da herkes gibi tramvaya biner, kimse kendisine dikkat etmez.(F. Rıfkı Atay, Denizaşırı)

3. Cümlede özel olarak vurgulanması gereken ögelerden sonra konur:
Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. ( Atatürk)

4. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan ögeleri belirtmek için konur:
Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi, koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti. (Y. Kadri, Panoroma)

5. Cümle içinde ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için konur:
Şimdi, efendiler,müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım.
(Atatürk)
6. Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına konur:

Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam!            (Ahmet Haşim)

İkilemelerde kelimeler arasına herhangi bir işaret konmaz.

7. Tırnak içinde olmayan alıntı cümlelerden sonra konur:Datça’ya yarın gideceğim, dedi.

8. Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bildi­ren hayır, yok, yoo, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, baş üstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur: Peki, gideriz. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.
Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor.

9. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime gruplarıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek için kullanılır:
Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır.
                                                (Halit Ziya Uşaklıgil)
Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi.
                                          (Reşat Nuri Güntekin)

10. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:

Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Atatürk)
Sayın Başkan,
Sevgili kardeşim,

11. Yazışmalarda, başvurulan makamın adından sonra konur:
Selçuk Üniversitesi Rektörlüğüne,

12. Yazışmalarda, yer adlarını tarihlerden ayırmak için konur:
Konya, 25 Eylül 2000

13. Sayıların yazılışında, kesirleri ayırmak için konur: 38,6 (otuz sekiz tam onda altı).
Sayıların kesirli kısımları ayırmak için araya nokta işareti konmaz. Bu şekildeki sayılar usulüne göre okunmalıdır: 6,7 (altı onda yedi).

14. Bibliyografik künyelerde yazar, eser, basım evi vb. maddelerden sonra konur:
Atay, Falih Rıfkı, Tuna Kıyıları, Remzi Kitap Evi, İstanbul 1938.
Metin içinde ve, veya, yahut bağlaçlarından önce de sonra da virgül konmaz.
            3. NOKTALI VİRGÜL (;)

1. Öğeleri arasına virgül konmuş sıralı cümleleri ayırmak için:

At ölür,meydan kalır; yiğit ölür şan kalır.
2. Virgülle ayrılmış farklı cümleleri ayırmak için kullanılır:

Pazardan patates, domates, biber; elma, şeftali, üzüm aldım.
3. Aralarında anlamca, neden, sonuç, karşıtlık, pekiştirme, tamlama ilgisi bulunan iki cümle bir bağlaçla bir birine bağlanırken cümlenin başına noktalı virgül konulur.

Pikniğe git; ama erken gel.
Halis bir şiir fena okunabilir; lâkin sahte bir şiir iyi okunamaz.
Bir millet ordusunu kaybedebilir, bağımsızlığını da kaybedebilir; fakat dilini sakladıkça o millet yaşıyor demektir.

4. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için kullanılır.
Erkek çocuklara doğan, Tuğrul, Orhan, Aslan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca, Aybüke, Zeynep adı verilir.
4. İKİ NOKTA(:)

1. Kendisinden sonra örnek verilecek cümlenin sonuna iki nokta işareti konur.
Sözcükler sekize ayrılır: İsim, sıfat, zamir
İsim: varlıklara ad olan sözcüklerdir.
Başkasından aktarılan söz ya da konularda konuşma çizgisinden veya tırnak işaretinden önce kullanılır:
Yazar şöyle diyor: “----------“
2. İki noktadan sonraki açıklama bağımsız bir cümle ise büyük harfle başlar; tek tek sözcükler sıralanıyorsa küçük harfle başlar:

Öğretmen dedi ki: “Hemen sınıfa girin.”
İstenen belgeler şunlar: İkâmetgâh, fotoğraf, nüfus cüzdanı sureti...
3.Kendisinden sonra açıklama yapılacak cümlenin sonuna iki nokta işareti konur.
Kendimi takdim edeyim: Elektronik Mühendisi Ali Pınar.
4.Kütüphanecilik alanında yazar adı ile eser başlığı arasına iki nokta işareti konur.
Yahya Kemal Beyatlı: Kendi Gök Kubbemiz.
Mustafa İsen: Acıyı Bal Yylemek.

5.Ses biliminde uzun ünlüyü göstermek için iki nokta işareti kullanılır.
İ:cat, a:ile, ka:til, ta:bi,


5. ÜÇ NOKTA (...)

1.  Örnekler sıralanırken benzer, gibi anlamını vermek için kullanılır.

Bahçemizde, vişne, kiraz, elma ... ağaçları var.
Öyle özledim ki...

2. Alıntı yapılırken atlanan yerleri göstermek için kullanılır.
“....... İstemek başarmanın yarısıdır.”

3. Kaba sayılan veya söylenmek istenmeyen bölümlerin yerine üç nokta işareti kullanılır.
Arabacı b...’ya yaklaştığımızı söyledi.
M.....’da geçen günlerimi unutamam.
Çocuğu p... diye çağırdı.

4.Tamamlanmamış cümlelerin sonunda üç nokta işareti kullanılır.
Her sene yaz başında gelirdi, bu sene...

5. Sözün bir yerde kesilmesiyle ifadeye güç katmak için üç nokta işareti kullanılır.
“Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...”
“Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz!"

6.Ünlem ve seslendirmelerde anlatımı pekiştirmek için üç nokta işareti kullanılır.
Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar.
- Koca ali... Koca Ali, be!...

Not: Türk imlâsında iki nokta yan yana kullanılmaz.

6. KESME İŞARETİ(‘)

1. Özel adlara getirilen iyelik ve hal eklerini ayırmak için kullanılır.
Atatürk’üm, Kâzım Karabekir’i, ...
Doğu Karadeniz’in her yerini dolaştım.
2. Kısaltmalardan sonra

TRT’ye eleman alınacak.
TBMM’de yine kavga çıkmış.
2. Rakamlardan tarih ve saat bildiren sayılardan sonra

3’ü , 1935’te, 14.45’te telefon etti.
3. Bir harf ya da ekten sonra gelen ekleri ayırmada:

A’dan Z’ye inceledi.
“de” nin yapım eki olarak da kullanımları da vardır.

4.Yabancı özel adlardan sonra getirilen çokluk ve yapım ekleri kesme işareti ile ayrılır.
Honolulu’lu, Bordeaux’lu, Lille’li ...

5. N’etmek, n’eylemek gibi ifadelerde kullanılır.
N’oldu?, n’etsin?, n’apalım?...

6. Bir ek veya harften sonra gelen ekleri ayırmak için kullanılır.
A’dan z’ye kadar hepsini bilirim.

7. Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığı takdirde kesme işareti, yay ayraçtan sonra konur.
Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)’nin...


7. TIRNAK İŞARETİ (“)

1. Alıntıları göstermek için kullanılır.

Atatürk “Ne mutlu Türk’üm diyene!” vecizesini 29 Ekim 1933’te söylemiştir.

2. Özel olarak belirtilmek istenen sözler tırnak içine alınır.
Yeni bir “barış taarruzu” başladı.
3. Kitap, şiir adları yani başlıkları tırnak içine alınır.

Şairin “O Belde” isimli şiirini okudum.

8. SORU İŞARETİ(?)

Soru bildiren cümlelerden sonra kullanılır.

Oraya nasıl gidebilirim?
Ne zaman tükenecek bu yollar arabacı?
            1. Sözde soru cümlelerinden sonra kullanılır.

Bilmez olur muyum hiç?

2. Bilinmeyen yer,tarih vb. durumlar için kullanılır.
Karacaoğlan(1606?-1679)
Yunus emre ( 1240?-1320)


*Bazı cümlelerde soru edatı veya soru bildiren sözcük olduğu hâlde soru anlamı yoktur.
Alsam mı diye düşünüyorum.
Nasıl yaptığını bilmiyorum.


3. Bir bilginin şüpheyle karşılandığı durumlarda ayraç içinde soru işareti kullanılır.
Ankara’dan Erzurum’a 7,5 (?) saatte gitmiş.

4.Soru ifadesi taşıyan sıralı cümlelerde soru işareti en sona konur.
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı, hisar’dan mı, kavaklar’dan mı?
9. PARANTEZ ( )

1. Cümlede geçen bir sözcük ya da kavramla ilgili açıklamalar parantez içinde gösterilir.

Yazar bu eserinde(Çalıkuşu) çok başarılı.
2. Madde imlerinden sonra kapama parantezi olarak kullanılır. a)  b)  c)

3. Doğum ve ölüm tarihleri parantez içinde verilir. (1885-1950)

10. ÜNLEM (!)


1. Sevinç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümlelerin sonuna ünlem işareti konur.
Ne mutlu türküm diyene!
Hava, ne kadar da soğuk!

2. Seslenme hitap ve uyarı sözlerinden sonra ünlem işareti kullanılır.
Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir, ileri!
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!


3. Bir söze alay, küçümseme veya kinaye anlamı katmak için ayraç içinde ünlem işareti yazılır. Bu gibi durumlarda ünlem parantez içine alınır.(!)
Maşallah fidan gibi (!) Boyu var. (Kısa boylu birisi için)
Aklına (!) diyecek yok.
Bu işe hakkıyla (!) girmiş.
4. Cümlelerin sonlarında kullanılır.

Eyvah, aldandık!


11. EĞİK ÇİZGİ ( / )

1. Adres yazarken apt. Numarası ile daire numarası ve semt ile şehir arasına konur.
Altay sokağı, nu.:21 / 14 kurtuluş / ankara

2.Dilbilgisinde eklerin farklı şekillerini göstermek için kullanılır.
-a / -e, -dan / -den, -madan / -meden...


            11.KISA ÇİZGİ (-)

1. Satır sonuna sığmayan sözcüklerin hecelerini bölmek için kullanılır.
Bunları bana söylememeliydi.

2. Arasözleri belirtmek için kullanılır.

Toplantıya -nasıl olduysa- o da geldi.
Örnek olsun diye -örnek istemez ya- söylüyorum.
3.Birbiriyle ilişkili sözcük ya da sayılar arasına konur.

Çok-az, ince-kalın, Ağrı-Erzurum
09-10.30
4. Dilbilgisinde  ekleri ve kökleri birbirinden ayırmak için kullanılır.

sanat-çı, bak-ış, gel-di-m, kitap-çı-lık, göz-lük-çü-lük...
12.UZUN ÇİZGİ (—)


1.Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır. Buna, konuşma çizgisi de denir.
—Yoo, güvercinlerime dokunmayınız, dedi.

— Çalışmaya başladın mı?
— Evet

2. Konuşmalar tırnak içinde gösterilirse uzun çizgi kullanılmaz.
Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:
“Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?”
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi: Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!


13. TEK TIRNAK İŞARETİ ( ’ )

1. Tırnak içinde ve yeniden tırnağa alınması gereken bir sözü belirtmek için kullanılır.
Edebiyat öğretmeni :“Şiirler içinde ‘Han Duvarları’ gibisi var mı?” dedi.

2. Dil yazılarında verilen örneğin anlamını göstermek için kullanılır.
Göktürk Anıtları’nda budun, ‘millet’; sab, ‘söz’ demektir.


14. DENDEN İŞARETİ ( “ )

1.Alt alta gelen söz veya söz gruplarının tekrar yazılmasını önlemek için denden kullanılır.
Etken fiil
İşteş “



15. YAY AYRAÇ ( ( ) )

1. Cümlenin yapısıyla doğrudan doğruya ilgisi olmayan açıklamalar için kullanılır.
Yunus Emre (1240?-1320)’nin eserlerini okumakta fayda vardır.

2. Tiyatro eserlerinde oyuncuların hareketlerini açıklamak ve göstermek için kullanılır.
İhtiyar (yavaş yavaş kaymakama yaklaşır.)
Ne oluyor beyefendi?





NOKTA ÜZERİNE

Hiç noktanın yaşamınızdaki yerini düşündünüz mü?
Nokta düzensizliğin içinde ilk düzen elemanıdır. Yer belirler.  Nokta, görsel anlatımın temel ögelerinden biridir. Tek başına durgunluğu ifade eden nokta çoğaldıkça dinamizme, ritme ya da karmaşaya dönüşebilir. Noktalar yan yana geldiklerinde birbirleriyle ilişkiye girer. Yaşamda da böyle değil midir? “Bir elin nesi var, iki elin sesi var”, denmez mi? İnsanlar yan yana gelince yarattıkları dinamizmle olumluluk da yaşayabilirler, olumsuzluk da . Önemli olan o birlikteliğin dönüştürme amacının iyi ve güzel olmasıdır. İşte yaşamın hareketi noktaya vurulduğunda, kağıtta düzene dönüştürülmesidir. Yani yaşam bulmasıdır. Önemli olan da yaptıklarınızın ve yaşadıklarınızın arasında bir denge kurabilmektir.  Noktaya şimdi bir de sanat, bilim, yaşam açısından bakalım. Hiç düşünmüş müydünüz, evren içinde dünya noktadır. Uzakta uçan balon ya da bir uçak nokta görünümündedir. Ya da tam tersi uçaktan aşağıya baktığınızda, gördükleriniz noktadır. Durduğunuz yere bağlı olarak görmek. Noktalar yan yana gelince çizgi olur. Hani insanlar el ele tutuşup halay çektiklerinde ya da bedenden duvar oluşturduklarında olan. Noktalar yan yana, üstüste, çapraz konduğunda lekeler oluşur. Fotoğrafta gren, yaşamda dokusal görüntüler oluşturur. Görselliğin dışına kayalım. Bilime, yaşama bir bakalım: Suyun kaynama noktası, patlama noktası, birleşme, kesişme noktası vb. “Birleştiğimiz noktadan hareket ederiz”. “Noktayı koyacağın yeri bilmelisin.” Bu söz salt yazında mı geçer? Hayır, yaşamda da geçer. Bilirsen huzur, bilemezsen huzursuzluk başlar.  “....noktasından bakacak olursak” İşte burada da nokta önemli. Hiç yaşantınızda noktanın yerini düşündünüz mü?. Doğaya bakalım, canlı ya da cansızına, bitkilere ve hayvanlara, kelebeğe, çeşitli böceklere. Dış görünüşlerinde, büyüyen, küçülen, düzenli-düzensiz, renkli-renksiz benek ya da birimlerin oluşturduğu doku örnekleri. Evet, onlara özlerinin, tanımlarının dışında bakalım, biçimlerine, noktalarına. Haz duymakla. İnsanın yarattıklarına bakalım, doğadan esinlenerek. Kumaş desenlerine göz gezdirelim. Dolayısıyla beğenimize... Bizi yaşatan zevkimize.
 Resimsel anlatımda nokta; denge, hareketi durdurma ( nokta koyma ) için kullanılır. Yazıda cümleyi bitirmek için, konuşmada susmayı bilmek için. Nokta diğer görsel elemanlarla, örneğin çizgiyle, ilişkili kullanıldığında yeni anlatım olanakları verir; ofset baskıda, bilgisayar teknolojisinde, fotoğrafta... Hepsinde de nokta var. Baktık mı noktanın hayatımızdaki yerine... Noktaları büyütelim, küçültelim, seyrekleştirelim, sıklaştıralım, renklendirelim. Sanat Tarihine bakalım. Nokta nokta yapılan tablolara...
 Noktadan neler yapılabilir? Film yapılabilir Norman Mc Laren’in yaptığı gibi. Başka? Temel Tasarım dersimde yaptığım gibi... Bu yazdığım yazının biraz daha genişini öğrencilerime verdim. Önce ortak teknikle yani siyah-beyaz tekniğiyle noktasal bir düzenleme yapacaklardı. Daha sonrası önemli. Çünkü kişilikleri değerliydi, yaratıcılıkları, aktarımları-transferleri. Müziğini, Müzik Toplulukları Programının hazırlayacağı, Modern Dans Programındaki arkadaşlardan-öğrencilerimden “nokta” konusunda bir dans gösterisi hazırlamalarını istedim. Hem düşünüyordum kendilerini  nokta kabul edebilirler, örneğin patlama noktasında, suya atılan bir taşın sonucu sıçrayan tanecikler olabilirler diye  hem de ne yapacaklarını merak ediyordum. İnanılmaz bir şey oldu. Beni gördüklerinde, “biz birer noktayız” dediler. Hakikaten harika bir gösteri hazırlamışlar. Temel tasarımda edindiklerini kendi alanlarına, bedenlerine çok güzel aktarmışlar, noktaya can vermişlerdi.  Benim için eğitim, yöntem tabii ki doğru yöntemler ve öğrencinin kişiliğinden hareketle yaratıcılık sürecine dayalı olan bir olgudur. Bu nedenle seçilen malzeme, alan çok önemlidir. O, bir kişilik göstergesidir. Fotoğraf programındaki öğrenciler, nokta konusunu fotogramla yapacaklar, yani fotografi malzemesini kullanarak bir düzenleme gerçekleştirecekler. Bileşik Sanatlar Programındakiler, resim malzemelerini ve serbest malzeme kullanarak, İletişim Tasarımı öğrencileri de bilgisayarı kullanarak bir çalışma gerçekleştireceklerdi. Sanat yönetimini ise “nokta” konusunu tanımlamadan anlatmalıydılar. Daha önceleri başka öğrencilerime aynı şeyi “renk” ve “yaratıcılık” konu başlığı vererek yazdırmıştım. Yani yaratıcılığı bilimsel, ansiklopedik tanımlamadan anlatacaklardı. Kendilerini, yaratıcı süreçlerini, ütopyalarını, projelerini, anılarını, düşlerini... Böylece bir derste, bir alanda edinilenler, öğrenilenler, başka alanlara aktarılmış oluyordu. Bu, salt eğitim bazında, okulda, değil, yaşam düzeyinde de geçerliydi. Ayrıca daha da mı  farklı bakmak gerek? Parçadan bütüne gidilirken bütünden parçaya bakarak...
 Bir öğretmen arkadaşım ziyaretime gelmişti. Ona Temel Tasarım dersi için oluşturduğum, Grafik Tasarım dersimde de öğrencilerime gösterdiğim saydamları gösterdim. Öğrenci ve sanatçı örnekleri vardı. Resim, yontu, mimari ve fotoğraftan oluşan. Bak diyordum bu saydamlar  “nokta” başlığında, bunlar ”çizgi” başlığında, şunlar ”doku” , bunlar “zıtlık, ritm vs”. “Doğrusu” dedi, “etrafa hiç böyle bakmıyorum.” Ağaç dallarında yağmur tanecikleri nokta, dalları çizgi, yapraklar leke, gövde doku...
 Hiç, her gün geçtiğiniz yolda gördüklerinize, ya da gördüğünüzü sandıklarınıza, bir de farklı bir gözle bakmayı düşündünüz mü? Gördüklerinizin değeri nokta kadar mı?
                                           




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder